(AHMET) ŞIK OLMADI!

21 Eyl

(AHMET) ŞIK OLMADI!

Cumhuriyet’in yıkılmasıyla yetinilmiyor. Onu yeniden kurması beklenen yapıların da içi boşaltılıyor. CHP eksenli gelişmeler başta medya olmak üzere, sendikalar ve demokratik kitle örgütleri üzerindeki kurgularla bütünleştiriliyor.

Ahmet Şık pek çok kişi için yabancı olmayan bir ad! Yazdığı kitabın okurla buluşması beklenmeden derdest edilenlerden. Gazeteci Ahmet Şık cemaat kurgusu ve kumpasını yaşamış birisi. Bir sabah ansızın polisler eşliğinde götürülürken haykırışı gözümün önünden gitmiyor.

Bunu yaşamış bir gazetecinin yapmaması gereken bir haber yaptı. Şimdilerde yeniden yapılandırılan ve dönüştürülen Cumhuriyet’te çalışan Ahmet Şık soyadına uymayan bir işin altına imza attı. Başından benzeri bir kurgu geçen gazetecinin böyle bir tuzağa asla düşmemesi gerekirdi.

Gerektikçe eski defterleri karıştıranlar ayarttıkları gizli tanıklar aracılığıyla hedeflerini vurma alışkanlıklarını sürdürüyorlar. İlginç olan nokta son zamanlarda kamuoyunca yakından tanınan hemen her davadaki gizli tanık sıfatlıların defolu olmaları. Son örneği Emekli Jandarma Albay Hasan Atilla UĞUR yaşadı. Her asker gibi onun da Güneydoğu görevi var doğallıkla. Albay Uğur’un buna ek bir başka özelliği de İmralı’daki vatandaşı sorgulamış olmasıydı. Zaten itibarı olmayan bu vatandaşın son zamanlarda paylaşılan sorgu tutanakları üzerinden güç duruma düşmüş olması bölücü/etnikçi takımını telaşa düşürmüştü.

Güneydoğu görevi sırasında faili meçhul cinayetleri yönettiğine ilişkin suçlamalar da bundan. Öylesine eğreti ve dayanaksız ki bu suçlamalar Aydos kod adlı eski bir koyun hırsızından medet umulmuş.

Elbette, her sav ve zan sorgulanacaktır, sorgulanmalıdır! Aklı başında hiç kimse buna karşı durmaz.

Ama, tıpkı Ergenekon davasında olduğu gibi birilerine suç atma uğruna defolu insanların kullanılmasınadır karşı çıkış.

Diyelim ki, Yeni Cumhuriyet, yeni misyonu gereği böyle bir kurguyu öne çıkartma gereği duymuştur! Yeni Cumhuriyet’te çalışıyor olsa da daha bir kaç yıl önce kendi başından böylesi bir olumsuzluk geçmiş olan bir gazeteciye yakışmış mıdır bu haber ve özellikle de veriliş biçimi?

Olmadı (Ahmet) Şık olmadı!

Ne sana, ne de soyadına yakışmadı bu haber!

“İmamın Ordusu” diyen birisinin olarak “İmamın Ordusu”nun son marifetine karşı duyarlı olması gerekmez miydi?

Ceyhun BALCI, 21.09.2014

İKİ GÖRSEL, BİR YORUM!

18 Eyl

İKİ GÖRSEL
BİR YORUM

Konu okuma(ma) olunca yorumu da kısa tutmak gerek! Farkındaydım ama, yazmayı seven, çoğu zaman da uzatmaktan kaçın(a)mayan biri olarak canım sıkıldı!

Her iki harita her şeyi o kadar güzel anlatıyor ki; bir konuşmadıkları eksik!

KİTAP KÜRESEL

Resim – 1 : 12 Eylül 2014 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknoloji’den alıntılandı.

Emperyalizmi savaşarak, dişiyle tırnağıyla yenme şanına sahip Türkiyemiz okuma ve kitap konusunda kara(nlık) kuşakta!

Hemen altını çizmek gerekir ki; bu kara tablonun sorumlusu Cumhuriyet’i kuranlar değil! O paha biçilmez emanete hıyanet eden bizleriz!

İzmir’de yaşayan biri olarak bu karanlık tablodan bir teselli çıkarmadım desem yalan olur!

KİTAP ULUSAL

Resim – 2 : 12 Eylül 2014 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknoloji’den alıntılandı.

Her şeyin başı okuma!

Okumayan toplumun bilgilenmesi ve dolayısı ile de bilinçlenmesi olanaksız!

Sormayan, sorgulamayan insan kalabalıklarının (sözde) demokrasi deneyimini yaşayarak ediniyoruz!

Ceyhun BALCI, 18.09.2014

SAKIZ GÜNLÜĞÜ (2)

18 Eyl

SAKIZ GÜNLÜĞÜ (2)
Sakız’daki ikinci günümüze marinada merhaba diyoruz. Sakız, tarihi boyunca gerek insan gerekse doğa eliyle yaratılmış felaketler yaşamış bir ada. II. Dünya Savaşı da Sakız’a ayrımcılık yapmamış. Kıyıdaki gösterişsiz bronz anıtla bu savaştaki direniş anıtlaştırılmış.

IMG_1060
SAKIZ AĞACI
Bugün Sakız’da sakızın peşinde olacağız. Sakız ağacı ve onun değerli özsuyu adaya adını vermiş. Bu durum yalnızca Türkçe için geçerli olduğunu unutmamak gerekiyor.

IMG_1102 IMG_1103
Ekonomik değeri tartışılmaz olan bu ağaç adanın güneyinde yetişiyor. Pistacia lentiscus bitkinin Latince adı. Gövdesinde oluşturulan çiziklerden sızan reçinemsi, saydam sıvının toplanma mevsimine denk düşmekteydi adada bulunduğumuz günler. Bu nedenle şanslıyız.

SAKIZ AĞACI
Pistacia lentiscus insan boyunu biraz aşabilen bodur bir ağaç. Hatta, maki benzeri bir bitki olduğu bile söylenebilir. Çitlembik ve fıstık ağacının melezi. Reçine veren sakız ağaçlarının altı temiz tutuluyor. Damlayan sakız özü yerden toplanıyor. Adada bu işi bir kooperatif yürütüyor.
Bizim gibi adaya sakız hasadı döneminde giderseniz bu gizemli sıvının ağacın gövdesinde tomurcuklanmış haline tanıklık edebilirsiniz. Hatta, bir adım daha ileri gidip henüz sızmış küçük bir parçayı ağzınıza atıp çiğneyerek ham sakızın tadına bile bakabilirsiniz.
Osmanlı döneminde de önemsenen sakızın saraya taşındığı biliniyor.
Şekerlemeden reçele, sabundan kozmetiğe, rakıdan liköre sayısız ürüne tat ve değer katan sakız adanın Yunan krizinde kurtarılmış bölge olmasında önde gelen etken olmuş. Sakız reçinesinin tıp topluluğu tarafından da önemsendiğini ve bunun sonucu olarak saygın tıp dergilerinde peptik ülsere iyi geldiğine ilişkin makaleler yayımlandığını ekleyelim.
Sakız reçinesinin iyileştirici etkisinden eskil dönem hekimleri Hipokrat ve Galen’in de söz ettiği biliniyor.
Bu denli değerli bir ürünün adanın güneyine damga vurduğunu, tarım ve turizm gibi diğer etkinliklerin sakızın gerisinden geldiğini söylemek mümkün.

mastiha mastika ypovrihio_mastiha1
MESTA
Adanın güneyi sakız üretimin yanı sıra korunmuş ortaçağ köylerinin de kümelendiği bölge. Mesta bu köylerin en ünlüsü.
Mesta, türünün tek örneği olmamakla birlikte kalekent biçemi en korunmuş olanıdır denilebilir.

IMG_1190 IMG_1194 IMG_1198 IMG_1199 IMG_1203
Bitişik nizam yapılanmanın tarihten gelen bir gerekçesi var. Tahmin edilebileceği gibi kalekentler/kaleköyler korunma ve savunma gereksiniminin ürünleri.
Labirent biçimli sokakların bir yabancıyı şaşırtması kadar doğal bir durum olamaz. Özellikle, bitişik ve biri birine geçişi olanaklı kılan çatı yapılarının yukarıdan hareketi ve kaçışı olanaklı kıldığını belirtmekte yarar var. Damdan dama atlamak denince bunu yaparken düşüp ölen Lale Devri şairi Nedim’i anımsamadan olur mu?
Mesta Bizans döneminde XII. yüzyılda Cenevizliler tarafından yapılmış. Çan kulesi ve katedral köyün ana meydanını belirlemiş oluyor. Burada toplanmış olan kafe, bar ve lokantalar soluklanmak ve köyün ortaçağ havasını duyumsamak için uygun mekânlar.
Denememiş olsak da, Mesta’ya özgü bir başka lezzet de incirden yapılan ve ağır içicilerin tercihi olan Souma olarak bilinen yöresel rakı olduğunu öğreniyoruz.
Labirentsi dar sokakları, abbaraları ve bitişik yerleşimleriyle Mesta kaleköyü belleğimizdeki unutulmazlar listesindeki yerini almış oluyor.
Adanın iç kesimlerinde konuşlu ortaçağ köylerinin dışarıya açılan penceresi sayılan ticaret kapıları limanlar. Mesta’nın limanı Limenas. Sakız’ın güneybatısında. Ürünler buradan yüklenerek alıcılarına ulaştırılmış geçmişte! Elbette günümüzde de! Limenas, lokantalarıyla yeme-içme için de iyi bir seçenek sunuyor gezginlere. Başta deniz ürünleri olmak üzere yerel tatlar hızlı, güvenli ve de ucuz ederlerle sunuluyor konuklara.

IMG_1118IMG_1207

PİRGİ

IMG_1178
Pirgi Sakız’ın bir başka tanınmış ortaçağ köyü. Pirgi de bir Ceneviz köyü. Mesta’dan farkı kompakt bir kaleköy yapısı yansıtmamasında. Burada da savunma ve korunma öncelikli kaygı olmuş.
Mesta’daki ıssızlığın tersine Pirgi’deki canlılık ilgi çekici. Köy meydanı cıvıl cıvıl. Bir kahvehanenin önüne sıralanmış ihtiyar heyeti takılıyor objektifimize.

IMG_1144

Bakkalı, manavı hatta balcısıyla tipik bir köy meydanında olmanın ayrıcalığını yaşıyoruz Pirgi’de.

PASOK Pirgi belde binasını görüntülemeden geçemedik.

IMG_1145

Hemen meydanda yer alan eski Bizans Kilisesi (Aziz Apostol) kuytuda olduğu için gözden kaçabilirdi. Hemen karşısındaki Aziz Antoni kilisesi meydanı tamamlayan bir başka yapı olarak boy gösteriyordu.

IMG_1148 IMG_1150
Pirgi’ye gelmişken Kristof Kolomb’dan söz etmemek olmazdı. Ne ilgisi var diye mırıldandığınızı duyar gibiyiz. Kolomb’un adayı ziyaretinde konakladığı söylenen evi bulduk. Meydana uzakta olmayan arka sokaklardan birindeki evin önünde fotoğraf çektirmeyi unutmamak gerekirdi. Kristof Kolomb ününü borçlu olduğu Amerika seferlerinden epeyce önce 1475’de Sakız’ı ziyaret etmiş. İlk bakışta şaşırtıcı görünebilir Kolomb’un Sakız ziyareti. Ama, Ceneviz egemenliğindeki bir adaya Cenevizli birinin ziyareti tersine son derece olağan bir olgudur.

IMG_1157 IMG_1158 IMG_1159
Pirgi evlerinin balkonları kış hazırlıklarını yansıtıyor. Kurutulmuş sebzeler bizdekinden farklı bir görüntü oluşturmuyor. Domatesi de kurutuyor olmaları bizim çok da tanışık olduğumuz bir saklama yöntemi değil.

IMG_1142 IMG_1168
Pirgi’yi diğer ortaçağ köylerinden ayıran bir başka önemli özellik de yapıların dış cephelerindeki bezemeler. Asbest, çimento ve kum karışımının kat kat uygulaması sonrası kazımayla ortaya çıkartılan geometrik desenler Pirgi’ye özgü bir mimari biçem olarak tarihe geçmiş. Bezeme tekniğinin Ceneviz ve Bizans kökenleri üzerinde tartışılsa da yapılara Pirgi’ye özgün bir görünüm kazandırdığı konusunda kimsenin kuşkusu yok.

IMG_1153IMG_1122 IMG_1180
Adanın güney ucundaki Emporios Pirgi’ye liman işlevi görüyor. Bu şirin koy liman olmanın yanı sıra arzulayanlara deniz keyfi de sunuyor. Sahildeki aklı, karalı çakıl taşları dikkat çekici. Siyah renkliler lav taşları olarak biliniyor ve sanatçı ellerde sevimli nesnelere dönüşebiliyorlar.

IMG_1216 IMG_1217 IMG_1218 IMG_1220
Çok değil bir kaç saat önce Mesta’da yakalandığımız yağmurdan eser yok. Yazdan kalma bir günü Emporios’ta bitirmek gezinin iz bırakan anlarını yaşatmış oluyor.

KAMBOS

IMG_1071 IMG_1073 IMG_1075 IMG_1076
Kambos Yunancada ova demek. Sakız kent merkezinin güneyinde verimli bir tarım alanı. Narenciye üretimi sulak olduğunun göstergesi. İnsan boyunu aşan kırmızı Timiana taşlarından duvarlar toz, rüzgâr ve soğuktan korumasının yanı sıra meraklı gözlere engel olma işlevi de görmüş oluyor.

IMG_1225 IMG_1226 IMG_1246
Citrus Müzesi bu duvarların ardındakiler hakkında fikir edinmek için fırsat sunuyor. Dolaplı kuyulardan çekilen sularla yaşam bulan narenciye ürünü adanın önemli dışsatım varlıklarından olmuş. Geçmişte beygir gücüyle çalıştırılan dolaplarda günümüzde onların yerini elektrikli motorlar almış. Müzede adanın yanı sıra Kambos tarihine ilişkin izlenim edinmek de olası.
Sakız tarihi aynı zamanda güçlü ve varlıklı ailelerin egemenliği demek. Özellikle, Ceneviz kökenli varsıl ailelerle ilgili görsel bilgiler ilgi çekici. Sakız adasının dört anakaraya yayılan bir diasporaya kaynaklık ettiğini öğrenerek dağarcığımızı geliştirmiş oluyoruz. Bu diaspora güçlü ticaret ortaklıkları yaratmış dünyanın pek çok uzak köşesinde.

IMG_1240 IMG_1234 IMG_1229 IMG_1235
Müzede bir başka evrensel sözün kökenini öğreniyoruz.
İngilizcede tamam anlamında kullanılan OK’in Yunanca “Ola Kala” kökenli olduğunu keşfediyoruz. Her şey uygun anlamına gelen bu söz Sakız’dan dış ülkelere yapılan dışsatım ürünlerinin üzerine yazılıyormuş. Zamanla OK’e dönüşmüş. Bir başka bilgiye göre bu kısaltmayı Yunan öğretmenler öğrenci ödevlerini onaylama anlamında kullanmışlar. ABD’ye göçen Yunanlar ise evlerine çektikleri telgrafı kısa tutup ucuzlatmak için de başvurmuşlar bu kısaltmaya!
Narenciye reçellerine ilgi duyanlar için alış veriş olanağı olduğunu da ekleyelim.

Unutmamış olalım! Sakız Katliamı imgesi burada da ziyaretçilerin ilgisine sunulmuş!

IMG_1236
Türkiye’ye dönme zamanı yaklaşıyor. Daralan zamana karşı yarışla geçiyor son dakikalarımız.
Sakız’la bir başka sefere bir kez daha keşfetmek üzere vedalaşıyoruz.

İKİ AFORİZMA

17 Eyl

Slide1 Slide2

YORUMSUZ!

DÜNYA KUPASI

17 Eyl

BASKETBOL
2014 Basketbol Dünya Kupası geçen hafta sona erdi. Tadı, tuzu kalmamış bir spora dönüştü bu iş. Yol yorgunluğunun da etkisi vardı ama bu tatsız eğilimin de etkisiyle Sırbistan-ABD finalini izlemek gelmedi içimden. Doğru tercihte bulunduğumu ertesi günü anlamış oldum. Maç başa baş 5 dakika sürebilmiş! Sonrası bilindik sahneler. Olasılıkla iki taraf da bitse de gitsek demiştir.
Geçen şampiyona Türkiye’de yapılmıştı. Ev sahibi kontenjanından final oynamıştık. Bu durumun yaşamın olağan akışına uygun olmadığı sonraki yıllarda yaşadığımız hezimetlerle belgelenmişti.

indir
Bu kez İspanya bizim kadar şanslı değildi. Çeyrek finalden sonra tribüne çıktılar.
Oysa, çok değil birkaç şampiyona önce pek çok takım ABD ile başa baş oynayabilmekte ve hatta Arjantin’in yaptığı gibi onu yenebilmekteydi.
ABD’nin NBA ağırlıklı takım kurmasının da bu tablonun oluşumuna etkisi tartışılmazdır. Böylelikle, dünya kupası üzerinde hegemonya kurmakla kalmayan basketbolun mucitleri karşıtlarıyla alay edecek denli yükseklerde uçar oldular. Onlara zevk veren bu durumun izleyenler için hiç de hoş biri durum olmadığı kesindir.
Basketbolun iki karşıt kutbu sayılabilecek Avrupa ve ABD arasındaki uçurumun derinleştiği de su götürmez bir gerçektir. Böyle bir durumda iki seçenek kalıyor geriye! Ya ABD as takımla katılımdan vazgeçirilmeli! Ya da, turnuvanın şampiyonu ABD ile final ötesi maçı oynamalı.
Türkiye İspanya’ya “Wild Card” kontenjanından gitti. Turnuvaya katılım için gerekli başarımı gösteremeyen kimi ülkelere basketbolda olduğu gibi para karşılığı tanınan bir katılım hakkı anlamına geliyor bu düzenek. Buna karşılık Türkiye konumuyla orantısız başarı kazandı denilebilir. Neredeyse beklenmezken çeyrek final görmüş olmak bunun kanıtı.
Tarihte bu yolla şampiyonalara katılma hakkı elde etmiş takım ya da sporcuların beklenmedik başarılarına tanık olunmuş. İspanya’da ABD’nin karşısına çıkan kim olursa olsun darmadağın ettiği düşünüldüğünde; para karşılığı turnuvaya kabul edilen Türkiye’nin ABD karşısında ilk yarıyı önde kapatmış olması da not edilmeye değer bir başka ayrıntıdır.

Parantezi Sırbistan’la kapatalım! Bu ülke miniği eski Yugoslavya’nın çekirdek ülkesi. Parçalanıp da ondan 7 post çıkartılmış olmasına karşın basketbol ülkesi unvanını yitirmedi. Onlara alkışı da unutmamak gerek.
ABD’nin geri kalanlar karşısındaki başarısını iki sözcükle tanımlamak gerekirse; “çabukluk” ve “atletizm” ilk akla gelenlerdir.
Hem dünyada hem de ülkemizde futbolun içine battığı kirlilik basketbol için de geçerlidir. Sportif görünümün yanı sıra yönetsel durumun da düzeltilmesi gerekiyor. Hem de ivedilikle!

images

MEDYADA DÖNÜŞÜM

16 Eyl

MEDYA HALLERİ
Yandaşı, candaşı, havuzlusu derken Türkiye’de medya yerlerde sürünen bir nesneye dönüştürülmüştü. Bu olumsuz gidişten bir zamanların muhalif medyasının da payına düşeni alması kaçınılmazdı.

Türkiye homojenize ediliyor!

Ana muhalefet olmasının yanı sıra Cumhuriyet’i kuran partide yaşananlar başlı başına ders içeriyor. Cumhuriyet’i onu kuran partiye yıktırmaya kararlı olanlar, ona benzer bir medya yaratma konusunda da planlı, programlı bir süree yön verme çabası içindeler. Atatürk’e sövgüsüyle tanınan Bekaroğlu’nun delegeye rağmen cinsiyet kotası yoluyla parti vitrinine yerleştirilmesi ibretlik bir gelişmedir.

cumhuriyet-okuyucularindan-fetullah-tepkisi-h1410785823

CHP’deki sonbahar temizliği vitrinde tek ulusalcı bırakılmamacasına tamamlanmış görünüyor.

Cumhuriyet ve Yurt gazeteleri ile Halk TV’deki dönüşümü bu gelişmelerden soyutlamak olanaklı görünmüyor.

Cumhuriyet’te İlhan Selçuk’un ölümüyle birlikte başlayan süreç bugünlerde tamama erme noktasına erişmiş durumda. AKP’leşen CHP için böylesi bir medya örgütlenmesi olmazsa olmaz bir gereklilik.

Cumhuriyet’te yaşananlar 20 yıl öncenin yinelenmesi gibi görünüyor. Aradaki fark 20 yıl önceki tepkinin verilmemiş olmasında odaklanıyor. Doksanlı yıllarda gerçekleşen Cumhuriyet işgali okurun çabuk ve ödünsüz tepkisiyle çok uzamadan sonlandırılmıştı. Bugün, o günlerin işgalcileri bir kez daha iş başında. Hem de Cumhuriyetçi kalemler olarak tanınan Balbay ve Arcayürek’in de olurlarıyla. Cumhuriyetçiliği kuşkulu İbrahim Yıldız operasyon yol aldıktan sonra gazete dışına itilivermiş durumda. Sırada başkalarının olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyor.

Cumhuriyet’te olup bitenler, gazetenin isim babası Atatürk’ün, kurucusu Yunus Nadi ve oğlu Nadir Nadi’nin ve elbette İlhan Selçuk’un kemiklerini sızlatıyor.

CUMOK’un bu gelişmelere yönelik tepkisi geç de olsa olumlu bir gelişme.

Gazetenin adından başka hiç bir şeyi Cumhuriyet’le ilintili değildir artık. Dersimli Kemal önderliğindeki Y CHP’nin operasyon üssüne dönüştürülmüştür.

Yurt gazetesi de yandaşlıkta başarılı bulunmayan Derya Sazak güdümüne sokulmuş durumda. Düzmece davaların kurbanı Merdan Yanardağ’dan çoktan vazgeçilmiştir. Yurt’ta da sonbahar temizliği başlamış ve Y CHP’ye destekte kusur etmemek için gereken her şey yapılmış ve yapılmaktadır. Yandaş yoğunluğunun bunaltıcı olduğu medyada Yurt ışığı söndürülmüştür.

indir (1)

Gezi sürecinde yıldız gibi parlayan Halk TV bu kez Nihat Genç ve Hulki Cevizoğlu kıyımıyla üstlendiği misyonu ortaya koymuştur. Hakan Aygün yönetimindeki Halk TV bundan böyle dikensiz gül bahçesi tasarımının sadık bekçisi olmayı üstlenmiş gibi gözükmektedir.

indir (2)

Şimdilik manşetleri ve haberleriyle bu akıma katkı veren Sözcü’nün tüm varlığıyla bu akıma katılması yazar yapısı göz önüne alındığında pek olası görünmemektedir. Böylesi bir çılgınlığa yeltenmeleri durumunda yok olmaya adım atacaklarının umarız farkındadırlar deyip sözü uzatmıyoruz!

Türkiye uzun yıllardan sonra Küçük Amerika olma yolundadır. Partileriyle, medyasıyla benzeşik bir yapı bu hedefe yönelmiş durumdadır.

Dinci gericilik ve etnikçi ayrılıkçılık doğrultusunda hedefe emin adımlarla yürüyenler işi şansa bırakma niyetinde değillerdir.

Çoktandır MHP’de kendisini gösteren, şimdilerde CHP’yi pençesine almı olan bu akımın medya ayağında yaşananlar dikkatten kaçmamalı!

Ceyhun BALCI, 16.09.2014

SAKIZ GÜNLÜĞÜ (1)

16 Eyl

SAKIZ GÜNLÜĞÜ(1)

Kapı komşuluğuna gidiş kolaylığı eklenince Sakız’a bir kez daha gitmek ve bir kez daha yazmak kaçınılmaz oldu. Geçen sefer direksiyon sallayarak keşfetmiştik Sakız’ı! Bu kez derinleşme fırsatı buluyoruz.

IMG_0849

KASTRO (KALE)

Gümrükten geçer geçmez Sakız sokaklarına vuruyoruz. Kale ya da Sakız’daki adıyla Kastro iyi bir başlangıç noktası. Kastro, pek çok benzerinin tersine düzlük kalesi. Bir yanı denizle diğer yanı limanla komşu kale varlığını X. yüzyıldaki Bizans egemenliğine borçlu. Bugün de ayakta olan surlar pek çok değişikliğe uğramış. Ceneviz ve Türk izleri belirgin.

IMG_0853 IMG_0855 IMG_0858 IMG_0862

Cenevizli Jüstinyani, kaleyi operasyon üssü olarak kullanırken, Katolik Piskoposu ile Yunan asilleri de kale içinde yaşamışlar. Osmanlı döneminde ise kale Müslüman ve Yahudi mekânı olmuş. Geri kalanlar surların dışında yaşamış.

Ana giriş olan Büyük Kapı (Porta Maggiore) adından da anlaşılacağı gibi İtalyan etkisini yansıtıyor. Kapıdaki alınlığın üzerindeki Venedik yazısı silinmeye çalışılmışsa da dikkatle bakıldığında varlığını sürdürüyor.

Kale 1822’deki Yunan ayaklanması sonrasında zindana dönüştürülmüş. Başkaldıranlar burada tutulmuş, cezalandırılmış. Ayaklanmada Yunan önder Kanaris tarafından öldürülen Kaptan Ali Paşa’nın yanı sıra önde gelen Türkler buraya gömülmüş.

P1130391 P1130393

Kale içindeki bir başka Osmanlı eseri olan Türk Hamamı da restore edilmiş. Yarım daire biçimli pencere tonozları ve adaya özgü kırmızı renkli Timiana taşları Sakız biçeminin ayırt edici özellikler olarak öne çıkıyor.

IMG_0876 IMG_0875

Batrakis Camisi’nin yanı sıra Aya Georgios kilisesi Kastro’da rastladığımız diğer önemli yapılar. Bu kilise önce Bizans sonra Ceneviz etkisi altında kalmış. Osmanlı döneminde camileşmesi elbette şaşırtıcı değil. Osmanlı mezar taşlarının bulunduğu meydana dikkatle bakıldığında burada bir zamanlar şadırvan bulunduğunu anlamak zor değil.

P1130342 P1130341 IMG_0869

SAKIZ KENTİ

Büyük Kapı’dan çıkınca belediye binasının biraz ötesinde kentin ana meydanı Voukaiu’da buluyoruz kendimizi. Parkla bütünleşmiş meydanın deniz tarafında şık bir çeşme neoklasik biçemiyle boy gösteriyor.

P1130396 P1130398

Deniz tarafına ilerleyince Mecidiye ya da diğer adıyla Yalı Camisi’nin avlusuna giriyoruz. Bugünün Bizans Müzesi’ndeyiz. Geçen sefer görmediğimiz minarenin restorasyon çalışması kapsamında epeyce yükselmiş olduğunu fark ediyoruz. Müzenin girişini De Lacroixe’nın Sakız Katliamı eserinin kötü bir imitasyonu süslüyor. 1822’deki Yunan isyanının kanlı şekilde bastırılması Yunan tarafında katliam algısı yaratıyor. Adanın pek çok noktasında bu imgeyle karşılaşacağız.

IMG_0910 IMG_0911 IMG_0916

Güneye doğru ilerlerken kendi halinde bir çeşme dikkatimizi çekiyor. Neptün/Poseydon sembolü merakımızı katlıyor. Yosun kaplı yazıları sökmeye çalışırken esnaf yardımımıza koşuyor. Adanın su altyapısını gerçekleştiren kişinin anısına dikilmiş olduğunu öğreniyoruz. Kenti suyla buluşturanın anısına çeşme yapılmış olması ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ancak, unutulmamalı ki, burası bir ada ve adalar ayrıcalıklar bir yana bırakıldığında hemen her zaman su yoksulu coğrafyalardır.

IMG_0949 IMG_0950

Biraz ileride neoklasik cephesiyle lise binası ve karşısında Aziz Muzaffer Katedrali göz atmaya değer diğer yapılar. Katedralin bahçe zeminindeki Rodos işi siyah/beyaz taşlı özgün işlemeler fotoğraflanmayı hak ediyor. Fotoğraf çekmenin yasak olduğu katedralin içine göz atmayı unutmamalı.

IMG_0917 IMG_0922 IMG_0923 IMG_0924 IMG_0927 IMG_0928 IMG_0933 IMG_0936

Hemen komşuluğundaki Korais Kütüphanesi tarihsel geçmişiyle önem taşıyan bir yapı. Bergama ve İskenderiye’den sonra Akdeniz’in en büyük üçüncüsüymüş bir zamanlar. Kütüphanede akşam gerçekleştirilecek olan şairler buluşması için davet alıyoruz. Umarız katılırız diyerek kordona çıkmadan önce ara sokaklardaki pastane ve reçelcileri ziyaret etmeyi ihmal etmiyoruz.

Sakız kordonu öğle sıcağında bile oldukça hareketli. Türkler adayı bir kez daha fethetmiş gibi. Bu kadar kalabalık turizm heveslisi olduğu söylenemeyecek Sakız’a çok da yakışmıyor.

Otobüsle kuzeye, yeldeğirmenleri bölgesine yol alırken köşedeki Malik Paşa Çeşmesi’ni selâmlamayı unutmuyoruz. Deniz kıyısındaki gösterişsiz lokanta fondaki yeldeğirmenleriyle birlikte hoş bir görüntü sunuyor. Alçakgönüllü görünümün tersine lezzetler oldukça iddialı. Yerel yemekler ve biralar tadılmalı. Özgün sofra şarabı unutulmamalı.

IMG_0952 IMG_0953

NEA MONİ (YENİ MANASTIR)

Günün ikinci yarısında batıya doğru havalanıyoruz. Benzetmede hata yok! Ayaklarımız yerden kesilmeden yükseliyoruz. Dönüşte daha iyi görülebilir ama arada dönüp arkaya bakmakta yarar var. Anadolu kıyılarının fon olduğu Sakız kent merkezi manzarası oldukça büyüleyici.

IMG_0998 IMG_1001 IMG_1003 IMG_1008

Yeni Manastır (Nea Moni) ilk durağımız. Batı-doğu doğrultusunun tam ortasında, merkeze 15 km uzaklıkta çok önemli bir dinsel yerleşkedeyiz. Manastır 3 Sakızlı münzevi Nikitas, İoannis ve Josef’e mekan olmuş. Üç münzevinin sürgündeki imparator Konstantin Monomahos’un tahtına kavuşacağı kehaneti Nea Moni’yle ödüllendirilmeleri sonucunu doğurmuş. Örneğine yalnızca Sakız ve Kıbrıs’ta rastlanan sekizgen mimari Nea Moni için ayırt edici. 15.5 metrelik kubbesi İsa’nın göğe yükselişini simgeliyor.

IMG_1007 IMG_1011 IMG_1013 IMG_1018

Manastırın içindeki ikonaların her biri önemli dinsel olayları betimliyor.

İlginç bir rastlantıyla manastırdaki papazın tahta tokmakla yaptığı ritmik çağrıya tanık oluyoruz. İzleyen çan sesleri oldukça irkiltici! Böylelikle ortodoks dünyasında çan kullanımının çok sonraları söz konusu olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Keşke öyle kalsaymış demekten alamıyoruz kendimizi.

IMG_1034 IMG_1036

Girişteki şapeldeki camlı dolapta sergilenen kuru kafalar ve kemikler bir kez daha Sakız katliamını anımsatma görevini yerine getirmiş oluyor.

Batıya yolculuğumuz sürüyor. Kıvrım kıvrım dönemeçli yollardan ilerleyerek Avgonima’yı geride bırakıyoruz.

ANAVATOS

IMG_0965

Anavatos’dayız! Sözcük anlamı olan “erişilmez”le uyumlu terk edilmiş bir köydeyiz. Sarp granit kayalıkların üzerinde yükseldiği dönemde erişilmezlik önde gelen gereklilikmiş. Anavatos’u Nea Moni’nin yapımı için gelen Bizanslı ormancıların kurduğu yaygın söylenti. Anavatos daha çok güneyde konuşlu ortaçağ köylerinin merkezdeki örneği.

IMG_0985 IMG_0984 IMG_0969 IMG_0968

Tarih biraz da efsane demek! 1822’deki Yunan ayaklanmasının yenilgiyle sonuçlanması sonrasında 400 haneli köyün teslim olmaktansa uçuruma atladığı söylencesi fazlasıyla ilgi çekici. Günümüzde Anavatos’ta bir kaç hanede yaşam var. Bir de gezginlere hizmet veren günübirlikçi çalışanları unutmamak gerek.

IMG_0987 IMG_0988

Anavatos’u orta Sakız’daki kartal yuvası olarak betimlemek hiç de abartı olmaz.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 62 takipçiye katılın