SPORTİF FELAKET

23 Eki

SPORTİF FELAKET

imparator1
Freni patlamış kamyon örneği yokuş aşağı giden sportif felaketimizin önüne geçebilene aşk olsun! Aslına bakarsanız sporu ne için yaptığınızla da ilgili bu konudaki hissiyatınız. Kitle sporu ve dolayısı ile sağlıklı bir toplum yaratmaktan çok vitrine ve sonuca odaklı olunca düş kırıklıkları derinleşmiş oluyor.
Sporumuz felaket yaşıyor da ekonomimiz, bilimimiz, siyasetimiz ya da bir başka alanımız göklerde mi geziyor?
Bileşik kaplar kuramı gereğince hemen her alan diğerinden etkileniyor, biri diğerine benzer oluyor!
Pekiyi! Neden spordaki ve özellikle futboldaki felaketler daha fazla iz bırakıp, yaralayıcı oluyor?
Ekonomide tozpembe manzara yaratıp, pisliği halının altına süpürmek olanaklı. Kriz çıkınca da Anayasa kitapçığını fırlattı da oldu deyince inanan olduğu sürece işiniz kolay!
Siyasette orta yere konan sandık ve o sandığın belirlediği yüce milli irade her türlü ayıbı silmeye yetip de artabiliyor.
Bilim en zahmetsiz ortam! İçindekilerin bile bir bölümü durumun farkında değil!
Spor en acımasız alan! Balıkçı İzlanda gözünüzün yaşına bakmayabiliyor! Buzdolabı görünümlü Çekler golleri sıralayıp geçiyorlar. Beceriksiz Letonya bile palto attırabiliyor koca imparatora!
Bunca olaydan sonra basit bir oyun olan futbolun genellikle kazananı olan Almanya’ya ve Alman takımlarıyla yaşadıklarımıza şaşırmamak gerekiyor.
Bu felaket tablosundaki tek tesellimiz yalnız olmayışımızdır!
Bakınız kendi sahalarında yedilenen Brezilya’ya, Roma’ya! Real Madrid’e karşı direnemeyen efsane Liverpool’a!
Ceyhun BALCI, 23.10.2014

ULUSALCIYIM, MİLLİCİYİM

19 Eki

“ULUSALCIYIM, MİLLİCİYİM!”

umit-kocasakal-yeniden-baro-baskani-4888122

Barolar yeni yöneticilerini seçmekteler. Hepsinin arasında İstanbul Barosu özel öneme sahip. Otuz bini aşkın üyesiyle küresel ölçekte büyüklüğe sahip!

Ümit KOCASAKAL, en yakın karşıtına 11 binden fazla oy farkı yaparak, seçime katılanların % 65’inin desteğiyle bir kez daha baro başkanı seçildi.

Yazının başlığını oluşturan ifadeler ona ait! Dünkü genel kurulda söylendi!

Hiç kuşkusuz Ümit Kocasakal başlı başına karizmatik ve etkili bir kişilik. Ama, hukukun üstünlüğünü savunmasının yanı sıra “ulusalcı, millici” birisi. Türkiye’de bugün en çok gereksinim duyulan niteliktir ulusalcılık, millicilik! Bu niteliği ile hukukun üstünlüğü söyleminin ardında dimdik durdu! Artık, faşizme adım attığı tartışılan Türkiye’de hksızlığa uğrayan herkesin yanında olabildi Kocasakal! Ergenekon’da, Balyoz’da gözüpek duruşuyla belleklere kazınırken, yeri gelince Diyarbakır’da olmaktan kaçınmadı!

İstanbul Barosu’nda ona verilen destek kişiliğinin yanı sıra izlediği çizgiyedir.

Pek çok ortamda bu gibi açıklamaların siyaset yapmakla özdeşleştirildiğine tanık oluyoruz. Oysa, bir vatandaşın, hele hele aynı zamanda bir kamu kurumu olan meslek örgütü yöneticiliğine talip birinin millici olmasından doğal bir şey olabilir mi? Komünüst de olsa, liberal de ve hatta dindar da millici olmadan olunabilir mi?

Sözü eğip, bükmeyen seçim ortamında orta yolculuğa sapmayan Kocasakal yalnızca kendi bulunduğu ortama değil Türkiye siyasetine de yol göstermiş oldu bu sözleriyle.

Halkın desteğini almak için başkalarına benzemeyi çıkar yol sayan siyasetçilerin Kocasakal’dan öğrenecekleri var!

Kocasakal’ın yeniden seçilmesi günün hatta son zamanların en güzel haberlerinden biridir!

Ceyhun BALCI, 20.10.2014

KOBANİ YA DA COMPANY

18 Eki

KOBANİ ya da COMPANY

01karikatur

Aydınlık, 18.10.2014

Kobani diyerek direniş, devrim palavraları sıkıldı! Yetmedi, insanlar sokağa döküldü!

Kan akıtıldı!

Pekiyi! Kobane ne demek?

Bağlantıdaki yazı ayrıntısını veriyor! Ama, kısaca company’den köken aldığını söyleyelim! Company İngilizce’de şirket demek! Bağdat demiryolu yapılırken, bu işte çalışanlar Ayn El Arap’a yerleşmişler. Yerleşimciler yerel ağızla Kobani ya da Kombani demişler yerleştikleri yere!

Karikatür bugünün Kobani yerleşiminin/söyleminin kimin ve neyin aleti olduğunu fazla söze gerek bırakmaksızın anlatıyor!

Ceyhun BALCI, 18.10.2014

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/mehmet-yuva/54209-mehmet-yuva-sam-babanin-kobane-yorumu.html

BALKANİZASYON

18 Eki

BALKANİZASYON

HARABATİDE BAYRAKLAR

Geçen hafta Belgrad’da oynanan Sırbistan-Arnavutluk futbol maçı ikinci yarısı oynanamadan yarıda kaldı. Görünürdeki neden Arnavut bayrağının uzaktan kumandalı bir hava aracı ile stada indirilmesiydi. Görünmeyen neden konuşulmadı bile! İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı omuz omuza olmuş milliyetler Tito önderliğinde Yugoslavya’yı kurmuşlardı. Faşizme karşı dirençle yoğurulmuş bu milletleşme olgusu yarım yüzyıla yakın bir süre ayakta kaldı. Başarılı da oldu! Yıkılmak istenmesi başarısının önde gelen kanıtıydı. Sovyetlerin yıkılışı Yugoslavya gerçeğinin de başına sarılan bir bela oldu.

Emperyalist girişim içbirlikçilerini bulunca Yugoslavya’ya kanlı veda gecikmedi! Yugoslavya’dan şimdilik 7 post çıkartıldı. Ana unsur Sırbistan özellikle cezalandırıldı. Denizle bağlantısı kesilerek karaya hapsedildi.

Millet olmayı değil de milliyet olmayı seçenler son olarak Kosova’nın kopartılması karşısında çaresiz kaldılar. Ne var bunda diyeceklere anımsatmış olmayı görev sayarım! Kosova sözde bağımsız olduğu gün sokaklara dökülen insanlar ellerinde ABD, İngiliz ve AB bayrakları taşımaktaydılar. Kosova’nın bağımsızlığından çok Sırbistan’ın küçültülmesi, Yugoslavya’nın izlerinin silinmesiydi bu gelişmeyle amaçlanan!

Hafta içindeki maça yansıyan Arnavut-Sırp gerilimini bu eksenden ayrık olarak ele almamak gerekir.

İki yıl önceki Makedonya gezimizde Tetovo (Kalkandelen)’daki tekkede çekmiş olduğumuz bir fotoğraf çok anlamlıydı. Bektaşi tekkesi geçmişinden kopartılmış, yobaz ellere teslim olmuştu. Tekkede dalgalanan Arnavut ve ABD bayraklarıysa oynanan oyunu haykırır gibi dalgalanmaktaydılar.

Bir kez milliyetlere ve etnisitelere bölünmeye başladığınızda nerede durulacağını kestirmeniz neredeyse olanaksızdır!

Yazının başında Yugoslavya’nın (şimdilik) yediye bölündüğünü özellikle yazmıştım! Başka milliyetler ya da etnisiteler yok mu sanıyorsunuz ergime potası sayılabilecek Balkan coğrafyasında?

Zalime karşı birlik ve dirlik içinde durabilmiş Balkan halklarının milliyet ve etnisite temelli oyun karşısında darmadağın olması üzücü bir durum!

Bir futbol maçının yarıda kalmış olması düşündürmeli! Düşünürken, geçmiş irdelenmeli, irdelenirken de tarih özümsenmeli!

Yugoslavya, Balkanizasyona yenilmemeliydi!

Ceyhun Balcı, 18.10.2014

16 EKİM

16 Eki

DÜNYA GIDA GÜNÜ

dunyagida1

Dünya Gıda Günü’nde açlığı mı konuşmalı? Yoksa, kötü beslenmeyi mi?

Açlığın yanında kötü beslenmenin sözü mü olur diyecekler çıkacaktır!

Ama, bulaşıcı olmayan hastalıkların önemli nedenlerinden birisi kötü beslenmeyse işin bu yanı önemsenmelidir!

Tanınmış nüfus bilimci Thomas Malthus’un ünlü saptamasıdır! “İnsanların sayısı geometrik olarak büyürken besin niceliği aritmetik bir artış göstermektedir.”

Bu sözü rehber edinenler, insanlığı doyurmak adına hemen her türlü yanlışlığı gözden kaçırma hüneri göstermişlerdir. Çiftçilik ve hayvancılık bu insani zorunluluğa sığınılarak yozlaştırılmıştır.

Çocuk yaşlarına inen şişmanlık sorunu, genç yaşlarda sıradanlaşan diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları düşündürmeli. Bu haliyle, kötü beslenme açlık kadar önde gelen bir sağlıksızlık nedenidir.

Kötü beslenmeyle hastalandırılmış hayvanların sağlıkısz ürünleri, katkı maddeleriyle, tuz ve şeker eklemeleriyle besin olmaktan çıkartılmış zehire eşdeğer besin görünümlülere karşı uyanık olunmalı!

Sözü uzatmayıp pek çok kişiye aykırı gelebilecek önerilerimi sıralamakta yarar görüyorum!

• Öncelikle, süpermarkete gitme alışkanlığınıza son verin! Böylelikle, hem kesenizi hem de sağlığınızı korumada önemli bir adım atmış olacağınızdan kuşku duymayın!
• Geleneksel çiftçilik ve hayvancılık ürünlerine ilgi gösterin! Bulabilirseniz sokak sütçüsünden alın sütünüzü! Pek çok markadan daha az zararlı olacağından emin olun!
• Mahalle bakkalından ya da mandırasından alış verişin çok daha sağlıklı olduğunu aklınızdan çıkartmayın!
Sağlıklı beslenmenin hekimler başta olmak üzere pek çok toplum kesiminin önde gelen duyarlılık konusu olması gereği açıktır.

Oluşan ve gelişen hastalık süreçlerine yönelik karmaşık tedaviler yerine kötü beslenmenin önüne geçmenin çok daha akılcı ve masrafsız olduğu unutulmamalıdır!

16 Ekim hiç olmazsa bu kez bilinçlenmenin ilk günü olsun!

Ceyhun BALCI, 16.10.2014

FUTBOLUN GÖZYAŞLARI

13 Eki

FUTBOLUN GÖZYAŞLARI

endustriyel-futbol

Avrupa Şampiyonası Elemeleri’ne kötü başlangıç yapan ulusal takımımız ikide sıfır çekti. Her an konuşmamız gerekenleri bu başarısızlıktan sonra konuşmayı akıl eder olduk. Başarısızlık sarmalına düşmeden sorgulamayı akıl edemiyoruz.

Geçen transfer döneminde dünya ölçeğinde 3.3 milyar Avro’luk futbolcu transferi gerçekleşmiş. Bunun % 66’sını Avrupa’nın 5 büyükleri harcamış. İngiltere-Fransa-İtalya-Almanya-İspanya! İspanya harcadığı 252 milyon dolara karşılık futbolcu dışsatımından 500 milyon dolara yakın girdi sağlamış. Bu pazarın en savurgan ülkesi 885 milyon dolarla İngiltere olmuş.

Türkiye, futbol ekonomisi sıralamasında genel ekonomik büyüklüğüyle uyumlu bir şekilde ilk 20’de yer almış. Doğal olarak büyük ölçüde alıcıyız. Dışarıda oynayan futbolcularımızı bir çırpıda sayabiliriz belki.Ama, futbolcu dışalımı yaptığımız ülkeleri sıralamaya kalksak pek çoğunu aklımıza dahi getiremeyiz.

Benim kuşağım şerefli yenilgiler, onurlu beraberliklerle avundu durdu ilk gençlik yıllarında! Sekiz sıfırlık yenilgilere canlı yayınlarda tanık olmuşluğumuz var!

Türkiye’de şirket hisseleri borsada işlem gören 4 büyük kulübün yıllık toplam geliri 150-200 milyon USD dolaylarında.

Artık, endüstriye dönüştüğü ve profesyonelliği tartışılmaz olan kulüplerimizin bu anlayışla uyumlu bir şekilde yönetildiğini söylemek güç!

2013’ten sonrasına ayrı bir parantez açmak gerekiyor!

Gezi olayları futbol başta olmak üzere spor yandaşlarının ön aldığı bir süreç oldu. Her ne kadar bu durum soğumuş gibi görünse de yönetenler yandaşlardan korkmayı sürdürüyorlar.

Basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası maçının salonunu sır gibi saklayan, biletleri yandaş kalabalıklara aktarıp tüketen anlayış işin ciddiyetinin farkında!

Futbol endüstrisine asıl darbe PassoLig yoluyla vuruldu. Ön fişleme sayılacak bu girişim çok geçmeden etkisini gösterdi. Stadyumlar boşaldı! Buna karşılık stadyum şiddeti nedeniyle takımlara verilen cezalarda belirgin bir düşüş gözlenmiyor.

Yalnızca ligler mi? Cuma akşamki Çek milli maçında da tribünler boştu.

İzleyicisiz futbol endüstrisi olamayacağı son derece açık!

Bu yıl süper ligdeki 18 takımdan yalnızca 6’sı forma reklamı alabildi. Hazır gelirden yoksun olan kulüpler bir de izleyicisizlik darbesiyle krize doğru tam yol ilerlemekteler.

Aynı sorun ulusal takım için de geçerli. Bir kaç yıl önceki iştahlarını yitirmiş görünen destekçilerin geri çekilme dönemine girdikleri söyleniyor.

Rantın olduğu her yerde aslan payı benim olmalı diyen iktidar bu kez baltayı taşa vurmuş görünüyor. Başarısızlık-ilgisizlik ikilisi futbolu karmaşaya sürüklüyor.

Brezilya gibi bir futbol devinin kendi izleyicisi önünde yedi gollü yenilgi almış olması bu alanda her şeyin olabileceğinin güncel göstergesidir. Bu nedenle, futbolumuzu ve ulusallarımızı yalnızca sonuç bağlamında irdelemek hata olurdu.

Ne yazık ki, sayılar da kaygıları doğrular niteliktedir.

Önümüzdeki dönemde olasılıkla futbolumuzun gözyaşları damga vuracak gündeme!

Ceyhun BALCI, 13.10.2014

EKTİĞİNİ BİÇERSİN!

10 Eki

EKTİĞİNİ BİÇERSİN!
“Arpa ekip de pancar hasadı yapmayı umabilir misiniz?” Bu kadar da mantıksız olunur mu diyorsunuz içinizden!
Keşke bu mantık örgüsünü başka alanlara da taşıyabilseydik!
Açılım adı altında yürütülen çalışmalar tarlaya terör ekmeye eşdeğerdi. Şimdilerde biçtiğimiz kan, gözyaşı ve ölüm bu nedenle şaşırtıcı olmadı!
En kanlı savaşlardan sonra bile barış görüşmesi yapılabildiğine göre her devlet karşısındakiyle barış görüşmesi yapabilir. Savaş sonunda olduğu gibi burada da olmazsa olmaz koşul silah bırakmaktır. Özellikle, bırakışma sözcüğünü kullanmıyorum. Çünkü, bu sözcük karşılıklı silah bırakmayı tanımlar. Oysa, bizdeki örnekte silahı devlet değil, terörist bırakmalıydı. Devletin silah bırak(a)mayacağı, bırakmaması gerektiği son günlerde yapılan çağrıyla anlaşılmış oldu. Kobani’yi kurtarmamızı isteyen dangalaklık bu yalın gerçeği doğrulamış oldu. Devlet de silah bırakacaksa ülke nasıl korunacak? Gereksinim duyanlara nasıl yardım edilecek? Bu süreçte terör örgütü silah bırakmak şöyle dursun, daha da güçlendi. Hatta, masadaki konumunu elindeki silah tehdidiyle pekiştirdi diyebiliriz.

http://www.aksam.com.tr/guncel/diyarbakirda-annelerin-eylemi-suruyor/haber-320131

Bundan birkaç hafta önce bir çığlık atmıştık!

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2014/09/15/ey-vekiller/

TBMM’de yaz aylarında kabul edilen bir yasa ile terörizm ve ondan sorumlu olanlar temize çıkartılıyor düşüncesiyle. Ne yazık ki, 110 (yüz on) vatansever vekil çıkmamıştı! Bugün gelinen noktada 110 vekilin atacağı imzayla o yasayı AYM’ye götürmelerinin önemi anlaşılmış oldu! Bu arada iş işten geçmiş oldu!
Ayrılıkçı anlayışın bugünkü stratejisi özenle incelenmeli!
Doğu ve Güneydoğu’daki etkinliklerini Türkiye’nin büyük kentlerine taşıma konusunda oldukça kararlılar. Karmaşanın ülke yüzeyine yayılmasının önemini fazlasıyla kavramış durumdalar!
Ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası almış birinin, yani İmralı’daki vatandaşın çağın nimeti mesajlaşma yoluyla sakinleşme çağrısı yapabildiğini okuduk basından. Böyle durumlarda bir de “iyi polis” gerekeceğini iyi biliyorlar. Son CB seçimlerinde imajı cilalanmış Demirtaş’la birlikte bebek katili Öcalan’a düşen iyi polis rolü oldu. Bunca saçmalığın içinde bunun da sözü mü olur diyecekler haksız sayılmazlar!

http://www.ensonhaber.com/kobani-olaylari-uzerine-ocalanla-mesaj-trafigi-2014-10-09.html

Hiçbir ülke bir başkasının bekçiliğiyle görevli değildir. Dayanışma ve yardımlaşma elbette olabilir. Ama, Türkiye’yi yıkmak için ülkenin dağlarına çıkanlar, Türk askerini kalleş pusularda katledenler Türkiye’nin yardımını bekleme hakkına sahip olamazlar!
Yürüme uzaklığındaki Kobani’ye gitmek yerine kentlerin sokaklarında terör estiren, yağmaya girişen eşkıyayla hiçbir ciddi devletin işi olmaz, olmamalıdır!
Son CB seçim sonuçlarına dayanarak yazmak zorundayım!
Bu şiddete giden yolun taşlarını döşeyenle onun gizli ortağına verilen oyların oranı % 60’lara erişmiştir.
Dolayısı ile, sorunu 110 vekilin yokluğuna ya da aymaz yöneticilerin sorumsuzluğuna bağlamak kolaycılık olur! Bu duruma şu ya da bu şekilde katkı veren % 60’ı göz ardı etmek hata olur!
“Rüzgâr ekip, fırtına biçen” anlayışın yol açtığı felaket umarız % 60’ın aklını başına getirir!
Ceyhun BALCI, 10.10.2014
Not : Yüzde altmış oranının toplumda karşılığı elbette yoktur. Ama, bilgimize yansıyan oranın bu olduğu da kesindir.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 62 takipçiye katılın