CAMİDE NİKAH VE PAPA

30 Eki

CAMİDE NİKÂH VE PAPA

fft2mm6155793
Her geçen gün bir yenilik geliyor başımıza! Bu kez de nikâhı camiye taşıma sesleri yükseliyor. Kafalarına koyduklarını yapmadan rahat etmediklerini bildiğimiz için er ya da geç bu konunun da çözüme(!) kavuşturulacağını öngörmek yanlış olmaz.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/134669/AKP_den_yeni_proje__Resmi_nikah_camide_kiyilsin.html

Olmazsa olmaz medeni nikâhın yanı sıra pek çok çiftin dinsel nikâh da kıydırdığı bilinmeyen bir şey değil. Simgesel anlam taşıyan bu uygulamanın zararlı olduğu da söylenemez belki! Ama, sorun hemen her şeyi toplamda da gündelik yaşamı dinselleştirme eğiliminde yatıyor. Batıda da kilisede nikâh kıydırırlar. Ancak, orada kilisenin sınırı hemen oracıkta biter. Gelenek yerine getirildikten sonra kilisenin de, dinselliğin de esamisi okunmaz!
Kilise demişken biraz batıya gidelim!
Öncekinin görevi bırakmasıyla papa seçilen I. Fransis’in son açıklaması üzerinde durulmaya değer!

040520130740445097128

http://www.alternet.org/belief/pope-francis-says-evolution-and-big-bang-theory-are-true-god-not-magician-magic-wand?akid=12414.1123319.ymz_hD&rd=1&src=newsletter1025015&t=7

Özetle, Papa hem evrim hem de büyük patlama kuramlarının kiliseyle ve İncil’le çelişmediğine vurgu yaparak akla ve bilime beyaz bayrak sallamış oluyor. Papa’nın ve Katolik kilisesinin içten düşüncesi midir bilmek güç ama başka çareleri olmadığını görmek de zor değil!
Nikâhı camiye taşımaya çalışan yobazlıkla bilime ve akıla selâm duran papanın eşzamanlı çıkışları iki uçtaki durumun özetini yansıtıyor.
Batıda bir zamanlar insanları engizisyon ateşiyle yakmışlığı olan kilisenin bugün artık eylem bir yana söylemde bile köşeli olmaktan uzak duran tutumu dikkat çekici değil mi?

engizisyon-3
Buraya geldiğimizde ise akıl ve bilime selâm durmak bir yana ona efelenen, etki ve yetki alanını her geçen gün genişletme derdindeki dinselleşme!

BRUNO (2) BRUNO (3) BRUNO
Campo di Fiori Meydanı, Roma : Giordano Bruno’nun (17 Şubat 1600) engizisyon ateşiyle yakıldığı yer!

Pek çoğumuzun önemsemediği, kimilerimizin de önemsemekle birlikte oralı olmadığı laikliktedir işin sırrı! Bir kez çiğnettiğinizde kırmızı çizgileri, yaşamın her alanının paspasa dönüşmesi işten değildir. Bunu fark ettiğinizde artık çok geçtir!
Yeni bir aydınlanma devriminden başka çıkış yolunuz kalmamıştır!
Elbette, akıl ve bilim rehberliğinde bir çağdaş yaşam kaygınız varsa! Böyle bir kaygınız yoksa canınızı sıkmaya bile değmez!
Ceyhun BALCI, 30.10.2014

CUMHURİYET’İN ANLAMI

28 Eki

CUMHURİYETİN ANLAMI!

Mustafa Kemal bir Fransız gazeteciye açıklamalar yapmaktadır. Batılı, çağdaş giysiler içindedir. Fransız gazeteci şaşkındır! Dış görünüşüyle kendisine benzettiği Atatürk sivri diliyle emperyalizme dokundurmaktan çekinmemektedir.

Bir yandan sizin kadar çağdaşım derken diğer yandan sizlerin buyurgan, tepeden bakan, aşağılayan ve sömürgeci yüzünüzden hoşlanmıyorum diye kükreyebilmektedir!

Atatürk’ün daha Milli Mücadele’ye girişirken tasarladığı Cumhuriyet’in özünü yansıtması bakımından da önemli bir ayrıntıdır bu olayda yaşanan!

Onun emanetini sahiplenmekte beceriksiz davrananların kırılma noktasını da ortaya koyar bu örnek!

Cumhuriyet biçimsel ve içeriksel bir olgudur!

Çağdaş görünüm, sağlam bir içeriğe sahip olmadıkça kof bir olgu olmaktan öteye geçememektedir.

Fotoğraf her şeyi fazlasıyla anlatıyor!

İKL

Resim altı yazısı : Bu fotoğraf bugün de Karataş’taki İzmir Kız Lisesi’nin girişini süslemektedir. Her nedense son yenileme sonrasında resim aynı kalmakla birlikte, altındaki açıklama ve tarih silinmiştir.

Çekildiği tarihe özellikle dikkat!

Kısa sürede aydınlığa erişen bir milletin resmidir!

O denli sağlam ve köklü bir aydınlığa erişim öyküsüdür ki; yeniden karartmak için 60 yıl uğraşmak gerekmiştir!

Bu 29 Ekim’de yeniden aydınlanma, yeniden çağdaşlık ve yeniden insanlık onuru için ant içmeli!

Yoksa 29 Ekim’ler kutlu olabilir mi?

Ceyhun BALCI, 28.10.2014

ÇÖPTEKİ BESİNLER

27 Eki

260220141219211695155_3

ÇÖPTEKİ GIDA
• Dondurmanın % 25’i
• Sığır etinin % 20’si,
• Domatesin % 7’si (900 milyon$)
• Balkabağının % 69’u,
• Peynirin % 50’si,
• Sütün % 20’si,
• Şekerin % 34’ü çöpe gidiyor!
• Dört kişilik bir Amerikan ailesinin yıllık çöp gıda niceliği yarım tonu aşıyor.
• Tüm bu çöpteki gıdalar ABD’deki enerji tüketiminin % 2.5’ine, tarımsal sulamada kullanılan suların % 25’ine, 300 milyon varil petrole ve 115 milyar dolarlık kayba neden oluyor! (National Geographic October)

• Dünyada her sekiz insandan birisi (842 milyon) yatağa aç giriyor!

• Gelişmekte olan dünya ülkelerinde 66 milyon öğrenci okula aç gidiyor!

• Dünya Gıda Programı’nın verilerine göre günde 25 sente her bir öğrenci için sağlıklı ve besleyici okul yemeği yedirmek olası!(National Geographic October)

İngiliz nüfusbilimci Thomas Robert Malthus (1766-1834) demiş ki; “İnsan sayısı geometrik olarak artarken gıda kaynaklarındaki artış aritmetik olarak artış gösteriyor!”

Malthus, gıda üretiminin hiçbir zaman artan nüfusu yakalayamayacağı tezinden hareketle kimi insanların açlık çekeceğini, yeterince beslenemeyeceğini ve kaybedileceğini ileri sürer. Ona göre, bu doğal bir durumdur! Hatta, biraz daha ileri giderek yoksullara sosyal yardımın gereksiz olduğunu bile söyleyebilmiştir.

Amerikalı politikacı Henry Kissinger (1923) “Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları denetim altında tutarsın!”

Malthus’dan epeyce sonra Yeni Malthusçuluk hortlamış durumda. Onun geçmişte kalmış gibi görünen saptaması Kissinger’ın yakın zamanda ettiği sözlerle birleştiğinde “Yeşil Devrim” söz konusu olmuş. Tarımda verim artışı adına girişilen bu devrimin çok da kabul edilebilir bir gerekçesi var! İnsanları doyurmak!

Tarımı unutan, çok iyi becerdiği işlerden vazgeçmeye aşlayan Türkiye’nin durumunu akılla açıklamak oldukça güçtür.

Yazının başındaki sayılara göz gezdirildiğinde bunca nüfus artışına karşılık insanları doyurmanın olanaksız olmadığı görülür.

Akılcı ve gereksinime dayalı gıda üretimi hakça üleştirilebilirse Yeşil Devrim adı altında devreye sokulan saldırgan ve çoğu zaman da sağlıksız gıda üretimini gereksiz kılabilir.

Bir zamanlar gıda üretiminde kendi kendisine yetebilen ama artık öyle olmayan Türkiye’nin yaşadığı akla zarar olgu ayrıca irdelenmeyi hak etmektedir.

Ceyhun BALCI, 27.10.2014

KAHPELİK VE KOBANİCİLİK

25 Eki

KAHPELİK VE KOBANİCİLİK

images
Bağlantıdaki haber benzer pek çoğu gibi beynimize çakılan çivi oldu!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27456830.asp

Düello batılıların, pusu da doğuluların alışkanlığıdır demişti Erdal ATABEK bir söyleşide. Üç askerimiz Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bir ilçede göz göre göre şehit edildiler. Ne bir çatışma ne de karşıtlaşma! Sivil giyimli olarak yürürlerken katledildiler. Bu bir pusudur. Sözlükteki karşılığı kahpeliktir.

Geçtiğimiz aylarda bir meslketaşım bir arada olduğumuz mesleki bir ortamda PKK için, “kanırta, kanırta” kazanıyorlar demişti. PKK’lı ya da şiddet yanlısı olmasa da sevgi ve ilgi duyduğu belliydi bu emperyalist güdümlü ayrılıkçı harekete!

Yüksekova sokaklarında kendini gösteren kahpeliğin, Kobanicilik ortamında ön alması rastlantı olamaz!

Gören, işiten ve bilen güvenlik kuvvetlerinin gereğini yapması valinin iki dudağı arasındaki onaya bağlı! Askerin karşısındaki pusucuların eli ise güçlü mü güçlü!

Öyle güçlü ki, askerini, polisini kollaması gereken üst düzey Türk yetkililer İmralı adasındaki öndere “beğenmediğin vali, kaymakam olursa, icabına bakarız!” diyecek kadar pusucu kesilmiş durumda!

Yürüme uzaklığındaki Kobani’ye gitmek yerine Kobanicilik yapan kahpelik, Yüksekova sokaklarında cirit atabiliyor. Bununla kalmayıp kurşun atıp can alabiliyor!

Kahpece pusu 3 canımızı aldıktan sonra operasyonlara başlandı diyen vali keşke bu izni pusu kurulamadan verseydi!

Kobanici ucuz kahramanlar kahpe pusularla can alamazdı!

Ceyhun BALCI, 25.10.2014

SPORTİF FELAKET

23 Eki

SPORTİF FELAKET

imparator1
Freni patlamış kamyon örneği yokuş aşağı giden sportif felaketimizin önüne geçebilene aşk olsun! Aslına bakarsanız sporu ne için yaptığınızla da ilgili bu konudaki hissiyatınız. Kitle sporu ve dolayısı ile sağlıklı bir toplum yaratmaktan çok vitrine ve sonuca odaklı olunca düş kırıklıkları derinleşmiş oluyor.
Sporumuz felaket yaşıyor da ekonomimiz, bilimimiz, siyasetimiz ya da bir başka alanımız göklerde mi geziyor?
Bileşik kaplar kuramı gereğince hemen her alan diğerinden etkileniyor, biri diğerine benzer oluyor!
Pekiyi! Neden spordaki ve özellikle futboldaki felaketler daha fazla iz bırakıp, yaralayıcı oluyor?
Ekonomide tozpembe manzara yaratıp, pisliği halının altına süpürmek olanaklı. Kriz çıkınca da Anayasa kitapçığını fırlattı da oldu deyince inanan olduğu sürece işiniz kolay!
Siyasette orta yere konan sandık ve o sandığın belirlediği yüce milli irade her türlü ayıbı silmeye yetip de artabiliyor.
Bilim en zahmetsiz ortam! İçindekilerin bile bir bölümü durumun farkında değil!
Spor en acımasız alan! Balıkçı İzlanda gözünüzün yaşına bakmayabiliyor! Buzdolabı görünümlü Çekler golleri sıralayıp geçiyorlar. Beceriksiz Letonya bile palto attırabiliyor koca imparatora!
Bunca olaydan sonra basit bir oyun olan futbolun genellikle kazananı olan Almanya’ya ve Alman takımlarıyla yaşadıklarımıza şaşırmamak gerekiyor.
Bu felaket tablosundaki tek tesellimiz yalnız olmayışımızdır!
Bakınız kendi sahalarında yedilenen Brezilya’ya, Roma’ya! Real Madrid’e karşı direnemeyen efsane Liverpool’a!
Ceyhun BALCI, 23.10.2014

ULUSALCIYIM, MİLLİCİYİM

19 Eki

“ULUSALCIYIM, MİLLİCİYİM!”

umit-kocasakal-yeniden-baro-baskani-4888122

Barolar yeni yöneticilerini seçmekteler. Hepsinin arasında İstanbul Barosu özel öneme sahip. Otuz bini aşkın üyesiyle küresel ölçekte büyüklüğe sahip!

Ümit KOCASAKAL, en yakın karşıtına 11 binden fazla oy farkı yaparak, seçime katılanların % 65’inin desteğiyle bir kez daha baro başkanı seçildi.

Yazının başlığını oluşturan ifadeler ona ait! Dünkü genel kurulda söylendi!

Hiç kuşkusuz Ümit Kocasakal başlı başına karizmatik ve etkili bir kişilik. Ama, hukukun üstünlüğünü savunmasının yanı sıra “ulusalcı, millici” birisi. Türkiye’de bugün en çok gereksinim duyulan niteliktir ulusalcılık, millicilik! Bu niteliği ile hukukun üstünlüğü söyleminin ardında dimdik durdu! Artık, faşizme adım attığı tartışılan Türkiye’de hksızlığa uğrayan herkesin yanında olabildi Kocasakal! Ergenekon’da, Balyoz’da gözüpek duruşuyla belleklere kazınırken, yeri gelince Diyarbakır’da olmaktan kaçınmadı!

İstanbul Barosu’nda ona verilen destek kişiliğinin yanı sıra izlediği çizgiyedir.

Pek çok ortamda bu gibi açıklamaların siyaset yapmakla özdeşleştirildiğine tanık oluyoruz. Oysa, bir vatandaşın, hele hele aynı zamanda bir kamu kurumu olan meslek örgütü yöneticiliğine talip birinin millici olmasından doğal bir şey olabilir mi? Komünüst de olsa, liberal de ve hatta dindar da millici olmadan olunabilir mi?

Sözü eğip, bükmeyen seçim ortamında orta yolculuğa sapmayan Kocasakal yalnızca kendi bulunduğu ortama değil Türkiye siyasetine de yol göstermiş oldu bu sözleriyle.

Halkın desteğini almak için başkalarına benzemeyi çıkar yol sayan siyasetçilerin Kocasakal’dan öğrenecekleri var!

Kocasakal’ın yeniden seçilmesi günün hatta son zamanların en güzel haberlerinden biridir!

Ceyhun BALCI, 20.10.2014

KOBANİ YA DA COMPANY

18 Eki

KOBANİ ya da COMPANY

01karikatur

Aydınlık, 18.10.2014

Kobani diyerek direniş, devrim palavraları sıkıldı! Yetmedi, insanlar sokağa döküldü!

Kan akıtıldı!

Pekiyi! Kobane ne demek?

Bağlantıdaki yazı ayrıntısını veriyor! Ama, kısaca company’den köken aldığını söyleyelim! Company İngilizce’de şirket demek! Bağdat demiryolu yapılırken, bu işte çalışanlar Ayn El Arap’a yerleşmişler. Yerleşimciler yerel ağızla Kobani ya da Kombani demişler yerleştikleri yere!

Karikatür bugünün Kobani yerleşiminin/söyleminin kimin ve neyin aleti olduğunu fazla söze gerek bırakmaksızın anlatıyor!

Ceyhun BALCI, 18.10.2014

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/mehmet-yuva/54209-mehmet-yuva-sam-babanin-kobane-yorumu.html

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 62 takipçiye katılın