ANILARDA KIBRIS BARIŞ HAREKATI

21 Tem

HRRIYE~1

KIRK YIL SONRA

Gazze’de yaşananların acısıyla içimizin kavrulduğu bugünlerde Kıbrıs’ı unutabilir miyiz? Kırk yıl önce bugünlerde insan onurunu kurtarmak, barışı egemen kılmak için Türk askeri Kıbrıs’a çıkmasaydı, belki de bugün Kıbrıs Türkü’nü anımsayan bile kalmayacaktı. Çok daha köktenci bir “olmak ya da olmamak” durumu yaşayan Kıbrıs Türkü Kıbrıs Barış Harekatı ile yaşama dönmüş oldu.

1963’te başlayan tehdidin uçak uçurmanın ötesinde tepki görmediği adada Rumların, Türklerle alay etmek için “Bekledim de gelmedin!” ezgisini kullandıkları söylenir.

Türkiye’nin hemen her yanı karşıtlarıyla çevrilmişken Kıbrıs konusunda köktenci bir tutum içinde olabilmesi, bugünkü İslam coğrafyasında tekil olan İsrail’in buna karşın öndeliğini sürdürmesi olgusunu sorgulamayı kaçınılmaz kılıyor.

Gazze’de de püf noktası antiemperyalist tutumdur. Tıpkı, Kıbrıs’ta Türkiye’nin takındığı tutum gibi.

Kırk yıl sonra anılara yolculuk hoşuma gidecek!

Ecevit markalı Kıbrıs Harekatı, Ecevit’i ve elbette partisini iktidara taşıyabilirdi. Unutmam olanaksız! O yıllarda da sağ partilerin oy deposu olan Orta Anadolu kentlerinde bile Ecevit sayılır, sevilir olmuştu! 1977 seçimleri tanığımdır! O yıllarda şimdiki gibi el çabukluğu ve el uzunluğu olmadığı için sonuçlar bir hafta sonra bile kesinleşmemiş olurdu. Ecevit seçimle değilse bile transferle iktidar olabildi. Olabildi ama, sanırım pişmanlık tohumları da ekildi. Berbat deneyim, iktidara yaklaşan Ecevit’i ve partisini gözden düşürürken; izleyen yıllardaki sağ-sol görünümlü kanlı hesaplaşmalar yalnızca Ecevit’in değil ülkenin de kara yazgısının ağlarını örmeye başlıyordu.

Bundan 40 yıl önce 20 Temmuz’da Muğla’da ana-baba köyü Karaböğürtlen’deydik. Tatillerin önemli bölümü orada geçirilirdi. Kuş uçuşu bir kaç mil ötedeki Yunan adaları heyecan yaratmaya yetiyordu. Gün boyu uçan keşif uçaklarının uğultusu bugün de kulaklarımdadır. Bir de karartma gecelerini unutamam! Bizim köyde o tarihte henüz elektrik olmadığı için konutlarda karartma sorunu yoktu. Motorlu taşıtların yollarda jandarma tarafından denetlendiğini, önlem almayanların farlarının koyu renge boyandığını belleğimin unutulmazlar sekmesine silinmemecesine kazımışım.

Bir yaza iki Kıbrıs harekatı sığınca okula dönüşte arkadaşlarla konuşacak epeyce şey birikmiş oluyordu.

Eskişehir’de yatılı okul yıllarımdı. Orta 3’ün ilk okul günü dayanışma ve arkadaşlığın ileri boyutta olduğu okulumuzda hasret giderme fırsatı demekti. O ilk günün akşamında, etüdde, yapacak ödev, çalışacak ders olmamasından da yararlanarak Kıbrıs’ı saatlerce hem de hararetle konuştuğumuzu nasıl unutabilirdim?

Kıbrıs Barış Harekatı’nı 40. yıldönümünde de anlamından kopartma çabalarının sonu gelecek gibi görünmüyor. Kocatepe muhribinin batırılması efsanesine sayfalar ayıranlar, o harekatın sonrasında Kıbrıs’ta bayrak direğine tırmanan şaşkın Rum bir yana bırakıldığında kimsenin burnunun kanamadığını yazmaktan kaçınıyorlar.

Kırkıncı yıldönümünde Kıbrıs Harekatı’nın birincil unsuru olan Deniz Kuvvetleri sözcüğün tam anlamıyla yerle bir edilmiş durumda!

Bugün İsrail’e öfke kusar görünenlerin düzenbazlığı tüm yalınlığıyla ortadadır. Ama, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ı kurtaran Türk Donanması’nın yokluğunda Kıbrıs Rumlarının, İsrail ile el ele, kol kola yeraltı kaynaklarına egemen olma yolunda olduğu da göz ardı edilmemelidir.

Kıbrıs çıkartmasında gösterdiği kahramanlıklarla adını bir tepeye veren (Zafertepe) Muzaffer Tekin de bir başka Ergenekonzededir. Mahpus damından anurunu ve gururunu değil ama sağlığını yitirerek çıkmıştır. Ona ve onun kişiliğinde Kıbrıs’ta kanlarını döken, canlarını verenlere saygılar sunalım!

Kırk yıldır barış adası olan Kıbrıs’tan vazgeçme eğilimlerinin varlığı bile yeterince hazin ve üzücü değil midir?

Ceyhun Balcı, 21.07.2014

GAZZE Mİ DEDİNİZ?

18 Tem

 

gazze-haritasi

 

GAZZE Mİ DEDİNİZ?

Bir kez daha Gazze sorunu gündeme oturdu! Ara sıra uykuya dalsa da Filistin sorunu hep var oldu! Sosyal medyada bir arkadaşım iletince haberdar oldum. Mesut Özil Dünya Kupası’nda elde ettiği kazancı Gazze trajedisinden zarar görenlere bağışlamış. Övgüye değer bir davranış! Umarım doğru yere yapmıştır bu bağışı! Bu türden insanlık dramlarını kullanan bir sektör oluştu dünyada. Parasal bağışların fazlaca müşterisi var. Yerine ulaşmadan ele geçiren, üzerine oturan bir uyanıklar topluluğu küresel ölçekte etkin durumda.

Mesut Özil gibi parası olanlar parasını bağışlayabilir. Ancak, bu kurguda eksik olan akıldır!

Bugüne dek Gazze ya da Filistin konusunda yapabildiğimiz tek şey gözyaşı dökmek oldu! Gözyaşlarımız sel olsa bu tabloyu yaratanları önüne katıp sürükleyebilirdi. Olmadı, olamadı, olamazdı!

Vicdan, merhamet ve insanlık gibi gramajı olmayan değerler üzerinden yaklaşıldığında bu gibi sonuçlarla karşılaşmak son derece olağan!

Konuya gelelim!

Bu sorunda hedef İsrail olmamalıdır! Yanlış algılanmasın! İsrail masumdur demek istemiyorum!

Ama, İsrail’i bu denli sınır tanımazlaştıran sözde karşıtlarına da değinmek lazım!

İsrail, 28 bin km2 yüzölçümü ve 8 milyonluk nüfusu ile ülke ufağı bir devlet. Sağı, solu, önü ve arkası Müslüman. Yeraltı kaynakları bakımından da varsıllıkla çevrili olan İsrail her bakımdan yoksulları oynuyor. Emperyalizmin bölgedeki ileri karakolu olma işlevi İsrail’in biricik özelliği.

Bunlara karşın Arap Dünyası Filistin sorununu çözme gücüne sahiptir. İsrail’in önde gelen koruyucusu ABD dünyada üretilen petrolün % 25’ini tüketmektedir. Filistin sorununun yumuşak karnı tam da burasıdır. Yetmişli yılların ilk yarısında petrol ihraç eden ülkelerin tüketenlere yönelik eylemi anımsanmalı.

Bugün Türkiye’yi yönetenlerin “one minute” ve “Mavi Marmara” türünden  tiyatroya eşdeğer yaklaşımları yanıltıcı olmasın! İsrail jetlerine akaryakıt sağlayanların bu konuda ciddiye alınmaları için hiçbir gerekçe yok!

Tablo çok açıktır! Filistin trajedisinde başrol oyuncusu İsrail gibi gözükse de sorunun kaynağı Müslümanlardır. Onların akılsızlığı diğer zenginliklerini önemsiz kılmaya yetmektedir. Filistin konusunda döktükleri gözyaşları bu akılsızların akılsızlıklarını saklamaya yetmemelidir. Gözyaşları da formalite gereğidir. Ortaçağ karanlığından çıkamamış aşiret devletlerinin bu halleriyle Filistin konusunda ellerinden gelebilecek hiçbir şey yoktur. İsteseler bir günde çözebilecekleri bu sorunu bilerek çözmemektedirler. Çok iyi bilirler ki; bu sorun çözüldüğünde kendileri de çözüleceklerdir. Başka deyişle koltukları tarihe karışacaktır.

Siz hiç kendi isteğiyle koltuğunu bırakmış ortaçağ artığı gördünüz mü?

Filistin için gözyaşı dökmeyi bırakıp akıl yürütmekte yarar var!

Filistin sorunu, din sopalı tiranlığın insanlığı düşürdüğü durumun özetidir!

Ceyhun BALCI, 18.07.2014

 

 

VENEDİK ADALARI

17 Tem

VENEDİK ADALARI
LİDO, MURANO, BURANO…

adsız2

Suda yüzen, kendisi de adacıklar topluluğu olan Venedik’in bir de adaları var! Günümüzde Venedikliyi bıktıran sayılara erişen gezginler geçmişte Venedik tacirleri olarak boy göstermekteydi. Varlığını suya ve ticarete borçlu olan Venedik öteden beri denizcilik ve onun önemli bir parçası olan ticaretle yoğurulmuş.

Venedik, Adriyatik kıyısında yer almakla birlikte Adriyatik’e hasrettir. Lido Adası tıpkı bir dalgakıran gibi set çeker Venedik’in önüne. Böylelikle, Venedik Lagünü oluşur. Venedik’teki her hangi bir rıhtımdan bineceğiniz tekneyle doğuya yol aldığınızda lagün içindeki önemli üç adaya ulaşırsınız.

Murano, Burano ve Torcello!

Murano ve Burano’yla yetindik!

Doğuya ilerlerken sağımızda boylu boyunca uzanan Lido uzunca bir süre eşlik etti yolculuğumuza. Lido kumsaldan oluşan ince, uzun bir sahil şeridi! On bir kilometre uzunluğundaki ada her yılın Eylül ayında Venedik Film Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Lido kumsalıyla Adriyatik sefası yapma olanağı sunuyor meraklısına. Tarihte ise, 1202’deki 4. Haçlı Seferi öncesinde binlerce askere yola çıkış noktası olmuş. Şerit biçimli Lido adasına ün kazandıran bir başka özellik de adada geçen yüzyılın ilk yarısında patlama yapan genelevler olmuş.

Venice_Film_Festival_logo.svg

Venedik’in gezginleri büyüleyen görkeminin yanı sıra geçmişteki varlığını borçlu olduğu ticari yapılar da Murano yolunda solumuzdaki kıyı boyunca sıralanmıştı. Venedik Lagünü, Roma döneminden başlayarak hemen her dönemde önemli meta olan tuz üretiminin merkezi olmuş. Kıyı boyunca sıralanmış depoların pek çoğunda tuz saklanmış. Öylesine önemli bir değer olmuş ki tuz, Latincesi sale sözcüğünden İngilizce salary, yani aylık, maaş kavramı türetilmiş. Anlaşılacağı gibi geçmişte emeğin karşılığını ödemede bile kullanılmış tuz.

VENEDİKTE TUZ HALİ

Murano adası rıhtımına adım atar atmaz kendimizi cam atölyesinde bulduk. Cam işleme gösterisini alışveriş izledi. Özellikle, kadınların burada üretilmiş takıdan, süs eşyasına varıncaya değin geniş yelpazedeki ürünlere hayır demesi oldukça güç! Grupların biri diğerini izlediği için alışveriş biter bitmez adayı terk ediyoruz. Yoğun bir gezgin trafiği var anlayacağınız. Bugüne kadar yaşatılan cam sanatının geçmişi XIII. yüzyıla dayanıyor. Bu işin Murano’da yalıtılmış bir alanda yapılmasının nedenine ilişkin iki olasılık var. Birincisi, kendince sırları olan bu sanata ilişkin püf noktalarının bu şekilde korunması. Diğer olasılık ise, yüksek dereceli fırınların yarattığı yangın tehlikesinin Venedik’ten uzak tutulması çabasıdır.

 

MURANO CAMEVİMURANO CAM SANATI (9)

MURANO CAM EVİ İÇİ (2)

Bir sonraki adamız Burano!

Canlı renkleriyle eski yapıları, eğik çan kulesi, kanalcıkları, adacıkları ve köprücükleriyle minyatür Venedik’te gibiyiz. Burano’da 3000 dolayında insan yaşıyor.

BURANO RENKLİ EVLERBURANO KANAL (2)

Ada yerleşime 6. yüzyılda Roma döneminde açılmış. Kadınlarının el emeği, göz nuru ürünü iğne oyalarıyla ünlenmiş. XVI. yüzyılda Burano’nun iğne oyaları Venedik egemenliğindeki Kıbrıs’a kadar yayılmış. XIX. yüzyılda gerileme gösteren iğne oyacılığı, okulunun açılmasıyla yeniden patlama yapmış. Zaman alıcı ve emek yoğun bir ürün! Doğallıkla da pahalı.

P1120254 P1120255

Buranolu ünlü müzisyen ve besteci Baldassero Galuppi’nin (1706-1785) yontusu adanın ana meydanını süslüyor.

P1120251

Bataklığın üzerinde yapıldığı için zamanla eğilen çan kulesi Burano’nun uzaklardan seçilebilen bir başka özgün yapısı.

P1120270P1120252

Dönüş yolunda Venedik’i bir kez daha panoramik olarak görme fırsatı yakalayacağımız için seviniyoruz!

VENEDİK KIYI (2)VENEDİK ANTREPOVENEDİK KIYISIVENEDİK KİLİSE (2)

 

10 AĞUSTOS ÜZERİNE (II)

17 Tem

indir

 

YENİ TÜRKİYEDE CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ
Prof Dr.Coşkun Özdemir

Yaşamsal önemdeki bu seçimler konusunda medyada ve TV lerde çeşitli görüşler ve tartışmalar izliyoruz.CHP ve MHP ortaklığının cumhurbaşkanı adayı Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu cumhuriyetçiler , Atatürkçüler , ulusalcılar ve özellikle İşçi Partisi tarafından kıyasıya eleştiriliyor ,karalanıyor.Bu grupların öteki aday Tayyip Erdoğan hakkındaki son derece olumsuz görüş ve düşünceler taşıdıklarına kuşku yok.Ama bu seçim kampanyasında İhsanoğluna karşı çıkan sesler daha bir yüksek perdeden dile getiriliyor.Yıllardan beri cumhuriyet değerlerini, cumhuriyet kazanımlarını birer birer yok eden, laikliğe karşı ,toplumu adım adım İslamcı bir vesayet altına doğru sürükleyen ,üniversitelere kökten dincileri dolduran, TUBA;TÜBİTAK gibi bilim yuvalarını dağıtan, sanata sansür koyan,medyaya, yargıya açıkca müdahale eden, bir cemaatle işbirliği halinde yüzlerce binlerce suçsuz insanın hapislerde yatmasına, çürümesine, ölmesine, ailelerin perişanlığına yol açan,gezi olaylarında ölümlere yol açan şiddeti öven , iflas etmiş bir dış politikanın sahibi bir iktidarın ardı ardına yalan söyleyen lideri bu tartışmalarda bu sabıkaları ile anılmıyor Bu çağdışı yönetimle ülkenin nerelere sürüklendiği yeterince konuşulmuyor.Sanki o yaptığı bazı hataların yanı sıra çok sayıda başarıya da imza atmış bir liderdir.
Oysa gerçek, ülkenin yurtseverlerini derin kaygılar içine sokan ,umutsuzluk , ve karamsarlığa sürükleyen Otokrasi hedefli eşsiz ! bir Tayyip Erdoğandır O .Ama O ve yandaşları bu ülke tablosunu halka YENİ TÜRKİYE diye takdim etmek(yutturmak) cüretini göstermektedirler.Şaşılası bir olgu da bu kir, pas, yolsuzluk, hırsızlık, yağma, hukuksuzluk, muhaliflere reva görülen şiddet, eziyet ortamında halkın hala bu iktidara ve onun liderine % 50 ye yakın oyla destek vermesidir.Bu ülke halkının ta 40 larda başlayan bir ihanetle çağdaş bir eğitimden yoksun bırakıldığı ,birey olmasına, bilinçlenmesine olanak tanınmadığı yadsınamaz bir gerçektir .Ancak bu yoksunluğun bu olumsuzluktaki payını hesaba katsak bile, yine de helal para,alın teri , fakirle ekmeğini paylaşmak ,konukseverlik,merhamet, yardımseverlik büyüğe ,öğretmene saygı gibi geleneksel erdemler sahibi bu halkın, bu
milyonların bu kirlenme bu yozlaşma bu adaletsizlik bu zulüm karşısında sesiz ve tepkisiz kalması hatta destek vermesi çok hazin ve çok gariptir Benim çocukluğumdan beri tanıdığım halk değildir bu..Tartışmalarda halkın bu şaşılası davranışı hiçbir şekilde dile getirilmiyor, halkın tercihleri kutsal sayılıyor..Oysa bu çok yadırganacak davranış iktidarın hukuk dışı eylemlerinin meşruiyetini sağlıyor ve böyle yorumlanıyor Yüzde 1400 artan kadın cinayetleri, cinsel tacizler, çocuklara tecavüz, futbol dünyamızda tanık olduğumuz şiddet , düşman kamplara bölünen halk gibi dramatik olaylar ve gelişmelerle şekillenen kaygı verici bir değişim gösteren bu toplumun iyi bir analizi yapılmalı. Toplumun böyle bir yönetimle her yeni gün, nerelere sürüklendiğini acılar içinde izliyoruz . .Böyle dehşet verici bir değişimin baş sorumlusu cumhurbaşkanı adayının bu sabıkaları asla yeterince dile getirilmiyor O, çok olağan çok normal, önemli nitelikleri olan bir aday gibi ele alınıyor.Öte yandan garipsenecek bir olgu da Ekmeleddin beyin adaylığına olanca şiddetle karşı çıkan özverili yurtseverlerin, o aklımızda ve gönlümüzdeki aday olmasa da(olamazdı) onu karalama ve yıpratmanın Erdoğanın, AKP noterliği görevini yapan Gülden sonra Atatürkün Çankayadaki koltuğuna oturma felaketini getireceğini , göz ardı ediyor olmalarıdır.Ekmeleddin bey zarif bir insan görüntüsü veriyor.Bizi hoş görsün biz öncelikle Tayyip Erdoğan karşıtı oy kullanacağız Yurtseverler umarım buradaki yanlışlığı bağırlarına taş basarak fark edeceklerdir.10 ağustosun yıllardır çektiğimiz yürek ağrılarımızın dinmesine bir başlangıç olmasını diliyorum.
coskunoz@superonline.com .

10 AĞUSTOS ÜZERİNE

17 Tem

10 AĞUSTOS’U BOYKOT

Ali Nejat Ölçen

NEJAT-ÖLÇEN-Yıl-1995-282x300

Yüksek Seçim Kurulu davranış ve kararlarıyla toplumun güvenini yitirmiştir. O kurul 10 Ağustos seçiminin sonucunu şimdiden saptamış, halkın istencinden (iradesinden) koparıp, R.T.Erdoğan’ın iradesine bağlamıştır. R.T.Erdoğan’ın 10 Ağustos seçimine başbakan olarak katılmasına ilişkin YSK kararı başka nasıl açıklanabilir! R.T.Erdoğan’ı BOP eşbaşkanı olduğu için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görevlisi kabul etmemiş olmalı! Neden ne olursa olsun:

1.Yüksek Seçim Kurulu (YSK) AKP iktidarının yan kuruluşudur. Bu niteliğiyle Cumhur-başkanı seçiminin sonucunu önceden saptamış, R.T.Erdoğan’a Çankaya’nın kapılarını açmış, hukukun, adaletin, eşitliğin ve kamusal ahlâkın dışına çıkmıştır. Güvenilemez bir kurumdur o. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çok farklı bir başka yasal kuruluş tarafından gerçekleşmesi savını o nedenle önceki iletilerimde ileri sürmüştüm. Cumhurbaşkanı’nı halk seçecekse, YSK devre dışı kalmalıydı.

2. R.T.Erdoğan’ın yerine Bay Ekmeleddin’in seçilmesini savunan ya da sandığa gitmeyi önemli görenlere soruyorum: Bay Ekmeleddin, R.T Erdoğan’ın daha kibar olanıdır.Mustafa Kemal Atatürk karşıtı eğitim sürecinden geçmiştir. Küresel görüşün temsilcisi olduğu için kimseyi incitmemeye de özen göstererek ve sırtımızı okşayarak toplumu uysallaştırarak BOP’un gereklerini yerine getirmeyeceğini düşünebilir misiniz?Tersine; toplumsal tepkiler sönümleşecek. Ilımlı Islam devletine karşıt yurtsever dinamikler uysallaşacaktır. Ve yine soruyorum: Bir kez olsun, Bay Ekmeleddin, Türkiye’nin emperyalizme karşı tam bağım-sızlığından söz etti mi! Hukuksuzluğun hukuklaşmasını dile getirdi mi! Silivri Hasdal cinayetlerini kınadı mı! Tersine Mustafa Kemal Atatürk dönemini “sopalı iktidar” olarak niteleyen o değil mi?

Çankaya’ya R.T.Erdoğan değil de Bay Ekmeleddin yerleşmiş olsun; Türkiye’mizin ABD-AB emperyalizmine karşı varlığının korunacağını düşünebilmek olanaklımı? Hayır, çünkü, R.T.Erdoğan’in BOP eşbaşkanlığını yürütecek bilgi ve kültür düzeyinde olmadığı saptanmış ve beyzbol sopasıyla bu açıklanmıştı. Daha bilgili, esnek, sırt okşayıcı ve donanımlı birinin BOP eşbaşkanlığını üstlenmesi gerekiyordu. “Pentagon+Beyazsaray” ikilisinde ortaklaşa uygulamaya konulan karar budur ve şimdi Misak-ı Milli sınırlarımızı kuşatan adına vatan dediğimiz toprağımıza, ulus+devlet bütünselliği koşulunda sahip çıkabilme sorunu ile karşı karşıyayız.

3.Seçime katılım oranı %50’lerin altına indiğinde, seçim halkın iradesinin değil YSK kararının sonucu olduğu için Çankaya’nın, gasp edildiği tescil edilmiş olacaktır. AKP’ye karşı toplumsal direnişin kitleselleşmesi süreci ancak böyle başlayabilir. R.T.Erdoğan’dan kurtulmayı,ancak R.T.Erdoğan sağlayabilir. Mustafa Kemal Atatürk’e yeniden sahip çıkmamız onun zararlarının sonucu değil mi? Aslında onun kötülükleri ve, zararları, ondan kurtuluşu hızlandıracaktır. Jung’un sosyal psikolojisi bunun böyle olacağını öğretiyor.

4. Toplumsal direniş, kulağa hoş gelen bir deyim. Fakat, acaba öylesi toplumsal direnişi siyasal iktidar değişimine, ekonomisi ve dış politikasıyla bağımsız Türkiye idealine ulaştıracak amaç+karar+kültür hangi partide mevcut! Yanıtsız kalan temel sorun bu. Siyasal Partiler içinde yalnız Doğu Perinçek’in İşçi Partisi bu işlevi üstlenecek konumda fakat, kitleselleşemediği için gerçekleştirmenin politik gücüne sahip değil.

5.Emperyalizme karşı toplumsal bilinç, 10 Ağustos’u boykot ederek, Çankaya’da kendi içimizdeki yurtsever seçkin birinin yer alması sürecini başlatabilirdi. Bu olanak yitirildi. Şimdi bir tek seçenek kaldı: BOP ‘un öngördüğü 10 Ağustos’u boykot etmek. Çankaya, Mustafa Kemal Atatürk’ün Çankayası olabilmeli. Boykot, toplumu bu amaca yöneltecek tek çözüm biçimidir, Gerekçesi YSK’nın 10 Ağustos seçiminde ulusal iradeyi hiçe sayan kararından kaynaklanmaktadır. Çünkü, o kurum R.T.Erdoğan’ın arka bahçesine dönüş-türülmüştür. Bay Ekmeleddin’den yana olmak, R.T.Erdoğan’a karşı çıkmak değildir. R.T.Erdoğan’dan daha bilinçli olanına Çankaya’yı teslim etmektir.
Böyle biline çare buluna.16.7.2014
Saygılarımla.
Dr.Ölçen.

DİYARBAKIR DERSİ

17 Tem

DİYARBAKIR DERSİ

173791_3

Ramazan ayındayız! Her gün oruç, her yer iftar! Etnikçi parti BDP’nin Batıcı yüzü HDP ile ABD fırsatı kaçırır mı? El ele, kol kola Diyarbakır’da iftar vermeyi tasarlıyorlar.

Bunu duyan halk Amerikan karşıtı sloganlar atarak iftar çadırını darmadağın ediyor. Amerikan Konsolosu olay yerinden güçlükle uzaklaşabiliyor!

Bu olayda dersler var!

1. Etnikçi-bölücü-ayrılıkçı proje partisi HDP efendisiyle suç üstü yakalanıyor!
2. Bu topraklarda umutların hiç bir zaman tükenmeyeceği gerçeği bir kez daha tüm varlığıyla kendisini gösteriyor! Yeter ki antiemperyalist damar var olmayı sürdürsün!
3. Diyarbakır’a gelince açılıma teşne olan, biz 1930’lardaki gibi değiliz diyen siyaset esnafının da suratında patlayan bir tokattır Diyarbakır’daki iftar maskaralığı!

Ceyhun BALCI, 17.07.2014

NAPOLİ(ten)

16 Tem

NAPOLİ

Hiç gidip görmeyenimiz bile Napoli’yle az da olsa tanışıktır. Çikolatasını, pizasını ve makarnasını yemişliğimiz, ezgisini dinlemişliğimiz vardır! Hiç olmazsa adı kulaklarımıza yabancı değildir.

Antenli çatılar ya da çamaşırlı balkonların kenti mi desem! Böylelikle, gelişmişliği biçime yansıyanlarla değerlendirenleri yüreklendirebileceğimin farkındayım.

NAPOİ ANTENLERNAPOLİ VİRANE (3)

Yoksa, öğle güneşi kenti mi demeli Napoli için! Güney İtalya’nın bu önemli kenti Öğle Güneşi bölgesinde yer alıyor. Tam bir Akdenizli. Akdeniz’in kızgın öğle güneşinin Napoli’de siestayı özendirmemesi olası mı?

Yüz ellinci yılında Birleşik İtalya’nın yeniden bölünmesi dillendiriliyor. Partisi bile var! Zengin ve çalışkan(!) ve de üretken(!) kuzey tembel ve uyuşuk güneyi sırtından atma çabası içinde. Kuzey Ligi Partisi açıkça bunu savunan söylemleriyle yandaş toplamayı başarıyor. Bu durumda Napoli’yi İtalya’nın sırtındaki kambur olarak mı görmeli?

VENEDİKTE AYRILIKÇI GRAFFİTİ

Napoli’nin Neapolis özgün adı anımsanırsa eski kente inat Yeni Kent olduğu anlaşılır. Yunanlar kurmuş Napoli’yi! 2800 yıllık geçmişe sahip. Bu denli geriye giden tarihe İtalya’nın başka pek az yerinde rastlanabileceğini not edelim.

Gönençli ve huzurlu Roma döneminin dışında kent Bizanslılardan Gotlara, Normanlardan Aragonlara varıncaya dek pek çok egemenlik yaşadı! Bunca gelen gidene karşılık özgürlük kentin vazgeçemediği tutkusu oldu. Yabancı egemenliğinin dorukta olduğu dönemlerde bile Napoli hiç bir zaman tam anlamıyla egemenlik altına alınamamış.

Roma ve Milano’yu izleyerek Neapolis İtalya’nın 3. büyük kenti. Metropolde 3-5 milyon dolayında insanın yaşadığı bilgisini paylaşmış olalım.

Napoli Körfezi’nin resimlenmeye değer Santa Lucia kıyılarına göz atmakta yarar var. Vezüvlü bir Napoli fotoğrafı fırsatı yakalanabilir.

P1110445

Belediye Meydanı’ndan kalabalığa uyup onların aktığı yöne yürümekle hataya düşmemiş olursunuz. Cıvıl cıvıl bir Akdeniz kentinde bir yandan çevreye bakınırken diğer yandan Plebisit Meydanı’nı es geçmemelisiniz. Akşamki konsere için ısınma turlarına başlayan meydanın ortasındaki platformdan yayılan gürültülü müziğe kulak asmadan meydanı keşfetmek gerek. Meydanın yarı eliptik biçimli batı tarafında San Fransesko di Paola Bazilikası’nın kubbeleri ve onların hemen önünde yer alan Dor biçemli sütunlar ve üçgen alınlık sözcüğün tam anlamıyla Yunan etkisi sunuyor gezgin gözlere.

NAPOLİ MEYDAN (3)

Meydanın doğusunda ise Kraliyet Sarayı yer alıyor. Avlusuna adım atıp bir kaç kare fotoğraf almayı unutmamak gerek. Sarayın meydana bakan cephesindeki girintilere yerleştirilmiş heykeller meydana aynı zamanda bir açık hava heykel müzesi görünümü kazandırmış oluyor. Saray 17. yüzyıl başında zamanın Napoli Valisi Fernandez Ruiz de Castro’nun rezidansı olarak yapılmış.

NAPOLİ BELEDİYE NAPOLİ CARLO NAPOLİ GALERİ (2)

Meydanı geride bırakıp kuzeye ilerlendiğinde ancak bir meydancık sayılabilecek Trieste e Trento’ya varılıyor.

NAPOLİ GAMBRİNUS HAVUZLU MEYDAN

Adını Toledolu Pedro’dan alan Toledo Caddesi kendinizi kaptırmak için iyi bir seçenek. Yapıldığı XVI. yüzyılda caddenin kentte asillerin yerleşimini kolaylaştırmayı amaçladığı biliniyor. Bu görkemli caddede ilerlerken ara sıra objektifi yan sokaklara çevirmeyi unutmamakta yarar var.

NAPOLİ BAYRAKLI SOKAK

NAPOLİ ARA SOKAK (2) NAPOLİ DAR SOKAKNAPOLİ VİA TOLEDO

Deniz tarafındaki sokaklara sapmayı düşünmekle iyi edersiniz! O sokaklardan birisi sapma düşüncenizi ödüllendirerek sizi Anjou (Angevin) Kalesi’ne götürür. Muhteşem bir ortaçağ yapısı karşınızdadır. Şimdilerde yapım ve onarım çalışmalarıyla sarmalandığı için görkemi biraz olsun gölgelense de bu ortaçağ kalesinin hakkını verip bolca resimlemek gerek!

NAPOLİ KALE (4) NAPOLİ KALE (5)

XIII. yüzyılda Napoli Krallığı başkentinin Palermo’dan Napoli’ye taşınması kararı üzerine Napolili I. Charles’ın buyruğu ile yapılmıştır. Yeni Kale olarak da anılır.

Plebisit Meydanı’na geri dönerken rastlaştığımız ahşap at günün sürprizi olarak çıktı karşımıza. Bir başka dar sokağın derinlerindeki rüzgar gülü bu kentte şaşırtıcılıkların hiç tükenmeyeceğini muştular gibidir.

NAPOLİ TAHTA AT YAZITI NAPOLİ TAHTA ATNAPOLİ RÜZGÂR GÜLÜ

Son durağımız Galeri Umberto I. Kraliyet Sarayı yakınındaki bu görkemli alışveriş merkezi İtalyan Birliği’nin öncüsü Kral II. Vittorio Emmanuel’in oğlunun adını taşıyor. Tıpkı, Milano’daki gibi Napoli’deki galeri de İtalyan Birliği’nin anısına yaptırılmış. Ayrılıkçı Kuzey Ligi’ne inat dimdik ayakta duruyor.

NAPOLİ GALERİ ÇATI NAPOLİ GALERİ KUBBE NAPOLİ GALERİ UMBERTO NAPOLİ GALERİ ZEMİN

San Carlo Opera salonunun içine girmek yerine ön cephesini görüntülemekle yetindik.

NAPOLİ KONSER SALONU

Napoli defterini kapatmadan önce Trieste e Trento meydancığına bakan Gambrinus’ta bir akşam kahvesi yudumlayarak yorgunluk atmak keyifli Napoli gününe nokta koymak iyi bir fikir gibi geldi bizlere. Yolunuz düşerse aklınızda olsun!

NAPOLİ GAMBRİNUS (3)NAPOLİ GAMBRİNUS

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 59 takipçiye katılın