BİR KAPALI KUTU : ARNAVUTLUK

8 Ağu

Arnavutluk bu gezinin belki de en zayıf halkası. Arnavutluk’un yakın geçmişinden kaynaklanan “kapalı kutu” özelliği ilgimizi katlayan bir önemli unsur.

 

         Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte payına “değişim ve dönüşüm” düşen ülkelerden olmuş. Enver Hoca deneyimi ülkeyi sırasıyla önce Sovyetlerden, onu izleyerek Çin ve Yugoslavya’dan kopartmış. Böylelikle çok daha içine kapanan bir ülke olarak köşesine çekilmiş Arnavutluk. En azından dışarıya yansıyan görünüm böyle.

 

         Arnavutluk’un kendi dillerindeki adı Şkiperiya!   “Kartallar Ülkesi” anlamına geliyor. Arnavutluk adının Arnavut ülkesi anlamına yaraşır bir tanımlama  olduğuna hiç kuşku yok!

 

         Ancak, batı dillerinde Arnavutluk için kullanılan Albania adına da değinmekte yarar var. Albania, Albino’yu çağrıştırıyor. Arnavutluk geçişimiz boyunca dağların özellikle doruklarında kendini gösteren beyaz görünüm bu adın etimolojisiyle  örtüşüyordu.

 

         Arnavutluk 28 bin kilometre kareyi aşan yüzölçümü ile Belçika’dan biraz küçük, ABD’nin Maryland eyaletinden biraz büyük. Türkiye ile karşılaştırıldığında yirmi beşte biri büyüklüğünde. Üç milyonu aşkın nüfusa sahip.

 

         Komşu ülkelerdeki Slav ağırlıklı ama yerine göre Arnavut etnisiteli ve yerine göre de mezhep çeşitlemeli karmaşa yerini Arnavutluk’ta daha benzeşik bir yapıya bırakıyor. Arnavutluk % 95 oranında Arnavut etnisitesinin egemen olduğu bir coğrafya. Adına yaraşır bir durum söz konusu. Dinsel tercih ağırlıklı olarak Müslümanlık (% 70) olmakla birlikte Ortodoks (% 20) ve Katolik (% 10) mezheplerinden hıristiyanlar geriye kalan oranları tamamlamış oluyorlar. 

 

         Ohrid’den Struga yoluyla yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra Makedonya-Arnavutluk geçişini yapacağımız Kafasan sınır kapısına ulaşıyoruz.

 

         Çiftetelli ile karşılanıyoruz. Hemen düzeltelim! Karşılama bize özgü değil. Bu sınırı geçen herkes çiftetelli ile karşılanıyor. Çiftetellinin tellerini tıngırdatan çalgıcının tek derdi daha çok süs amaçlı olduğu görünümü veren çiftetelli satarak yaşamını kazanmak.

 

         Kafasan  kapısında başka sınır kapılarında rastlanabilecek koşuşturma, gösteriş ve karmaşadan eser yok. Son derece sessiz ve sakin. İki ülkeyi bağlayan bir geçit noktasında olduğunuzu hissetmeniz güç. Çok hızlı yürüyen işlemlerden sonra Arnavutluk topraklarında ilerlemeye başlıyoruz.

 

         Arnavutluk’ta ilk gördüğümüz oluşumlar belirli noktalara konuşlandırılmış sığınaklar. Enver Hoca savunmayı hep önemseyen bir önder olmuş. Sığınakları çevre ülkelerden yönelebilecek olası saldırılara karşı yaptırdığı söyleniyor. Sınırı geçtikten sonra kısa bir mola veriyoruz. Mola yerimiz aynı zamanda bir yolcuevi : Otel Odessa! Sosyalist geçmişinde kendi türünü oluşturmayı amaçlayan ama bu yolda pek de başarılı olamayan Arnavutluk’ta 2012 yılında Odessa adını kullanan bir otele rastlamak da ilginçti. Konuklara yardımcı olmak için kendisini parçalayan görevlilerle karşılaştık. Türk Kahvesi istemek ve bu isteğe karşılık bulmak son derece iyi bir ilk izlenimdi.

 

         Moladan sonra yeniden yola düzüldüğümüzde Şkumbin ırmağı ile kesişti yolumuz. Şkumbin Arnavutluk’u enlemesine ikiye bölüyor. Şkumbin’e Adriyatik’e doğru olan yolculuğunda uzunca bir süre eşlik ediyoruz. Yol boyunca Enver Hoca sığınakları yer yer kendisini göstermeyi sürdürüyor.

 

         Arnavutluk’ta dikkatimizden kaçmayan bir başka ayrıntı Mercedes bolluğuydu. Şimdilerde değilse de geçmişte Arnavutluk yollarının bozukluğu ve geçit vermezliği Arnavutları bu koşullara uyum sağlayacak otomobil markalarını edinmeye yöneltmiş. Bizde olduğu gibi bir statü merakından kaynaklanmamış bu tutku. Markanın pahalılığı ve dolayısı ile erişilmezliği farklı çözümler doğurmuş. Otomobil kaçakçılığı yapmak  kaçınılmaz olmuş. Arnavutluk dışında çalıntı ya da kayıp olan Mercedes’lerin sahiplerine sigorta yoluyla kayıpları ödenirken; yer altı dünyasına da ucuza Mercedes pazarlama fırsatı doğmuş. Arnavutluk’ta ülkenin ekonomik düzeyiyle örtüşmeyecek şekilde çok sayıda Mercedes’e rastlıyorsunuz. Yukarıda özetlenen döngü bu durumun temel nedeni. Arnavutluk’ta Mercedes’e “Mercedes” deme zahmetine katlanılmıyor. Kısaca Benz diyorlar.

 

         Az önce Şkumbin’in Arnavutluk’u enlemesine ikiye böldüğüne değinmiştik. Şkumbin Arnavutluk’u yalnızca enlemesine değil dillemesine de ikiye bölüyor. Arnavutça’nın iki lehçesi olan Tosk Güney’de, Gegh ise Kuzey’de konuşuluyor. Küçük bir ülkede aynı dilin iki lehçesinin konuşuluyor oluşu not ettiğimiz bir başka ilginç durum.

 

         Arnavutluk’ta içinden geçeceğimiz ilk önemli kent Elbasan. Bizim dilimizden bir ad. Biz Elbasan’ı daha çok tavasından biliriz. Kuzu etinin üzerine dökülen yağlı-yumurtalı sosla birlikte fırına verilen etin lezzeti tartışılmazdır.  

 

         Elbasan adının kökenini araştırdığımızda bu kentin Osmanlı döneminde başka bölge ve toprakların ele geçirilmesinde bir üs olarak kullanıldığı bilgisine ulaşıyoruz. Belli ki Elbasan başka toprakların basılması, ele geçirilmesi için dayanak noktası olmuş. Arnavutluk, Osmanlı’nın Balkanlarda en son ele geçirebildiği yerlerden olmuş. Ulusal kahraman İskender Bey bu güçlüğün Osmanlı’ya yaşatılmasında önde gelen figür olmuş. Önderliğinde ortaya konulan direniş Arnavutluk’un İstanbul’un fethinden 26 yıl sonraya sarkan bir direncin adı oluşu da önemsenmeli.

 

         Söz yemekten açılmışken biz Türkler’in tıpkı Makedonya’da olduğu gibi burada da damak zevki sorunu yaşamayacağını söyleyebiliriz. Arnavut Ciğeri’nden de anlaşılacağı gibi Arnavutluk başta sakatat olmak üzere lezzetli et üretiminde öncü bir coğrafya. Dağlık coğrafyanın kaçınılmaz sonucu olarak gelişen küçükbaş hayvancılık sofralara yansıyan lezzetin de önde gelen etkeni.

 

         Elbasan Arnavutluk’ta sosyalist geçmişin önemli metal üretim tesislerinden birinin yer aldığı kent. Çin’le ilişkiler kopmadan önce ortaklaşa yapılan bu fabrikada zamanında 8000 kişiye varan bir iş olanağı yaratılmış. Şimdilerde benzeri bir çoğu gibi kapısına kilit vurulmuş. Elbasan’dan Tiran’a doğru yol alınırken Arnavutluk Alpleri’ni aşmak görsel zenginlik de sunmakla birlikte, otobüslere geçit vermeyecek kadar dar olan bu yol farklı bir rota izlememizi zorunlu kılıyor.

 

         Doğrultumuz Dıraç ya da Arnavutça adıyla Durres. Durres Arnavutluk’un Vlora (Avlonya)’nın yanı sıra  önemli limanlarından birisi. Durres’e vardığımızda gözlerimizin önüne serilen manzara buranın aynı zamanda bir sayfiye kenti olduğun izlenimi vermekte.

 

         Durres MÖ 7. yüzyıldan bu yana gemilerin demirlediği doğal bir liman. Antik dönemde Dirrakiyon kentinin yakınında yer almış ve Epidamnus olarak adlandırılmış. Dirrakyon stratejik öneme sahip olan ve Roma ile Bizans’ı bağlayan Via Egnatia’nın giriş kapısı olmuş.  Romalılar kente Balkan yarımadasındaki en büyük amfitiyatroyu yapmışlar.

 

         Durres 3000 yıldır insan yerleşimi olan bir kent. MÖ 7. yüzyılda Korfu’dan gelen Yunan yerleşimcilerin Durres’e gelmeleri kentin öne çıkmasını sağlamış. Doğallıkla bu durum uzun yıllar boyunca bölgeyi Yunan kültürünün etkisi altında bırakmış.  

 

         Durres ya da antik adıyla Dirrakyum Roma iç savaşına da sahne olmuş. MÖ 48’de Pompey ve Jül Sezar  burada karşı karşıya gelmişler.

 

         Kent surları ise MS 348’deki yıkıcı depremden sonra MS 6 ve 7. yüzyıllarda Bizanslılar tarafından yeniden yapılmış.

 

         1501’deki Osmanlı egemenliğinden başlayarak Durres önemini yitirmiş ve Osmanlı’nın Adriyatik’i geri planda bırakmasının doğal sonucu olarak hızla gerilemiş. Buna karşın, Osmanlı Durres’de de kalıcı yapıtlar bırakmış.

 

         Arnavutluk bağımsızlığına 1912’de kavuşmuş. Osmanlı’nın Balkan bozgunu yılı olarak da bilinen bu zamandan günümüze kadar bir asır geçmiş. Bugün Arnavutluk bağımsızlığının 100. yılını kutlamakta.

        

Her ne kadar bağımsızlıkta yüzüncü yıl kutlanmakta olsa da Arnavutluk’ta bu süreç de son derece çalkantılı geçmiş. 

 

         Daha başlangıçta başkent olma onuru da yaşamış Durres. Bu dönemde Kral Zogo yazlık bir saray da yaptırmış.

 

         İkinci Dünya Savaşı bir başka karmaşık dönem yaşatmış kente. Bu kez İtalyan işgaliyle yüz yüze gelmiş kent. İngiliz destekli Abbas Kupi komutasında direniş gösterilse de kent faşist çizmeler altında ezilmekten kurtaramamış kendisini.

 

         İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda kendini gösteren ve yaklaşık 20 yıl önce sonlanan yarım yüzyıllık bir sosyalist deneyim de söz konusu. Sığınakları, kapalı kutu özelliği ve dünyadaki diğer sosyalist deneyimlerle kavgalı bir  yarım yüzyıl tüm ülkeye olduğu gibi Durres’e de egemen olmuş. Bu dönemin izlerini bugün de görmek olanaklı Arnavutluk’ta.

 

Arnavutluk üzerinde İtalyan etkisinin kökleri Osmanlı öncesindeki Venedik egemenliği yıllarına dayanıyor. İtalya Arnavutluk’a sanıldığından daha yakın. Güneyde Vlore (Avlonya) liman kenti ile İtalya’nın Otranto kenti arasında, Otranto Boğazı’nda uzaklık 72 km’ye kadar düşmekte.

 

Durres’i geride bırakarak Tiran’a yöneliyoruz. Trafik giderek yoğunlaşırken bir otoyolda ilerlediğimiz için çok da farkında olmuyoruz bu yoğunluğun.

 

         Arnavutluk’a girdikten sonra sıkça gördüğümüz “Lavazh” yazılı tabelalardan da söz etmek gerek. Araba yıkama Arnavutluk’ta oldukça yaygın bir iş. Bu durum aynı zamanda son derece tozlu ve kirletici bir ortamın da canlı kanıtı.

 

         Tiran ülkenin başkenti olmasının yanı sıra en kalabalık kenti.  1920’lerde başkent olan Tiran başlangıçtan bu yana İtalyan etkisi altında kalmış. İtalyan planlamacıların katkıları kenti şekillendirmiş.

 

         Ulusal kahraman İskender Bey’in adını taşıyan meydan kentin kalbi gibi. Meydan Komünist dönemde değişikliğe uğratılarak Otel Tiran, Opera ve Ulusal Tarih Müzesi meydana eklemlenmiş.

 

         Osmanlı sonrasında yaşanan doğal afetler ve savaşların verdiği  zararlar sonrasında Tiran’da Osmanlı izleri neredeyse silinmiştir.

        

         Tiran’da geçirdiğimiz birkaç saatten aklımızda kalan geniş bulvarlar, iç ferahlatan yeşil alanlardır diyebiliyoruz. Bunun yanı sıra Arnavutluk’ta ve elbette Tiran’da sosyalist dönemi izleyen başı bozukluk fazlasıyla  göstermiş kendisini. Sınırsız, yükümsüz ve sorumsuz özgürlük, daha doğrusu serbestlik başını alıp gitmiş.

 

         Tiran’a ilişkin bir başka önemli not da dilenci bolluğuydu. İşi vücut temasına vardıran  dilenciler son derece rahatsız ediciydi.

 

         Tiran’da da damak zevkimize seslenecek yemek bulmakta zorlanmadık. Tayvan Parkı’nda, Tayvan Lokantası’nda Arnavut birası eşliğinde leziz bir ızgara et yedik. Yemeğin asıl sürprizi tatlıydı. Triliçe benzersiz bir tattı. Vanilyalı, karamelli tatlıyı Arnavutluk’a yolu düşenler mutlaka tatmalı!

 

         İskender Bey’in atlı heykelinin yer aldığı meydan Tiran’ın orta yeri.  Zamanında faşist Mussolini birliklerine geçit alanı olmuş olan bu meydan Ulusal Şehitler ve Kral Zogo Bulvarı’nın birleşim noktasında yer alıyor.

 

        

         Meydana egemen noktada Ethem Bey Camisi ve hemen yanında Saat Kulesi yer almakta.  Ethem Bey Camisi Tiran’da 18. yüzyıldan geriye kalan az sayıda eserden birisidir. Minaresi Tiran’ın 2. Dünya Savaşı sırasında hasar görmüş ve sonradan onarılmış. Ethem Bey Camisi de Kalkandelen’deki Alaca Cami benzeri iç ve dış görünümde.

 

         İskender Bey Meydanı’nın diğer tarafında duvar mozaiği ile kendini gösteren yapı Ulusal Tarih Müzesi. Duvarındaki mozaik betimleme  Arnavutluk tarihini özetliyor. Müzede İlliryalılardan başlayarak Osmanlı’ya kafa tutan direnişçilere ve İkinci Dünya Savaşı’ndaki Partizan başarılarına varıncaya kadar Arnavutluk tarihinin ayrıntılarını görmek olanaklı.

 

         İskender Bey Meydanı’ndan Ulusal Şehitler Bulvarı boyunca ilerlediğinizde sağ tarafta üç kardeşin büstlerinin bulunduğu küçük bir parka ulaşıyorsunuz. Frasheri kardeşler hem Arnavutluk hem de Türk tarihinin önemli kişilikleri.  

 

         Soldaki büstün altında Sami Frasheri  (1850-1904) adını görüyoruz. Bizim bildiğimiz adıyla Şemsettin Sami’dir. Kamus-i Türki’nin yazarıdır. Başka dillerde de sözlükler yazmıştır. Aynı zamanda ansiklopedisttir. Bizlerin çok yakından bildiği Galatasaray Kulübü için önemli bir kişilik olan Ali Sami Yen’in de babasıdır.

 

         Naim ve Abdül Frasheri kardeşler de Arnavutça’ya katkıları ve Arnavut yazını alanında verdikleri yapıtlarla öne çıkan adlar.

 

         Bu parkın hemen karşısında bir piramit çekiyor dikkatimizi. Şimdilerde bakımsız ve çirkin görünen Piramit’in üzerinde vaktiyle Enver Hoca heykeli yer almaktaymış. Bulvar boyunca ilerlerken sağlı, sollu Arnavutluk Parlamento binası ile Başbakanlık da sıralanmış.

 

         Bulvarın sonunda Rahibe Tereza Meydanı ve onun da çevresinde üniversite yer almakta.

 

         Birkaç saatlik Tiran gezisinin sonunda artık doğrultumuzu kuzeye, İşkodra’ya çevirmenin zamanıydı.  

 

         İşkodra yoluyla Karadağ’a doğru yol almaya başladık.

 

         Yol boyunca sağımızda süre giden sıradağların doruklarındaki görünüm Albino çağrışımı yaptırdı bizlere.

 

         İşkodra adını taşıyan gölün kıyısında uzun bir tarihsel geçmişe sahip olan kuzey uçtaki Arnavut kenti. İşkodra Gölü Balkan yarımadasının üç önemli gölünden birisi. Arnavut ulusunun öncülü sayılan İlliryalılara da başkentlik yapmış.

 

         Osmanlı döneminde özerk Paşalık statüsünde olmuş. İşkodra Osmanlı’dan bağımsızlığın kazanılmasında Arnavut kültürüne ve siyasi yeniden doğuşa önemli katkıda bulunmuş.  

 

         Tarih Müzesi’nin yanı sıra 19. ve 20 yüzyıl fotoğraflarının bulunduğu Fototek kentin ziyaret edilmeye değer iki önemli noktası. Bunlara Rozafa Kalesi de eklenebilir.

 

          Rozafa kenti kuzeyden kontrol altında tutan ve İlliryalılardan bu yana kullanılan bir kale. Drini, Kiri ve Buna ırmaklarının kesişme noktasında yer alıyor. Bugünkü surlar büyük ölçüde Venedik ve Osmanlı yapımı. Rozafa Osmanlı’ya karşı düşen son kale olma özelliği de taşımakta.

 

         İşkodra’dan sonra kısa bir yolculukla Karadağ sınırına varıyoruz. Ülke sınırlarıyla birlikte coğrafyanın da belirgin bir şekilde değişimine tanıklık ediyoruz.

 

Ceyhun BALCI, 06.08.2012

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 60 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: