BOŞ İNSANLIK

BOŞ İNSANLIK

Darkside....-Bu-kare-KARA-ozgecanaslan-icin-degil-cunku-o-isiklar-icinde.-Bu-KARAnlik-kare-hep-onun-
Bugünlerde insanlığa çeşitli sıfatlar ekliyoruz! Dün gün boyunca “boş insanlık” peşimizi bırakmadı!
El kadar bebenin sahile vuran ölüsü üzerinden epeyce söz üretildi!
Bu fotoğraf yayınlanmalı mı, yayınlanmamalı mı idi soru!
Yayımlanmamalı demeye getirenler bile fotoğrafı baş köşeye yerleştirmişti!
O bebenin dirilerini görmek isteyenleri İzmir’de Basmane ve Konak dolaylarında kısa bir yürüyüşe çağırıyorum!
Sorun fotoğrafın gösterilmesinden çok fotoğrafa yol açan nedene inilmesiyle ilgilidir!
Neden el kadar bebeler, koca koca insanlar yaşamlarını tehlikeye atıp Ege’nin sularında yaşamdan kopup gidiyorlar?
Suriye’deki yangın nedeniyle vatansız kaldıkları için! Her birisi kişi başına 1000-1500 Avro’yu insan tüccarlarına verecek güce sahip bu insanların! Başka deyişle bütünüyle yokluk ve yoksunluk içinde değiller.
Fotoğrafı yayınlama/yayınlamama etiği üzerine satırlar döktüren necip medyamız her nedense bu duruma dil ucuyla da olsa değinmedi dün gün boyunca!
Doğal olarak, bu insanlık trajedisinin çözümü için de söz söylememiş oldular!
Onların söyleyemediğini ben söyleyeyim!
Türkiye, emperyalist kurguların taşeronluğundan vazgeçmeli!
Başta Suriye olmak üzere bölge devletleriyle işbirliği içinde öncelikle ülkeleri bölen, parçalayan etnik/dinsel kalkışmalara karşı durmalı!
Bebekler vatansız kalmazsa denizlerin derin sularında boğulmaktan kurtulurlar!
Bu basit ve zahmetsiz çözüm neden seslendirilmez?
İşte asıl soru(n) budur!
Burada yayımlanmaya değer tek görsel kapkara bir karedir bence!
Utancımızı ve zavallılığımızı yansıtan…
İnsanlığın içini doldurma zamanı çoktan gelmedi mi?
Ceyhun BALCI, 03.09.2015

Yorum bırakın

Filed under İSYAN-EDİ-YORUM

VATANSIZLAR!

İZMİR SOKAKLARINDA VATANSIZLAR
Günümüzde iki tür vatansızdan söz etmek mümkün!
Birincisi hevesli vatansızlar! İstemli vatansızlardır. Oturdukları yerden vatansız olmanın güzellikleri üzerine yazıp, çizerler. Başkalarını da böyle olmaya özendirirler.
İkinci tür ise zorunluluktan vatansızlar! Koşulların zorlamasıyla vatanlarından kopanlar, kopartılanlar!
Şu günlerde İzmir sokakları, parkları, ağaç altları ikinci türden vatansızlarla dolu!
Her türlü yokluk, yoksunluk, perişanlık ve zavallılık onların görüntülerine sinmiş durumda. Onları görüp de üzülmemek, insanlık adına utanç duymamak olanaksız!
Yanı başımızdaki yangına duyarsız kalan pek çoğumuz insanlık trajedisi kapımızı çalıp, onunla burun buruna geldiğimizde isyan eder olduk!
Üç ay önce seçimler yapıldı Türkiye’de! Kaç parti bu insanlık trajedisine değindi? Kaçı bu olumsuzluğun giderilmesi için öneride bulundu?
Önümüz yine seçim!
Partilerimiz bu konuya değinecekler mi? Göreceğiz! Dil ucuyla da olsa değinenler bir çıkış yolu gösterecekler mi?
Parasızlık, besinsizlik ve başka yoksunluklar bir şekilde giderilebilir!
Ya vatansızlık? Onun çaresi var mı?
İzmir sokaklarına yansıyan vatansız manzaraları bir yandan “neden ölüyoruz” sorusuna da yanıt oluşturuyor.
Vatansız kalmamak için gerekirse ölümü göze almak az şey midir?
Anlayana çok şey anlatıyor kent sokaklarını mesken tutan vatansızlar!
Ceyhun BALCI, 02.09.2015

Yorum bırakın

Filed under İSYAN-EDİ-YORUM

ATLETİZM ŞÖLENİNİN ARDINDAN

DÜNYA ATLETİZM ŞAMPİYONASI’NIN
ARDINDAN

Pekin’de dokuz gün süren spor şöleni dün sona erdi. Atletizmin sporların anası olduğu kuşku götürmez bir gerçek. Yüzme ya da jimnastik de öyle görülür. Ama, yaşamı boyunca ayağını suya sokmamış milyonlarca insan vardır. Benzer şekilde jimnastik sporunun yanından geçmemişler hiç de az değildir.
Ama, bir karasal hayvan olan insanın ileri engelliler dışında hemen her gün atletizm yaptığını söylemek yanlış olmaz. Başka deyişle atletizm yaşamın bir parçasıdır.
Madalya tablosuna bakıldığında 40’ı aşkın ülkenin bir şekilde madalya aldığı görülüyor. Kenya ve Jamaika doruktaki ülkeler. Kenya, orta ve uzun mesafelerdeki başarısına cirit atma altını eklemiş durumda. Jamaika sprint yarışlarındaki tartışılmaz egemenliğini madalya tablosuna bir kez daha yansıttı. Usain Bolt sportif üstünlüğünü canayakınlığıyla perçinlemeyi sürdürdü. Ben yarıştığım sürece sizlere ekmek yok dedi anlayanlara!

filepicker-QQriNbJgS16dKBncEa4h_Usain_Bolt
ABD’nin başarısı tartışma gerektirmeyecek düzeyde. Doğrusunu isterseniz Küba dışındaki Karayip ve Orta Amerika ülkelerinin madalya kazanımlarını da ABD’ye eklemek gerekir. Çünkü, o atletlerin de tümü ABD yetiştirmesidir.
Etiyopya’nın uzun mesafe ustalığı Kenya tarafından biraz olsun aşındırılmış olsa da hakkı yenmemeli. Güney Afrika’nın çıkışı not edilmeli. Bir sonraki şampiyonada adından çokça söz edilecek bir ülke olmaya adaydır.
Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri beklenen düzeyde başarılı oldular denebilir.
Polonya’ya bir parantez açılmalı. Hemen tüm dallarda var olduklarını gösterdiler. Daha fazla madalya almaları işten değildi. Ama, bir atletizm ülkesi oldukları belgelidir.
Amerika anakarasından Kanada da ben geliyorum diyenlerden bir başkası olarak göze çarptı bu şampiyonada.
Rusya birkaç yıldır nadas dönemi yaşıyor. Geleneksel başarılar kazandıkları dallarda bile yok gibiydiler. Yine de 110 engelci Şubenkov’la parlamayı başardılar.
Çin ev sahibi olmanın sağladığı avantajı kullanarak atletizmdeki varlığını süreklileştirme yolunda önemli adım attı. 4X100 erkek bayrak yarışındaki gümüş madalyaları tüm zamanların en önemli olaylarından sayılmalıdır.
Küba bir süredir bocalasa da bu şampiyonada da 2 altın, 1 gümüş elde ederek atletizmde var olduğunu kanıtladı. İngiltere büyüklüğündeki adada 10 milyonluk nüfusla elde ettikleri başarı ABD ile karşılaştırıldığında çok daha anlam ve önem kazanmış oluyor.

yarisley silva
Son sözü kendimiz için söyleyelim!
Türk atletizminde son yıllarda göze çarpan olgu devşirme yoluyla başarıya kestirmeden gitmek oldu. Rusya’da bile devşirme olduğuna göre bunu çağın karşı konulmaz bir gelişmesi saymak olası. Ancak, dengeyi iyi tutturmak gerekir. Az sayıda yerli çok sayıda devşirmenin arasında kaybolmamalıdır.

Devşirmeyi ilerletme kararlılığı göze çarptı. Kübalı ve Jamaikalı iki yeni devşirme bundan böyle sprint yarışlarında da var olmayı amaçladığımızın göstergesi.
Bizim açımızdan en önemli başarı Azeri kökenli Guliyev’in 200 metre finali koşması ve iki kişiyi geçerek 6. olmasıdır. Guliyev’in beyaz tenli olması ve bu bağlamda tek örnek oluşu da dikkate değerdir.

guliyev
Az sayıdaki başarılı atletimizi bozuk para gibi harcama konusunda uzmanlaştık. Önce Süreyya Ayhan, sonra Nevin Yanıt ve son olarak Aslı Çakır Alptekin! Bir şampiyonlukla fazlaca edinime olanak veren ödül yönetmeliği gözden geçirilmelidir. Saman alevi gibi yanıp, sönmelere değil de sürekli başarılara uyarlanmalıdır.
Uzun mesafelerde Afrikalı devşirmelere bel bağlayan Türk atletizminin geçmişteki Mehmet Yurdadön, Sadık Salman, İsmail Akçay, Hüseyin Aktaş ve Mehmet Terzi örneklerini anımsamasında yarar var!

8167_8669

ismail-akcay

İsmail Akçay 1968 Mexico City Olimpiyat Oyunları maraton 4.sü

Olimpiyat madalyalı çekiç atıcımız Eşref Apak tek bir geçerli atış yapabilmiş. Diğerleri fileye takılmış. Ciddi bir hoca sorunu olduğu anlaşılıyor. Kimi durumlarda sporcu yerine eğitici getirmek de düşünülmeli.
Sportif başarı kadar doping gölgesinden kurtulmak da önemli! Kazanılan bir olimpiyat şampiyonluğu birkaç yıl sonra utanç gerekçesine dönüşüyorsa bu konu üzerinde iyice düşünülmeli.
Hemen her şeyi siyasi propaganda gerecine dönüştüren son 13 yıla damga vuran anlayış bu olumsuzlukların önde gelen sorumlusudur.
Pekin’de oluşan tabloya göre Rio olimpiyatları çok görkemli bir atletizm şöleni sunacak gibi duruyor sporseverlere!
Sporun futbol ve at yarışından ibaret olmadığı insanımızca da anlaşılsa keşke demekten başka bir şey gelmiyor elden!
Ceyhun Balcı

Yorum bırakın

Filed under SPOR-YORUM

30 AĞUSTOS KUTLU OLSUN!

IMG_8291

DÜNYANIN EN İYİ İNSANI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

30 AĞUSTOS ZAFER VE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ 

BAYRAMINIZI KUTLUYOR…


Yorum bırakın

Filed under KUTLU-YORUM

BARIŞI DOĞRU TANIMLAMAK!

Bu yazı, bağlantısı yazıda yer alan bir başka yorumla ilgili eleştiri amacıyla yazılmıştı. Doğal olarak da, eleştirilen yazının yayımlandığı ortamda okurla buluşması öncelendi! nycturk internet sitesi yönetimine konuyla ilgili olarak ulaşıldı. İlk iletiye yanıt olarak eleştirilerimin sitede yer bulabileceği bildirildi. Yazımı yayımlanması istemiyle ilettiğimde kapı duvar oldu! Olumlu ya da olumsuz bir yanıt vrme zahmetine katlanılmadı!

nycturk internet sitesini yönetenlerle tanışıklığım yok! Ancak, yanıt hakkına ve eleştirel düşünceye çok da saygılı olmadıklarını söylemem kaçınılmaz!

BARIŞI DOĞRU TANIMLAMAK!

Değerli meslektaşım Dr Sedat ULKATAN’ın bağlantıdan erişilebilecek yazısı son derece dokunaklı. Sosyal medyada aldığı beğeniler de bu durumun sağlam kanıtı.
http://nycturk.com/v3/yorum-bir-doktordan-savas-isteyenlere-bir-anlati/
Yazıdaki kimi noktalara itirazım var!
Meslektaşımı incitmeden, yazısını da değersizleştirmeden itirazlarımı sıralamak isterim.
Öncelikle, yazının başındaki “PKK Terörü” ifadesinin durumun doğru saptanması bakımından önemli olduğunun altını çizmekte yarar var!
Türkiye kimi zaman ayrılıkçı kimi zaman da dinsel motiflerle bezeli terör ve kalkışmalarla daha Cumhuriyet kurulmadan önce tanıştı. Bir yandan işgalci emperyalist maşalarıyla savaşırken diğer yandan da bu gibi kalkışmalarla baş etmeye çalıştı. Koçgiri, Şeyh Sait ve Dersim ayaklanmaları sayıları 20’lere varan bu tür kalkışmaların en bilinenleri.
Değerli meslektaşımın yazının ilerleyen bölümlerinde savaş isteyenlere yönelik eleştirilerinden Türkiye’nin neredeyse bütününde hortlatılan terör ve kalkışma hareketlerini savaşa eşdeğer tuttuğunu anlıyoruz. Bu olayları savaşla denk tuttuğunuz anda terörizmin tuzağına düşmüş olursunuz!
Öncelikle, bu vahşi terör olaylarının savaş olmadığını söylememiz için pek çok neden olduğuna vurgu yapalım. Bilindiği gibi savaşın bile hukuku ve kuralları var.
Evinde uyumakta olan polislerin katledilmesi, bankamatikten para çeken uzman çavuşun ensesinden vurulması, taşıt aracı arızalanmış binbaşının ailesinin gözü önünde öldürülmesi örnekleri bile savaş değil kalkışmanın söz konusu olduğunu ortaya koymaya yeter!
Kanla ve canla üzerinde yaşadığımız toprakların insanlarınca kurulmuş bir devleti silahlı çeteler aracılığıyla yıkmaya çalışmak hiç kuşkusuz bir karşılığı hak eder. Bir devletin varlığını ve birliğini korumaya çalışmasını savaşa eşdeğer bir durum olarak görmek mücadeleyi daha baştan yitirmek anlamına gelir.
Örneğin, ABD’de her hangi bir eyalette bir grup silahlı insan ortaya çıksa ve ben etki ve egemenlik alanımda devletten özerk bir yapılanmaya gidiyorum diyerek kalkışmaya yeltense; alacağı karşılık ne olurdu? Bu örnekte ABD’nin yerine köklü geleneği olan bir başka devleti de koysanız yapılacaklar değişmeyecektir.
Özetle, savaş iki simetrik güç arasında yaşanan bir olgudur. Türkiye’de olduğu gibi savaş ahlâkından da yoksun şekilde verilmekte olan mücadelenin adını doğru koymak gerekir. Bu yapılmadığında, vahşetle mücadele yeterince verilememiş ve dolayısı ile hepimizin özlemi olan barış uzakta kalmış olur!
Sonuç olarak, “Yurtta Barış, Dünyada Barış!” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün izinde olduğunu düşünen bir yurttaşım! Barışın değerini de en çok savaşanlar bilir! Ama, barışın karşısında duvar örenlerle mücadele edilmezse; ekonomik, siyasal ve askersel yöntemler kullanılmazsa dökülecek kan ve gözyaşının sonu gelmeyecektir düşüncesindeyim!
Dr Ceyhun BALCI, İzmir

Yorum bırakın

Filed under İSYAN-EDİ-YORUM

DIŞIMIZDAKİ İRLANDALI

İRLANDALI

31008094
“İçimizdeki İrlandalılar” Mustafa Denizli tarafından dilimize kazandırılan bir kalıp. İçeriden ihanet edenler, köstek olanlar söz konusu olduğunda sıkça kullanılır oldu.
İstanbul’da Aksaray esnafını sıra dayağından geçiren “Dışımızdaki İrlandalı” gündemin doruğuna oturdu. Şaşkın ve bir o kadar hain Türk siyasetçisinin her gün yeni bir inci saçtığı günümüz Türkiyesi için farklı ve ilginç bir gelişme olduğuna kuşku yok.
On dokuzuncu yüzyıl ortalarında İrlanda’da yaşanan büyük açlık milyon dolayında ölüm ve belki de ondan fazla göç dalgasına yol açtı. Bu uzak ülkeye kayıtsız kalmayan dönemin Osmanlı yönetimi Drogheda limanına gemilerle yiyecek yardımı gönderdi.
O liman kentinin futbol takımının renkleri bordo-mavi ve ambleminde de ay-yıldız yer alıyor. Böyle olmadığını öne sürenler olsa da amblemindeki ay yıldızı Osmanlı’nın uzattığı yardım eline bağlayanlar var.

Dulogo
“Dışımızdaki İrlandalı” çok yaman çıktı. Saklamaya gerek yok! Görüntüleri izlerken İrlandalıya yönelen her vuruşta yüreğim ağzıma geldi. Attığı her yumruk içimi ferahlattı!
Her hangi bir hayvana benzetmeyi bile o hayvanları aşağılama olarak düşündüğüm için İrlandalıya onlarca kişi birlik olup saldıranlara yaratık demeyi tercih ederim.
O görüntüleri izlerken benzer şekilde saldırıya uğrayan Ali İsmail Korkmaz ve yine Gezi olayları sırasında kaldırımda yürürken palalı yaratık tarafından sırtına tekme atılan kadın ve başka niceleri düştü aklıma!
Bu, örnekleri çoğaltılabilecek sıradan gibi görünen vahşet toplumumuzun içine düşürüldüğü durumu yansıtması bakımından anlamlı ve önemlidir. Aynı zamanda da utanç vericidir!
Ceyhun BALCI, 27.08.2015

1 Yorum

Filed under YAZI-YORUM

YARBAYIMIZDAN ON İKİDEN VURUŞ

YARBAYIMIZDAN ONİKİDEN VURUŞ

Şehit yüzbaşının yarbay ağabeyi hedefi on ikiden vurdu!

Bir söylemin yarattığı etkiyi ölçmek için tepkilere bakmak doğru olur.

Yarbayın saraylara ve korumalara gönderme yapan çok haklı çığlığı suçlular kanadının yaylım ateşiyle karşılaştı. Yarbayımız kadar usta olmadıkları için karavana attılar!

Bir kanat PKK’lı olmakla suçlarken, diğer kanat paralelcilik yaftasıyla gülünç duruma düşmekten alamadı kendisini!

Yarbayımıza yönelen saldırıların bir başka nedeni de artık arka bahçe sayılmaya başlanan TSK’den yükselen sesi temsil etmesiydi. Bence, TSK kaynaklı bu sesin omuzu kalabalıklardan değil de orta rütbeli birinden gelmesi de öfkeyi katlayan başka bir neden oldu!

Türkiye’de son yıllarda dile dolanan sivil siyaset lakırdılarına da bir çift söz söylemek gerekir!

Eli kanlı terör örgütünün döktüğü kanlar, aldığı canlar siyasetin ilgi alanında değil midir?

Onlardan ses duyan var mı?

Konuşması gerekenler susunca, söylemesi gerekmeyenlere düşmüş olmuyor mu görev!

Yarbayımızın keskin nişancılığı epeyce can acıtmış olmalı ki; ne PKK’lığı, ne de paralelciliği kaldı.

Soytarılık sanıldığı gibi geçmişte kalmamış belli ki! İktidar partisi AKP bu kurumun yok olmaması için epeyce yatırım yapmış!

Şimdi sahne onların….

Ceyhun BALCI, 24.08.2015

Yorum bırakın

Filed under YAZI-YORUM