HÂLÂ ÇARLİ DEĞİLİM

4 Mar

ANDRE VLTCHEK (1963)

Çek kökenli, Leningrad (St Petersburg) doğumlu, Amerikan vatandaşı.
Romancı, şair, araştırmacı gazeteci. Amerikan vatandaşı olsa da yaşamını işi gereğince Asya ve Afrika’da geçiriyor.
Batı aydınında görmeye alışmadığımız bir antiemperyalizm duyarlılığı içinde!
Okyanusya ve Potosi’den Bağdat’a Batı Terörü kitapları Türkçe olarak yayımlandı.

andre-vltchek
HALÂ ÇARLİ DEĞİLİM
“Ateist olmakla birlikte Çarli değilim!”
Tüm dinlerin eşit ölçüde kötü olmadığı kanısındayım. Bence, baş sorumlu Hıristiyanlıktır. Tıpkı Budizm gibi İslam’ı da rayından çıkartıp, köktencileştirendir.
“İşte bu nedenle Çarli değilim!”
Çarli Hebdo çizerleri bu şekilde feci bir ölümü hak etmemişlerdi. Ancak, batının, emperyalizmin bu ölümleri hastalık derecesinde politize ettiği gerçeği de görülmeli. Bu ölümler liberallerin bitip tükenmez ağlaşmalarına yol açtı. Dahası, batı tarafından işlenen sayısız suçun üzerinin örtülmesi anlamına da geldi.
Liberallerin ve Charlie Hebdo’nun ortak noktası onlardan asla batının günahlarına ilişkin bir şeyler işitmemiş olmamızdı. Örneğin, batının saldırganlığı ya da Hıristiyanlığın barbarlığıyla ilgili bir çizgi ya da yazıya rastlayamazdınız Charlie Hebdo’da. Siyonizm ve İsrail ırkçılığı da tabular arasındaydı. Kısacası, Charlie Hebdo ve benzerleri risksiz olgular ve durumlar konusunda son derece cesaretliydiler. Charlie Hebdo’da İslam’ı köktencileştiren batıya ilişkin tek çizgi görmedim. Haksız değiller elbette. Örneğin, batı emperyalizminin güdümünden ve sözünden çıkmayan Suudi Vahhabiliği’ni nasıl eleştirebilirlerdi?
Charlie Hebdo’nunkiler gibi batılı pek çok “cesur çizer” toplumcu, laik ve hoşgörülü İslam toplumlarına sevecen ve dayanışmacı bir yaklaşım içinde olmadılar. Suudi Vahhabiliği’ne ya da körfezdeki şeyhliklere gösterilen ilgi kişilikli ülkelerden esirgendi. Kurgu basitti! Araplar kendi kendini yönetemez izlenimi yaratmak!
İslam’a sövgü batılı için kolaycılığın adı oldu. Böyle davranmak batıda laiklik ve çağdaşlık göstergesi sayıldı. Ancak, gerçekte bu tutum bağnazlığa, duyarsızlığa ve rejimle işbirliğine, başka deyişle batı haydutluğuna arka çıkmaya denk düştü. Bu gidişle bu gibi insanlarla aynı safta bulunmamak bakımından ateistlikten de vazgeçebilirim.
Geçrek enternasyonalist ve ateistler insanları aşağılamaktansa boyunduruktan kurtarmayı, özgürleştirmeyi amaçlarlar.
Günümüzde İslam, toplumsal içeriğinden arındırılmıştır. Bir bakıma içi boşaltılmıştır. Batılı demagogların, propagandacıların ve akademisyenlerin İslam’ın tıp, mimarlık, bilim alanındaki başarılarıyla ve eşitlikçi toplum yaratma yolundaki adımlarını yok sayma çabaları rastlantı değildir. Oysa, tıpkı üniversiteler gibi ilk ücretsiz halk hastanelerini İslam’a borçluyuz.
Neden Çarli olmadığımı biraz daha açmam gerekirse baskıcı ve sömürgeci imparatorluğunuzu onaylamadığım için diyebilirim.
Salvador Allendeyim, Patris Lumumbayım!
Ama, asla Çarli değilim!
Paris’te “Hepimiz Çarliyiz!” diyerek gözyaşı döküp, yürüyenleri görünce şaşırdım ve midem bulandı! Bilinçten yoksun beyinleri yıkanmış insan yığınları da dünyayı yönetenler kadar sorumludur bu olumsuz gelişmelerden diye geçirdim aklımdan!
Fransız çıkarları gereğince özellikle Afrika’da yaşamdan kopartılmış yüz binlerce insandan her nedense tek damla gözyaşı bile esirgenirken; yine Fransa İslâm ülkelerinde iktidar koltuklarına oturtulan berbat ötesi sayısız efendiye arka çıkarken (bilinç yoksunu) kalabalıkların Çarliyiz söyleminden medet ummaları çelişkinin ta kendisidir.
Emperyalist batı, dünyayı yaşanabilir kılmak için yapılacaklar açık, seçik ortadayken Charlie Hebdo saldırısında yaşamını yitirenleri kahramanlaştırarak kendi çıkar çarkını korumayı yeğliyor.
İşte bu nedenle Çarli olmayı yadsıyorum…
Yukarıdaki derleme Andre Vltchek’in bağlantıdaki yazısından özetlenmiştir. http://www.counterpunch.org/2015/02/27/im-still-not-charlie/

SURİYE ZİYARETİ

3 Mar

SURİYE ZİYARETİ

emperyalizme_ve_terore_karsi_birlikte_direnecegiz_h64211_5daaa

Türkiye, vatan ve millet sevgisinden yoksun bir iktidar önderliğinde yakın tarihinde rastlanmamış bir karmaşaya yuvarlanmış bulunuyor. Irak’la başlayan güney komşularımızdaki yangın Suriye’nin de içine çekilmesiyle yayılmış oldu. Böylelikle Irak’taki dilimleme çalışmalarına Suriye eklendi.
Ege Denizi’ndeki 16 dolayında adacık ve kayalığın Yunanistan tarafından ele geçirilmesi karşısında sessiz kalabilen yetkililerimizin Şam’daki Emevi Camisi’nde namaz kılma sevdaları Süleyman Şah Karakolu’nun yitirilmesiyle sonuçlanmış oldu.
Çok daha kötüsü gerek Irak ve gerekse Suriye’de yaratılmış olan emperyalist güdümlü karmaşaya verdiğimiz destekle kendi iç ve dış güvenliğimizi de tehlikeye düşürmüş olmamızdır. Komşu Suriye’ye terör ihracatı yapmanın getirdiği onursuzluk da cabası!
İktidar ve onun gizli ortağı HDP bu karmaşadan rahatsızlık duymuş gibi görünmemektedir. Özellikle HDP kundaklanan Suriye’de oluşan boşluktan yararlanan eşkıyanın kurduğu kantonlarla utanç değil tersine övünç duyduğunu saklama gereği duymamaktadır.
Türkiye’nin iç ve dış güvenliği birlik ve dirlik içinde bir Suriye’yi vazgeçilmez gereklilik olarak dayatıyor. Başka deyişle Suriye ile dayanışma içinde olmak yalnız Suriye halkına değil Türk halkına da mutluluk sağlayacak çok önemli bir girişimdir.
İşin ilginci bu yaşamsal ve onursal girişim TBMM’de grubu bulunan partilerden değil de çiçeği burnunda Vatan Partisi’nden gelmiştir.
Vatan Partisi öncülüğünde hem partilileri hem de partili olmasalar da konuya duyarlıları kapsayan bir heyet birkaç gündür Suriye’dedir!
Bugün Beşşar Esad’la görüşen heyetin çok önemli ve anlamlı bir girişime imza attığının altını çizmek gerekir. Bu girişim Türkiye’nin yararına bir eksikliği gidermesinin yanı sıra, emperyalist saldırganlık karşısında vatan savunması yapmakta olan komşu Suriye ile dayanışma bakımından da anlamlı ve önemlidir!
“Yurtta barış, dünyada barış!” ilkesinin gereği yerine getirilmiştir.
Bu girişim TBMM’deki “dörtlü koalisyon”un ipliğini pazara çıkartması bakımından da yararlı olmuştur.
Önümüz seçim!
TBMM’de 5. bir partinin varlığının da çok yararlı olacağı görülmüştür!
Ceyhun Balcı, 03.03.2015

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/dogu-perincek-besar-esad-la-gorustu-iste-o-gorusme-h51708.html

DEJAVU

1 Mar

DÉJÀVU OLMAK!

nevsehir-de-universtesinde-sag-sol-catismasi-cikti-3-yarali

Eski oyun bir kez daha sahne alıyor. Sağ-sol kavgası! İllerin, kentlerin, ilçelerin ve hatta mahallelerin paylaşıldığı; kurtarılmış bölgelere dönüştürüldüğü yıllarda sağ-sol kavgası ölümcül sonuçlara yol açtı. 12 Eylül’ün birincil değilse de kolaylaştırıcı, haklı kılıcı gerekçesi oldu! Sırf bu yüzden, 12 Eylül gibi bir darbe halk gözünde haklılık kazandı. Sokakta yürümenin olanaksızlaştığı yıllarda halkın bu algısını aşağılamak yerine anlamak gerekliydi. Anayasasına % 90’ı aşkın destek veren halka 12 Eylül kötüydü dedirtebilmek için yılların geçmesini beklemek gerekti.

“…… üniversite yerleşkesinde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavgada…” haberleri bir kez daha basında yoğunlaşır oldu. Bunların güncel olanlarından birinde Ege Üniversitesi’nde bir gencimizi yitirdik. Sağ-sol ayrımının bir toplumda yaratabildiği yarılma, pek çoğumuzun belleklerinden silinmiş olsa da; belgecilikleri ve bellek tazelikleriyle ünlenmiş kurgucular tarafından hiç ama hiç unutulmadı!

Çok kullanışlı bir aygıt olduğundan kuşku duyulabilir mi?

Geleneksel kalıplarla düşünen, dünyayı bu eksenden görmekte kararlı olanların HDP ve temsilcisi olduğu PKK’yı sol algıyla değerlendirmekte oluşu tüyler ürpertici bir durumdur. İstanbul’da bir üniversitede bazı “solcu” öğrencilerin Ege Üniversitesi’ndeki olaylarda ölen yaşıtlarına ağlayacak yerde, üniversiteyi faşistlere dar eden sözde düşündaşlarına destek veren söylemleri ibretliktir.

http://nettavir.com/index.php?islem=haberoku&id=34375

Algının bu şekilde olabildiği bir ortamda sağ-sol kavgası görünümlü karmaşanın yaygınlaşmasında şaşılacak bir şey yoktur. Aslan devrimciler faşistleri tepeleyecek, gözüpek milliyetçiler komonistlere hadlerini bildirmekte geri kalmayacak! Bu basit senaryo bir kez daha gündemde ne yazık ki!

Ortam var!

Oyuncular fazlasıyla hazır!

Düğmeye basan da olduğuna göre varın siz hesaplayın varılacak noktayı!

Bundan 35 yıl önce kıyasıya çatışan sağ-sol örgütlerin aynı kaynaktan beslendiği yeterince anlatılamamış olmalı!

Faşizmin karanlık kuyularına yuvarlanmış olan günümüz Türkiyesi’nde sağ-sol kavgasını canlandırmanın, bu eksende çatışarak sonuç almaya çalışmanın Fatih İstanbul’u alırken meleklerin cinsiyetini tartışan papazların yaptığından farkını söyleyebilir mi birileri?

Günümüzün gereksinimi sağ-sol ayrışması üzerinden sanal çatışmalar yaratmak değildir. Böyle bir eksene teşne olduğunuzda, bebek katilinin değirmenine su taşımaktan öteye bir anlam taşımaz ortaya koyacaklarınız. Benzer şekilde milliyetçilik taslayan birilerinin vatansız liberal takımıyla kolkola girmesi de kaçınılmazdır sırf sağcılık duyguları doyurulsun diye.

Ege Üniversitesi’nde öldürülen Fırat Çakıroğlu’nun bir siyasi partinin gençlik örgütüyle olan bağlantısı basının çok ilgi gösterdiği ayrıntı olarak öne çıktı. Oysa, bundan daha çok millici duruşuydu onu ölüme götüren!

Sağ-sol ekseni üzerinden oluşturulmaya çalışılan izlenim aracılığıyla Türkiye’nin başına örülen çorapların dikkatten kaçırılması ve çözülüş sürecinin acısız, ağrısız ve tepkisiz bir biçimde yaşama geçirilmesi amaçlanıyor!

Farkına varılmasında yarar olan bir önemli ayrıntı değil midir bu durum?

Sol-sağ eksenli dejavu karabasan değilse nedir?

Ceyhun BALCI,

BİR ORTAÇAĞ YILDIZI

28 Şub

ORTAÇAĞDA PARLAMIŞ BİR YILDIZ:
İBN EL HAYTAM

images (1)
İslam dünyasının bugünkü durumu yoruma gerek bırakmayacak kadar ortada! Bir buçuk milyar insan karanlıkta, aklını kullanma yetisinden tümüyle uzakta! Tam anlamıyla aydınlanma gereksinimi içinde! Böyle bir topluluğun ortaçağda aklın ve bilimin merkezi olduğunu düşünmek neredeyse olanaksız! Ama, bu da bir gerçek! Neden böyle oldu sorusunun yanıtı sayfalarca yazmayı gerektirir. Onun yerine ortaçağın yıldızlarından İbn El Haytam’dan söz edelim. Batılıların bildiği adıyla Alhazen!
İçinde bulunduğumuz 2015 Işık Yılı olarak çeşitli etkinliklere sahne olmakta. Bu ortaçağ bilimcisinin anılması bu bakımdan da ayrıca önem kazanmış oluyor. Harap olmadan önceki Basra’da İS 965’te dünyaya gelmiş. Yedi ciltlik Optik Kitabı (Kitap el Manathir) başyapıtı. Öyle önemli ki; 600 yılı aşkın zaman aralığında görme algısı ve perspektifin doğası alanında hem batıda hem de doğuda birincil başvuru kaynağı olmuş.
Bu yapıtı nedeniyle ona şükran borcu olanlar arasında Da Vinci, Descartes, Kepler ve Newton ilk akla gelen adlar. Newton’un 700 yıl sonra yayımlanan aynı adlı kitabı kadar önemli sayılıyor İbn El Haytam’ın Optik Kitabı.
Optik alanına ilginin kökeni quartz mercekler kullanan Babilliler, Mısırlılar ve Asurlulara dayanıyor. Geometrik optiğe ilişkin ilkelerin temelleri Platon ve Öklid tarafından atılmış. Işığın düz çizgi halinde ilerlemesi, aynadan yansıması gibi ilkeler bu dönemden kalma.
İyi bir eğitim alan genç Haytam bir matematik ve bilim dehası olarak kabul edilir. İspanya’dan Hindistan’a uzanan İslam İmparatorluğu döneminde başka pek çok dehanın başına gelen onu da yoklamış. Akıl hastalığıyla engelli olduğu ileri sürülmüş.
İzleyen binyılın ilk yıllarında Nil’e baraj projesiyle ünlenmiş. Bu amaçla, dönemin Fatimi halifesi tarafından Mısır’a çağrılmış. Ancak, durumu gözleriyle gördükten sonra projenin kendisini aştığını ifade etmiş. Buna karşılık halife tarafından Kahire’de hapsedilerek özgürlüğünden yoksun bırakılmış. Ancak, bu durum El Haytam için optik alanında düşünme ve yazma fırsatı yaratmış. Özgürlüğüne kavuştuğu 1020’de çalışmalarını yoğunlaştırarak ışığın doğası üzerine bir dizi deney gerçekleştirmiş. Örneğin, karanlık kutu (camera obscura) aracılığı ile ışığın düz çizgi şeklinde hareket ettiğini; aynaların ışığı yansıttığını ve merceklerin ışığı kırdığını göstermiş.
Tüm bu çalışmalarının yer aldığı Optik Kitabı bir bilimsel başvuru kitabı olmuş asırlar boyunca. Çalışmalarının ayrıntıları bu kitapta fazlasıyla yer almıştır. Gözlemlerini kuramlaştırmış ve başkalarını da bu deneyleri yinelemeye özendirme çabası içinde olmuş. Pek çok bilim tarihçisine göre El Haytam çağdaş bilimsel yöntemi kullanan ilk kişidir.
Yedi ciltlik yapıtının ilk üç cildi görme kuramına, göz fizyolojisine ve görme algısının psikolojisinden söz etmektedir. Geri kalan ciltlerde ise geleneksel optik fiziği işlenmiştir.
O zamanlarda bilimcilerin görmeye ilişkin bilgileri çöpe eşdeğerdi denilebilir. Örneğin Empedokles gözden kaynaklanan özel bir ışığın varlıkları görünür kıldığını öne sürmüştür. Bu kuram Eflatun tarafından görme için bir dış ışığın gerekli olduğu biçiminde düzeltilmiştir. Öğrencisi Aristo da gözden yayılan ışıktan çok gözle varlık arasındaki havanın görme algısına yol açtığını ileri sürmüştür.
İlk İslam bilginleri El Kindi ve İbn İshak da gözden çıkan ve göze giren ışık üzerinden kimi kuramlar oluşturmuşlardır.
Bu sorunu çözmek dahi El Haytam’a düşmüştür. Bu gün de kabul gören ve varlıkların ışığı yansıtması sonucu görme algısının oluşumu kuramını geliştirmiştir. Böylelikle, El Haytam Eflatun ve Öklid’in görme ışınları kuramını tartışmaya açmış ve varlıktan göze geri dönüş olmadan görmenin gerçekleşemeyeceğini saptamıştır. El Haytam’a göre göz kaynaklı ışık aracılığıyla görme dayanaksız bir kuramdır.
El Haytam kırılma fiziği konusunda da daha önce hiç kimsenin başaramadığı kadar ilerleme sağlamıştır. Ona göre ışık hızı sonlu ve ölçülebilirdir. Tüm çalışmalarını geometrik ilkeler doğrultusunda yapmıştır. Cisimlerinden kaynaklanan ışığın atmosferde kırılmaya uğradığını belirlemiştir.
Kendisini izleyen İslam bilginleri olan İranlı Kutb El Din El Şirazi ve Kemal el Din el Farisi optik alanındaki bilgileri geliştirmişlerdir. Optik’in Gözden Geçirilmesi (Tankih el Manazir) kitabının da yazarı olan El Farisi Alman bilgin Freibergli Teodor’dan bağımsız ve eş zamanlı olarak gökkuşağının tanımlanmasında ilk doğru matematiksel eşitlikleri oluştururken geometriden yararlanmıştır.
Optik Kitabı Latince’ye ilk olarak XII. yüzyıl sonu ve XIII. yüzyıl başlarında de Aspectibus adıyla çevrilmiştir. İngiliz filozof Roger Bacon’un kitaba ilişkin özeti sonrası de Aspectibus Avrupa çapında başvuru kaynağı olarak kabul edilmiştir.
De Aspectibus XIV. yüzyılda İtalyancaya da çevrilmiş ve Rönesans bilim ve sanatını derinden etkileyen bir bilgi kaynağına dönüşmüştür.
Rönesans döneminin devrimci sanatçılarından Leon Battista Alberti, heykeltıraş Lorenzo Ghiberti ve Piero della Francesca’ya da esin kaynağı olan El Haytam’ın algı tartışmaları kanvas üzerine resimlerde ve frizlerde üç boyutlu algı yanılsamasının oluşturulmasına önemli katkılarda bulunmuştur.
Günümüzde atomların manipüle edilmesinde kullanılan lazer ışınları, nöronların ışıkla uyarılması ya da karmaşık fotonlarla ilgili bilgilerin iletilmesi çağında 1000 yıl önceki El Haytam buluşlarını (saygıyla) anımsamak gerekiyor!

Esin kaynağı :

Nature, 12 February 2015, Book of Optics, Books&Arts Comment, Jim Al-Khalili.

ÜRPERTİCİ GELİŞMELER

26 Şub

ÜRPERTİCİ GELİŞMELER!
Geçmişte dağları, kırları mesken tutan etnikçi terör artık kentlere inmiş durumda! Üstelik en küçük bir karşı çıkış olmaksızın! Tılsımlı “açılım” sözcüğünün ne gibi gelişmelere yol açabildiği de böylelikle görülmüş oldu. Pervasızlık ve sınır tanımazlık da cabası! Bağlantıdaki haber her şeyi çok daha iyi anlatacaktır. Faşizm iş başındadır belli ki! Fırsat bulunca ön alan faşizm böyledir de ya yönetimler ne yapmaktadır?

http://nettavir.com/index.php?islem=haberoku&id=34375

Güneydoğu’da bayrak indiren, yakan; Atatürk heykeli yıkan terörist anlayış gemi azıya almış durumda. “Bırakınız yapsınlar” duyarsızlığının doğal sonucudur bugünlerde yaşananlar.
Ege Üniversitesi’nde kendini gösteren ve gerçekte İzmir kentinin düşünsel yapısıyla bağdaşması olanaksız olan bölücülük geçen hafta bir gencimizi aramızdan almıştı. Uzunca süredir hedef gösterilen Fırat Çakıroğlu’yu üniversite yönetimine durumu bildirmiş olduğu da ele geçen belgelerden anlaşılmakta. Bu belge ele geçene kadar, yönetimin geliyorum diyen tehlike karşısında edilgen kalmış olduğunu söyleyebilirdik. Şu andan başlayarak, tehlikenin belgelenmiş olduğunu da göz önünde tutarak üniversite yönetiminin en iyi olasılıkla aymaz bir tutum içinde olduğunu saptamamız yerinde olacaktır.

http://www.haberhergun.com/gundem/ulkucu-sehit-firat-in-o-dilekcesi-ortaya-cikti-h24374.html

Bu belgenin ortaya çıkışından sonra çok daha ürpertici bir durumla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
Hatta, söylenmelidir!
Ceyhun BALCI, 26.02.2015

MEZAR TAŞLARI

24 Şub

MEZAR TAŞLARI

tarama01532

Osmanlıca tutkusunun önde gelen gerekçelerinden birisi oldu mezar taşları. Latin harflerine geçtiğimiz gün geçmişle bağımız kopmuştu kimilerine göre! Sular seller gibi okuyup yazan bizler ertesi günü atalarımızın mezar taşlarını okuyamaz duruma gelmiştik.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı iyi bir iş yapmış! İzmir’deki mezarlıklarda yer alan mezar taşları konu edilmiş “Taşa Kazınan Hayatlar” kitabında.

Güncel konu olduğu için kitabı hemen edindim. İlgiyle okudum.

Latin harflerine geçildiği için eski yazıyla bezeli mezar taşlarında okuyamadıklarımızı öğrenmiş oldum.

Kitabenin ilk tümcesi “Geriye kalan O’dur” O, Allah’ı işaret ediyor. İnsan ölümlü, Allah ölümsüz olduğuna göre son derece doğal bir durumu yansıtıyor bu sözler.

Kitabenin geri kalanında doğum ve ölüm tarihleriyle, ölenin ve ölenin ana-babasının adları yer alıyor. Kitabedeki sınırlı boşluğa daha fazlası da sığdırılamaz ki!

Yalana, dolana ve boş lafa kanmamalı insan!

Cahil cesareti ve densizliğiyle saçılan inciler bilgi duvarına toslamış oluyor böylelikle!

Ceyhun BALCI, 24.02.2015

EĞİTİM HAKKINI ENGELLEMEK

24 Şub

EĞİTİM HAKKINI ENGELLEMEK

firat-cakiroglu-cinayetinde-yeni-gelisme-5337395

Yazıya başlık olan kavramın Rennan Pekünlü’yü çağrıştırmaması olası mı? Yaşamın cilvesine bakın ki; aynı kavram hem de aynı üniversitede bir kez daha gündemdedir. Düzmece belgelerle ve kumpasla engizisyon ateşine atılan Rennan Pekünlü’nün çok şanslı olduğunu anlıyoruz Fırat Çakıroğlu’nun toprağa düşmesinden sonra!

rennan_pekunlu_sessizligini_ulusal_kanala_bozd_h41682
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğrencisi Fırat Çakıroğlu bölücü grubun saldırısı sonucu pisi pisine aramızdan alındı. Ayrıntılar, çoğu zaman olduğu gibi iş işten geçtikten sonra yansıyor kamuoyuna! Meğer, Fırat Çakıroğlu okula koruma eşliğinde gelip gidebiliyormuş. Sınavlarına bile güçlükle girebilen Fırat bölücü örgüt tarafından ölüm listesine çoktan yazılmış. Bu olay Türkiye’nin en batı ucunda, İzmir’de yaşandı. Fırat’ın okulu sol görünümlü etnik ayrılıkçıların kurtarılmış bölgesine dönüştürülmüş de haberdar değilmişiz!
Bu durumda sormak hakkımız değil mi?
Anayasa’ya uyduğu için Rennan Pekünlü’nün yakasına yapışanlar, eğitim hakkını engellediği gerekçesiyle onu özgürlüğünden yoksun bırakanlar Fırat Çakıroğlu’nu aramızdan alan olay karşısında parmaklarını kımıldattılar mı?
Etkililer, yetkililer ve üzerine alınacak olan diğerleri!
En kutsal ve korunası hak olan yaşam hakkını koruyamadığınız Fırat Çakıroğlu’nun ardından içiniz ve vicdanınız rahat mı?
Olay ortadadır! Dolayısı ile söz cambazlığına girişmeden, bizleri aptal yerine koymadan vermelisiniz yanıtınızı!
Evet mi, hayır mı?
Bir yerlerde Fırat Çakıroğlu ile karşılaşmamanız dileğiyle…
Ceyhun BALCI, 24.02.2015

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 64 takipçiye katılın