DİL BAYRAMINDA BİR SORU

 

 

 

dil-bayramı

Ya Atatürk’ün yaptığında bir yanlışlık var ya da bizim bugün yaptığımızda!

Bu Dil Bayramı’nda birkaç yüz sözcüğe indirgenen gündelik dilimize değinmeyeceğim. Ya da yine diksiyondan ve vurgudan yoksun kitle iletişim aracı sunucularından da söz etmeyeceğim!
Sayısal ortam iletişimine yansıyan kısaltma ve yabancı sözcük egemenliği de bu bayram gününü zehir edecek boyutta olduğuna göre ona da girmeyelim!
Sorum şudur!
Başta tıp, mühendislik ve işletme fakültelerimiz olmak üzere yüksek okullarımızda yabancı dilde eğitim-öğretim yapma sevdası her geçen gün tırmanıyor.
Amaç ve hedef nedir?
Bilen varsa anlatırsa sevineceğim! Böylelikle içimi kemiren bir soruya karşılık bulmuş olacağım!
Saygılarımla…
Ceyhun Balcı, 26 Eylül 2017

TR 705’E CAN SİMİDİ

 

liman-can-simidi-plastik-76499-62-B

TR 705’i anlatmaya gerek var mı? Hünerleri Wikileaks’e konu olurken; kendi ülkesi zararına etkinlikleriyle ünlendi. Bu gibi davrananların yüzüne bakılmamalıydı! Oysa, Türkiye’de doping etkisi yarattı! Yükseldikçe yükseldi!

“Kendi hainlerimizi anında etkisiz kılarız, başkalarının hainlerini yüceltiriz” diyen Kissinger bir kez daha haklı çıktı!

Son SİHA çıkışıyla TR 705 misyonuna uygun davranan Sezgin TANRIKULU sözüm ona kendisine karşıt birinin can simidiyle siyasi yaşama tutundu. Can simidini atan da hukuk öğretme göreviyle donanmış bir hukukçu!

Gel de Sakallı Celal’i anma!

“Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür!”

Hukukçu kardeşimiz TR 705’le çatışmasında akla ve bilgiye güvenecek yerde duygularına teslim olup, kolaycılığı seçince kendisini yerle bir etmekle kalmadı! TR 705 namlı Sezgin TANRIKULU’nu siyasi yaşama bağladı! Ülkemiz siyaseti duyguların öne çıktığı bir alan! Gereksiz saldırı duygu kabarmasına yol açıyor. Yerin dibine geçmesi gereken, siyasette değil yer alması insan içine çıkmaması gereken TR 705 bundan böyle siyasette var olmayı sürdürecektir! Var olmakla yetinmeyip yükselecektir.

Türkiye varlığına yönelen bölücü teröre karşı mücadele veriyor. Bu mücadele süreci TR 705’lerin sözcülüğüyle sekteye uğratılmaya çalışılıyor! Durum bu denli açık ve ortadayken TR 705’e hiç de gereği yokken yönelen şiddet içerikli sosyal medya saldırısı TR 705’e atılmış bir can simididir!

Asarım, keserim, boğarım demekten kaçınmak, duygulara egemen olmak bu denli zor muydu?

Örneğin, bağlantıdaki şu yazı TR 705’in dikkatine sunulsa çok daha iyi edilmiş olmaz mıydı?

https://www.aydinlik.com.tr/mustafa-onsel-den-carpici-siha-aciklamalari-turkiye-eylul-2017-4

KUPA SLAVYA’DA KALACAK

eurobasket
İki haftadır süren Avrupa Basketbol Şampiyonası Pazar günkü finalle sona erecek. Kupayı kimin kaldıracağı belli olmasa da SLAVYA’ya gideceği şimdiden bellidir.
Dün akşam Slovenya’nın İspanya efsanesine son vermesiyle meydan Slavlara kalmış oldu. Bu şaşırılacak bir durum değil. Slavların basketboldaki başarı ve yatkınlıkları bu şampiyonada çok da ezici bir Slav egemenliğine yol açtı demek yanlış olmaz.
Yugoslavya paramparça edilse de basketbol başarıları ortadan kaldırılamadı. Hatta, baştaki dert geçmişte yalnızca Yugoslavya iken günümüzde bu sayı artmış oldu.
Slovenya’nın ispanya’yı yerle bir eden başarısı kuşkusuz hayranlık uyandırıcı.
Bu başarı aracılığıyla birkaç milyonluk ülkenin eldeki insanına kitle sporu yaptırması karşısında 80 milyonluk Türkiye’nin kendi gençlerine basketbolu yasaklaması gerçeğiyle karşı karşıya gelmiş olduk.
1/16 maçında İspanya’ya karşı yitirmemiz sonrasında görsel ve yazılı basında yapılan hamaset dolu yorumlar gülümsetirken düşündüren nitelikteydi. Yüreğimizi koymuşuz bu maçta meğer. Bir sonraki şampiyonada herkes bizden korkmalıymış. Bu gibi soyut başarılar ödülle karşılık bulursa adımızdan söz ettirebiliriz ancak.
Yandaşlaştırma eğilimi basketbolu göz ardı edecek değildi. Bu furyada Hidayet Türkoğlu TBF Başkanı oldu. Hidayet Türkoğlu sportif kariyeriyle kendini kanıtlamış bir ad kuşkusuz. Ancak, bu başarının yönetsel ortamda yinelenmesi gibi bir güvence olmadığı da akıldan çıkartılmamalı. Yandaşlığı bir yana, Hidayet Türk basketboluna bir şeyler verebilir, bir takım hastalıklardan kurtulunmasına katkıda bulunabilir.
İşe Türk gençlerinin önündeki yasağı kaldırmakla başlarsa yol alabilir. Yok eğer, bizler Türk basketbolcuları kulüplerimizde mumla aramayı sürdürürsek bir sonraki şampiyonada da yüreğimizi koymakla, gönülleri fethetmekle yetiniriz.
Bu akşamki Sırbistan-Rusya maçı da en az Slovenya-İspanya maçı kadar heyecanlı geçecektir. Geçtiğimiz yıllardaki bocalamayı aşmış görünen basketbol devi Rusya ile basketbol markası Sırbistan’dan hangisi elenirse elensin herkes üzülecektir. Bu maçta Sırbistan kazanırsa kupa Yugoslavya’da kalmış olacaktır. Rusya kazanırsa Pazar akşamı Doğu Slavları mı yoksa Güney Slavları mı kupayı kazanacak sorusunun yanıtı belirlenecektir.
Türkiye kulüp takımları aracılığıyla Euroleaugue ya da bir başka Avrupa kupasını kaldırabilir. Ama, bugün geçerli olan yabancı oyuncu serbestisinde üstelersek Milli takım düzeyindeki silinmemiz bir sonraki şampiyonada da sürer.
Seçim bizlerin…

ÖLÜM

Yaşamın her alanında kendisini gösteren sorunlar ve aksaklıklar ölüm durumunda yerini inanılmaz bir ağır başlılığa, düzene ve intizama bırakıyor. Ölen değilse de geride kalanlar bu olumlu ortamı deneyimleme fırsatı yakalamış oluyor.
Hastane işlemlerinden başlayarak, mezarlıklar müdürlüğünde süren hızlı hizmete belediyelerin sosyal ve insani yardımları ekleniyor.
Ankara’da yaşanan ürpertici ve utanç verici mezarlık olayı bu alanda alışık olunmayan bir olumsuzluk olması bakımından dikkat çekici.
Bir süre önce, bugünlerde fındık fiyatına isyan eden Karadenizli kardeşlerimiz aslanlar gibi kükreyerek terörist olduğu gerekçesiyle bir cenazenin gömülmesine engel olarak, tabutun orta yerde kalmasını sağlamışlardı!
HDP milletvekilinin annesinin cenazesi için gösterilen vahşet korkutucudur.
Bir vatandaş olarak böyleleriyle aynı toprağa basmaktan, aynı havayı içime çekmekten, aynı suyu içip aynı ekmeği yemekten dolayı utanç duyduğumu söyleyemiyorum. Bu ve benzeri sayısız vahşet karşısında ister istemez ar duygumuz da nasırlaştı! Ama, korku ve ürperti duygularımın henüz yeterince tepkili olduğunu da fark ediyorum!
İnsan görünümlü aşağılık varlıklar!
Geç de olsa uygarlığı yakalayan bu ülkeyi daha nerelere sürükleyeceksiniz? Daha ne gibi hünerler sergileyip de başımızı önümüze eğdireceksiniz?
Duracağınız, buradan öte gideceğimiz yer yok, yapacağımız şey kalmadı demenizi dört gözle bekliyorum!

ÖLÜYE BİLE RAHAT VERMEYECEK KADAR ALÇALDINIZ MI?
BİZLERİ BU DÜNYAYA GELDİĞİMİZE PİŞMAN ETMEYİ SÜRDÜRECEK MİSİNİZ?
BU YAZIYI YAZMAK, DUYGULARIMI KÂĞIDA DÖKMEK DE FAZLASIYLA İÇ KARARTICI OLDU!
ORTAÇAĞIN SONLANDIĞI BİR DÜNYA VE YAŞAM İÇİN ÇOKÇA ÇALIŞMAMIZ, ÇABALAMAMIZ GEREĞİ HİÇ BU KADAR BELİRGİNLEŞMEMİŞTİ!

İnsanlıkla ilintisi biyolojik benzerlikten ibaret olan bu yaratıkların anlaması söz konusu değil!
Ama, bir genel bilgi olsun diye anımsatmakta yarar görüyorum!
Bu ülkede Cumhuriyet’in ilk yıllarında İzmir Kültürpark’ın yapımı sırasında telef olan atların heykelinin dikilmesi bilgeliği sergilenmiştir.

http://www.dagarcikturkiye.com/cumhuriyetin-atlari-yd-2097.html

Bilgeliğin kol gezdiği bu toraklarda dolaşıp duran siz yaratıklar kimlerden ürediniz, türediniz?

Kimlerin çocuklarısınız?

a1(18)

ALEKSANDER VON HUMBOLDT

1869 Berlin Tegel doğumlu Humboldt soyadının önündeki “von” ekinden de anlaşılacağı gibi aristokrat ve varlıklı bir ailenin oğludur. Kardeşi Wilhelm bugün “Hariciyeci” olarak tanımlanabilecek bir kamu görevlisi olarak Prusya’ya hizmet vermiştir. Ancak, Humboldt adının küresel üne kavuşmasında Aleksander’ın birkaç adım önde olduğunu eklemeliyiz.

alexander-von-humboldt-1

Aleksander von Humboldt (1769-1859)

Aleksander von Humboldt için birçok tanımlama yapılabilir. Gezgin, bilimci, yazar ya da çevreci nitelemelerinin tümü yakışır ona. Ancak, “BİLİMSEL GEZGİN” onu tanımlamada en uygun ve ayırt edici olanıdır. Yaşamı gezmek ve bu gezilerde edindiği bilgi, deneyim ve örnekleri bilimsel ortama katkıda bulunacak şekilde derlemekle geçtiği için “gezgin” nitelemesi mutlaka bulunmalıdır adının önünde.
Darwin’le eşzamanlı yaşamış olsa da ömrü Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı başyapıtını okumaya yetmemiştir. Buna karşılık ortaya koyduğu pek çok ilke ve saptamayla Darwin’den önceki Darwinci olarak anılmayı hak etmiştir.
Bilindiği gibi bilimsel devrimler zincirinin son ve çok önemli halkasının sahibi olan Charles Darwin tüm canlıların ortak atadan türediğini Evrim Kuramı’yla ortaya koyarak insanı tahtından etmiştir.
Humboldt, Darwin’in başyapıtı ortaya konmazdan çok önce doğayı oluşturan tüm unsurların biri biriyle etkileşim içinde olduğunu öne süren saptamasını yapmıştır. Ona göre doğada biri diğerinden ayrıcalıklı bir unsur yoktur. İnsanın kendisine ayrıcalıklı bir rol yüklemesi doğanın zararına bir durumdur. İnsanın salt kendi türü yararına atacağı her adımın doğayı geri dönüşü güç ya da olanaksız zararlara uğrattığı görüşündedir. Ona göre yeri geldiğinde tek hücreli bir canlı bile doğaya önemli katkıda bulunabilmektedir.
Aleksander von Humboldt gezginliğini bu eyleminden elde ettiği verileri olağanüstü biçimde analiz etmesi ve hemen hiçbir gezginin yapmadığı ölçüde bilimsel sonuçlara eriştirmesiyle süslemiştir. Hatta, Darwin’in onun izinden giderek Beagle gemisiyle dünya turu yapma düşüncesine esin kaynağı olduğu bile söylenir.
Darwin’in “Evrim Kuramı”nı dünyaya duyurduğu Türlerin Kökeni yapıtını okumamış olsa da Humboldt Darwin’le tanışmıştır. Darwin bu tanışmanın kendisini onurlandırdığını söylemekten alamamıştır kendisini.
Humboldt’un başka pek çok ünlü kişilikle tanışıklığı bulunmakla birlikte ABD’nin kurucu başkanlarından Thomas Jefferson ve Latin Amerika’nın Libertador’u Simon Bolivar’la olan tanışıklığı anılmaya değerdir.
Thomas Jefferson’a saygısı ve sevgisi sınırsız olmakla birlikte ABD’de köleliği sonlandırmadaki başarısızlığını görmezden gelmemiştir.
Simon Bolivar konusunda da yanıldığını saklamayacaktır Humboldt! Bolivar’ın kendisini de şaşırtan bir başarı elde ettiğine tanık olduğunu ifade edecektir ilerleyen yıllarda.
Humboldt’un bence çok önemli ve göz ardı edilmemesi gereken bir başka özelliği diğer emperyal aydınlarından farklı tutum almış olmasıdır.
Bilim, sanat ve edebiyat alanındaki eşsiz özellikleriyle adları akla gelebilecek sayısız Batılı aydın karşısında ona ayrıcalıklı konum sağlayan yaklaşım ve duruşunu yaşamı boyunca bozmamıştır Humboldt.

Berlin Humboldt Üniversitesi

Köleliğe karşı dik ve kararlı duruşunun yanı sıra emperyal ülkelerin kendi gönençleri için attıkları adımların çevre felaketine yol açmakta olduğunu yüksek sesle dile getirmekten geri durmamıştır.
Kendi ülkelerinin gelişmişliğine dayanarak kendileri dışındaki toplumları az gelişmişlik ve aşağı olmakla yaftalamaktan geri durmayan sayısız emperyal aydını ile karşılaştırıldığında Humboldt’un farkı çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu yazıya konu olan saptamalara esin kaynağı olan okuma önerisiyle sonlandıralım sözlerimizi.
Humboldt kendisi için kolay olan yolu seçmeyerek emperyal aydın rolünü üstlenmekten kaçınmıştır. İyi bir bilim insanı olmasının yanında bu özelliğiyle de yüceltilmeye hakkı vardır.

0001708813001-1

Doğanın Keşfi, Aleksander von Humboldt’un Yeni Dünyası, Andrea Wulf, Ayrıntı Yayınları, 2017

BAŞKA BİR KURBAN BAYRAMI MÜMKÜN!

0000000639140-1

 

Gelenekler, görenekler ve benzeri toplumsal alışkanlıklar kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Gelenekleri ve görenekleri toptancı bir yaklaşımla olumlamak ve ne pahasına olursa olsun yaşatmaya çalışmak biz insanların sıkça düştüğü hatalardan birisi olabiliyor.
Kurban Bayramı!
Hayvan dostlarımızın kara günü desek de olur…
Pek çok hayvan kibir ve üstünlük duygusunu aşamamış insanların gazabına uğrayacak.
Hayvanlara eziyetin, işkencenin ve her türden kötü davranışın bini bir para olacak önümüzdeki birkaç gün boyunca!
Gölleri, ırmakları ve hatta denizleri kana boyamalar bugünlerin değişmez haber değeri taşıyan gelişmeleri olacak. Bu utanç kareleri gökdelenler arasında dana kovalayan insan müsveddelerince tamamlanacak.
Kurban kesmenin dinsel bir gereklilik olmadığını aydın ilahiyatçılarımız sayesinde öğrendiğimize göre gelenek ve görenekten öteye geçmeyecek bu eylemleri eleştirmekten ve değişmesi ya da en azından olumlu niteliğe kavuşturulması doğrultusunda çaba göstermekten kaçınılmamalı.
Çok açık ve yalındır!
Bir gelenek ve görenek insanlık tarihinin derinliklerinden bugüne varlığını koruyabilir. Bu sağkalımın olumluluk doğurmak gibi bir güvence sağlaması ne yazık ki söz konusu değildir.
Örneğin, uygulama kurban kesmek gibi bu çağda mutlaka düzenlenmesi ve günün koşullarına uyarlanması gereken türdense bu gelenek ve göreneğin olumsuzluğa eşdeğer bir durumu simgelediği rahatlıkla söylenebilir. Kurban kesme ritüelinin sanallaştırılmasında yarar olduğu kesindir. Kurban kanı akıtmak yerine kurbanlığa eşdeğer bir parasal niceliğin vakıf, dernek ya da hayır kurumu aracılığıyla çok daha verimli değerlendirilmesi olasıdır.
Özetlemek gerekirse olumsuz ve çağa uymayan unsurlar içeren gelenek ve görenekler bir insan topluluğunca kendince haklı gerekçelerle de olsa yaşatılıyorsa eğer onu yaşatan topluma “HASTA TOPLUM” unvanı kazandırması kaçınılmazdır.
Acı gerçek budur…
Doğayla çelişen bir geleneğin gözden geçirilmesi ve çağdaş niteliklere kavuşturulması geleneğin aşınması değil tersine değer kazanması sonucunu doğuracaktır.
Bu yapıldığında kazanılacak unvan “SAĞLIKLI TOPLUM” olacaktır.
Seçim bizim elimizdedir.
Gündelik yaşamın din eliyle yönlendirilmesi ve şekillendirilmesinin önündeki engel demek olan koruyamadığımız LAİKLİK’in önemi bu örnekle bir kez daha ortaya çıkmış olmaktadır…

Ceyhun BALCI, 31.08.2017

30 AĞUSTOS VE ÇEŞME’DE BİR HEYKEL

Çeşme’ye yolu düşenler bilir! Çeşme Kalesi’nin hemen önünde boy gösteren heykelle Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve Afrika’dan küçükken getirip büyüttüğü aslanı betimlenir. Aslanla insanı yan yana getiren heykel ilgi odağıdır. Önünden geçip de bakmayan, bakıp da birkaç kare fotoğraflamayan yok gibidir.

2016101412165419_bd52bcc0881aa0823b013094659a6ec2
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Osmanlı döneminin donanma komutanlarından. 1770’deki Osmanlı-Rus Çeşme Deniz Savaşı sırasında Osmanlı donanmasına komuta eden kişi. Kuşkusuz kendisi ve leventleri kahramanca çarpıştıktan sonra yenik düşmüşlerdir. Yenilgi onların beceriksizliğinden çok Osmanlı’nın çağın gerisinde kalmasından kaynaklanmıştır.
Bu yenilgiye karşın başarılı bulunan Cezayirli Gazi Hasan Paşa İstanbul’a çağırılmış ve vezirliğe atandığı bildirilmiştir. Çeşme’den İstanbul’a giderken mola verdiği Ayvalık’ta şanına yakışır şekilde ağırlanınca cömertliği tutmuş ve “dile benden ne dilersen!” sözleri dökülüvermiştir ağzından. Fırsatı kaçırmayan Ayvalık Metropoliti, Paşa’dan vereceği buyrukla bundan böyle Rumlar dışında kalan Osmanlıların Ayvalık’a girişinin izine bağlamasını ister. Paşa isteği yerine getirir.
Bugün 30 Ağustos!
Yeryüzündeki ilk Bağımsızlık Savaşı’nın utkuya ulaştığı ve Cumhuriyet’e giden yolda ilk sağlam adımın atıldığı gün! Osmanlı uyruğu olarak yaşayanların din, dil, etnisite ve başka ayrımlardan kurtulduğu gün olarak da görülebilir 30 Ağustos. 30 Ağustos’tan sonra ülkede yaşayanlar bağımsız, başı dik, alınları ak ve yüzleri pak yurttaşlara evrilme şansı yakalarken; yurtlarının istedikleri yerine kimseden izin almadan gidebilme özgürlüğüne kavuştular.
Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının her fırsatta yüceltmeye ve şişirmeye çalıştıkları Muhteşem Osmanlı’nın sayısız olumsuzluğundan birisini özetleyen bu küçük ve önemsiz görünen olay bile 30 Ağustoslara, Cumhuriyet’e, Devrimlere, çağdaş yaşama sahip çıkmamız için çok sağlam bir gerekçe sunmuş olmuyor mu bizlere?
Türk unsurunun Osmanlı’da “Etrakı biidrak” (anlayışsız Türkler) olarak nitelendiği bilinir. Bir başka görüşe göre de Türklerin Osmanlı’dan bağımsızlığını kazana son millet olduğu söylenir.
Örnek bu nitelemeleri doğrulamıyor mu?
30 Ağustos Kutlu Olsun!

130443

Ceyhun Balcı, 30 Ağustos 2017