KEÇİSİ, HUMMASI, FUTBOLU VE SÜRGÜNÜYLE MALTA

Malta Akdeniz’in ortasında Sicilya yakınlarında konuşlu bir ada devlet. Üçü büyük, ikisi küçük toplam 5 adadan oluşan devletin yüzölçümü 300 km2 . Yanı başımızdaki Sakız adasının üçte biri büyüklüğünde. Nüfus bu küçük alan için oldukça fazla. Malta’da 400 binden fazla insan yaşamakta. AB üyesi. Kişi başına düşen gelir 25 bin USD dolaylarında.

malta-cia_wfb_map

Bu küçük adanın keçisi şan, şöhret sahibi. Ülkemizin Ege kıyı şeridinde de bolca rastlayacağınız bu ırkın alaca kahverengi ve sarkık kulaklı olduğunu belirtmekle yetinelim.

Yine adanın adıyla anılan ateşli hastalık diğer adı olan Bruselloz’la da anılır. Hasta hayvanlardan doğrudan bulaşabileceği gibi yine hasta hayvanların pastörize edilmemiş sütünden ya da süt ürünlerinden insanlara geçerek hastalığa yol açabilir. Özellikle taze peynir önde gelen hastalık kaynağı olabilir. Olgunlaşmış peynir ve yoğurttan korkmak için bir neden yok.

Malta’yla ulusal takım düzeyinde futbol maçlarımız da var. Altı kez karşılaştığımız bu küçük ülkeyle bir kez yenişemezken 5 kez rahatlıkla yenmişiz. Hummasıyla üzen Malta, futboluyla yüzümüzü güldürmüş.

Malta’yla tarihsel ilişkilerimiz Osmanlı dönemine dayanıyor. 1522’de Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u ele geçirmesiyle yersiz, yurtsuz kalan Rodos Şövalyeleri Malta’ya sığınmışlar. Malta adasının ilk sürgünleri olarak Rodos Şövalyeleri’ni bir kenara not edebiliriz. Hıristiyan dünyasına katkılarıyla haklı bir saygınlığa sahip olan şövalyelerin önderlerinden La Valetta Malta başkentine adını vermiş.

1565’te Osmanlı’nın hedefi olan Malta boyundan büyük bir başarıya imza atarak direnmiş ve Osmanlı toprağı olmamış. Öyle sert bir direniş gösterilmiş ki; çetin savaşlar sırasında ünlü Türk denizcisi Turgut Reis yaşamını yitirmiş.

Bu olaydan yaklaşık 350 yıl sonra Osmanlı’nın yolu Malta’ya bir kez daha düşmüş. Bu kez sürgün yoluyla. Yıkılmakta olan imparatorluğun sarsıntıları Osmanlı’yı buraya da savurmuş. Mondros sonrası paylaşılmakta olan Osmanlı’da bir grup aydın vatansever İngilizlerin boy hedefi olmuş. Önce Bekirağa Bölüğü’nde toplanan işgale karşı direnç gösterme olasılığı bulunanlar o zamanlar İngiliz toprağı olan Malta’ya sürülerek etkisizleştirilmek istenmişler.

1919-1920 yıllarını bir tür savaş tutsağı olarak Malta’da geçirenler arasında doktor, siyasetçi, meclisi mebusan üyesi, kamu yöneticisi, asker başta olmak üzere toplamda 150 dolayında Osmanlı aydın vatanseveri vardır. Ünlü kişilikler arasında Ziya Gökalp, göz hekimi Esat Paşa, yine bir başka hekim Süleyman Numan Paşa, Ağaoğlu Ahmet, Rauf Orbay, Yunus Nadi ve Ali Çetinkaya vardır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Malta_s%C3%BCrg%C3%BCnleri

İngiliz ordusunun siyasi suçlu yerine konarak yargılanmalarını sağlamaya çalışmaları karşısında İngiliz Başsavcılığı bile isyan edip, bunu yapmanın olanaksız olduğunu ifade edecektir.

Sevr’in birinci yıldönümü Malta Sürgünleri için kurtuluş tarihi olur. Milli Mücadele’nin zafere erişmesi sonrasında Malta Sürgünlüğü o vatanseverler için yaşam boyu taşıyacakları bir onur madalyasına dönüşecektir.

Ceyhun BALCI

FARABİ UZAYDA

 

farabi

Yazıya konu haber Türk medyasında yer aldı mı bilemiyorum. Ama, yer aldıysa bile hak ettiği ilgiyi görmemiş olması şaşırtıcı değildir. Hain HAYIR’cılar, tecavüze uğrayan kadın ve çocuklar ile başkaca 3. sayfa haberleri bu gibi gerçekten önemli haberlerin gündeme gelmesinin önünde engeldir.

http://amerikabulteni.com/2017/02/15/hindistan-uzaya-tek-roket-ile-104-uydu-gondererek-dunya-rekoru-kirdi/?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+amerikabulteni+%28Amerika+Bulteni%29

Hindistan’ın tek bir roketle uzaya gönderdiği 104 uydu tahmin edilebileceği gibi pek çok dünya ülkesine ait. Bir tür taşeronluk da denebilir yapılan işe. Ama, sıradan bir yüklenicilik olmadığının da altını çizmek gerek.
Nüfusu milyarı aşmış iki ülkeden birisi olarak Hindistan’ın bütünüyle gönence erişmiş bir ülke olduğunu söylemek ne yazık ki olanaklı değildir. Gezip, görenlerden ve başkaca yollarla karşımıza çıkan görsellerden de anlayabildiğimiz kadarı ile Hindistan dehşet verici çelişkileri yan yana barındıran bir ülke. Yine de, bilişim, teknoloji ve matematik alanındaki başarılarıyla anılan bir devdir.
Yüklenicilik olarak algılansa da bir roketle 104 uyduyu birden uzaya göndermek hatırı sayılır bir gelişmişlik gerektiriyor.
Bilindiği gibi Türkiye son aylarda doğusuna ilgi gösterir oldu! Bunun bir yalnızlaşma sonucu ortaya çıkan zorunluluktan mı yoksa dış politika yanlışlarının görülmesinden mi kaynaklandığı tartışmaya konu olabilir. Neden her ne olursa olsun Çin, Rusya ve Hindistan’dan oluşan doğu devleri söylemleriyle de eylemleriyle de yüzümüzü dönmeye değer bir coğrafya olduklarını ortaya koymaktadır.
Bu haberdeki bir başka ayrıntı daha dikkat çekici geldi bana! Gönderilen uydulardan birisi Kazakistan’a ait. Adı da El Farabi. Onu, Türk-Fars kökenli IX. yüzyıl bilgini olarak tanımlamak uygun olur. İslâm aydınlanmasının seçkin kişiliklerinden birisi olduğuna kuşku yoktur. Kazakistan tarafından sahiplenilmiş olması anlamlıdır.
Yüzümüzü doğuya dönmek akıldan ve bilimden kopmak anlamına gelmiyor. Ortaçağ karanlığını güzelleyenlerin her geçen gün artış gösterdiği ülkemizde Avrasya’ya yakınlaşmanın yanı sıra İslâm’ın belleğindeki olumlu ve aydınlık sayfalar da anımsanmalıdır.
Bilgi çağında bilginin ürünü teknolojinin bilinçsiz müşterisi olmak yerine bilim ve teknolojinin üreticisi olmak tek çıkar yoldur. Petrodolar varsılı körfez ülkelerinden para dilenmekten kurtulmanın başka yolu yok!

ANAYASA MAHKEMESİ ÜZERİNE

anayasa_degisikligine_hayir_demek_hainlik_mi1322017917

Referanduma gün sayarken, ayrışma gerekçesi üretme konusunda uzmanlaşmış olduğumuz anlaşılıyor.
“Anayasa değişikliği paketi AYM’ye götürülmeli miydi?”
Paketin, TBMM görüşmeleri sırasında yaşanan sayısız olay anayasaya aykırılık içermekteydi. Bunları anlamak için hukukçu olmaya da gerek yoktu.
Ancak…
Günümüzde kavuşturulduğu yapı ve aritmetik, kapısında Anayasa Mahkemesi yazan bu önemli kurumun sıradan bir onay düzeneğine dönüştürülmüş olduğu gerçeğini göz ardı ettirmemeli!
Siyaset dışındaki kimi konu ve başlıklarda AYM’nin olumlu ve kamu yararı gözeten kararları olduğunu da yadsıyamayız! Ama, söz konusu siyaset olunca AYM’nin hukuksal düzlemde değil davranması, kıpırdanması bile söz konusu değildir.
Bu gerçek ortadayken CHP’nin AYM’ye gitme kararı almamış olması son derece yerinde bir tutumdur. Hem sonuç alınma olasılığı bulunmadığı hem de bu başvuru üzerinden kara propagandaya konu olacağı için!
Her ne kadar Evet çıksa bile dünyanın sonu sayılmayacak olsa da; Türkiye Cumhuriyeti’nin yazgısı artık Türk Milleti’nin elindedir. Bu bilinçle, var güçle çalışılmalı ve toplum daha fazla ayrıştırılmaksızın insanlarımız HAYIR’a ikna edilmelidir.
Evet takımının tepkilerine bakarak kolaylıkla söyleyebiliriz ki; HAYIR kuvvetleri azımsanmayacak bir çokluktadır. Olabildiğince az hatayla yürütülecek bir kampanya ülkenin birliği, dirliği ve varlığı yolunda HAYIR’lı bir sonuca erişmemize olanak verecektir.
“Neden AYM’ye başvurulmadı?” başlıklı anlamsız ve yararsız bir tartışmayla zaman yitirilmemelidir! Önümüzdeki 60 gün dolu dolu değerlendirilmeli, ülke karşı karşıya kaldığı yaşamsal ikilemden yine milletin oyuyla kurtarılmalıdır!
Ceyhun BALCI

İZMİR ŞEHİDİNE SAHİP ÇIKTI

Bugün İzmir’de Adliye yakınlarında bir park açılışı yapıldı. Bu açılışı benzerlerinden ayıran bir şey vardı. İzmir, geçen ay Adliye’ye yapılan terör saldırısı sırasında gözünü kırpmadan canını vererek kitlesel can kaybının önüne geçen şehit polis FETHİ SEKİN’e onun adını yıllarını verdiği görev yeri yakınındaki parka vererek ölümsüzleştirdi.

Bu saygıdeğer ve asil davranış için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne şükranlarımızı sunuyoruz!

Şehit polis Fethi SEKİN kendisi göremese de; paramparça edilmeye çalışılan bir toplumun birleşebileceğini de gösterdi ölüme yürüyerek! Ölümünün hemen ardından kenetlenen ve şehidini son yolculuğuna değerine yaraşır şekilde uğurlayan İzmir halkı bu topraklarda umudun hiç bir zaman tükenmeyeceğini ortaya koymuş oldu.

Başta Kemal Kılıçdaroğlu ve İBB Başkanı Aziz Kocaoğlu olmak üzere törene katılan ileri gelenler konuşmalar yaptılar.

En anlamlı ve dokunaklı konuşma Fethi SEKİN’in babasınca yapıldı. Oğlu şehit düştüğünde hastanede olduğu için oğlunun tabutuna omuz veremediğini ama İzmirlilerin bu görevi fazlasıyla yaptıklarını ifade etti. Şükranlarını ve teşekkürlerini izleyenlerin gözlerini yaşartan bir içtenlikle dile getirdi.

Şu anlama gelen sözleri de duygulandırıcıydı!

“İzmir’in dağlarında çiçekler açtığında, onlardan yayılacak koku hepimizi mutlu edecek!”

Bugün İzmir’de yapılan bu töreni izlerken bu kentte yaşamanın ne denli büyük onur ve gurur kaynağı oladuğunu bir kez daha duyumsadım! Vatanseverlikle değerbilirliğin bütünleşmesiydi o tören aracılığıyla gözlerimizin önüne serilen görüntüler.

Kahraman şehit polisimiz FETHİ SEKİN Elazığ’da huzur içinde uyuyacak; İzmir’de, İzmirlilerin bağrında sonsuza dek yaşayacak!

HAYIR DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAK

referandum-2017-ne-zaman-yapilacak-2662600

Yaklaşık 2 ay içinde Cumhuriyet tarihimizin belki de en can alıcı halkoylaması yapılacak. EVET sonucu dünyanın sonu olmasa da önemli bir yörünge değişikliğine yol açma potansiyeli yaratabilecektir.
Bu zaman aralığı HAYIR diyeceğinden kuşku duyulmayacaklara tarihsel bir sorumluluk yüklemekte. Geçenlerde bir TV kanalına çıkan HAYIR’cı bir dost durum çok iyi deyince dayanağı soruldu. Yanıtından dayanağının sosyal medyada estirilen rüzgâr olduğu anlaşıldı. Sosyal medyaya bakılırsa HAYIR en küçük sorun yaşamayacaktır. Ama, Türkiye kamuoyu sosyal medyadan oluşmamaktadır.
Öncelikle, bu tiyatroya aracı olmak istemem diyen az sayıda da olsa HAYIR’cının varlığı unutulmamalı. Onların sandığa gitmesi sağlanmalıdır.
Diğer yandan, HAYIR’cıların “tereciye tere satmaktan” vazgeçmeleri önemlidir. Zaman ve enerji kaybına yol açmaktadır bu yaklaşım. Sosyal medyadaki HAYIR’cı paylaşımların işe yarayabilmesi için hedef kitleye yaklaşım yeteneğine sahip olması olmazsa olmaz koşuldur. Pek çok parti ve kuruluş görüş açıklamış durumdadır.
HAYIR için iknası gereken ana gövde AKP ve MHP seçmenidir. Gerçek budur!
Bu kitleyi karşısına alan, onu aşağılayan, itip kakan söylem ve yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Daha anlaşılır şekilde anlatmak gerekirse Türkiye’nin yazgısı pek çoğumuzun “bidon kafalı, göbeğini kaşıyan” söylemleriyle dışlanan insanlarımızın elindedir.
Unutulmamalı!
Kurtuluş Savaşı bu halkla verildi. Cumhuriyet bu halkla kuruldu. Bu halk devrimlerin hiç olmazsa karşısında durmadı!
Bundan 100 yıl önce Türk halkının bugünkünden daha bilgili ve bilinçli olduğu öne sürülemeyeceğine göre ne yapılacaksa bu halkla yapılacaktır!
Bir çift söz de HAYIR çalışması yapmak yerine insanları HAYIR’dan uzaklaştıran, karşı tarafa iten, topluma umutsuzluk ve yılgınlık aşılayanlara! Sıfatları ve konumları her ne olursa olsun bu dostlarımızın bir süreliğine sahneden inmesinde yarar var! Biraz dinlenmek, tatile çıkmak ve kamuoyu yönlendiriciliğinden uzak kalmak emin olun herkese iyi gelecektir.
Ceyhun Balcı

NİLHAN OSMANOĞLU’NA AÇIK MEKTUP!

Nilhan OSMANOĞLU hanımefendi,
Parlamenter sisteme yönelik zehir, zemberek sözlerinizi benimsemesem de size kızamadım! Açık sözlülüğünüz, lafı döndürüp dolaştırmamanız hoşuma gitmedi değil!
Hanedanla kan bağınız olduğu anlaşılıyor adınızın önüne konulan sıfatlardan. Bu ülkede yaşayan herhangi bir kimse de şu ya da bu şekilde Osmanlı torunu olduğunu yadsımaz. Beğensek de beğenmesek de atalarımızdır Osmanlılar!
Bu çağda parlamenter demokrasiye dil uzatabildiğinize göre bizlere sunabilecek daha iyi seçenekleriniz olmalıdır! Onları da paylaşmanızı dileriz.
Büyük büyük büyük dedeniz II. Abdülhamit Han’ı baskıcı, kuşkucu ve bunlara bağlı olarak da acımasız yönetim anlayışıyla anımsasak da okullaşma ve iletişim alanındaki atılımlarını göz ardı etmemek gerekir.
Anımsatmak gibi olmasın! Dedenizin döneminde patlama yapan İdadi sayısı izleyen yıllarda oralardan Cumhuriyet kadrolarının oluşmasına katkı yapmış olmalıdır! Yine kendisinden önce başlamış olan telgraf hatlarının yaygınlaşması kendi döneminde tavan yapmıştır.
Her şeye karşın dönemi ve izleyen süreç Osmanlı’nın erimesi sonucunu kaçınılmaz kılmıştır. Bir bakıma eşyanın doğası gereğidir bu sonuç!
Sözü uzatmayacağım!
Bir fotoğraf paylaşmakla yetineceğim.

abdul-hamit-wilhem
Bir çizgi, bir fotoğraf çok şey anlatır! Hem de sayfalarca yazsak anlatamayacağımız kadar!
Son bir isteğim var sizden! Türkiye’de yükselen kör ve bilinçsiz Osmanlıcılık dilinizin çözülmesinde etkense eğer ne olur biraz daha düşünerek konuşun derim!
Ağızdan çıkanlar, kalemden dökülenler hiçbir şeye yol açmasa saygınlık aşınması yaratırlar! Osmanlı hanedanı yakın zamana kadar olduğu gibi ağırbaşlı, sağduyulu ve ortamın özendiriciliğine kendini kaptırmayacak denli sorumlu davranmakla yükümlüdür!
Saygılarımla…
Ceyhun Balcı

MUAMMER AKSOY ÜZERİNE

untitled-1_350

Ülkemizin iz bırakan hukukçularından birisiydi. 1990’dan bu yana ondan yoksunuz! Gerçek bir hukukçu olmasının yanı sıra inançlı ve tutkulu bir Kemalistti. Bu özelliği onun ADD kurucuları arasında yer alması sonucunu doğurdu.

Yokluğunun yıldönümünde onun bilinen özelliklerini sıralamak yerine adının geçtiği bir önemli belgeye, 1961 Anayasası’na getirmeli sözü. Anayasa halkoylaması eğik düzleminde olduğumuz bugünlerle de uyuşan bir tarihe not yazısı çıkabilir ortaya.

Çok bilinen bir şey değildir.

27 Mayıs olur olmaz İstanbul’dan iki askeri uçak havalanır. Birinin yönü İzmir’edir ve boştur. Oradan alacağı emekli general Cemal GÜRSEL’i Ankara’ya götürerek hareketin başına geçirir.

Ankara’ya uçan diğer uçağınsa yolcuları vardır. Sıddık Sami ONAR ve Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU yolcular arasındadır. Ankara’ya indiklerinde onlara Bahri SAVCI ve Muammer AKSOY da katılır.

Devrimi yapanların bu seçkin hukuçu topluluğundan tek isteği olur.

“Bize öyle bir Anayasa yapın ki; bir daha böyle bir müdahaleye gerek kalmasın!”

Hızla yerine getirilir bu istek! Ortaya çıkan eser dünya anayasalar tarihinde kendisine seçkin bir yer bulacak denli değerlidir.

Kuruluşun sancılarını geride bırakmış, ancak devrimleri kökleştiremeden “çok parti” görünümlü gerileme dönemine yakalanmış Türkiye bu Anayasa aracılığı ile ilerleme yoluna devam edebilecektir.

1990 yılının 31 Ocak günü Ankara’nın karına al kanı düşen Muammer AKSOY’un yaşamına sığdırdığı sayısız başarıdan birisi de 1961 Anayasası’nı hazırlamak ve hazırlayanların sözcülüğünü yapmış olmaktır.

Bir kaç ayrıntıyla yazıyı bağlayalım!

Bu emekçi dostu 1961 Anayasası Zonguldak, Sakarya ve Kocaeli gibi işçi yatağı kentlerimizden EVET alamamıştır.

İlginç bir başka bilgi de 1961 Anayasası’nın, son zamanlarda Cumhuriyetçi duruşlarıyla öne çıkan İzmir, Aydın ve Muğla’dan da onay alamamış olmasıdır.

Anayasa yapmanın/değiştirmenin parmak hesabına dayandırıldığı, kameralara sırıtarak ve çıkışarak açık oy kullanmaya indirgenebildiği günümüz Türkiye’sine bundan 50 yıl önce çok değerli bir Anayasa yaparak ve hiç bir karşılık beklemeden hizmete sunanlar arasında yer alarak adını tarihe altın harflerle yazdırmış Muammer AKSOY’un yüce anısına saygıyla…

Ceyhun BALCI

Yazıya konu bilgiler Eski İzmir Milletvekili Kemal ANADOL’un 21 Ocak’ta İzmir Barosu’nda yapılan Anayasa’yı Tartışıyoruz etkinliğinde yaptığı konuşmadan derlenmiştir.