GREXIT ZAMANI MI?

29 Haz

GREXIT ZAMANI MI?

fft99_mf2273968
Yunanistan’da bankalar bugün açılmadı. Aylardır sözü edilen gün gelip çattı mı? Ürküyle karışık sert parasal hareketlerin önüne geçme çabasının doğal bir parçası yaşananlar.
Kemer sıkmaya karşı çıkarak iktidar olan Çipras hükümeti büyüklerin baskısına boyun eğmeyince Yunanların Drahmi’ye dönmeleri olasılığı (bir kez daha) belirmiş oldu. Drahmi’den söz açılınca iki hafta önce Midilli’de yaşadığım bir diyaloğu anımsadım.
Midilli’nin köylerinden birinde çocukluk anılarımızda kalmış olan kuş sapanı görünce küçük tezgâhın başındaki köylüye ederini sormuştum. Önce Avro sonra da Drahmi biriminden söylemişti ederi. O an için anlam verememiştim Drahmi’den söz etmesine. Son gelişmelere bakınca Drahmi’ye dönüyoruz mesajı vermek istemişti belki de bu kendi halindeki Midillili köylü. Hemen eklemekte yarar var. Midilli’nin bir başka adı da Kızıl Ada’dır. Uzun yıllardır seçimlerde Yunan Komünist Partisi (KKE)’ne desteğiyle bilinir. Drahmi özlemi biraz da bundan mıdır diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi.
Neden aylar önce değil de şimdi?
Fransa ve Almanya kaynaklı bir oyalama olduğunu anlıyoruz. Aylar önce Yunanistan’ın borcuyla adı geçen ülkelerin bankaları arasında ciddi bir bağlantı vardı. Geçtiğimiz aylarda Fransa ve Almanya borcu yapılandırarak kendi bankalarını güç duruma düşmekten kurtardılar.
Nasıl başarmışlar diye soracak olursanız dünyanın her yerinde olduğu gibi demek mümkün!
Borçlar kamu borcuna dönüştürülmüş. Başka deyişle Fransa ve Almanya bankalarının alacakları kapatılarak ortaya çıkan borç kamu tarafından üstlenilmiş. Daha anlaşılır şekilde söylemek gerekirse Fransız ve Alman halkının sırtına yüklenmiş.
Durum böyle olunca da GREXIT gerçekleşebilir. Drahmi tarih sahnesine dönebilir!
Ceyhun BALCI
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ugur-gurses_526/yavaslatilmis-tren-kazasinin-son-sahnesi_29406284

SPORDA KADIN DEVRİMİ

28 Haz

KADINLARIMIZ YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRDÜ

2015-06-27-filenin-sultanlarindan-altin-madalya 1435444948442

Avrupa Kadınlar Basketbol Şampiyonası ve ilki Bakü’de düzenlenen Avrupa Oyunları çakıştı. Avrupa Oyunları’yla birlikte spor dağarcığı olimpik kapsamlı bir düzenlemeye daha sahip oldu.
Sondan bir önceki gün Atatürk’ün kadınları voleybolda altına uzandılar. Birkaç saat sonra bu kez potada kadınlarımız Avrupa 5. liği elde ettikleri maçta Rusya’yı dize getirdiler.
Kadın basketçilerimiz turnuva boyunca en kötü çeyreği çıkardıkları Sırbistan maçında yitirdiler ilk dört şansını. Ama, 5. olarak olimpiyat elemesi oynama hakkı elde ettiler. Bu nedenle beşincilik küçümsenmemeli! Kenar yönetiminden oyunculara kadar herkes bu başarıda pay sahibidir. Tek eleştirel nokta spor dışı olmakla birlikte önemlidir. Türk takımının koçu molalarda Türkçe konuşmalıdır. Onu anlamayan tek oyuncu olan Sanders’e söyledikleri İngilizce olarak bir başkası tarafından aktarılmalıdır. Dile saygı, kişinin özüne saygısının gereğidir ilkesi gereğince!
Bakü’de voleybolcu kadınlarımız “rövanşist” davranıp, grupta yenildikleri Polonya’yı set vermeden yenip şampiyonluğa ulaştılar.
Avrupa Oyunları’nda tüm dallarda madalyaları Rusya silip, süpürdü. Birkaç dalla da sınırlı kalmadı Rusların başarısı. Jimnastikten, yüzmeye güreşten boksa ve aklınıza gelebilecek tüm diğer dallarda tartışmasız bir başarının altına imza attılar. İki yüz milyonluk bir ülkede kitle sporunun başarısıdır madalya tablosuna yansıyan. Türkiye’nin toplam 29 madalyasına karşılık Rusya 161 madalya ile kapattı oyunları.
Bizim 29 madalyamızın 19’u ise karate ve güreşten geldi. Her ikisi de başarılı olmamızın şaşırılmayacağı dallardır.
Sporu yapmak yerine seyretmek söz konusu olunca ortaya çıkan tablo budur.
Spor okuldaki zorunlu beden eğitimi derslerine sıkıştırıldığı ve ders başarısının önünde engel olarak görüldüğü sürece alınan sonucu değiştirmemiz zor görünüyor.
Yarışmacı sınav anlayışı değişmedikçe sporcu yetiştirmemiz de çğul değil tekil olguya indirgenmiş oluyor.
Karartılan Türkiye’de kadınlarımızın sportif başarısı özellikle önemlidir ve sahiplenilmelidir!
Ceyhun BALCI

TFF’YE BAŞKAN ATANACAK!

24 Haz

s-7403f7429838ca1566a41a29187131a0816236a6

TFF’YE BAŞKAN ATANACAK!
Demokrasiyi belirli aralıklarla ortaya konulan sandığa ve göstermelik seçime indirgedikçe demokrasicilik oyunu sürdürülecek demektir.
Ayın ilk hafta sonunda yapılan genel seçimlere de bu algıyla gidildi. Sonuç düş kırıklığı ve karmaşadır!
Yazının başlığında yanlışlık yok!
TFF (Türkiye Futbol Federasyonu) ay sonunda yeni başkanını seçer gibi yapıp atayacak!
Futbol oyun ve spor olmaktan çıkalı epeyce zaman oldu! Paranın, çıkarın ve her türden maddi kazancın paylaşıldığı bir alana dönüştü. Çok sayıda futbol sevdalısının bu ortamdaki rolü ise çarkın döndürülmesine omuz vermek oldu.
Bundan birkaç yıl önce başlayan şike sürecinin parçası olabilecekler, uysal ve uyumlu unsurlar olarak TFF’nin doruğuna tırmandırıldı. İlginç bir şekilde bu unsurların egemenliğinde futbol serbest düşüşe geçti Türkiye’de! Bu kimseler sorumluluk gereği bulundukları yerden uzaklaşacaklarına konumlarını sürdürme isteği içinde oldular. Delegelerin 200’ü aşkını mevcut yönetimi yeniden aynı yerde görmek için oylarını açıklamışlar. Başka deyişle ay, sonundaki seçim göstermelik duruma düştü.
Bu kirli ortam değiştirilemez miydi? Elbette olasıydı bu!
Bu ortamda ortaya çıkan Duygun Yarsuvat oluşturduğu ekiple futbolun gereksinim duyduğu ışığı yakabilirdi. O ekipte yer alan Bingür Sönmez, Uğur Dündar ve Onur Belge futbolda oluşan bataklığı kurutma yolunda önemli katkı sunabilirlerdi.
Ne yazık ki bu fırsat kaçırılmıştır! Özellikle başkan adayı Duygun Yarsuvat’ın GS kulübünde yaptıkları ortadayken fırsatın kaçırılmış olduğu yargısını iç rahatlığıyla söyleyebiliriz.

http://odatv.com/n.php?n=tff-adayligi-icin-onunu-kestiler-2306151200

Meğer TFF yönetimine aday olmak için en az 60 delegenin imzasını almak gerekiyormuş! Bu kuralı Türkçe’ye çevirmek gerekirse vesayet sözcüğünü kullanmak zorunlu olur.
Anlaşılmıştır ki; futboldaki çıkar çarkının sürdürülmesi doğrultusunda bir irade ortaya koymuştur sistemin el kaldırıcıları!
Onlar istemedikçe de bu düzenin değişmesi olası görünmemektedir.
Daha da kötüsü futbolla ilgili, ilgisiz hemen herkesin TFF Başkanı’nın seçimle geldiğini sanmaları olacaktır.
Ülkeyi yönetenlerin de atandığı ve göstermelik olarak sandıkta onaylatıldığı yerde daha ne bekleyebilirdik ki!
Ceyhun BALCI, 24.06.2015

BİR AŞILA(YAMA)MA ÖYKÜSÜ

23 Haz

BİR AŞILA(YAMA)MA ÖYKÜSÜ

Ordu’da birisi yargıç diğeri öğretmen olan çift çocuklarını aşılatmamak için yargıya başvurmuşlar. Ayrıntısına bağlantıdan erişilebilir.

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/29343111.asp aşı meselesi

Bu başvurudan yola çıkılarak oluşmuş bir yargı kararı var. Mahkeme de çifti haklı bulmuş. Aşılatmama doğrultusundaki davranışlarını yasal güvence altına almış. Yargı kararı tartışılmaz olsa da eleştirilemez değildir.

Bu olayda yaşanan kesinlikle bize özgü değil. Biraz daha geniş açıyla bakıldığında yargı kararına konu olan olgu insanlık tarihinin son çeyrek yüzyılının özeti de sayılabilir.

Kuşkulanmak, kuşkucu olmak insanı insan yapan önde gelen ayırt edici özellik. Bir de bu önemli ayrıntı kötü niyetlilerin aygıtına dönüşmese! Elbette kuşku olacak, kuşkuculuk hiç eksilmeyecek ve böylelikle insanlık ilerlemesini sürdürecek.

Bir Harvard hocasına mal edilen şu sözü unutmamak gerekir! (Öğrencilere) “Bugün sizlere anlattıklarımızın yarısı yanlıştır! Ancak, hangi yarısının yanlış olduğunu şu an bizler de bilmiyoruz!” Kuşku ve kuşkuculuk olmasa insanlık bir arpa boyu yol alamazdı. Ancak, kuşkuculuğun da bilimsel çerçeve içinde olması koşulu göz ardı edilmemeli. Sapla saman biri birine karıştırılmamalı!

Post modern dönemi yaşamakta olan dünyamızda bilimsel olarak ortaya konulmuş pek çok şeyden kuşkuculuk kisvesiyle, bilimdışılık pazarlanıyor. Hatta, bu kisve aracılığıyla bilimsel devrimin altı üstüne getirilmeye çabalanıyor bile denebilir.

Dünyanın başta ABD olmak üzere başka pek çok ülkesinde de benzerleri yaşanan aşılayamama olgularını ülkemizde ve dünyada oluşan iklimden soyutlayarak irdeleyemeyiz.

Mahkemeler de başka pek çok kurum gibi dünyadaki gelişmeler ışığında değişen ve şekillenen kurumlar. Bu değişim ve gelişmenin doğrultusunu belirleyecek olan ise hiç kuşkusuz akıl ve bilim olmalıdır.

Üzerinde yaşadığımız ülkede inanç ve dinselliğin gündelik yaşama yön verir olduğunu bir kez daha vugulamaya bile gerek yok! Böylesi bir iklimde mahkemelerin de tıpkı üniversiteler ya da başka akıl temelli kurumlar gibi ortamdan etkilenmesi ve deyim yerindeyse mahalle baskısına boyun eğmesine şaşırılabilir mi?

Ordu’da yaşanan ve yenilerinin yaşanması olası aşılayamama olgusunu akıl ve bilimin ağır saldırı altında olduğu ortamla birlikte değerlendirmek kaçınılmazdır.

Çağımızı parlatan önde gelen cila birey hakları ve bu haklar yoluyla insanların ağzına çalınan bir parmak baldır. Birey hakları geliştirilirken ve ilerletilirken toplumun hakları da düşünülmeli değil midir?

Aşılayamama olgusunda birey hakkı gerekçesiyle verilen kararın toplumun sağlık hakkını, koruyucu sağlık anlayışını olumsuz etkileme olasılığı az şey midir?

Birey hakkı tanındı diye sevinmeli mi yoksa kamu hakkı hiçe sayıldı diye üzülmeli mi?

Ceyhun BALCI,

MİDİLLİLİ ÜNLÜLER

19 Haz

MİDİLLİ’NİN ÜNLÜLERİ

Geçmişi tarih öncesine uzanan bu Kuzey Ege adasının epeyce görüp, geçirmiş bir yer olduğuna kuşku yoktur.
Bu yazıya konu olan kişiliklerden kadın şair Safo’yu en başa yazmak gerekir. İÖ 6. yüzyılda yaşamış olan Safo lirik biçemle kaleme almış şiirlerini. Safo’nun en büyük özelliği içinden geçeni açıklıkla ve içtenlikle dile getirmesi olmuş. Yaşadığı zamanın değer yargıları gereğince bir kadının bu denli öne çıkması, sivrilmesi ve başat konuma gelmesi birilerini rahatsız etmiş.

safo
Kimi şiirlerindeki ifadelerden yola çıkılarak kadın seviciliğiyle etiketlenmiş. Adanın adı olan Lesvos’un bir cinsel tercihle özdeşleştirilmesi de bu yargıya dayandırılmış. Lesvos’un, Safo’ya göndermede bulunularak cinsel eğilim imgesine dönüştürülmüş olması günümüzde irdelenmiş ve gerçeklikle ilişiği sorgulanır olmuştur.
Çağının feministi olan Safo’nun egemenler üzerinde yarattığı rahatsızlığın onun bu şekilde suçlanması yoluyla tepki gördüğü bugün için en azından bir grup araştırmacı tarafından kabul gören savdır.
Safo’nun kendisiyle ilgili önyargılardan rahatsızlık duyduğu da biliniyor. Hatta, bir erkeğe olan sevgisine karşılık alamaması sonucu canına kıydığı da öne sürülmüştür.
Gerçek her ne olursa olsun, Midilli adasının günümüzde lezbiyenlik akımının simgesi olduğu da kuşku götürmez bir durumdur. Safo’nun kenti olarak bilinen güneydeki Eresos her yıl lezbiyenlerin buluşmasına ev sahipliği yapmaktadır. Sağladığı parasal getiri nedeniyle olsa gerek ki; ada halkı bu durumdan çok da rahatsızmış gibi görünmemektedir.

300x300_9781157206170

Midilli’yi aynı zamanda bir Enişte Adası olarak da nitelemek olası. 1335’te zamanın Bizans İmparatoru Yuannes adayı kız kardeşiyle evlenen Cenovalı Francesko Gattuliso’ya armağan etmiş. Bir tür çeyiz içeriği olmuş böylelikle Midilli. Her ne kadar görünürdeki gerekçe buysa da, gerçek neden İstanbul’un kontrol altına alınması mücadelesinde imparator ile eniştenin bağlaşıklık kararı alması ve Cenovalının desteğine karşılık olmasıdır Lesvos’un. O dönemde denizcilik ve onunla bağlantılı ticaretteki becerileriyle tanınmış olan Cenovalı ve Venedikli grupların kendilerine uzak topraklarda egemenlik kurması sıradan bir durumdu. Benzer etkiye yakındaki Sakız adasında da rastlamak olasıdır.

Barba Rosso’nun adı anılmasa olmaz bir ünlü Midillili olarak. Ünlü Türk denizcisi, gerçek adı Hızır Reis olan Barbaros Hayrettin Paşa 1478’de güneydeki Paleokipos köyünde gelmiş dünyaya. Babası Vardarlı Yakup Ağa aynı zamandan adanın fatihlerinden birisi. Anası Katarina ise Midilli’nin yerlisi.
Başlangıçta korsanlık yapan Barbaros ve kardeşleri Kanuni döneminde Osmanlı donanmasına katılmaya çağırılmışlar. Pek çok eşsiz zaferin altına imza atarak Akdeniz’in Türk Gölü olarak anılmasını sağlamış olması sayısız yararlılıklarından en önemlisi sayılır.

Barbaros-hayreddin-paşa
Anısı ve adı İstanbul Beşiktaş’taki Barbaros Anıtı ve bulvarında yaşatılmaktadır. Ayrıca, Deniz Kuvvetleri’ne ait gemilere de adı verilmiştir.

VENEDİKTE TÜRK GEMİSİ (4)indir

Adalı yazar Stratis Mirvilis ada Osmanlı egemenliğindeyken 1890’da Skamnia’da doğmuş.
Birinci Balkan savaşı gönüllüsü olmuş. Küçük Asya Kampanyası’na katılmış. Küçük Asya serüveni sonrasında adaya dönmüş.
Bu kez II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaliyle karşılaşmış.
En bilinen yapıtlarından Mezarda Hayat, Arnavut Vasil ve Post Avcısı Türkçe’ye kazandırılmış.

str-mirivilis

Midilli adası eskil (antik) dönem şairleri bakımından şanslıdır. Adaya ad olması bakımından Safo öne çıkmakla birlikte, çağdaşı Alcaeus’u unutmamak gerekir. Pek çok araştırıcı Alcaeus’u Safo’yla karşılaştıracak kadar önemser.
Politik içerikli olanların yanı sıra ilahileri, içki şarkıları, aşk şarkıları en bilinen eserlerdir.

Alcaeus_(poet)_-_Project_Gutenberg_eText_12369

Son olarak anadan doğma değil ama sonradan olma Vatan ve Hürriyet şairi Namık Kemal’e değinmemek olmaz! Yeni Osmanlıcılık akımının öncüsü olan Namık Kemal düşünceleriyle Atatürk’ü etkilemiş olmasıyla da bilinir. Her ilerici gibi onun da başına gelmeyen kalmaz. Midilli’ye yolunun düşmesi sürgün nedeniyledir. Sürgünü de üretme ve çalışma gerekçesi yapan Namık Kemal’in Midilli’de geçirdiği yıllar adanın Türk topluluğu için büyük şanstır. Onun çalışmaları sonucu adada Türk okulları açılır ve Türklerin yaşam standardı yükselir.

30154953_namkkemal

MASKELER DÜŞERKEN!

18 Haz

MASKESİZ SİYASET

YSK kesin sonuçları açıkladı! İyi ki de açıkladı! Maskeleri çıkartma telaşı daha fazla bekleyemeyecekti!

Türkiye Partisi savıyla ortaya çıkan HDP seçim süreci boyunca maske taktı. Kimi zaman saz çalarak, kimi zaman da hazırcevaplıkla kitleleri umulmadık derecede etkileyebilme başarısı gösteren Demirtaş bir kaç gündür kayıptı. Kandil’e mi gitti yoksa diye düşünmeden edebilir misiniz? O gitmediyse bile Kandil ona geldi!

“Seni Başkan Yaptırmayacağız!” söylemi önemli iş başarılmasını sağladıktan sonra öze dönme zamanı gelmişti.

Öze dönmenin önde gelen belirtisi ise Kandil kaynaklı ayar sesleri oldu.

http://www.medyahaber.com/kandil-den-ayari-yedi-demirtas-cark-etti_d125637.html

HDP’den daha önce çıkan AKP’yle koalisyon yapmayacağız sesleri yerini AKP-CHP koalisyonunu dışarıdan desteklerize dönüştü.

http://www.radikal.com.tr/politika/demirtas_akp_ve_chpyi_disardan_destek_verebiliriz-1381498

Şaşıranların aklına şaşma hakkımı kullanmak isterim!

Seçim öncesindeki uyarıları aşağılayan, oyları bölmeyelim ya da HDP de meclise girmeli çığlıklarıyla boğuntuya getirenlerin hatırını sorma zamanı gelmiştir.

HDP’nin AKP’ye eşit bir oluşum olduğunu, gerçekte bir parti olmasından bile söz edilemeyeceğini pek çok kez yazdım, söyledim!

Elbette dinletemedim!

Yaşayarak öğreneceğiz belli ki!

CHP içindeki sağduyu tortusunun bu çılgınlığa dur deme özgüveni göstermesi umuduyla, yalnız bu koalisyona gireceklerin değil aynı zamanda Türkiye’nin köküne kibrit suyu ekecek bu suç organizasyonunun başarısızlığa uğraması dileğimi yinelemekten başka şey bulamıyorum söyleyecek!

Bugüne değin RTE gitsin de ne olursa olsun diyerek akıldışılık kervanına katılan insanımızın da aklını başına toplama zamanı gelmiştir diyorum!

Umarım geç kalınmamıştır!

Ceyhun BALCI,

YERLİ ŞEKERE VEDA

17 Haz

Yerli şekere veda, Türkiye glikoza bulanacak!

Yerli şekere veda, Türkiye glikoza bulanacak!
Yusuf Yavuz

pancar2
Türkiye seçimlere kilitlenmişken 3 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu Kararı ile Nişasta Bazlı Şeker olarak bilinen NBŞ üretimi kotası yüzde 30 oranında arttırıldı. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, pancar şekerine alternatif olan NBŞ’ye ayrıcalık tanınmasının pancar üreticisini ve yan sektörleri olumsuz etkileyeceğini belirterek, “Ülkemizde pancar çiftçisinden esirgenen kaynaklar AB’nin pancar, ABD ve Arjantin’in mısır üreticilerine ve çokuluslu agro-sanayi tekellerine aktarılacaktır” açıklamasında bulundu.
Bir zamanlar dünyanın önde gelen pancar üreticileri arasında anılan Türkiye’de 1998 yılında 22 milyon ton olan şeker pancarı üretimi 2014 yılında 17 milyon tona gerilerken, çiftçi sayısı ise 450 binden 130 binlere kadar düştü. Bunun üstüne bir de şeker pancarına alternatif olan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) ürünlerine yönelik kotanın arttırılması Türk pancar üreticisinin kabusu haline geldi.
BAKANLAR KURULU’NDAN GLİKOZ LOBİSİNE YÜZDE 30 KOTA KIYAĞI
Türkiye seçim tartışmalarına odaklanmışken, 3 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile NBŞ üretimi için 250 bin ton olarak belirlenen kota yüzde 30 oranında arttırıldı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, stratejik bir ürün olan şeker pancarı tarımının Türk tarımı ve ekonomisi açısından milyonlarca ailenin ve bireyin geçimi ve geleceği anlamına geldiğine dikkat çekerek, “Tüm güçleri ile şeker pancarından yapılan şekerin yerini glikoz, izoglikoz ve fruktoz şurubuna bıraktırmak isteyen lobiler var güçleriyle çalışmaktadırlar. Amaç ülkemizin, çiftçimizin çıkarı değil, şeker pancarının sürdürülebilir üretimi değil, topluma sağlıklı, doğal şeker yedirmek ise hiç değildir. Pancar şekerine alternatif bir ürüne ayrıcalık tanınarak kota artırımının tarım sektörünü ve pancar sanayinin desteklediği yan sektörleri olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Mevcut kanunda bile AB ortalamalarının çok üzerinde üretim kotası verilen NBŞ’lerin kotasının daha da artırılması pancar şekeri sanayi ve pancar üreticilerini olumsuz yönde etkileyecektir” görüşünü dile getirdi.
TÜRKİYE’DEKİ NBŞ KOTASI AB’DEN ÜÇ KAT FAZLA
Türkiye’nin yüzde 1,3’lük payla şeker pancarı üretiminde Brezilya, Hindistan ve Çin gibi ülkelerden sonra dünyada 15. sırada yer aldığını anımsatan ZMO Başkanı Güngör, “Türkiye’de 300 bin hektar alanda şeker pancarı ekilmektedir. 1998 yılında 22 milyon ton olan şeker pancarı üretimi, 2014 yılında 17 milyon tona gerilerken, çiftçi sayısı da 450 binden 130 binlere düşmüştür. Burada amaç, şeker fabrikalarının özelleştirilmesidir. Şeker pancarında son 10-12 yıl içerisinde yaşanan 2,5 milyon tonluk üretim daralmasının hayvancılığa yansıması, 6,5 milyon ton yaş pancar küspesi ve 900 bin ton melasın kullanılamaması şeklinde olmuştur. NBŞ kota oranlarının ülkemizde AB ülkelerine oranla yaklaşık 3 katı oranında fazla uygulanmasının sadece et üretimine olumsuz yansıması yaklaşık 250 bin tondur” açıklamasında bulundu.
ŞEKER AÇIĞI AB’DEN İTHAL EDİLEREK KAPATILACAK
Bir yandan şeker pancarı üretimine kotalar getirilmesi; öte yandan da çiftçinin üretimini sürdürememesi sonucu ortaya çıkacak olası şeker açığının ihracat geri ödemeleri ile desteklendiği için ‘daha ucuza’ şeker üreten ülkelerden ve özellikle AB’den ithal edilerek kapatılacağının altını çizen Güngör, açıklamasında ayrıca şunları dile getirdi:
TÜRK PANCARINDAN ESİRGENEN KAYNAKLAR ABD VE ARJANTİN MISIRINA
“Bu süreçte ucuz üretim yaptığı bahanesiyle nişasta kökenli şekerlere tanınan ayrıcalıklar sürdürülecek; ayrıca sanayide kullanılan şekerler tamamen mısırdan elde edilen şekerlere dayandırılacaktır. Ülkemizde pancar çiftçisinden esirgenen kaynaklar AB’nin pancar, ABD ve Arjantin’in mısır üreticilerine ve çokuluslu agro-sanayi tekellerine aktarılacaktır. Sonuç olarak, Türkiye’de NBŞ kotalarının sürekli olarak artırılmasına bir son verilmeli ve AB kota seviyelerine uygun olarak yeniden düzenlenme yapılmalıdır. Şeker üretim maliyetlerini düşürmek için şeker pancarı tarımı desteklenmelidir. Kamuya ait şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden vazgeçilmeli; pancarın yetiştirilmesinden şeker üretim ve pazarlanmasına değin tüm süreçte üreticilerin söz ve karar sahibi olacakları örgütlenmeler egemen olmalıdır.”
ÜRETİCİLER TEPKİLİ, PANCARDA YÜZDE 50 DÜŞÜŞ VAR
Bakanlar Kurulu’nun NBŞ kotasını yüzde 30 arttıran kararının ardından konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan şeker pancarı üreticileri ise üretimdeki büyük düşüşe dikkat çekiyor. Konya’nın Ilgın ilçesinde yaşayan pancar üreticisi Tahir Çiftçi, bölgedeki pancar üretiminde yüzde 50’lilere varan oranlarda düşüş yaşandığını belirtiyor. Mazot, sulama ve elektrik gibi giderlerin pancardaki üretim maliyetini yükselttiğini dile getirne Çiftçi, “pancar üretimini bırakan üretici arayış içinde. Kimisi patates ekiyor, kimisi de silajlık mısır ekmeye yöneliyor. Pancar kotasıyla ilgili de büyük sorunlar yaşanıyor. Kota uygulaması denetimsizlikle birleşince kota rantçıları ortaya çıkmaya başladı. Bu da gerçek pancar üreticisini güvence altına almak yerine daha çok mağdur ediyor” görüşünü dile getirdi.
‘PANCARDA KOTA RANTIYLA DEVLET SOYULUYOR’
Adının açıklanmasını istemeyen Ilgınlı bir başka pancar üreticisi ise pancar kotasındaki akıl almaz rant oyunları hakkında çarpıcı iddialarda bulundu. Ilgın’da yüzde 70 ila 80 arasında kuraklık yaşandığına dair Tarım İlçe Müdürlüğü’nün raporları bulunduğuna dikkat çeken üretici, “kuraklık olduğu için kotasını dolduramayan üreticilere para cezaları kesilirken, yüksek kota hakkını elinde bulunduran rantçılar, uzak köylerden hayali pancar alımı yaptırılarak adeta ödüllendirildi. Burada 10 yıldır bir tezgah kurulmuş. Hayali alımlarla milyonlarca liralık pancar kotası rantı dönüyor. Devlet soyuluyor. Allah korkusu olan bir yetkilinin gelip incelemesini istiyoruz. Ilgınlı pancar üreticisi mağdur ediliyor. Bu konudaki sorunlarımızı bir çok kez yetkililere aktardık ama bir sonuç alamadık. Pancar üreticisinin rant kıskacından çıkarılmasını istiyoruz” diye konuştu.
GLİKOZUN ÜLKEYE DE HALKA DA FAYDASI YOK
Nişasta Bazlı Şeker’in Türk üreticisine büyük darbe vuracağını dile getiren Ilgınlı pancar üreticisi, “pancar, yaşam için, toprak için, ülkemiz için çok değerli bir bitki. Yeşil yapraklarıyla oksijen üretimine de katkı yapıyor. Glikozun benim ülkeme, halkımıza bir faydası yok” görüşünü dile getirdi.
08.06.2015

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 70 takipçiye katılın