ŞİDDET TIRMANIRKEN ANIMSANMASI GEREKEN BİR AYRINTI

28 Tem

ŞİDDET TIRMANIRKEN
UNUTULAN BİR GERÇEK
Türkiye’de terör tırmanıyor. Söylentilere (tehdit olarak da algılayın) göre şiddet yöresel olmanın ötesine geçip ulusal bir kimlik kazanacak! Canlı bomba yoluyla terörün hiç umulmadık noktalara yayılması ne yazık ki hiç de zor değil!
Sanırım 1998 yılı sonlarıydı! Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir ordu komutanı Orgeneral Atilla Ateş Adana’dan Suriye’ye yönelik bir ileti vermişti. Bu ileti yerini bulmuş olmalıydı ki; bebek katilinin Kenya’da sonlanacak yolculuğu başlamıştı.
Türkiye diplomatik yoldan çıkartma becerisi göstermişti ilgili kişiyi ininden!
Sonrası nasıl izlendi bilmek güç!
Bebek katilinin idamını önleyen yasal değişikliklere odaklanıldığına kuşku yok!
Bu kararın doğruluğu üzerine de pek çok şey söylenebilir. İdamla kahraman yaratılabileceği gibi, idam etmediğiniz bir katilden de kahraman yaratmanız olasıdır. Aslında burada odaklanılması gereken şey idam değil de hüküm giymiş bu kişiye yönelik yaklaşım olmalıdır. Oysa, hüküm giymiş kimse sorgusunda da değindiği gibi işbirliğine açıktır, zayıftır! Bizde olan ise tersidir. Yönetilmek ve manipüle edilmek şöyle dursun güç kazanarak dönmüştür geriye!
Bebek katilini sorgulama görüntüleri Ulusal Kanal’da yayımlandı. Bölücü ve etnikçi kesimleri doğallıkla oldukça rahatsız etti bu görüntüler. Hatta, okumak isteyen için Hasan Atilla Uğur imzasıyla kitaplaştırıldı da!
İlgi duyan okur, izler!
Ama, bir şey kesindir! Anlı, şanlı örgüt önderinin yaldızlarını dökmeye yetmiştir bu sorgulama! Kendini kurtarmak için itiraflarda bulunan, biz haksızdık diyen ve yıkmak için ant içtiği TC ile işbirliğinden söz edebilen birisi çıkmıştır sahneye bu sorgulamalar sırasında!
Elebaşının yakalanması ve yakalanmakla kalmayıp işbirliği yapabileceği sinyalleri vermesi doğal olarak terörün de belini kırmıştı!
Buna eklenebilecek basit adımlar bugün karabasana dönüşen ayrılıkçı terörü tarihe gömebilirdi!
Olmadı!
İlerleyen dönemde TC devletinin başına geçen işbirlikçi anlayış tüm bunlar yaşanmamış gibi bebek katiliyle masaya oturdu. Daha da kötüsü terörün bitirilmesine ilişkin en küçük güvence alma gereği duyulmadı! Tersine, terörün azmasına yol açtı bu stratejik hata! Elbette hata değil!
Sınır ötesi güçlerin buyruğunu yerine getirme diyelim!
O yıllarda terörün yok olma noktasına gelmesiyle ilgili unutulmaz bir olayı anımsatmak sanırım yeterli olacaktır.
Bugün kent merkezlerinde subay ve polis gibi güvenlik güçlerinin öldürülebildiğini göz önüne alırsak o gerçeğin değeri daha iyi anlaşılacaktır.
Bebek katilini yargılayan mahkemenin başkanı yargıç Mehmet Turgut Okyay yargılama sonrası memleketine gider. Adıyaman’ın Tut ilçesine bağlı bir köydendir. Şimdiki savcı ve yargıçlar gibi gösteriş düşkünü de değildir! Araçtan inerek köyüne uzunca bir mesafeyi yürüyerek gitmiştir. Korkusuzluğunun ve iç rahatlığının yanı sıra ortamın güvenliğinin de göstergesidir bu yaşanmışlık!
Yoruma gerek var mı?
Nereden nereye demekle yetiniyorum!
Ceyhun BALCI
Ek :
Bebek katilinin sorgulanma görüntüleri

Bölüm bölüm olabildiği için arama motorlarına ilgili kişinin adı yazılarak tümüne erişmek de söz konusu!

1-1389549472

SAVAŞ

24 Tem

SAVAŞ

323841_2
Açılım, seçimler nedeniyle durgunluğa girince bir hızlandırıcı ve uyarıcı gerekti! İşte, Suruç’ta oyuncak, çocuk bahçesi ve kütüphane söylemli gençlere yönelik katliam ilk adım oldu!
Onu izleyen PKK eylemleriyle işlenen cinayetler bellek tazeleme anlamı taşıdı!
Fiilen oluşturulmuş olan Kürdistan’ın denizi eksikti! Akdeniz’e kıyısı olmalıydı ki; fiyakası ve elbette kukla da olsa devlet değeri katlansın! Yok olasıca petrolün hatırına bütün bunlar! Yoksa, birileri Kürtleri sevdiği, kayırdığı için değil!
“Biji Obamacı” düzenbaz devrimcilik kanton adı altında oluşturduğu kurtarılmış bölgeleri birleştirebilirse bu hedefine erişmiş olacaktı!
Suriye batı destekli çetelerce kundaklanıncaya dek ne kanton, ne de bağımsızlığı akıllarına getirmeyen fırsatçı düzenbazların kafalarında şimşek çakmasına yol açan gelişme Obama’nın kara kuvvetleri olmaya heveslenmekten geçti elbette.
Ver canını, al devletini!
Elbette, her devlet kanla, canla kurulur!
Ama, bu devletin farkı başkaları için var olmaktı!
Şimdi, bu kapsamda Türkiye de savaş alanına sürülüyor!
Ne pahasına olursa olsun savaşa hayır diyenlerden olmadım, olamam!
Sevr’le paramparça edilmiş bir Anadolu’da savaştan başka bir seçenek olabilir miydi? Elbette, hayır! Çok şanlı ve şerefli bir savaşla yırtıldı Sevr!
Günümüzde de durum farklı değil!
Türkiye elbette bir savaşa girmek durumunda kalabilir. Bunca ülke, bunca askeri ve orduyu neden oluşturur? Neden o işlere para ve enerji harcar? Bir gün gerekebilecekleri için!
Türkiye, yanı başındaki savaşa kendisi için mi yoksa uzaktaki çıkar odakları için mi girecektir? Bu soruya verilecek yanıt önemlidir!
Başka deyişle girilecek savaş “haklı” mı yoksa “haksız” mı olacaktır?
Üzülerek ve utanarak söylüyorum! Her birimiz son 4 yıldır bir haydut devletin yurttaşları olarak yaşadık!
Suriye’deki kirli savaşta haksızlara destek vermek haydutluktan başka bir sözcükle açıklanabilir mi?
Haydutluktan vazgeçip, haklıdan yana olmak hem onurumuzu hem de ülkemizi kurtarabilir. Bu gibi geri dönüşler için hiçbir zaman geç değildir!
Türkiye Suriye karmaşasına karışacaksa eğer, Suriye yönetimiyle eşgüdüm halinde yapmalıdır bunu! Bugün Suriye’yi kundaklayan fırsatçı düzenbazların aynı zamanda Türkiye için de sorun olduğunu anlamak hiç de güç değil!
Suriye kurtulur da dengeye kavuşursa; Türkiye de kurtulur ve dengeye kavuşur!
Bunun dışındaki tüm seçenekler Türkiye’nin felaketi olur!
Şu andaki sorun Türkiye’de bu akılcı yaklaşımı gösterecek siyasi irade olup olmadığıdır!
“Topal ördek” konumunda olması gereken hükümet hiç gitmeyecekmiş gibi söyleyip, eylediğine göre bu akılcı iradenin izlerine muhalefet cephesinde de rastlanamadığını görmezden gelemeyiz!
“Savaşa Hayır” nakaratına sarılanların bu ayrıntıları gözetmesinde yarar var!
Ceyhun Balcı, 24.07.2015

LOZAN

23 Tem

LOZAN
Lozan’ı nasıl anlatmalı diye düşünürken İzmir Fuarı’nın kapıları geldi aklıma!

Fuarı bilenler bilir! Bilmeyenler için anlatalım. Beş kapılıdır Kültür Park!

Her birinin adı yakın tarihimizin köşe taşlarından birisidir!

26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, 9 Eylül’de, İzmir’de düşmanın denize dökülmesiyle taçlanmıştır.

20141206_081738sfsfsdfdsfdsfs

Her olay sıralıdır ve bu sıranın bir anlamı vardır!

Örneğin, ülkenin tapu senedi Lozan’da alınmadan Cumhuriyet kurulmamıştır!

LOZAN1

Lozan’da çözüme kavuşturulamayan boğazlar sorunu Montrö’de antlaşmaya bağlanmıştır.

montro_meydani_guvercin_ucuran_kadin_heykeli15

Lozan’da çözümlenemeyen bir başka sorun olan Hatay da izleyen yıllarda Türkiye sınırları içine katılmıştır. Biraz uzakta da olsa Hatay adı da yaşatılır İzmir’de!

0a4b185701c299852be251e0db80afb5

Ne İzmir’de ne de Türkiye’nin bir başka yerinde Musul adını taşıyan yer yoktur. Çünkü, tam da çözüme kavuşturulacakken Şeyh Sait İsyanı aracılığıyla önüne geçilmiştir çözümün!

Lozan’ın her yıldönümünde bazı utanıp arlanmazlar toprak kaybı yaşadığımızı söyleyip Lozan üzerinden Cumhuriyet ve Atatürk karalamasına girişirler!

İnanmayın!

lozan

Gerçekle ilintisi yoktur bu saçmalamaların!

Lozan Kutlu Olsun!

Düşmanla elbirliği yapılıp yırtılmaya çalışılsa da bir asırdır dim dik ayaktadır bu anlamlı antlaşma!

Ceyhun BALCI, 23.07.2015

İLK BAKIŞTA POLONYA

23 Tem

İLK BAKIŞTA POLONYA

$T2eC16N,!w0FI,Cfi+FNBSIghBty-!--60_35

Polonya yüzölçümü (312.000 km2) ve nüfusu (39 milyon) bakımından Türkiye’nin yarısı büyüklüğünde bir doğu Avrupa ülkesi. Halkı büyük çoğunlukla Leh kökenli ve Katolik mezhebinden. Az sayıda Alman, Ukraynalı ve Beyaz Rus etnik dağılımın diğer unsurlarını oluşturmakta. Sayıları bir kaç binle sınırlı da olsa Tatar varlığından da söz etmek olası Polonya’da.

polonya-haritasi

Polonya, güneyindeki Karpatlar bir yana bırakılırsa dağsız, tabak gibi bir ova ülkesi. Diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi son derece sulak. En uzun ırmağı Vistül. Karpat dağlarından doğan Vistül 1000 kilometreyi aşkın yol alarak ülkeyi ortadan ikiye böldükten sonra Baltık’la buluşuyor.

VİSTÜLDE KÖPRÜ (2) VİSTÜLDE KÖPRÜ (4)

Polonya halkının çoğunluğunu oluşturanların sıfatı olan Leh varlıklı ve soylu anlamına geliyor. İki parçalı bayraklarının alt yarısını oluşturan kırmızı şimdi yerinde yeller esen sosyalizmi, üst yarısındaki beyaz ise barışı simgeliyor. 1944’te başlayıp, 1990’larda sonlanan sosyalist dönem bayrağın yanı sıra kentlerde de izlerini korumayı başarmış durumda.

IMG_4690 IMG_4691

Varşova’da Komünist dönemden kalma otomobil

IMG_4699

Varşova’da Bilim ve Kültür Sarayı (1955 yapımı Gotik biçemli yapı Stalin’in armağanı)

Polonya tarihini XI. yüzyılın sonlarına doğru başlatmak olası. İlk hükümdar Piast hanedanından I. Mieszko. Miezsko aynı zamanda ayı anlamına da geliyor. Ayı algısının bizden oldukça farklı olduğuna kuşku yok.

Varlığını sürdürse de günümüzde önem taşımayan bir yerleşim olan ilk başkent Gniezno kartal yuvası demek. Kartal Gniezno’ya inat ülkenin simgesi olmayı sürdürüyor.

npolandtour

Polonya bulunduğu yer bakımından hep varlık savaşımı vermiş bir ülke. Özellikle, sürekli yayılma peşindeki Kutsal Roma Germen İmparatorluğu tarih boyunca Polonya’nın başının derdi olmuş. Töton Şüvalyeleri aracılığıyla Polonya’ya egemen olma savaşı veren Almanlarla Polonyalılar arasındaki güç savaşımı inişli çıkışlı bir gidiş göstermiş.

Gniezno’dan sonra başkent olan Krakov’un bu ayrıcalığına kral Sigismund tarafından son verilmiş ve Varşova XVI. yüzyıl başında başkent koltuğuna oturmuş. Buna karşın, Krakov önemini yitirmemiş. Varşova başkent olmanın rüzgârını arkasına alarak daha hızlı bir gelişme göstermiş. Polonya hükümdarlığının evlilikler yoluyla Litvanyalılara ve Macarlara da geçmişliği olmuş. Özellikle, XVI. yüzyıl ortasındaki Polonya-Litvanya Birliği tarih sahnesine çıkmış. Kral Jagiello döneminde Töton Şövalyeleri Grunwald Savaşı’nda yenilgiye uğratılarak önemli bir kazanım sağlanmış. Polonya topraklarının dörde katlanması sonucuna yol açan bu başarı oğul IV Kazimierz tarafından da 13 yıl savaşları kazanılarak sürdürülmüş. Birliğin yarattığı sinerjiye karşın Rusya, Prusya, İsveç ve Avusturya arasında sıkışan ülkede çöküşün ve tarih sahnesinden silinişin önüne geçilememiş.

IMG_4250

Krakov’da Grunwald Anıtı

XVIII. yüzyıl sonunda haritadan silinen Polonya uzunca bir işgal dönemi yaşadıktan sonra düşmanlarının yenilgisiyle sonuçlanan I. Dünya Savaşı’nı izleyerek yeniden doğmuş.

1918’de kurulan 1. Cumhuriyet bu kez de Germanya İmparatorluğu sevdalısı Hitler’in boy hedefi olunca II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte sonlanmak durumunda kalmış. Bir önceki dünya savaşıyla doğan Polonya sonrakiyle birlikte bir kez daha uykuya yatmak zorunda kalmış. Bu kezki uyku çok daha bedelli, acılı ve yitimli olmuş. Ülkedeki Yahudi varlığı tümüyle yok olurken Polonyalıların da payına kan, gözyaşı ve ölüm düşmüş bu 6 yıllık dönem boyunca. Başladığı ve bittiği yer olarak Polonya bu ikinci paylaşım savaşını dolu dolu yaşamıştır dense yeridir.

IMG_4176

Birkenau’da Cehennem Kapısı (Ölüm Kapısı)

İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki sosyalist cumhuriyetin proleterya diktatörlüğü savının Dayanışma Sensikası Başkanı Lech Walesa önderliğinde tarihe gömülmesi de bir başka ilginç dönüm noktası sayılmalıdır. Proleterya Diktatörlüğü proleteryanın başkaldırısıyla çekilmiştir tarih sahnesinden.

Üçüncü Cumhuriyet 2004’teki AB üyeliğiyle yeni bir yoldadır artık. Para birliğine girilmediği için sözcük anlamı altın olan Ziloti (PLN) varlığını sürdürmektedir. Kişi başına düşen ulusal gelir 15 bin doları aşkındır.

two-polish-zloty-coin-24780292

İSTANBUL’DA LEH DİYASPORASI

Leh-Türk ilişkilerinin başlangıcını XI. yüzyıldan başlayarak etkili olan Tatar (Moğol) akınlarına dayandırmak olasıdır. Sayıları bir kaç binle sınırlı olsa da bugünün Polonya sınırları içindeki Tatar varlığı bin yılı aşkın bir tarihin silinmez izidir. Tatar akınlarının zamanın Polonya kentlerinde önemli yıkımlara yol açtığı da bir gerçektir.

İzleyen dönemde de Türk-Leh ilişkileri Osmanlı döneminde yine savaşlar aracılığıyla sürmüştür. Niğbolu, Varna ve Kosova savaşları bu savaşçıl ilişkilere önemli örneklerdir.

1683’te bu kez Jan Sobieski Osmanlı’ya karşı önemli bir tarih sayfası yazılmasında etkili olmuş. Yalnızca Polonya için değil Avrupa için de önemli bir başarı sayfası oluşturulmuş böylelikle. II. Viyana Kuşatması’nda da başarısız olan Osmanlı’nın Avrupa kapılarına dayanma hevesi bir daha canlanmamacasına kırılmış. 1699’daki Karlofça Antlaşması bu bakımdan önemli bir dönüm noktasıdır. Bu antlaşmayla Osmanlı Polonya’ya karşı toprak yitirmiş ve artık küçülme dönemine adım atmıştır. İzleyen dönemlerde toprak kaybı hızlanan Osmanlı bilindiği gibi XX. yüzyılın başında Avrupa’dan tümüyle silinmiştir.

JAN SOBİESKİ (2)

Krakov’da Jan Sobieski Anıtı

sobieski175

Sobieski Votkası

Bu bile Türk-Polonya ilişkilerini düşmanlık zeminine taşımaya yetmemiştir.

Lehistan XVIII. Yüzyıl sonunda uğradığı işgalle birlikte XX. yüzyılın başına kadar sürecek bir uykuya daldığında bu duruma tek tepki Osmanlı’dan gelmiş. Her ne kadar Osmanlı, içinde bulunduğu durumda Lehistan’a eylemli bir yardımda bulunamadıysa da; bu duyarlılığı bile fazlasıyla övgüye konu olmuş. Hatta, bununla ilgili olarak Polonya’da kurtuluş için “Türk atları Vistül’den su içtiği zaman!” tarihi verilir olmuş.

184457b

Belki de bu yakınlaşmanın etkisiyle Polonyalılar bu kez Kırım’da Osmanlı yanında savaşmışlar Ruslara karşı.

XIX. yüzyılda yıkılan Polonya’nın sürgüne gönderilen önderleri ağırlıklı olarak Paris’e gitmişler. Polonyalı sürgünlerin siyasi önderi Adam Czartorsky İstanbul’da da gruplaşmanın doğru olacağı düşüncesiyle Polonezköy’ü kurmuş (1830). İlk adı Adampol olan bu Polak yerleşiminin adı sonradan Polonezköy’e dönüşmüş.

414

Bu önemli gelişme çok önemli Polonyalı kişiliklerin İstanbul serüveni için başlangıç oluşturmuş. Başka bir yazıya konu olabilecek Polonyalı Türkler’den bile söz etmek olasıdır bu süreçten sonra.

Dostluklar ama çoğunlukla da karşıtlıklar üzerinde yükselen Türk-Polonya ilişkilerinin son halkası Galiçya’da oluşmuştur. Bugünkü Polonya’nın güneydoğusuyla, bugünkü Ukrayna’nın batısını kapsayan Galiçya I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı askerleriyle tanışmıştır. Sokaklarında dolaştığımız Krakov’da Osmanlı askerleri boy göstermiş ve Polonya halkını korkutmaktan çok ilgilerini çekmiştir bu ilginç durum. Oysa, Osmanlı askerleri Galiçya’ya Polonya’yı işgal altında tutan Alman ve Avusturya devletlerinin bağlaşığı olarak gelmiştir. Vatan savunması görevinin yanı sıra Alman çıkarlarını önceleyen işlevlerle ve cephelerle donatılan Osmanlı’nın Galiçya topraklarını da kanıyla sulaması, canıyla buluşturması ilginç ve ibretlik bir başka önemli nottur. Gerçekte Galiçya bize o kadar uzak ve yabancı bir coğrafyadır ki; Osmanlı askeri “Komutanım Galiçya ne yana Düşer?” diye sormak durumunda kalır kumandanına.

276329 galicya osmanlinin-savastigi-cepheler

Alman ve Avusturya imparatorluklarıyla birlikte Osmanlı’yı da tarihten silen I. Dünya Savaşı yazgının cilvesine bakın ki; Polonya’nın yeniden doğuşu anlamına gelmiştir. II. Dünya Savaşı’na dek sürecek kadar kısa da olsa Polonya’da ilk cumhuriyet bu savaşın sonunda kurulmuştur.

IMG_4605

Krakov’da Dayanışma Sendikası 

indir indir (1)

İnişli çıkışlı Polonya tarihi 90’lı yıllarda kurulan III. Cumhuriyet’le birlikte bir dengeye kavuşmuş görünmektedir.

SURUÇ’TA PATLAYAN BOMBA!

20 Tem

KAYNAYAN KAZANDAN SIÇRAYAN SULAR

siyah_kurdela_02

Suruç’ta bugün 30’dan fazla insanımızı aramızdan alan yanı başımızda kaynayan kazandan sıçrayan sulardır. Yazık ki ülkemiz bu kaynayan kazanın ateşini harlama suçu işlemiştir, işlemektedir. Dün Reyhanlı ve Ulukışla; bugün Suruç! Yarın? Bilen yok!

Daha bir kaç gün önce Reyhanlı’da bir araya getirilmiş olan Esad karşıtı cephenin toplantısından sonra Suruç’ta patlayan bomba tam bir ironi yaratmıştır!

Öncekilerde olduğu gibi bir kez daha kim yaptı sorusuna yanıt aranıyor. IŞİD yapmışsa derin bir oh çekilecek belli ki! Oysa, bugün sorulması gereken soru bu değildir!

Dört yıldır kundaklanan Suriye gerçeği var karşımızda! Üstelik bizim katkı ve yardımlarımızla! Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları eleğin de ötesine geçmiştir. Giren, çıkan belirsizdir.

Seçilmiş bir hükümetin önde gelen görevi yurttaşlarının iç ve dış güvenliğini sağlamaktır! Komşu bir ülkede gerçekleşmesi arzu edilen iktidar değişikliğinin değirmenine su taşımak değildir!

Neden oldu sorusuna yanıt ülkemizi yönetenlerin dış politika anlayışındadır! Bu soru sorulup yanıtı bulunmadıkça; bununla da yetinilmeyip gereği yerine getirilmedikçe huzur ve yaşam güvencesi yoktur Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının!

Bugün Suruç’ta yitirilen kadar insan Suriye’nin Halep, Humus ve başka kentlerinde yitiriliyor! Bu kazan kaynamaktayken sıçrayan sudur bugün Suruç’ta patlayan bomba!

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler aklını başına toplamak zorundadır. Elbette, bunun için öncelikle bu ülkede yaşayanların akıl ve izan çizgisine dönmeleri gereği ortada durmaktadır.

Çözüm sunmayan tersine karmaşayı derinleştiren seçim sonuçları bir kez daha iyice irdelenmelidir!
Şu günlerde koalisyon görüşmelerine dalan dörtlü beceriksizlik Suruç’ta yaşananlardan sorumludur!

Bırakınız RTE’ye hesap sormayı, TC tarihinin en büyük ölçekli hırsızlık ve uğursuzluk dosyalarını açmayı; sokaktaki vatandaşının can ve mal güvenliğini dert eden bir koalisyon şartı öne süren var mı?

Varsa yoksa emperyalizm şakşakçılığı! İktidar aşkı ve koltuğa tutunma sevdası!

Dörtlü beceriksizlere bir sorum var!

Şu ya da bu şekilde koalisyona girdiğinizde Suriye’yi kundaklamaktan vazgeçecek midir Türkiye?

Bu soruya vereceğiniz yanıt ülkenin yakın ve uzak gelecekteki esenliğini belirlemiş olacaktır!

Sınır güvenliğini sağlayın!

Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik tehlikeler konusunda bu ülkeyle işbirliği yapın!

Kafa kesici, koridorcu fırsatçıların işini bitirin!

Bakın bakalım terörün T’si kalıyor mu ortada!

Ceyhun Balcı

SYRİZA’NIN ÖLÜM İLANI

14 Tem

BİR ÖLÜM İLANI

timthumb

Yeni yılla birlikte yeni bir umut doğmuştu! En azından gözümüze görünen oydu! Belki de biz öyle sandık!

Her neyse!

Komşu Yunanistan bir sihirli değnekle dokunulmuşcasına rüyadan uyandı!

Umudun kaynağı genç SYRIZA anlaşılmaz biçimde (belki de ben ve benim gibilerin anlayamayacağı şekilde) teslim oldu!

Hem de iki hafta önceki halk oylamasıyla halkın desteğini arkasına almışken!

Hem de atacağı hiç bir adım halk gözünde kabul edilemezlik sorunu çekmeyecekken!

Başka bir Yunanistan, başka bir AB ve elbette başka bir dünya mümkün demeye hazırlananları düş kırıklığına uğratırcasına!

SYRIZA ÖLMÜŞTÜR!

Hem de kendi eylemiyle, hara-kiri yaparak!

Şimdilik solmuştur umutlar!

Ama, SYRIZA ile olmayacaksa hiç olmayacak demek de değildir!

Bu anlaşmayla Yunan halkının boğazına çökülmesi güvence altına alınmıştır!

Bundan sonra halk ne diyecektir?

Ya da halkın dediklerine, diyeceklerine çevirmenlik yapacak bir başka güç odağı oluşabilecek midir?

Aralarında benim de bulunduğum sayısız kimse umut kabarması yaşarken, kimileri de umutsuzluk anaforuna kapılmış gibiydiler!

Onlar haklı çıktı!

Ama, bugünleri öngörmek için sağlam bir gerekçeleri var mıydı?

Yalnızca meraktan soruyorum!

Bu gerekçeleri öğrenip bir sonraki sefere öngörebilmek için!

SYRIZA dünya siyaset tarihinin en kısa ömürlü politik hareketlerinden birisi olabilir!

Tıpkı saman alevi gibi!

Ceyhun BALCI, 14.07.2015

ONLAR PLUTON’A, BİZLER (ANCAK) BALATON’A!

14 Tem

ONLAR PLUTON’A,
BİZ BALATON(*)’A!

insanlik-pluton-un-yaninda-57446-5

Okul bilgilerimize bakılırsa Plüton güneş sisteminin en uzaktaki gezegeniydi. Uzakta olduğundan mı nedir; insanoğlu tarafından fark edilmesi için 1930’un beklenmesi gerekmiştir!

2006’da Pluton yolculuğuna başlayan NASA uzay aracı New Horizons (Yeni Ufuklar) yaklaşık 10 yıl boyunca durmaksızın 3 milyar mil yol alarak Pluton’ yaklaşabildi.

Bu arada bizlere gezegen olarak öğretilen Pluton’un statüsünde üçüncü binyılın başında indirime gidildi. Pluton’dan % 27 daha oylumlu olan Eris’in bulunuşuyla birlikte Pluton gezegeni yni bir sıfat kazanmış oldu.

Yine de insanların uzaktaki cüceye ilgisi dağılmadı! Yeni Ufuklar bu ilginin kanıtı olarak yol aldı 10 yıl boyunca!

Karanlık ve soğuk bir gök cismi olmasından yola çıkılarak mitolojideki yeraltı tanrısı Plüton’un adı uygun görüldü bu uzaktaki cüceye!

Dünyanın uydusu ayla karşılaştırıldığında daha küçük bir oyluma sahip! Ama, durumu tartışmalı Charon’un yanı sıra Nix ve Hydra adlı iki uydusu daha olduğu bilindiğine göre boyutuyla işlevi orantısız bir durum çıkmış oluyor ortaya!

2300 km’lik çapıyla ayın % 66’sına denk düşen bir büyüklükte bu cüce gezegen! Yüzeyindeki – 238 C’lik sıcaklık dünyada düşünülmesi bile olanaksız bir soğuğa karşılık geliyor. Bu nedenle atmosferinin bile buz tuttuğu sanılıyor.

İnsanlığın Pluton’a erişerek, dünyayı ayrıcalıklı konumdan çıkartan ve böylelikle galakside bir noktaya indirgeyen gökbilimsel devrimin önderleri Kopernik, Kepler ve Galile’yle başlayan yolculuğu biraz daha ileri götürdüğü söylenebilir. Akıldan çıkartılmamalıdır ki; güneşe oldukça uzak da olsa Plüton güneş sisteminin bir parçasıdır. On yıllık yolculukla varılabilen nokta şimdilik burasıdır.
Yeryüzünde Plüton’a varanların yanı sıra ancak Balaton’a gidebilenlerin bolluğu önemli bir çelişkidir! Bunca bilimsel ve teknolojik gelişmeye karşılık insanlığın evrende ifade ettiği anlamı da fazla abartmamak gerekir.

İnsanlığın evrendeki yolculuğundaki en önemli aşama olan Plüton seferinin yanı sıra uzaklara gitmeden önce de başarması gereken sayısız iş ve görev olduğunu bilmem söylemeye gerek var mıdır?

Doğacıl bir yaşam ve onun doğal gereği olarak hakça paylaşım ilk görevlerden olmalı!

İnsana evrende bir hiç olduğunu anımsatması gereken bu durum insan dediğimiz sözüm ona en gelişmiş varlığın haddini bilmesi gereğini de kim bilir kaçıncı kez ortaya koymuş olmuyor mu?

Ceyhun BALCI, 14.07.2015

(*) Balaton : Macaristan’da büyükçe bir göl!

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 70 takipçiye katılın