GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER

“Geldikleri gibi giderler!”
Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918, İstanbul

 

imece

İmeceye katılacaklar için gerekli bilgiler

 

Tarihe geçmiş bu sözleri duymayanımız yoktur. Mustafa Kemal bu sözleri Adana’dan İstanbul’a henüz dönmüşken söylemiştir. Rasim Ferit (Talay) tanıktır.

Mondros’un hemen ertesidir. Emperyalist devletler silah zoruyla geçemedikleri Çanakkale’yi ellerini, kollarını sallayarak geçmişler İstanbul Boğazı’na demirlemişlerdir. İstanbul sokaklarına düşman çizmesi değmemiş olsa da payitaht fiilen işgal altındadır.

Mustafa Kemal Haydarpaşa Garı’ndan karşıya geçerken bindiği Kartal 2 İstimbotu’nda söylemiştir bu tarihsel sözleri.

Tarih bilincinin yokluğu, tarihe saygı eksikliği ve değerbilmezlik bir araya gelince; bu tarihsel sözlerin söylendiği Kartal 2’nin varlığının sonlanması da şaşırtıcı değildir. Neyse ki, vicdanlı, vatansever ve değerbilir insanların soyu tükenmemiştir Türkiye’de. Jilet olmak için gün sayan Kartal 2 yok olmaktan kurtarılmıştır.
Bu son derece saygıdeğer girişim için ön alanların varlığı önemli güvence olsa da; imece geleneğimizin de devreye sokulmasında yarar vardır.

İmeceye katılanların her 100 TL’li katkısı bir kişinin adının Kartal 2 onarıldıktan sonra ölümsüzleşmesi demek olduğunu biliniz!
Bu saygın projeye katkınız son derece değerli ve anlamlı olacaktır.

gemi

İmeceye katılanlara gönderilen Onur Belgesi

DERSİM ?

 

diyap ağa

Seçime gün sayıyoruz! Sizce ülkenin sorunları sıralansa aklınıza gelenler neler olurdu? Ortalama yurttaş güvenlikten, terörle mücadeleden ve elbette hayat pahalılığı ve bıçak sırtındaki ekonomiden söz ederdi.

Halkın oyunu isteyen siyasetçilerimizin gündeminde DERSİM’le ifade edilen başı, sonu belirsiz; belirsiz olduğu kadar tehlikeli ve yapay bir gündem var.

Şu anda hapiste olan temiz yüzlü, saz çalan ve elbette iyi yürekli olduğundan kuşku duyulmayan ama epeyce ayrılıkçı partinin Cb adayı Şeyh Sait ve Seyit Rıza aşkını bir kez daha ilân ediyor. Sorsanız mangalda kül bırakmayacak düzeyde solculuk taslar. Ama, iş ayrılıkçılığa ve ortaçağ özlemciliğine, feodal ve dinci beylere övgü dizmeye gelince herkesi sollar!

Seyit Rıza aşkı konusunda yalnız değil bu mahpus adayımız!

Cumhuriyet’i kuran partinin de Dersim üzerinden Seyit Rıza aşığı olduğu anlaşılıyor seçim sonrası Dersim Araştırma Komisyonu kurulması sözü verişinden.

Denebilir ki; seçim eğik düzlemindeyiz. Önce gönülleri sonra da oyları kazanmaktır amaç. Seçim sürecinde olur böyle şeyler! Pragmatizmin siyasetteki yeri hiç kuşkusuz sanılandan fazladır. Ama, bir ülkenin varlık nedenini kumar öğesi gibi ortaya sürmek ne ilkelilikle ne de pragmatizmle açıklanamaz. Aradan geçen 80 yıldan sonra Dersim’i kaşımak Cumhuriyet yıkıcılarına yarar.

Dersim’de bundan 80 yıl önce neler olmuştur? Kuşkusuz bilinmelidir! Ama, o olayların ortaya çıkma nedenleri ve baş oyuncuları da tanınmalıdır. Yalnızca Milli Mücadele döneminde Anadolu’da çıkan ayaklanma sayısı 21 (yirmi bir)’dir. Cumhuriyet’in kurulması sonrasında da bu ayaklanmalar sürmüştür. En bilinenleri Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyanlarıdır.

Hepsinin ortak noktası ortaçağın hortlatılmasıdır. Hemen tümünde dış destek ve hiç olmazsa özendirme söz konusudur.

Dersim’de henüz 15 yaşındaki Cumhuriyet’e ayaklanma karşısında gereken yapılmıştır. Yapılanların eksiği varsa bile fazlası yoktur.

Bugün Dersim üzerinden oy devşirmeyi tasarlayanlara sormak gerekir!
Seyit Rıza adlı bir ortaçağ artığının öncülüğündeki başkaldırı karşısında alttan alınıp ödün verilerek tarihin çarkının geri dönmesine izin mi verilmeliydi? Bu her şeyden önce insanlığa, temelinde kan ve can olan Milli Mücadele’ye ihanet olmaz mıydı?

Aradan geçen 80 yıldan sonra yaşananları hem de Dersim adıyla anmak, Cumhuriyet’in kendisini savunma hakkını görmezden gelmek ve bu yolla tarihi yargılamak kabul edilebilir bir şey olamaz.

Devlete vergiyi sorgulayan, devletin otoritesini sarsmak isteyen ve kendi küçük dünyasında Cumhuriyet’i yok sayıp zorbalığını sürdürme özlemiyle yanıp tutuşan Seyit Rıza ve benzerlerinin birkaç gün sonraki seçimlere oy devşirme malzemesi olabilmesi acı ve bir o kadar düşündürücüdür.
Kitleleri halkla ilişkiler yöntemleriyle güdüleyebilen ve Cumhuriyetçi, Atatürkçü kesimleri bile ayrılıkçılık ve bölücülük yedeği yapabilenlerin kulakları çınlasın!

Seksen yıl sonra Dersim söylemleriyle ortaya çıkanlar bu gibi defolu ürünlere alıcı çıktığı sürece satıcı olmayı sürdürecekler yazık ki!
Sorun olumsuz konumdakilerin yanına giderek, onlarla birlikte saf tutarak değil, olumsuz konumdakileri kendi yanına çekerek çözülür. Oysa oy, gönülse gönül kazanılır!

Tarihten örnek vermek gerekirse; Mustafa Kemal, Dersimli Diyap Ağa’yla Milli Mücadele ortak paydasında buluşmuştur. Buna karşılık, Cumhuriyet’e başkaldırma densizliği gösteren Seyit Rıza’ya ise demir yumruğunu indirmekte ikileme düşmemiştir.

Cumhuriyet sırtından hançerlenerek korunmaz! Tersine, Cumhuriyet’i her fırsatta hançerleme peşinde olanların karşısına kararlılıkla dikilerek korunur.

SAMOS’TA İKİ GÜN

SAMOS’TA İLK GÜN

samos 1. gün

Samos’taki ilk günkü rotamız

Seferihisar’da başlayan keyifli yolculuğumuz 2 saat sonra Karlovasi’de sonlanıyor.

Yaklaşırken Karlovassi

Gümrük işlemlerinin hemen ardından “vakit nakittir” diyerek hemen yola koyuluyoruz. Başka türlü gezi tasarımlarının da olabileceğini düşünsek de ilk gün güneye doğru ilerleyip Pisagor’a varmayı tercih ediyoruz. İlk durağımız aldığımız tavsiyeye de uyarak Platanos köyü. Dolambaçlı yollardan biraz zahmetli bir sürüşle varıyoruz bu şirin köye. Asırlık çınarın altı aynı zamanda köyün meydanı işlevi görüyor. Alışık olmadığımız dinginlik buraya gelme zahmetine değdi dedirtiyor. Çınaraltındaki kahve keyfini uzatmadan güneye doğru yol almayı sürdürüyoruz.

platanos

Platanos’ta çınaraltı

Dolambaçlı ve patikadan hallice yollardan geçerek Marathokampos’a varıyoruz. Adanın en yüksek doruğu da olan Kerkis Dağı’nın güney eteklerine kurulmuş olan Marathokampos zeytin ve sabun üretimiyle ünlenmiş. Marathopkampos köyünde soluklanıp adanın güney kıyılarıyla köyün limanı sayılan Ormos manzarasını izlemenin keyfini sürüyoruz. Marathokampos ada tarihinde önemli yeri olan Osmanlı’ya karşı ayaklanmanın öncülerinden Yüzbaşı Stamatis’in de doğduğu köy. Köyün içinde Stamatis anıtına rastlayınca fotoğraflamayı ihmal etmiyoruz.

 

 

Marathocambos’ta Stamatis heykeli ve Marathocambos’tan görünümler

Marathocambos’tan Ormos 

Kerkis dağı eteklerini geride bırakıp doğuya doğru sürüyoruz aracımızı bu kez. Bir süre sonra adanın ikinci yüksek doruğuna sahip olan Ampelos dağının güneyinde yer alan Pirgos’a varıyoruz. Pirgos, adanın insansızlaştırıldığı Ceneviz dönemini izleyerek Osmanlıların adaya egemen olmasıyla yerleşimin özendirildiği süreçte Peleponnes’ten gelenlerce kurulmuş.


Biraz daha doğuya ilerlediğimizde Myli’ye varıyoruz. Myli, geçmişte adanın Osmanlı egemenliğine girmesinde önemli rolü olmuş ünlü Türk denizcisi Kılıç (Uluç) Ali Paşa’nın adıyla kurulmuş.


Myli’yi geride bıraktıktan sonra güneye ilerlediğimizde deniz kıyısındaki Heraion antik kentine varıyoruz. Samos geleneklerine göre Hera’nın İmbrasos çayının kıyısında dünyaya geldiğine inanılıyor. Hera’nın Zeus’la burada evlendiğine ilişkin inanış da oldukça yaygın. Hera Tapınağı’nı ünlü tarihçi Heredot “gördüklerimin en büyüğü” sözleriyle tanımlamış.

HERAİON antik kenti

Heraion’un geçmişi MÖ VII. yüzyıla uzanıyor. Hera Tapınağı’nın Pers Kralı Kiros tarafından tahrip edildiği biliniyor.
İlk yazıdaki sitemimizi yineleyelim. Saat 15 sularında ören yerinde olmamıza karşın görevlilerin yerinde yeller esmekteydi. Bu durumda Heraion’u demir parmaklıkların ardından görüntülemekten öteye geçemedik.

İçimizdeki buruklukla Pisagor’a yönelmekten başka çaremiz kalmamıştı. Kısa bir yolculuktan sonra kendimizi Pisagor’da bulduk. Kente girmeden önce Likurgos Logotetis Evi ile kalesini ve yanındaki kiliseyi görüntüleme fırsatı buluyoruz. Logotetis Yunanların Osmanlı’ya karşı ayaklanması sonrasında adaya atanan ilk vali olarak tanınıyor. Evin yanı başındaki kale Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında Türklere saldırının sıçrama tahtası olarak kullanılmış. Yerleşkedeki Transfigürasyon Kilisesi 1824’te Logotetis tarafından yaptırılmış.

Pisagor girişinde Logotetis Kalesive Transfigürasyon Kilisesi

Pisagor adanın diğer kentleri gibi derli, toplu ve kısa sürede keşfedilecek türden. Liman bölgesi Pisagor’un kalbi gibi. Şirin limandaki küçük kafe ve lokantalardan birisinde kısa süreli de olsa zaman geçirmelisiniz. Limanın ötesinde Pisagor plajı uzanıyor.

Pisagor’dan görünümler…

Limanı çevreleyen dalgakıranlardan birinin üzerinde okullu olmuş hemen herkesin tanışık olduğu Pisagor Teoremi’nin mucidi Pisagor anıtı yer alıyor. Dik üçgenle Pisagor’u bütünleştiren bronz anıt mutlaka görülmeli. Bunun yanında yer alan bir başka anıt da görmezden gelinmeyecek denli kendisini gösteren türden. Olasılıkla II. Dünya Savaşı kurbanları anısına dikilmiş buraya.

Pisagor limanında deniz yıldızı görünce denizin temizliğine yorduk bu durumu!

DENİZ YILDIZI

Yunanların siesta tutkusu Pisagor’daki programımızı da etkiledi. Polikratos Kalesi ve yine Polikratos tarafından yaptırılmış olan kente su taşıma amaçlı Eupalinos Tünelleri ziyaretimizi de bir sonraki sefere bırakmak durumunda kaldık. Kale ada savunmasında zamanın önemli direnç noktası olmuş
Mimar Eupalinos’un yaptığı tünel ise kente su sağlayan su yoluymuş. İki uçtan başlayan yapımı tam isabetle birleşmiş. Bugünün teknolojisiyle bile şaşmayla sonuçlanabilecek bu saygın inşaat adadaki matematik ve geometri birikiminin eseri olsa gerek diye düşünmeden edemiyor insan.

PANORAMİK PİSAGOR

Pisagor Limanı

Geceleyeceğimiz Karlovasi’ye dönüş yolundayız.

Vati’ye taşınmadan önce adanın başkenti olan Chora’dan geçiyoruz önce. Bu alçakgönüllü yerleşimin tarihi, adaya yeniden yerleşimin başladığı döneme dek uzatılabiliyor. Chora’dan yönümüzü kuzeye çevirip Mitilini köyüne varıyoruz. Önceden de söz ettiğimiz ve adından da anlaşılacağı gibi Mitilini, yeniden yerleşim döneminde Middilli’den göçenlerce kurulmuş. İki bin beş yüz kişinin yaşadığı Mitilini adanın tütün ve şarap üretim merkezi olarak öne çıkmış.
Mitilini adanın Paleontoloji Müzesi’nin bulunduğu belde aynı zamanda. Akşam saatleri olduğu için görüntülemekle yetiniyoruz.

mitilini

PALEONTOLOJİ MÜZESİ

Karlovasi’ye dönüş yolundaki bir sonraki kuzeye sapak Mavratzei’ye götürüyor bizi. Mavratzei adanın ikinci yüksek doruğuna sahip Ampelos Dağı’nın güneydoğu yamaçlarında konuşlu. Öteden beri çömlekçilikle tanınmış bir belde. Mavratzei’ye girişte önemli kutsal mekân Timios Stavrou Manastırı selâmlıyor bizleri. Manastır papaz Nilus tarafından 1592’de kurulmuş. Bu bakımdan da adanın en eskilerinden birisi.

Timios Stavriu Manastırı

Mavratzei’nin çömlekçilikteki ününü özgün tasarımlı bardakları taçlandırıyor. “Maskara bardak”tan su ya da başka sıvı içebilmek için bardak üzerindeki kimi deliklerin parmaklarla ustalıklı biçimde kapatılması gerekiyor. Mavratzei’ye özgü bir diğer bardak olan “Dikia kupa” adaletli kupa anlamına geliyor. Tasarımında başka bir yazıya konu olabilecek incelik var. Maskara bardak değil ama Dikia kupa bulabiliyoruz ve anı olarak saklamak üzere ediniyoruz.


Günbatımında Karlovassi’de olabilmek için yola koyuluyoruz bir kez daha. Artırdığımız zamanda Karlovassi’yi tanıyalım istiyoruz. Bir söylentiye göre Karlovassi adı Karlıova’dan gelmektedir. Otelimizin yakınındaki Aya Nikola Kilisesi’nden başlıyoruz görüntülemeye. Kilise Bakire Meryem’in yeryüzündeki bedensel varlığının sonlanmasına gönderme yaparak Uyku (Ölüm) Kilisesi olarak da anılıyor.
Bir kaç yüz metre ötedeki Dericilik Müzesi de ilgi çekici bir başka mekân. Uzak geçmişten bu yana dericilik Samos’un gelişmiş işkollarından birisi. Balkanlar ölçeğinde tanınmışlığı söz konusu.

Aya Nikola Manastırı

Kente egemen tepede Aya Triada Kilisesi yer alıyor. Yeni, Eski, Orta Karlovassi ile Körfez ve Liman bölgelerine egemen bir tepede yer alan kilise Karlovassi’nin ilk bakışta fark edilen yapılarından birisi.

AYA TRİADA

IMG_8971

IMG_9056

Aya Triada gece ve gündüz

Potami yönüne ilerlendiğinde bir başka kutsal mekân olan Aya Nikolaos Kilisesi çıkıyor karşımıza. Şapel demek daha doğru olur büyüklüğüne bakılarak. Modern biçemli bu kiliseye vardığınızda yüzünüzü batıya dönerseniz Samos’un en güzel plajlarından Potami göz alabildiğine uzanır. Doğu yönünde ise Karlovasi limanı ve körfezi görüş alanınızdadır.

Aya Nikola Şapeli

Potami Plajı

Hızlı Karlovassi turu sonrası yorgunluğumuzu liman bölgesinde güneşi batırarak çıkartıyoruz.

SAMOS’TA İKİNCİ GÜN

samos 2. gün

Samos’taki 2. gün rotamız

Samos’taki ikinci günümüze de gecelediğimiz Karlovassi’den başlıyoruz. Bu kez yönümüz kuzey sahili boyunca doğuya olacak. Düz bir çizgi üzerinde ilerlemek yerine yeri geldikçe güney yönündeki yollara sapıp dönüp uzaktan fark edilmesi olanaksız güzellikleri keşfetme çabası içinde olmayı planlıyoruz.
İlk sapağımızın tabelasında Ydroussa yazılı. İkileme düşmeksizin izliyoruz patikadan hallice yolu. Ampelos’un kuzeybatı eteklerindeki şirin köyü selâmlayıp yeniden ana yola dönüyoruz. Anayol sapaklardan sonra oldukça geniş görünüyor gözümüze.


Aya Konstantinos’a geldiğimizde bir kez daha güneye dönüp görülmesi olmazsa olmaz Manolates köyüne ulaşıyoruz. Aracımızı girişteki otoparka bıraktıktan sonra kısa bir yürüyüşle köy merkezine varıyoruz. Köyün dar sokaklarında hangi yöne gideceğimizi şaşırıyoruz. Hemen tüm sokaklar ilgimizi fazlasıyla çekiyor. Köydeki tarihsel yapıları korumacı anlayış hayranlık uyandırıcı. Değerbilirliğe tanık olmanın keyfini kahve sefasıyla tamamlıyoruz Manolates’ten ayrılmadan önce.

Manolates sokakları

 

Manolates kedileri

Manolates’ten anayola dönüşte gözümüze ilişen Vourliates bir sonraki durağımız olsa da patika yola güvenip kestirmeden gitmeyi göze alamıyoruz.


Şirin Vourliotes köyü adanın Osmanlı egemenliğiyle birlikte yeniden yerleşime açılması sonrasında Urla’dan göçen hemşehrilerimizce kurulmuş. Uzaktaki Anadolulular kadar köyün bir önceki durağımız Manolates gibi korunmuş olması ilgimizi çekiyor. Kısa bir köy turu sonrası Vati’ye yönelmek üzere bir kez daha yola koyulmak zorunda olduğumuzu anımsıyoruz.

 

Adanın önemli ve güzel plajlarından bir başksı olan Kokkari’yi dönüşe bırakarak zaman yitirmeksizin Vati’ye ulaşmak istiyoruz. Vati ya da diğer adıyla Samos aynı zamanda adanın yönetsel merkezi. Adanın kuzeydoğusundaki korunaklı bir körfezin içinde yer alan Vati 5000’i aşkın nüfusuyla adanın kalabalık yerleşimlerinden birisi. Beş kilometreyi bulan bir sahil bandına sahip.


Kordonboyu’nu oluşturan cadde Temistokles Sofuli adını taşıyor. Sofuli Yunanistan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanma mücadelesinde Samos’ta önemli başarılar kazanmış bir kişilik. Adını taşıyan caddenin üzerindeki bir meydanda yer alan heykeli de önemsenen kişilik olduğunun bir başka göstergesi. Heykelin önü, arkası adadaki Afrika kökenli az sayıdaki siyahın barınma ve buluşma merkezi olarak da işlev görüyor.

IMG_9122

Temistokles Sofuli heykeli

 

Katolik Katedrali

 

Kordonboyunca ilerlerken adadaki Katolik topluluğunun kutsal merkezi sayılan Katolik katedrali çekiyor dikkatimizi. Katedralin sırasında Almanya, Fransa ve İngiltere’nin adadaki konsoloslukları yer alıyor. Biraz ötede Yunan Ulusal Bankası’nın sütunlu yapısı çarpıyor göze.

IMG_9125

Yunan Ulusal Bankası

Zaman hızla akıyor. Arka sokaklardaki güzellikleri ve keşfedilmeyi bekleyen önemli mekânları bir başka ziyarete bırakmak zorunda kalmanın hüznünü yaşıyoruz. Pek çok gezide yaşanan sevimsiz durumu çaresiz kabulleniyoruz.
Vati çıkışında adadaki polis varlığını fark ediyoruz. Son derece hızlı evrak denetimi 1 dakika bile sürmüyor.
Başlangıç noktamız Karlovassi’ye dönüş yolunda ne yapıp edip Kokkari’ye zaman ayırmalı diyoruz. Pişman olmuyoruz. Plajdaki kafede soluklanmak çok iyi geliyor. Özellikle Avrupalı turistlerin burayı tercih ettiğini anlıyoruz çokluklarından. Bizdeki her şey dahil çılgınlığından eser olmadığını görerek turizmden kazanmanın ille de bu yola sapmayı gerektirmediğini düşünüyoruz.

Kokkari Plajı

ADALET KUPASI

η κούπα της δικαιοσύνης

i koúpa tis dikaiosýnis

 

Varlığından Samos’ta haberdar olduğumuz bir nesne hakkında ayrıca yazmaya değer diye düşündüm. İlk bakışta bardağa benzeyen bu nesnenin çok daha fazlası olduğunu yazıyı okuduğunuzda sizler de fark edeceksiniz.

adalet kupası
Bu nesne Pisagor ve Tantalos adları ile de anılmakta. Ancak, en yakışanı adalet kupası gibi geldi bana!

pisagor kupası

Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanıyor bu incelikli tasarımın.
İncelemeksizin bakıldığında kupanın içinde bir tümsek ve tabanla birleşiminde delik, sıvı düzeyi için çizgi ve tabanda bir delik görüyorsunuz. Ayrıntılı incelemeyle ve olanaklıysa boyuna kesitin değerlendirilmesiyle düzeneği algılayabiliyorsunuz.

Pythagoras_cup

Kupanın içinde neredeyse kupa boyundaki tümseğin içinde bir sifon düzeneği gizlenmiş.
Bardağı içindeki çizgiye dek doldurursanız sorun yok. Çizgiyi aştığınız anda, başka deyişle daha fazlaya tamah ettiğinizde tümseğin içine gizlenmiş sifon düzeneği harekete geçiyor. Kupaya fazladan doldurduğunuz sıvıyla birlikte sifon etkisiyle kupanın içinde geri kalan sıvıyı tabandaki delikten boşaltıyor.

SİFON

Adalet kupası içindeki sifon düzeneği

Adaletten ayrılan, daha fazlasına tamah edene ceza vermiş oluyor bu akıl ürünü tasarım!
Böyle bir tasarımla amaçlanan ne olabilir?
Şaka yapmak ya da ders vermek!

IMG_9044

MAVROZTEİ

Adalet Kupası’nın yoğun şekilde yapıldığı MAVRATZEİ köyü. Samos’un ortasında Ampelos dağının güneydoğu eteklerinde yer alıyor.

BAŞKAN YARDIMCILIĞI ?

Parlamentonun zayıflatılıp Cb’nin güçlendirildiği yeni sistemin ilk seçimine giderken buyurgan dil, tek adamcı yaklaşım adayların söylemlerine de yansımış durumda.
Bir yandan ayrılıkçı terörle mücadele edilirken diğer yandan da bu söylemler aracılığıyla güç ve kuvvet verilmiş oluyor bölücülüğe. Tahmin edilebileceği gibi Kürt oylarının kazanılması amaçlanıyor. Bunda hiçbir sakınca yok elbette! Ancak, HDP’nin o oyların kayıtsız, koşulsuz sahibiymiş gibi görülmesinin yanı sıra Başkan Yardımcılığı için de mutlaka bir Kürt’ün atanacağı sözünün verilmesi dağda kaybedenlerin ovada güç kazanmakta olduğunu gösteriyor.
Seçim atmosferinde kazanma güdüsüyle bu gibi söylemleri sıradanlaştıranların fark etmesi gereken bir şeyler olduğu kesindir.
Kürt nitelemesiyle insanlarımızın bir bölümüne olumlu gibi görünen ayrımcılık yapılması Türkiye’nin varlık nedeniyle de, ulus devlet ilkesiyle de bağdaşmaz.
Bir etnisitenin adını andığınızda Çerkez, Pomak, Gürcü, Boşnak, Laz ya da bir başka etnisitenin isteğine nasıl karşılık vereceğinizi de hesap etmelisiniz.
Bu gibi söylemleri seçim sürecinin yarattığı ortamda çok da düşünmeden dile getirenlere Atatürk’ün şu özlü sözü bıkıp, usanmaksızın anımsatılmalıdır!

aleviler-10-638

SAMOS’A BAKIŞ…

Amasyalı Strabon’a göre Samos Fenikece yüksek demek olan Sama’dan türetilmedir. Bunda haklılık payı yok değildir. Batıdaki Kerkis dağı 1450 metre, orta bölgedeki Ampelos dağı 1150 metrelik yüksekliğiyle hatırı sayılır yükseltilerdir.
Samos 477 km2 ‘lik yüzölçümüyle Sakız’ın yarısı büyüklüğünde bir Doğu Ege adasıdır. Nüfusu 40 bini aşkındır.

Samos adasının toplam kıyı uzunluğu 159 kilometre.

SAMOS HARİTA SON

Samos parçası olduğu Yunanistan’ın başkenti Atina’dan 260 kilometre uzaklıktayken Anadolu kıyılarından yalnızca 1300 metre yakınlıktadır. Dile Yarımadası ile Samos’un en doğu ucundaki su yolunun adı Mikale Boğazı’dır.Anadolu kıyılarının en yakın noktasından suya giren iyi bir yüzücü için bu uzaklık sorun olmasa da tekneyle yolculuk bizim tercihimiz olan Seferihisar’dan Karlovasi’ye 2 saat sürdü. Bu seferler TURSEM firmasınca henüz 1 yaşını doldurmuş bir tekneyle gerçekleştirilmekte. Ayrıca, teknenin kaptanından çalışanına herkesin son derece güleryüzlü ve ilgili olduğunu eklemek gerek.

Karlovasi’ye yaklaşırken…

Fenikeli yerleşimiyle başlayan Samos’un insanlı döneminde Karyalılar’la Leleglere rastlanıyor.
MÖ 1360’lara tarihlenen Samos buluntularında “kurucu” olarak nitelendiğine göre Kral Angeus’un ada tarihinde önemli bir kişilik olduğu anlaşılıyor. Angaeus’un Hera idolünü adaya getiren olduğu da pek çoklarınca ileri sürülüyor. Önemli Yunan tanrıçası Hera’nın adını taşıyan antik kent HERAİON adanın güneyinde, havaalanının komşuluğunda ilgi duyanlara kapılarını açıyor. Elbette, bizim gibi saat 15’ten sonraya kalmazsanız.

HERAİON’u uzaktan görüntülemekle yetinmek zorundaydık…

Turizmden dünyaları kazanan Yunanlar birincil ekmek kapıları olan turizmin önemli parçası olan müzelerini açık tutma konusunda hiç de çaba göstermiyorlar anladığımızca.
Samos, MÖ 700-500 yılları arasında İyonya egemenliğine denk düşen dönemde ilk altın çağını yaşamış. Anadolu’yla olan coğrafik yakınlık Samos’ta tarımın, hayvancılığın, şarapçılığın ve madenciliğin gelişmesine olumlu etkide bulunmuş. Tekne yapımının gelişmesi ticareti ve döneme ilişkin endüstriyi de olumlu yönde etkilemiş. Adaya özgü SAMAİNA teknelerinin ünü tüm Akdeniz’e yayılmış.

Eski Yunan Uygarlığı dönemi adanın bir başka altın çağı sayılıyor. Gerçekten de adada o dönemde yetişen astronom, filozof, matematikçi ve edebiyatçıların arkalarında bugün de ilgiyle karşılanan, ölümsüz yapıtlar bıraktıkları kuşkuya yer bırakmayacak kadar ortadadır.

Örneğin, adı adanın havaalanında yaşatılan Aristarkos’un dünyanın kendi ekseni ve güneşin çevresinde döndüğüne ilişkin savı ilk dile getiren kişi olduğu söylenir.

Aristarkos Havalimanı

aristarkos

Aristarkos (MÖ 320-230)

Bir diğer adalı Kalistratos 24 harfli Yunan alfabesinin mucididir.

Filozof Epikurus (EPİKÜR) da bir başka ünlü adalıdır.

epikurus

Epikür (MÖ 341-270)

Pisagor’un adını taşıyan teoremi bilmeyenimiz olmasa gerektir. Pisagor adanın yanı başındaki Anadolu yarımadasındaki Miletli Tales ve Anaksimander’le de tanışıktır.

Adını verdiği kentte Pisagor Anıtı

Pisagor ilerleyen yıllarda Mısır’a gitmiş ve çalışmalarını orada sürdürmüştür. Mısır’ın Perslerce ele geçirilmesi sonucu tutsak düşen Pisagor Samos’a geri dönse de bu kez adadaki otokrat Polikratos’la yıldızı barışmadığı için yeniden adasından ayrı düşmüştür.
Pers Kralı Darius’un buyruğuyla Çanakkale Boğazı’na köprü yapan mimar Mandrokles, müzisyen Batillus, mimar ve heykeltıraşlar Rhoikos ve Teodoros ünlü adalılardan bir kaçı olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Hepsinin içinden Pisagor’a ayrıca değinmekte yarar var. MÖ 580-500 yıllarında yaşayan Pisagor’un ünü daha önce de değinildiği gibi ada sınırlarını aşmış. Samos dışına çıktığında genç yaştaymış. Midilli’de Ferekides’le ve Milet’te Tales ve Anaksimander’le çalıştıktan sonra yolu uzaklara, Mısır’a düşmüş. Mısır’ın Perslerce ele geçirilmesi ve firavun döneminin sonlanması sonrasında Babil’deki tutsaklık günleri başlamış. Pers kralının özel doktoru Yunan Demosedes’in yardımıyla 56 yaşındayken tutsaklığı sonlanmış. Adaya dönmüş. Bu dönemde Samos tiran Polikratos önderliğinde Pers egemenliğine girmeme mücadelesinin verildiği çağı yaşamıştır. Eupalinos Tüneli, Pisagor limanı ve Polikratos Kalesi bu dönemin eserleridir.

pisagor

Pisagor (MÖ 580-500)

Pisagor’un adı bugün adanın güneydoğu kıyısında yer alan bir zamanlar Tigani olarak da adlandırılmış sahil kentinde yaşatılmaktadır.
Polikratos’tan sonra Pers egemenliği kaçınılmaz olmuş. Atina-Sparta birleşik güçleri Pers egemenliğine son verse de; Samos’un zenginlikleri bu kez Atinalıların dikkatini çekince Persler yerini Atina egemenliğine bırakmış.
Büyük İskender’in yükseliş yıllarında Samos bu kez onun egemenliğiyle tanışmak zorunda kalmış. Üstelik, Büyük İskender adayı Perslere karşı savaşın sıçrama tahtasına dönüştürmüş.
Büyük İskender’den sonra da rahat yüzü görmemiş Samos. Bu kez onun mirasını paylaşma savaşına sahne olmuş.
Kısa süren Bergama Krallığı dönemini Roma izlemiş. Roma dönemi adada yaşamın belirsizliği ve inişli-çıkışlılığıyla iz bırakmış.
Antonius ve Kleopatra’nın aşkına da tanıklık eden Samos’ta bir başka Roma imparatoru Oktavius MÖ 29’da bir kış geçirmiş.
Samos MS 58’de Apostol Paul’un adayı ziyaretiyle Hıristıyanlıkla tanışmış.
Sonrasındaki uzun Bizans egemenliği 1204’te İstanbul’un Haçlılarca ele geçirilmesiyle kesintiye uğramış ve Yunan etkisi bir kez daha ortaya çıkma fırsatı yakalamış.
1476’daki deprem yıkımından etkilenen Samos’ta kendisini gösteren Cenova yönetimi ada halkını Sakız’a göçmeye zorlayınca adada insansız yıllar başlamış.
1499’da Venedikliler adayı Türklere karşı üs yapsalar da bu dönem uzun sürmemiş. Yapılan antlaşma gereğince 2 yıl sonra ada Osmanlı’lara geri verilmiş.
1562’de fırtınadan korunmak için ada açıklarına demirleyen gelen Kılıç Ali Paşa Samos’tan etkilenince Kılıç Ali Paşa Sarakinis’i ada yöneticiliğine atamış. Bu dönemde yeniden yerleşime açılan adaya Türklerin kalıcı yerleşimi yasaklanmış.
Yeni yerleşim rejimi uyarınca uzaklardan yerleşime de izin verilmiş. Urla’dan gelenlerin kurduğu Vurliotes, Middilli’den gelenlerin yerleştiği Mytiline bu yeni dönemde kurulmuşlardır. Bu dönemde, Arnavutlar bile adaya getirilip yerleştirilmiştir. Böylelikle adada yaşam normale dönmeye başlamıştır. Kılıç Ali Paşa’nın adını taşıyan köy bile kurulmuştur. Bugün Myli adıyla varlığını sürdürmektedir.

IMG_9010

Samos’ta göçmen yerleşimleri

VOURLİOTES —————- URLALILAR
MYTİLİNİ ——————— MİDİLLİLİLER
PAGONDAS —————– EĞRİBOZLULAR
PİRGOS ———————- PELEPONNESLİLER
ARVANİTES (PANDROSO) – ARNAVUTLAR
KILIÇ KÖYÜ ——————– MYLİ

 

mitilini

Samos’un bunca egemenle tanışması yetmemiş gibi, 1770’teki Rus-Türk Deniz Savaşı sonrası bu kez de Rus işgali görmüş. 1774’e dek süren bu dönemde adaya ayak basan Ruslar’ın ada halkına Osmanlı’dan kurtulma sözü verdikleri bilinir.
İzleyen yıllardaki Osmanlı egemenliği hem adalılar hem de Osmanlılar için sancılı geçecektir. Fransız Devrimi’nin yakıcı etkisi Yunanistan’ın yanı sıra adaları ve elbette Samos’u da etkisi altına alacaktır.

18 Nisan 1821’de Konstantis Lachanas önderliğinde başlayan ayaklanma 8 Mayıs’ta zaferle sonuçlanır. Likurgos Logotethis ilk vali olarak Samos’a gönderilir.

 

LOGOTETİS KALESİ

Logotetis Kalesi ve Şapeli

Bu haber üzerine adaya taş atımı uzaklığındaki Anadolu kıyılarında konuşlanan Türk filosu Pisagor yakınlarına çıkartma yapar. Yüzbaşı Stamatis komutasındaki Samoslular çıkarma yapan Türkleri ağır bir yenilgiye uğratırlar. Samos Yunan Parlamentosu’na temsilci göndermeye başlasa da Fransa, İngiltere ve Rusya emperyal üçlüsünün aldığı kararla ada yeniden Osmanlı yönetimine bırakılır. Bu dönemde kendi bayrağı, polis gücü, gümrük yapılanması ve adalet düzeneği olan Samos’un yöneticisi Osmanlı tarafından atanmakla birlikte her zaman bir adalı olmuş.

stamatis.jpg

Maratokampos’ta Stamatis Anıtı

Başkent Chora’dan Vathy’ye taşındı.

Bununla birlikte Samoslularda Yunanistan’la birleşme arzusu hiç tükenmedi.
1908’de Temistokles Sofulis önderliğinde güçler Türk kuvvetlerine saldırılar düzenlemeye başladılar. Ek kuvvetler gönderen Osmanlı Sofulis’i sürgüne zorladı.
1912’de adaya dönen Sofulis’in çevresinde toplanan Samoslular aynı yıl adayı Osmanlı’dan geri dönmemecesine ayırmış oldular. 1913’te Samos Yunanistan’la resmen birleşti.

IMG_9122

Vati’de Temistokles Sofulis Anıtı

İkinci Dünya Savaşı yılları Samos’ta yabancı egemenliğine bir kez daha neden olsa da 1944’te özgürlük bir kez daha kazanıldı.
Sürgünler geri döndü, ada bir kez daha özgürlüğüne kavuştu.
Ada ekonomisinde turizmin yeri hiç kuşkusuz son derece geniştir. Özellikle, kıyılardaki geçim önemli ölçüde turizme dayalıdır. Ancak, iç kesimlerdeki dağlık ve ovalık alanlarda tarım ve hayvancılık etkinliklerinin hatırı sayılır düzeyde olduğunu basit gözlemle bile fark etmek mümkündür.
Karlovasi’deki Dericilik Müzesi adada hayvancılığın öteden beri gelişmiş olduğunun kanıtıdır. Arıcılıktan, bağcılık ve şarapçılığa meyve yetiştiriciliğinden akla gelebilecek diğer tarımsal faaliyetlere varan pek çok alanda adanın hiç olmazsa kendine yeten bir düzey tutturduğu söylenebilir.
Samos’u da Ege’nin diğer yerleri gibi Heredot’un sözleriyle “Dağlarından yağ, ovalarından bal akan” yer olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.
Adada bir gece geçirdik. Gittiğimiz gün Karlovasi’den güneye yönelerek Marathokambos yoluyla Pisagor’a ulaştık. Farklı bir yoldan geceleyeceğimiz Karlovasi’ye geri döndük. Ayrılacağımız gün ise Karlovasi’den doğuya sahil boyunca ilerleyerek Vati’ye ulaştık. Yol boyunca güney yönündeki sapaklara da ilgi göstermeyi göz ardı etmedik.

Ada gezisinde araç kiralamayı tercih ettik.Adanın yolları geniş sayılmaz. Özellikle, dağlık bölgelerde araç kullanırken karşınızdan araç gelmesin diye duacı olmanıza gerek yok. Araç sayısı son derece az olduğu için bu bakımdan sorun yaşamanız olağanüstü şansızlık anlamına gelir. Ayrıca, adanın dağında ve ovasında araç kullanan hemen herkes bizlerin alışık olmadığınca trafik kurallarına saygılı. Bu nedenle adada araç kullanmak son derece rahat ve gerilimden yoksun.


Bir gece iki günlük Samos gezisinin adayı tam anlamıyla tanımaya ve güzelliklerini doya doya yaşamaya yetmediğini fark ettik. Bir kez daha gelmeye değer düşüncesiyle ayrıldık adadan!

PANORAMİK PİSAGOR

SEÇİMDE YENİLİKLER

İlk kez geçen sefer Cumhurbaşkanı’nı seçmiştik. Bu kez de bir ilk olarak yetkileri ve konumu farklı bir Cumhurbaşkanı seçmek için sandığa gidiyoruz. CB adaylarından birince ilk turda geçerli oylarda % 50 oranı aşılamazsa 8 Temmuz’da bir kez daha sandık başında olacağız. Milletvekili seçimleri ise 24 Haziran’da bitmiş olacak.
Başkanlık sistemine geçişin oya sunulduğu 2016 referandumunda mühürsüz oy pusulalarının da geçerli sayılması gibi maç sırasındaki kural değişikliğine eşdeğer bir durum yaşanmıştı. Özellikle, siyasi partilerin duyarsızlığı ve aymazlığı nedeniyle bu skandal geçiştirilmiş ve referandum RTE’nin arzuladığı şekilde sonuçlanmıştı. Bu durumun bir kez daha tartışmaya yol açmaması amacıyla yasa değişikliğine gidilmiş ve mühürsüz oyların da geçerli sayılabilmesinin önü açılmıştır. Bu seçimlerdeki bir başka ilke örnektir.

seçim

MÜHÜRSÜZ OY PUSULALARI

Seçimlere ilişkin kuralların yer aldığı kitapçıkta yer alan “Hangi oy pusulaları geçersiz sayılmaz!” başlıklı bölümdeki şu tümce çok ilginç.

“Yetkili seçim kurulları tarafından gönderilen ve Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunan oy pusulalarının arkasının sandık kurullarının ihmaliyle mühürlenmemiş olması”

Gülünç ve bir o kadar trajik bir ifade.

Oy pusulalarını ve oyların içine konulacağı zarfları mühürlemek sandık kurulunun ilk yaptığı işlerden birisidir. Bu işlemin ihmalle açıklanacak denli ayrıntı sayılması söz konusu olamaz. Seçim günü oy verme işlemi saat 8’de başlarken sandık kurulları saat 6.30’da toplanır ve seçime ilişkin son hazırlıkları tamamlar. Oy pusulaları, zarflar ve seçmen listesinin yer aldığı çuval uygun koşullarda ve şahitlikte açıldıktan sonra yapılan ilk iştir bu gereçleri saymak ve tutanak altına almak. Bunun hemen sonrasında mühürleme işlemi tamamlanarak oy verme işleminin başlanması beklenir.
Özetle, bu yasal düzenleme “minareyi çalmaya kararlı olanların kılıf hazırlığı” anlamına gelmektedir. Bu nedenle, öncekilerde olduğu gibi bu seçimlerde de oylarımıza, sandıklarımıza ve her türlü yazılı, basılı gerece sahip çıkmak olmazsa olmaz önceliğimiz olmayı sürdürmelidir.

SEYYAR SANDIKLAR

Bu seçimdeki bir başka ilk hasta, engelli ve yaşlı seçmenlerin oy vermesini kolaylaştırmayı amaçlayan “SEYYAR SANDIK” uygulamasıdır. Her ne kadar sayıları fazla olmasa da bu sandıklara da göz, kulak olmak ve özellikle bu sandıklardaki müşahit görevini göz ardı etmemek gerekir. İzleyici olduğum eğitim toplantısında edindiğim bilgiye göre İzmir’in Konak ilçesinde bu türden toplam 5 sandık kurulmuştur. Her bir sandıkta ise en fazla 21 seçmen bulunmaktadır. Sabit sandıklarda olduğu gibi bu sandıklarda da Sandık Kurulu oluşturulacaktır. Sandıklar sandık kurulları ve müşahitlerin gözetiminde ilgili adreslere götürülerek sandığa kayıtlı seçmenlere oy kullandıracaktır. Ayrıca, bu sandıkların her birisi sabit sandıklardan birisiyle ilişkilendirilecek ve oy verme işleminin bitişi, sandıkların açılışı ve oy sayımı ilişkilendirilmiş sandık üzerinden gerçekleştirilecektir. Sandık ve seçmen sayısı az olsa da kötüye kullanıma açık bu sandıkların da yakından izlenmesi görevi duyarlı yurttaşları beklemektedir.

İTTİFAK(LAR)

Bu seçimlerde tanışacağımız bir başka ilk seçim ittifaklarının yasal çerçevede yaşama geçirilecek olmasıdır. Bilindiği gibi CUMHUR ve MİLLET İTTİFAKI adı altında iki yapılanma oy pusulalarında karşımıza çıkacaktır.

Evet/Tercih mührü partiye ait alana basıldığında eskiden olduğu gibi verilen oy sayılırken ilgili partiye yazılacaktır. Ancak, ittifak çatısı altındaki birden fazla partiye ya da partiler dışında İTTİFAK alanına basılan oylar ittifakın sayılacaktır. İttifak oyları ittifak partilerine o sandıkta aldıkları oy oranında dağıtılacaktır. Parti/İttifak tercihleri konusunda yanlışa düşülmemesi bakımından önemli ayrıntı olduğu kesindir. Özellikle, seçmenlerin bu konuda bilgilendirilmelerinde ve eğitilmelerinde yarar olduğu kesindir.