TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ’NDE BAYRAK DEĞİŞİMİ ZAMANI

 

15 Mayıs Pazar günü, Ankara’da bir araya gelen 29 farklı Tabip odasına üye temsilciler, Türk Tabipleri Birliği yönetiminde bayrak değişimi için “Bağımsız Hekimler Birliği” adı altına bir araya geldiklerini ifade ettiler.
İzmir Tabip Odası delegesi Dr. Suat Kaptaner, 25 yıldan uzun bir süredir, Türk Tabipleri Birliği’ne hakim olan anlayışa karşı olan hekimlerin uzun yıllardır ilk defa bu kadar güçlü bir irade ile bir araya geldiklerini ifade etti. İstanbul’dan katılan Dr. Gazi Zorer de bu birlikteliğin, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü ve hekimlerin güncel sorunlarını öncelikli gündem yapan bir örgüt ihtiyacından ortaya çıktığını söyledi. Kayseri Tabip Odası Başkanı Dr. İbrahim Suat Öktem, “Türk Tabipleri Birliği’nin hekimlerin geniş bir kesimini yok sayan anlayışla yönetilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bundan sonra sadece hekim olma paydasında birbirine saygı duyan bir anlayışla Türk Tabipleri Birliği’nin yönetilmesi gerekmektedir” dedi.
Denizli Tabip Odası Başkanı Dr. Gökhan Önem de “Türk Tabipleri Birliği’ni, 25 yıldan uzun bir süredir kendilerini “Etkin Demokrat” olarak tanımlayan grubun yönettiğini belirterek kendilerine mevcut TTB yönetimi tarafından yapıştırılmaya çalışılan “iktidarın adamı” damgasının tutmayacağını vurguladı. “Herkes kimin ne olduğunu biliyor. İşte burada Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda bir araya gelebiliyorsak gerisi teferruattır. Hekimlerin ilgilenilmesi gereken sorunları bir tarafta dururken, terör örgütünün diliyle konuşanların hekimler için yapacak hiçbir şeyi kalmamış demektir” dedi.
10-11-12 Haziran tarihlerinde Ankara’da yapılacak olan Türk Tabipleri Birliği Kongresinin büyük çekişme içinde geçmesi ve önemli tartışmalara sahne olması bekleniyor.

ANIT KABİR : TÜRKLERİ ANLAMA KILAVUZU

IMG_2126

Dün (15 Mayıs 2016) bir grup meslektaşla birlikte Anıt Kabir’e yolumuz düştü. 15 Mayıs 1919’da Hasan Tahsin’in İzmir’de işgalci Yunan’a ilk kurşunu sıkması dışında özel bir gün değildi. Hava puslu ve hatta yağmurlu olsa da ılıktı. Anıt Kabir’e akın eden pek çok insan için günü farklı şekilde değerlendirmek söz konusu olabilirdi.
Bildiğimiz kadarı ile mitinge katılmak ve hatta seçimde oy vermek bile para kazandıran bir eylem haline gelmiştir Türkiye’de. Anıt Kabir’e gidene para verilmesi özendirilmesi söz konusu değildir.
Anıt Kabir’e onlarca kez gitseniz heyecan ya da coşku düzeyinizde değişiklik olmaz.
Bu sıradan Pazar gününde azımsanmayacak bir insan kalabalığını bunca aşağılamaya ve engellemeye karşın Anıt Kabir’de buluşturan neden iyi anlaşılmalı. Bu kez her nedense Anıt Kabir’i dolduran insanları gözlemlemeyi seçtim. Anadolu’dan gelenlerin çokluğu dikkat çekiciydi. Ayrıca, toplumsal kesimlerin hemen hepsi boy göstermekteydi. Onlara eşlik eden yabancıları unutmamak gerek! Hatta, şimdilerde siyasi bir üniforma olduğu konusunda uzlaşı içinde olunan türbanlılar da yok değildi.
İnsanı şaşırtan bu manzara tek bir şeyi düşündürttü bana!
Mustafa Kemal Atatürk kimilerinin düşündüğünün tersine Türkiye’nin birleştirici gücü olmayı sürdürmektedir. Çünkü, başardığı şey, ortaya çıkarttığı eser sıradan değildir.
Oy devşirmek için hoca efendinin peşine takılanlar, etnikçi, hendekçi kirli savaştan medet umanlar biraz olsun akıl sahibiyseler eğer Anıt Kabir’de hemen her gün ortaya çıkan manzarayı iyi okumalıdırlar. Bu manzarayı okuması gerekenlerin çok da zahmete girmelerine gerek yoktur üstelik. Pek çoğu için yürüme uzaklığındadır bu paha biçilmez ortam!
Türkiye’yi karmaşaya sürükleyen bir iktidar sorunu olduğu konusunda kuşkumuz yoktur. Ama, bu feci manzarayı değiştirme göreviyle yüklü olması gereken muhalefet sorunu çok daha yakıcı ve ivedi çözüm beklemektedir.
Kimilerine komplo teorisi gibi gözükebilir! Ama, yanı başlarındaki Anıt Kabir’de ortaya çıkan görüntüyü görmezden gelme konusunda üsteleyen muhalefetin birilerince görevlendirilmiş olduklarını, muhalefet yapmak yerine muhalefet rolü oynadıklarını görmek için daha neyi beklediğimizi sormaktan alamayacağım kendimi!
Mustafa Kemal ATATÜRK yokluğunun üzerinden 3 çeyrek asır geçmiş olasına karşın ders vermeyi, öğretmeyi ve yol göstermeyi sürdürüyor!
Elbette anlayana…
Ceyhun Balcı

NOBELLE GELEN SEFALET VE ASALET

Türkiye Nobel ödülleriyle önce sefaleti sonra da asaleti yaşadı! Türkler 1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü kesti diyen ilk Nobellimiz Orhan Pamuk’un bu sözleri görevini yerine getirdi yakıştırmalarına neden oldu.

Orhan Pamuk bedeni bu topraklarda ama kafası dışarıda oln bir kişilik. Nobel kazandığı belli olunca keyfini çıkartacağım derken aynı zamanda ödülün parasal yönüne de dokundurma yapmaktaydı. İzleyen yıllarda bir kaç Nobel karşılığı parasal varlığı banka hesabına yazdırdığı kestirilemeyecek bir durum değil.

Nobel ödül tahtasında göze çarpan Türkiye buruk bir sevinç öğesinin ötesine geçemedi. Zamanla bu sevincin de silinip, kaybolduğunu da söylemek olası.

Benzer davranış ve söylemleri Aziz Sancar’dan bekleyenler fena halde yanıldılar. Ödülün duyurulmasının hemen sonrasında Aziz Sancar’ı sorguya çektiğini sanan BBC muhabiri de duvara toslayanlardandı. Etnik kökenine ilişkin nezaket sınırlarını zorlayan sorular karşısında efendiliğini bozmayan Sancar’ın dudaklarından “Türküm” dışında bir kimlik açıklaması işitilmedi.

Yine ödülden hemen sonra basına yansıyan Atatürklü Türk bayrağı önündeki duruşu alçakgönüllülüğün ve değerbilirliğin yansıması olarak aldı belleklerdeki yerini.

Milyon dolarlık ödül keyfi çıkartılacak yerde çalıştığı yerdeki Türk Evi’nin bacasını tüttürebilmeye, kapısını açık tutabilmeye için adandı!

Doğrusunu söylemek gerekirse Aziz Sancar’ın bilimsel başarısını vatanseverlik ve Atatürk tutkusuyla süslemesi Türk toplumnda karşılık buldu. Olabildiğince sahiplenildi bir parçası olmaktan onur ve gurur duyduğu milletince. Bizim milletçe bir hatamız varsa Aziz Sancar’ın farkına Nobel almadan önce varmamış olmamızdır. Bu çok eski ve bir türlü tedavi edilemeyen hastalığımızın bir an önce şifa bulmasını dileyelim.

Aziz Sancar bugün İzmir’de İBG-International’da onuruna düzenlenen törende dünyada Nobel’i hak eden yüzlerce çalışma yapıldığını, çalıştığı alanın Nobel ödülüne yaraşır olmasının şansı olduğunun altını çizerek yüce gönüllülük göstermekten de geri durmadı.

Nobel almakla hiç unutmadığı, gönlünde ayrı bir yere sahip olan ülkesiyle olan ilişkileri biraz daha sıkılaşmış ve ısınmış oldu.

Ödülü alır almaz eşiyle birlikte aldıkları karar da bir o kadar saygın ve hayranlık uyandırıcıydı. Nobel ödülü madalya ve belgesini Anıt Kabir’e vereceğini açıkladı. 19 Mayıs’ta Ata’nın huzuruna çıkarak bu sözünü yerine getirecek.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!” diyen bir güzel insana bundan daha güzel ve anlamlı bir armağan verilemezdi.

Şimdilerde üzerinde tepinilen, aşındırmak ve hatta ortadan kaldırmak için elden gelen ne varsa yapılan Türkiye Cumhuriyeti ve Mustafa Kemal Atatürk Nobel’in gerçek sahipleridir sözleri asalet belirtisi değil midir?

Aziz Sancar bilimsel başarısının yanı sıra duruşu, vatanseverliği ve bir parçası olduğu milletine gönülden bağlılığıyla gönüllerimizdeki tahtına hiç inmemecesine çıkmıştır!

Onur ve gurur kaynağımız Aziz Sancar’a saygıyla…

Ceyhun Balcı, 14.05.2016

İNAN DENİZ, ASLAN GİBİYİZ! (*)

Ölmüşleri anmak da hak edilmeli! Kendi üzerine sol yaftasını yapıştıran hemen herkes Deniz, Yusuf, Hüseyin dedi başka şey demedi geçtiğimiz günlerde!

Anılmayı sonuna dek hak eden üçlüdür onlar!

Ananlar ya da andığını sananlara bakalım!

Kimler yok ki aralarında!

Solculuk adına her şeyi söyleyip “Kahrolsun Emperyalizm!” diyemeyenleri mi ararsın? Yoksa, “Tam Bağımsız Türkiye!” demeye dili dönmeyenleri mi?

Herkesten daha solcu “kimlik siyasetçileri” geri kalır mı? Her zaman olduğu gibi en öndeler. Bu gidişle Denizler, Yusuflar, Hüseyinler dayanamayıp yattıkları yerden kalkıp gelecekler!

Elbette, iki elleri onları kötüye kullanan, onları anmaya hakkı olmayan ve zerrece anlamamış cılız kalabalıkların yakasında olacak!

Ve diyecekler ki; “Biz 6. Filoyu boşuna mı denize döktük?”
“Samsun’dan Ankara’ya elimizde Türk bayrağı dilimizde Atatürk’le yok yere mi taban şişirdik?”

Son sözlerimiz Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i dillerine dolayıp cehaletin kör kuyusuna düşmüşlere olsun!

Önce “antiemperyalist”olacaksınız; yetinmeyip “Tam bağımsız Türkiye” diye haykıracaksınız!

Antiemperyalizmin ve Tam Bağımsız Türkiye’nin bu topraklarda kitabını yazmış olan Mustafa Kemal Atatürk’e dört elle sarılacaksınız!

Bunu yapmadığınızda adınız düzenbaza çıkarsa ortalığı biri birine katmayacaksınız!

Ceyhun BALCI, 07.05.2016

(*) Yazının başlığı TGB’li gençlerden ödünç alınmıştır…

TGB-480x640.jpg

KİMLİK BUNALIMINDAKİ EMEK DÜNYASI

45035“Kimliğimi kaybettim, yenisini çıkartana dek eskisi hükümsüzdür!”

Yukarıdaki türden duyurulara gazetelerde sıkça rastlanır. Sıradan ve bir gerekliliği yerine getirmeye yöneliktir.

Bu 1 Mayıs’ta emek dünyasının bölünmüşlüğü anımsattı bu duyuruyu bana! Emeğin vazgeçilmez gününde bile bir araya gelemeyen emek örgütleri dağınıklığın ve güçsüzlüğün kitabını yazma noktasındadırlar!

Farklı eğilimdeki örgütlerin farklı yerlerde 1 Mayıs kutlamasına çağırmasına mı yanmalı?

Yoksa, düşman gördüğü örgütü polise ihbar edeni mi konu etmeli?

(Ankara’daki kutlama öncesi KESK, Birleşik Kamu İş’i Kolej Meydanı’ndaki kutlama alanına sokulmaması için polise şikayet etmiş. Polisin bu şikayetin gereğini yerine getirmemesi durumunda kendileri gekeni yapacaklarmış)

Bu yılın iyi haberi 1 Mayıs kutlamalarının Taksim’e rehin edilmesinden vazgeçilmesi oldu! Epeyce acı deneyim sonucu Taksim üstelemesinin kitlelerden kopuşa yol açtığı anlaşılmış olmalı! DİSK-KESK-TTB-TMMOB dörtlüsü Taksim’den vazgeçerken Birleşik Kamu İş’in Taksimcilik anlayışı ile ön alması bir başka ilginç not olarak geçti tarihe!

Konuya gelmek gerekirse; emeğin bölünmüşlüğünü açıklaması bakımından bir örnek vermekte yarar var! Bırakınız konfederasyonlar arası bölünmeyi aynı konfederasyon içindeki bölünmüşlük göz ardı edilemeyecek boyuttadır. TÜRK İŞ içindeki yanaşmacı ve mücadeleci sendikacılık anlayışı artık kanıksanmış bir durumun ifadesidir.

DİSK’teki durum da bölünmüşlük göstergesi!

Bugün Türkiye’de sendikal micadele adına bir eylem kırıntısı varsa onu da metal işkolunda aramak gerekir! Koskoca DİSK’te eylemliliğin merkezinde olan Birleşik Metal İş’in dışlanmış olması gözden kaçırılmamalıdır. Anlı, şanlı bu sendikada dışlanma öyle boyuttadır ki; konfederasyonun genel sekreteri üye sayısı 500 dolayında olan bir tabela sendikasından çıkmıştır. Bu önemli konfederasyona egemen olan kimlikçi siyaset anlayışının ürünüdür.

Sendikal bölünmüşlüğü, ülkenin bölünmüşlüğüne giden yoldan ayrı tutmamak gerekir.

Güneş görmüş kar gibi eriyen KESK’in de bir numaralı baş ağrısıdır kimlikçilik.

Kimlikçi siyaset anlayışında başı çeken bu iki emek örgütünün hemen her zaman yanı başında olan TTB ve TMMOB’a da selam göndermekle yetinelim bu 1 Mayıs yazısında!

Emek örgütlerinin yitirdikleri kimliği bulmaları biraz da ülke bütünlüğü konusundaki şaşı bakışı düzeltmeleriyle olası değil mi!

Yitirilen kimliğin bulunması dileğiyle kutlu olsun 1 MAYIS!

Ceyhun BALCI, 01 Mayıs 2016

LAİKLİK : PAHA BİÇİLMEZ BİRLEŞTİRİCİ GÜÇ!

Onlarca yıldır yazılanları yinelemenin gereği yok! “Anayasada laiklik yer almamalıdır” diyen sicili belli papağan için bir şeyler söylemek ya da yazmak savurganlık olur. Bu gereksizliklerin her birisi durum saptaması anlamına gelir. Ülkenin ise bilmem kaçıncı kez yapılmış, yapılacak saptamalara gereksinimi olmadığı ortadadır.

Bütün bunları bir yana bırakıp bir şeye özen göstermekte yarar var!

laiklik-10D9-B3E5-15E1

Laiklik bu ülkede yaşayan ezici çoğunluğun üzerinde durduğu halıdır! Şaşkın başkanın laiklikle ilgili sözleri o halının üzerinde bulunan herkesi ilgilendirmekteydi. Nitekim, sağcısı, solcusu, ortayolcusu ortak ses çıkardı bu dehşet verici tehdit karşısında!

Son derece ortada ve bellidir ki; laiklik olmadan bırakınız demokrasiyi, gündelik yaşam bile olmaz, olamaz!

Seksen yıldır yaşamımızda olan, anayasamızın bel kemiği sayılan laiklik biri birine benzemezleri birleştirmiştir. Birleştiklerini kabul etmeseler de; çıkardıkları ses ve karşı çıkış birleşmenin kanıtıdır.

Olan bitenler karşısında ayrışmak için her fırsatı kullananlar gerileye gerileye laiklik ya da daha anlaşılır şekilde söylemek gerekirse “olmak ya da olmamak” kavşağında buluşmuş oldular. Bu durum son yıllarda savrulan kesimler için paha biçilmez bir derstir.

Komünist olabilirsin, sosyalist ya da liberal de olmaya hakkın vardır. Hatta, hiç bir şey değilim ama kimse bana karışmadan yaşamak isterim de demen olasıdır. Farklı sesler çıkartan bu benzemezlerin ortaklaşa gereksinimi laikliktir.

Bu önemli ortaklaşmadan çıkartılacak sonuç Türkiye’nin başına çöken karanlık bulutları dağıtmaya giden yolun taşlarını döşemiş olmaktadır.

Laiklik başta olmak üzere bu coğrafyayı ortaçağdan kurtaran Atatürk Devrimleri ülkemizin ve milletimizin tartışmasız birleştirici gücüdür.

Tekleşme ve karşıtsızlaşma sevdasındaki faşizan iktidar karşısında başka tutunacak dalımızın olmadığını algılamak zorundayız.

Ülkemiz önünde, sonunda bu paydada birleşecektir.

Arzulanan bu birleşmenin çok geç kalmadan gerçekleşmesidir!

Kemalist olmayanlara anımsatma!

Bu ilkeler çevresinde birleşme kesinlikle kendinize ait düşüncelerden kopmak anlamına gelmeyecektir!

Olsa olsa, Atatürk’ün deyişiyle “adam olma” paydasında buluşulmuş olacaktır!

Ceyhun Balcı

İSTANBUL HEKİMLERİNE!

İzmir seçimleri bitti! İstanbul’dan sana ne diyeceklere yazacaklarımı okumalarını salık veriyorum! Her ne kadar öncelikle İzmir’den sorumlu olsak da; TTB düzleminde başarı elde etmek, o düzlemi işgalden kurtarmak gibi bir hedefimiz de olduğu için İstanbul’a ya da başka bir ile karışmak gibi bir hakkımızın olduğu kesindir.

Başta ilgisizlik onu izleyerek de korkutma İstanbul’daki hegemonyanın önde gelen nedenidir. Zaman zaman ortaya çıkan oluşumların gerek güçbirliği yapmadaki eksiklikleri ve gerekse “korkutma” % 15-20 katılımlı seçimlerde sonucun önceden belirlenmesi anlamına geldi.

Hekim sayısı ve ona koşut delege sayısı göz önüne alındığında İstanbul seçimleri kilit önemdedir. İstanbul devrilirse TTB’ye egemen olan anlayışı yerinde tutmak olanaksızlaşır!

İzmir’de çok işe yaradı! Karşımızdaki grubu TTB üzerinden sıkıştırdık. Öyle işe yarayan bir aygıt oldu ki; başka hiç bir şey söylemeye gerek kalmadı! İzmir’de olduğu gibi İstanbul’da da TTB’ye güvensizlik ve öfke üst düzeydedir. TTB çizgisini izleyenlerin seçim kazanmasının önüne geçmenin yolu onların TTB konusundaki görüşlerini ortaya koymaktır. Bu yapıldığında verebilecekleri biricik karşılık romantik çığlıklar olacaktır!

İstanbul’daki meslektaşlar!

TTB’den yakınıyorsanız, TTB’nin bir meslek örgütü çizgisine çekilmesini arzu ediyorsanız elinizdeki oy gücünü verimli şekilde kullanmalısınız!

Seçenek var mı diye soracaklara yanıtım hazır!

CUMHURİYETÇİ HEKİMLER NE GÜNE DURUYOR?

Haydi İstanbullu meslektaşlar, değişim için, meslek örgütü bir oda ve TTB için bu kez duruma el koyun!

http://www.cumhuriyetcihekimler.org/

Ceyhun BALCI, 20.04.2016