OSLO’DA “ÇIĞLIK”

2004 yılının 22 Ağustos’u güneşli ve sakin bir Pazar günü olarak başlamıştı Oslo’da. Munch Müzesi çalışanları için de sıradan bir Pazar günü gibi görünüyordu. Öğleden sonra tersine döndü her şey. Norveç’in ressam Edward Munch aracılığıyla dünya sanat tarihine armağan ettiği iki başyapıt ÇIĞLIK ve MADONNA çalındı. Güzel gün sözcüğün tam anlamıyla karabasana dönüşmüştü. Her ikisi de ait olduğu yere dönmek için iki yıl beklemişti. 31 Ağustos 2006’da her iki yapıtın geri dönüşü sevinçle karşılandı. Ancak, bu iyi haberin ardından kötüsü de gelecekti. Her ikisi de hasarlıydı ve onarılmaları gerekiyordu. Kavuşmanın sevinci yerini kaygıya bırakmıştı. Neyse ki Munch Müzesi her ikisini de olabildiğince onardı.


Munch’un yapıtlarının başına gelen ilk felaket değildi bu yaşanan. Yüzyılın başında 1901’de Hamburg’dan kalkan ve Munch’un yapıtlarını taşıyan buharlıda yaşanan bir patlama sonrası “Yaz Gecesi” ve “İki Kişi” adlı tablolar ağır şekilde hasar gördü.
Başından böylesi olaylar geçmiş iki başyapıtı ve özellikle de onlar arasında daha ünlü ve tanınmış olan ÇIĞLIK’ı Oslo’ya kadar gelmişken görmemek olmazdı. Günün geri kalanını bu şekilde değerlendirmek amacıyla Munch Müzesi’nin yolunu tuttuk. Bygdoy Yarımadası’yla vedalaşmadan önce bir başka ünlü Norveçli kâşif Roald Amundsen’i fotoğrafladık son olarak.

AMUNDSEN HEYKELİ

Güney Kutbu kâşifi Norveçli Roald Amundsen

Çevredeki diğer müzeleri fotoğraflamakla yetindik zaman kıtlığından ötürü.

FRAM Müzesi

Oslo merkeze dönerek Munch Müzesi’ne vardık. Girişte “Ormana Doğru” temalı bir sergi olduğu bilgisini edindik. Bir solukta gezdik sergiyi. Bu kez biz çığlık atacaktık neredeyse. Bir görevliye “Çığlık”ı sorunca aldığımız yanıt düş kırıklığımızı katladı. Neyse ki, zaman henüz erkendi.

Munch Müzesi

MUNCH mUSEUM

Çok da uzak olmayan Ulusal Galeri’ye yöneldik. İlle de görecektik “Çığlık”ı.
Ulusal Galeri Norveç Parlamentosu Stortinget’in ülkedeki önemli resim sanatı yapıtlarını bir araya getirme ve sergileme kararı gereğince 1836’da kurulmuş. Bugünkü adına 1870’te kavuşmuş. Ancak, 1903’te alınan karar gereğince heykel yapıtlarının da eklenmesi sonrası adı Ulusal Sanat Müzesi’ne dönüştürülmüş.

Ulusal Galeri

nasyonal galeriet
Öncelikli hedefimiz “Çığlık” olduğu ve müzenin kapanma saati de yaklaştığı için işi sıkı tuttuk. Öncelikle “Çığlık”ın yerini öğrenip ana hedefimize yöneldik. On dokuz numaralı odadaki “Çığlık”la buluşma içimizi rahatlattı. Müzenin geri kalanını bu iç rahatlığıyla gezdik.

ÇIĞLIK.JPG

Efsane Munch yapıtı : ÇIĞLIK

Ulusal Galeri yalnızca Norveçli sanatçılara evsahipliği yapmıyor. Avrupalı pek çok ünlü sanatçının yapıtlarına rastlıyoruz. Sayıları çok olmasa da Greko-Romen dönemden kalma heykeller de çarpıyor gözümüze. Dünyanın başka pek çok yeri gibi Oslo’nun da payına bir şeyler düşmüş bu dönemden.

SARKOFAGUS
Müze girişinde“Antik Dönemden 1945’e” duyurusu müzenin içeriğiyle ilgili fikir de vermiş oluyor.

Annesini ve ablasını erken yitiren Munch belki de bu nedenle hastalık ve ölüm temalarını sıklıkla işlemiş

Pek çok sanatçının başına gelenin Munch’un başına da geldiğini düşünüyoruz. Kültleşen başyapıtlara yönelen yoğun ilgi sanatçının diğer çok değerli yapıtlarının göz ardı edilmesi sonucunu doğuruyor. Oysa, Munch da yurttaşı Vigeland gibi son derece üretken bir sanatçı. 1100 tablosu, 7500 çizimi, 250 dolayında defteri, 17 binden fazla baskısı ve 15 bin sayfayı bulan yazıları üretkenliğine ilişkin kanıtlar olarak var olmayı sürdürüyor. İyi bir ressam olmasının yanı sıra mektuplar, şiirler ve öyküler de yazmış. Günlük tutma alışkanlığı da varmış.

Munch “Nü”leri

Henrik İbsen gibi ünlü Norveçlilerin yanı sıra kız kardeşi Inger ve nişanlısı Tulla’nın portrelerini yapmış. Dört ayaklı dostlarımızdan da ilgisini esirgememiş Munch sanat yaşamı boyunca. Köpekleri konu edinen pek çok tablosu olduğu bilinir.
Modelin kendisi olduğu tabloları da unutmamak gerekir.
“Frieze of Life” serisinde yer alan Çığlık, Bunaltı, Hasta Odasında Ölüm, Vampir, Ayrılık ve Madonna adlı eserlerinin onu üne kavuşturanlar olduğu kesindir. Çığlık’ı ilki 1893 ve ikincisi 1910’da olmak üzere iki kez çizmiştir. Doğanın çığlığını betimlemeyi amaçlarken bulutları özellikle kan rengine boyamıştır. Kimi yapıtlarını birden fazla kez çizmesi çoğaltma amaçlı değildir. Her birinde farklı renkler, farklı teknikler ve farklı boyutlar söz konusudur.

NÜ

“Çığlık”la birlikte çalınan “Madonna”

Munch’un tanınırlığını ve ününü artırmada farklı ve çok da söz konusu edilmeyen bir noktaya değinmekte yarar var. Munch’un yaşadığı dönemin iletişim olanakları ve koşulları düşünüldüğünde bugünkü gibi bilgisayar, televizyon ve benzeri kitle iletişim araçlarını adı bile yoktu ortada. Radyo bile yaşamının son yıllarında yaygınlaşmaktaydı ve doğal olarak görselliğe olanak vermiyordu. Günlük gazeteler de son derece az sayfalıydı ve baskı teknikleri çok gelişmediği için görselliğe sınırlı olarak izin vermekteydi. O dönemde gülmece dergileri Munch’un ünlenmesinde ve tanınmasında çok önemli işlev gördüler.

munchtime

karikatür

Munch’u başyapıtının yanında gösteren ve Madonna’yı sigara içerken tasvir eden karikatürler (The Viking gülmece dergisinden)

Gülmecenin doğası gereği abartı içermesi de olağan karşılanmalıydı.
Çığlık o denli kült bir yapıta dönüşmüş ki zamanla pek çok başka sanatçının da çalışmalarına konu olmuş. Örneğin Andy Warhol.

andy warhol scream

Andy Warhol’ün Çığlık çalışması

EFSANE NORVEÇLİ : THOR HEYERDAHL

“Cennete bilet alınamaz! Onu kendi içinizde bulmalısınız!”

Thor Heyerdahl

Viking Müzesi’nden sonraki durağımız Kon Tiki Müzesi oldu. Kon Tiki bir bakıma Thor Heyerdahl demek. Kısıtlı zaman aralığına sığdırılması gereken müze ziyaretlerindeki ikinci seçimin de kendince bir gerekçesi vardı. Denizci bir halkın evladı olan Thor Heyerdahl’in denizlerde estirdiği fırtınalara ilişkin bilgilenmek çekici geldi diyelim.

Bu arada müzeyi kapılarını açtığı 1950’den bu yana 20 milyon kişinin gezdiği bilgisini paylaşırsak seçimimizin yerindeliği anlaşılmış olur.

Norveç’e bakış yazısında kısaca değinmiştik Kon Tiki yolculuğu ve Thor Heyerdahl’e. Peru kıyılarından başlattığı Fransız Polonezyası’na uzanan sal yolculuğunu anlatan kitabının 70 dile çevrilmiş olduğundan ve milyonlarca baskı yaptığından söz etmiştik.

51pXl07LXNL._AC_UL320_SR236,320_

Kon Tiki yolculuğu Thor Heyerdahl’in en bilinen seferi olmakla birlikte başka önemli yolculukları olduğundan da söz etmemiz gerekir.

fatuhiva

Her ne kadar denizcilik etkinliği olsa da sıradan olgular olarak algılanmamalıdır bu yolculuklar. Her birisinin misyonu ve bir takım savları kanıtlamak gibi bir amacı vardır. Dolayısı ile bu yolculuklar amaçlarından arındırılmış birer serüven olarak görülmemelidir.

 

Peru kıyılarından başlayan Kon Tiki yolculuğunun amacı Pasifik’teki insan yerleşimlerinin Güney Amerika kaynaklı olduğunu kanıtlamaktır. Heyerdahl bu yolculuğa 1947 yılında Peru kıyılarından başlamadan önce Ekvator’dan balsa tomrukları edindi. Basit bir sal inşa ettikten sonra yola çıktı.

Heyerdahl’in yolculuklarında kullandığı teknelere çekilen bayraklar yol arkadaşlarının milliyetleri ya da projeye katkı veren ülkelerle ilgilidir.

Yanında 5 kişi daha vardı. Yanına temel yaşam gereçlerinden başka uygarlık kaynaklı olarak aldığı tek şey bir radyo vericisiydi. Besinleri yolculuk boyunca denizen sağladıkları su ürünleri oldu. Pasifik’teki akıntıyı da arkasına alarak 101 günde Fransız Polonezyası’na ulaştı.

Bu yolculuk aynı zamanda filme de alındı. 1951’de yolculuktan 3 yıl sonra “En İyi Belgesel” dalında Oskar’a yaraşır bulundu.

s-l225

1950-55 yıllarında Paskalya Adaları’ndaki ilk profesyonel arkeolojik kazıları yönetti.

s-l225 (1)

1969 ve 1970’de sazdan yapılma tekneler olan RA I ve RA II ile Atalantik’i geçme girişiminde bulundu. RA II ile bunu da başardı ve böylelikle Avrupa’dan Amerika’ya yolculuğun Kolomb’dan 500 yıl önce yapıldığı savına sağlam bir güncel dayanak yarattı. Bu yolculuklarında okyanus ve çevre kirliliğine de dikkat çekti. Birleşmiş Milletler’e verdiği rapor sonrasında tankerlerin atık yağlarını okyanusa bırakmaları yasaklandı.

1977-78’de sazdan teknesi TİGRİS’le Mezopotamya, Mısır ve İndus Vadisi uygarlıklarının biri birleriyle bağlantısı olma olasılığını kanıtlama amacıyla Irak’tan yola çıktı. Basra Körfezi’nden Arap Yarımadası açıklarına çıktı. Bölge ülkeleri arasındaki silahlı çatışmalar tehlikeyi artırınca Kızıldeniz’e girmeden önce yolculuğu Cibuti’de bitirme kararı aldı. Dünya barışının gerekliliğine dikkat çekmek için de teknesi Tigris’i ateşe vererek bu serüvenini bir protesto ile tamamlamış oldu. Tamamlayamamış olsa da bu üç uygarlık arasında deniz yoluyla bir temas olduğunu kanıtlamıştı.

VİKİNGLER

Bilginin Peşinde Koşmak

Masaya oturan özenli konuk
Az ve öz konuşur
Kulaklarıyla dinler
Gözleriyle öğrenir
İşte o bilginin peşinde koşandır…

Gevezelik

Yorulmaksızın gereksiz yere konuşan kişinin
Sınır tanımaz dilinin ödülü berbat bir ödül olur!

(Viking deyişleri, Havamal’den)

25388587._UY200_
Oslo’daki ikinci günümüzü müzelere ayırıyoruz. Müzelere derken yalnızca seçilmiş bir kaçına. Tümünü bir günde değil gezmek, kapısından görmek bile neredeyse olanaksız.
Kendimizce bir liste yapıyoruz. Kuşkusuz eleştiriye açık bir seçimdir. Ancak, önceliğimiz Norveç’e ve Oslo’ya özgü olanlar.

ANNE STİNG

Müzenin yanı başında ünlü Norveçli kâşif ve yazar Helge İngstad’ın eşi Anne’le birlikte büstü yer alıyor.

Pek çok müzenin Bygdoy yarımadasında toplanmış olması işimizi kolaylaştırıyor. Bygdoy zaten yeşil olan Oslo’nun daha da yeşil bir bölgesi. Yapılaşma en azda tutulurken müzeler ve doğayla iç içe zaman geçirmeye yönelik olanakların yaratılması öncelenmiş.
Vikingler Norveç tarihinin tartışmasız önemli köşetaşlarını oluşturmaktalar. Dünya tarihinde göreceli olarak kısa süreli bir egemenlik kurmuş olsalar da bıraktıkları izler kalıcı ve saygıya değer olmuş. Vikinglerin denizcilik ve savaşçılıktaki yetenek ve becerileri önde gelen özellikleri. Bir bakıma dünya tarihindeki kalıcılıklarını perçinleyen unsurlar.

Viking Müzesi’nden başlıyoruz güne. Birisi özgün haliyle diğer ikisi ise onarılarak ve restore edilerek sergilenen 3 Viking gemisi sergileniyor Viking Müzesi’nde. Başkaca buluntular da eşlik etmekle birlikte müzenin omurgasını Viking gemileri oluşturuyor. Gemilerin ortak özelliği denizlerdeki işleri bittikten sonra ölülere tabut işlevi görmeleri. Vikingler yaşamlarını adadıkları teknelerini kullanımdan kaldırdıktan sonra gömüt olarak kullanmışlar. Lahit benzeri nesneye gündelik kullanım araç, gereçleri ve bir miktar yiyecek, içecek eklendikten sonra tekneyi ve içindeki mezarı toprağa gömmüşler.
Vikingler yalnızca denizcilikte değil tekne yapımında da ustalaşmışlardı. Sağlam ve hızlı tekneleriyle Kuzey Denizi’ni aşıp İzlanda ve Grönland’a ulaşabildiler. Yetinmeyip okyanusu aşarak Kuzey Amerika’ya Kolomb’dan 500 yıl önce (MS 1000) erişmiş olmaları yabana atılır başarı değildir. Diğer yandan, bölgelerinin yanı sıra tüm Avrupa’ya ve Akdeniz’e de ulaşmışlardı. İstanbul yoluyla Karadeniz’de; ırmaklar yoluyla çıktıkları Hazar Denizi’nde Vikinglerin yelken açmış ve kürek çekmiş olmaları kuşkusuz son derece heyecan verici başarılardır.

Viking Müzesi’nin önemli buluntusu olan ve MS 820’de denize indirilen Oseberg 21.5 metre uzunlukta ve 5 metre genişliktedir. Her bir tarafında 15’er kürek deliği olan gemi dümenci ve gözüyle birlikte 32 mürettebat taşımış. Oseberg 1904’te en son kazılan buluntu olmuş. Kazı 3 ayda tamamlanmakla birlikte geminin çıkartılması 21 yıl almış. 834 yılında yaşamını yitiren iki varlıklı kadın için mezar olarak düzenlenmiş. İki cenazeye varsıllıklarının belirtisi olan pek çok nesne eşlik etmiş. Oseberg hem yelkenli hem de kürekli bir gemiymiş. Pruvasındaki kıvrılmış yılan figürü dikkat çekicidir. Böylesi muhteşem bir teknenin üst sınıftan kimselerce kullanılmış olması yüksek olasılıktır. Oseberg’le birlikte gömülen iki kadından birinin 70-80 yaşlarında kanserden öldüğü diğerininse 40 yaşında ölmüş olduğu anlaşılmış.

Diğer buluntu olan Gokstad’ın yapım tarihi MS 900. Oseberg’den biraz daha uzun ve hemen hemen aynı ende. Her iki yanda 16’şar kürek deliği olan Gokstad 34 mürettebat taşıyabilmekteymiş. Gokstadt’ın bulunduğu 40 metre çaplı ve 5 metre yüksekliğindeki Tümülüs 1880’de kazılmış. Gokstad buluntusundaki nesnelere bakılırsa bu tekneyle birlikte gömülen kişinin de son derece varlıklı biri olduğu sonucuna varılabilir. Mezar soyguncularının ilgisine konu olan Gokstad buluntusundaki metal nesnelerin önemli bölümüyle mücevherler çalınmış. Ancak, boynuzlar, oltalar, bronz eşyalarla, mutfak gereçlerine, yataklara, çadıra ve kızağa dokunulmamış. Gokstad’la birlikte gömülen kişinin savaşta yaşamını yitiren kırklı yaşlarında 1.80 metreyi aşan boyda bir erkek olduğu anlaşılmış. Eşlik eden iki tavuskuşundan uluslararası ilişkileri olduğu sonucuna varılmış.

Gokstad gemisinin hem yelkenli hem de kürekli olduğu; keşif, ticaret ve saldırı amacıyla kullanıldığı sonunca varılmış.

Tune batığı ise 19 metre uzunlukta ve 4 metre endeymiş. Toplamda 24 mürettebat kapasiteliymiş. Tune batığı 1867’de kazılan ve günyüzüne çıkartılan ilk Viking gemisi olma özelliğine de sahip. Seksen metre çaplı ve 4 metre yükseklikli bir tümülüse gömülmüş.

İnsanları hızlı biçimde taşımaya uygun tasarımdaki Tune gemisi savaş gemilerinin ayırt edici özelliğine sahipmiş.
Bir de Borre tümülüsünden çıkartılan nesnelerden söz etmek gerekir. Buradaki tekne korunamamış. 1852’de arkeologlar tarafından kazılan Borre’daki buluntulardan buraya zamanında gömülen kişinin son derece varlıklı olduğu anlaşılmış. Ölünün yakıldığı, kemik artıkların bir kaba konduğu; 3 at ve 1 köpeğin yanı sıra diğer armağanların yer almaktaymış ölünün külleriyle birlikte.

Arkeolojik buluntular Vikinglerin ölülerini gömerken parlak renkli eşyaları, mücevherleri ve el yapımı nesneleri ölünün yanına koymayı tercih ettiklerini gösteriyor. Oseberg’teki üç kızak bu tercihlere ilişkin önemli örneklerdendir.
Yine buluntulardan anlaşıldığına göre Vikingler varsıl ve yoksul arasında derin farklar bulunan sınıflı bir toplumdu. Toplumun çoğunluğunu çiftçiler oluştururken avcılar ve balıkçılar diğer önde gelen mesleklerdi. Ticarette de yetenekliydiler.
Oseberg buluntularında dikkat çeken gizemli nesnelerden bir grubu da “Runik yazı çubukları” oluşturur. Bu türden yazılardan birisinin Norveççe’de şu anlama geldiği anlaşılmıştır :
KÜÇÜK BİLGE ADAM!

 

VIGELAND PARKI

Vigeland Parkı Oslo’nun yeşil alanlarından birisi. Onu diğerlerinden ayıran maviyle yeşili buluşturan bu alanın heykellerle donatılmış olması. Oslo yazısının derinliklerinde kaybolup gitmesin diye ayrıca yazmak gerektiği kanısına vardık.

VİGELAND
Oslo’ya gelmişseniz ve bir şeyler yapmak, bir yerleri görmek için zaman darlığı yaşıyorsanız Vigeland’ı en başa yazmalısınız! Görülmese olmaz diye bir yer varsa orası Vigeland Parkı’dır. Özellikle günün bitmek bilmediği yaz aylarında geldiyseniz Oslo’ya Vigeland’ı gözardı etmek gibi bir gerekçeniz olamaz. Çünkü, Vigeland bir açık hava heykel parkıdır ve kapanış saati yoktur.

Ulaşması da son derece kolaydır. Gücünüz yerindeyse yürüyerek gidebilirsiniz. Kraliyet sarayının hemen batısındadır. Yok eğer yürümekten yana değilseniz metronun mavi hattına West bound yönünde binerek Majorstuen istasyonunda indikten sonra birkaç yüz metre yürümeniz yeterli olacaktır Vigeland’a varmak için.

Oslo Metrosu’ndan görünümler

KOLOZYUM

Majorstuen istasyonunda indikten sonra Kolezyum Sineması önünden geçerken

gustave vigeland

nobel-baris-odulu-madalyasi-avrupa-birligine-930-bin-euro-da-para-kazandirdi,qdywFd9dV0C-nhNlksKc4w

Nobel Barış Ödülü Madalyası

Paris’te bulunduğu sırada Rodin’in atölyesine gider ve Cehennemin Kapıları yapıtıyla tanışır. Rodin’in kadın-erkek ilişkisine odaklanan yaklaşımı sanat yaşamı boyunca Vigeland’a da rehber olacaktır.
Yolculuklar sonrasında desteklerin sonu geldiğinde yaşamını kazanma gereksinimi doğacaktır. Bu amaçla ilk olarak Trondheim’daki ortaçağ katedralinin onarımında görev alır.
Bu dönemde Oslo Belediyesi de Vigeland’a ilgi gösterir ve onun daha rahat koşullarda çalışması için fırsat yaratır.
Eskiden Frogner Parkı olarak bilinen Vigeland 350 dönüme yakın yüzölçümüne sahiptir. Parkta Vigeland’ın başka sanatçılardan yardım almaksızın yaptığı 758 figürden oluşan toplam 214 heykel yer alır.
Vigeland bugünkü haline 40 yıl boyunca parça parça yapımla ve eklemelerle erişmiştir.
İlk yapılan bölüm fıskiyeli havuzdur. Bu heykelde 6 erkek fincan tabağına benzer yayvan bir nesneyi omuzlamaktadır. Bu heykelin ilk olarak Stortinget (Norveç Parlamentosu) önünde yer alması düşüncesi çıkmış ortaya. Daha sonra saray bahçesine yerleştirilmesi de akla getirilmiş. Tüm bu düşüncelerden sonra heykellerin Frogner Park’ta yer alması konusunda uzlaşılmış.


Vigeland bir heykel açıkhava müzesi olmakla birlikte dövme demirden yapılma ve çeşitli figürlerle bezenmiş kapıları gözden kaçırılmamalı.

Vigeland Parkı’nın dövme demirden kapıları

Parkın önemli bileşenlerinden olan ve parktaki gölcüklerin üzerinden geçen köprü 18 metre genişlikte ve 125 metre uzunluktadır. Granit korkuluklar üzerinde iki yanlı olarak yerleştirilmiş 58 tek figür vardır.

Köprüdeki heykellerden dev kertenkeleyle baş etmeye çalışan erkek figürü ile çocuklara ilişkin çok sayıda özgün betimleme dikkat çekicidir. Köprüde yer alan tüm heykeller son derece değerlidir kuşkusuz. Ancak, “Kızgın Çocuk” heykeli hepsinin içinde en çok sivrilenidir. Geçtiğimiz yıllarda Norveçli ressam Edward Munch’un ünlü yapıtları Çığlık ve Madonna’nın başına gelen “Kızgın Çocuk”un da başına gelmiş. 1992’de çalınan bu ünlü heykel 2 hafta gibi kısa bir süre içinde bulunmuş ve yerine konmuş.

KIZGIN ÇOCUK (2)
Köprüyü geçtikten sonraki gül bahçesi Fıskiyeli Havuz’a ulaştırır ziyaretçileri. Bu arada parkta 3000 ağaç ve 150 farklı türde 14 bin gül çalısı bulunduğunu ekleyelim. Havuzda 6 dev erkek kahve fincanına benzer bir nesneyi omuzlamış olarak tasvir edilmiştir. Omuzlayanların çabası yaşama ilişkin güçlüklere göğüs germeyi canlandırırken su üretkenliğin simgesi olarak düşünülmüştür. Burayı çevreleyen ağaç figürlü gruplar ise yaşam ağacı çağrışımına neden olmaktadır. İnsanın doğayla olan romantik ilişkisine vurgu yaptığı da söylenir havuzu çevreleyen 23 ağaçlı figürün. Bu 23 heykelin yaşam döngüsünü ve sonsuzluğu yansıtmayı amaçladığı yorumu da yapılmaktadır.
Havuz önündeki alan ise siyah ve beyaz granitten mozaikle döşenmiştir. Toplamda 3000 metrelik labirent benzeri yol yaşamın çıkmaz sokaklarını, kıvrıntılı yollarını betimlemektedir.


Bir sonraki aşamada merdivenlerle çıkılan Monolit Plato yer alır. Platoya ferforje kapıları olan 8 girişten erişilir. Monolit’e çevresel yerleşimli merdivenlerle ulaşılırken toplam 36 granit heykelle bezelidir basamak çevreleri. Buradaki ana tema da “Yaşam Döngüsü”dür. Monolit’e erişen son basamakların vardığı son noktada bir grup çocuk figürü yer alır. Saat yönünde izlenen heykellerin cansız bedenleri yansıttığı görülür. Aile teması da eklenmiştir bu grup heykellere. Birkaç grupta ise ileri yaş figürleri yer almaktadır.


Vigeland son derece becerili ve yetenekli bir heykeltraş olmakla birlikte; graniti hiçbir zaman doğrudan işlememiştir. Profesyonel sanatçılardan kurduğu bir takımla oluşturduğu tam ölçülü modelleri granite uygulayarak fazlaca zaman harcamayı gerektiren yöntem seçmekten kaçınmamıştır.

Vigeland Park’ta Yaşam Döngüsü heykeli

Vigeland Parkı’nın hiç kuşkusuz en dikkat çekici yapıtı MONOLİT’tir. Bir başyapıt saymak da olasıdır bu eseri. 1924-25 yılları arasında modellenen 121 figür vardır üzerinde. Tek parça taşın yüksekliği 17.5 metre olup, kaidesi de eklendiğinde yüksekliği 21 metreye erişmektedir. Blok taş Norveç’in güneybatısındaki Idde Fiyordu’ndan getirilmiştir. İşlenmiş ağırlığı 180 tondur. Fallik bir izlenim yarattığı kuşkusuzdur.

Zodyaklı Güneş Saati

Monolit’in işlenmesi 1929’da başlamış ve Vigeland’ın ölümünden hemen önce 1943’te tamamlanmıştır. Sütun bütünüyle tek ya da gruplar halinde insan figürlerini kapsayan rölyeflerden oluşmaktadır.
Tabandaki figürler hareketsiz, durağanken; doruğa yaklaşıldıkça çocuk figürlerinin baskın olduğu görülür.
Biraz iddialı bulunsa da parkı gezip, ek bilgiler edindikten sonra Gustave Vigeland yeryüzünün gördüğü en üretken heykeltıraşlardan birisidir demekten alamıyoruz kendimizi…

Ceyhun Balcı

OSLO

 

TEŞEKKÜR VE ŞÜKRANLARIMIZLA…

Başlamadan önce…

Norveç gezi notlarına bu yazıyla başlamış olacağız. Önceki yazı gezi notunun yanı sıra Norveç’le ilgili genel bilgi verme amaçlıydı.

Yazıya geçmeden önce teşekkür ve şükran sunma görevini yerine getirmeliyiz!

Norveç gezisine Türkiye’den 4 aile toplamda 8 kişi katıldı. Bu gezinin programı aylar önce yapılmış ve en ince ayrıntısına dek gözetilmişti. Bu eşsiz ve ayrıcalıklı gezinin programlanması bütünüyle Londalenlerin eseridir.

Norveç’te yerleşik değerli arkadaşlarımız Ayça ve eşi Bjorn ile sevgili evlatları Viki ve Daniel’e bizlere gösterdikleri içten ilgi ve konukseverlik için sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.Önümüze düşüp gezdirmeleri, evlerinde ağırlamaları ve gezinin ikinci bölümünde bizlerle birlikte olmaları unutulur gibi değildi.

2017-07-16-PHOTO-00000025

Londalen ailesine sevgilerimizle…

Kucak dolusu teşekkürlerimizle…

Ülkemizden kilometrelerce uzakta yaşayıp Türkiye’yle bu denli ilgili bir Norveçli Türk dostumuz Bjorn’un bizleri evinde ağırlarken yaptığı sürpriz de unutulmazlar arasına çoktan girdi.

Londalenlerin evine konuk olduğumuzda Atatürk’ün ölümünü duyuran 11 Kasım 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesiyle karşılanmak fazlasıyla duygulandırıcı oldu…

OSLO’DA İLK GÜN…

Oslo’nun Oslo Fiyordu’nun en iç noktasında yer aldığını ve kapalı bir konumda olduğunu bilmekte yarar var. St Petersburg (Rusya) ve Anchorage (Alaska) kentleriyle aynı enlemde yer alan 454 km2’lik alana yayılmış Oslo’da yaklaşık 650 bin kişi yaşıyor. Banliyöleriyle birlikte bu sayıyı 1 milyona çıkartanlar da var. Orada da kabaca Türkiye nüfusunun 1/5’i yaşadığına göre bizim İstanbul’a benzetilebilir bu özelliğiyle.Zorlasak da başta İstanbul olmak üzere bizim büyük kentlerimizle başka benzerlik kurabilir miyiz bilmiyorum. Oslo’nun 295 km2’si ormanlardan oluşurken kentte 23 km2’lik bölümü parkların oluşturduğu bilgisini paylaşmakta yarar var.


Oslo Viking dilinde “Tanrıların Koruluğu” anlamına geliyor. Yeşiliyle bu adı bugün de hak ettiğine kuşku yok. Kent 1050’de Kral Harald Hardrada tarafından kurulmuş. Kentin bulunduğu yer özellikle Danimarkalı asker ve tüccarların geliş gidişlerini denetim altında tutabilecek konumda olduğu için Kral V. Hakan başkenti Bergen’den Oslo’ya taşımış. Bu denetimi kolaylaştırmak için Akerbrigge Koyu’nun doğu tarafındaki tepeye Akerhus Kalesi yapılmış. Hansa Birliği, veba salgınları, yangınlar ve Danimarka ile birlik Oslo’nun gelişimini olumsuz etkilemiş.


1624 yangınından sonra Danimarka Birliği dönemi kralı IV Christiania kentin yeni baştan kurulmasını istemiş. Bu arada kentin adı Christiania olarak değiştirilmiş. Bu ad değişikliğinden ancak 1925 yılındaki özgürlük yıllarında geri dönülebilmiş.
Birlik dönemlerinin adlarının Oslo’dan tümüyle silinmediğini belirtmekte yarar var. Oslo’nun ana caddesi Karl Johan’ın adı da İsveç Kralı XIV. Şarl’dan geliyor.

KARL JOHAN

Oslo’nun ana caddesi Karl Johan

On güne yaklaşacak Norveç serüvenimiz uçağımız başkent Oslo’nun Gardermoen Havaalanı’na teker koyduğu anda başlamış oldu. İnişten önce hava koşullarının da izin vermesiyle gözlerimizin önüne serilen manzaralar gezimiz boyunca izleyeceğimiz mavi-yeşil resitalinin habercisi gibiydi.

Havadan Oslo’ya doğru…

Gardermoen Uluslararası Havalimanı küçük ve alçakgönüllü göründü bize. Norveç Havayolları uçaklarının kuyruklarını ünlü Norveçlilerin fotoğraflarıyla süslemiş. Çok da rastlanan bir uygulama olmadığından ilgimizi çekti. Giriş işlemleri az konuşan ama güleryüzü esirgemeyen görevlilerin hızlı çalışmasıyla zaman almıyor.

Oslo uluslararası havalimanı Gardermoen

Bir an önce Oslo kent merkezine ulaşmak için tren istasyonuna yöneliyoruz. FlytoGet hızlı treninin bizi Oslo merkezine eriştirmede güvenli bir araç olduğunu okuyarak gelmiştik. Havaalanında ahbaplık kurduğumuz Oslo’da yaşayan bir Türk aklımızı çeliyor. Yarı fiyatına normal trenle yolculuk önerisini kırmayıp ona uyuyoruz. İki tren arasındaki farkı doğal olarak anlamıyoruz. Ama, daha ilk adımda tutum sağlamış olmak hepimizi sevindiriyor. Oslo’da yaşayan soydaşımıza gelince! Otuzlu yaşlarında bir Uygur Türkü olduğunu ifade eden kardeşimiz 20 yıla yakın zamandır Oslo’yu mesken tutmuş ve Suşi lokantası işletmekteymiş. Anahtar sözcükler bile fazlasıyla ilgi çekmiyor mu? Oslo, Uygur Türkü ve Suşi!
Otelimiz Oslo tren garının yanı başında olduğu için bir başka araçla yolculuk yapmamız gerekmiyor. Bu arada, Avrupa’daki pek çok tren garı gibi Oslo’daki de son derece hareketli.

Oslo Merkez Garı

Akşam saatleri olmasına karşılık Oslo’da güneşin batmak gibi bir acelesi yok. Birkaç gün sonraki beyaz gece deneyimi öncesi prova yapar gibiyiz.
Tren garından batıya yöneldiğimizde Oslo’nun can damarı sayılan Karl Johan Caddesi’ne çıkmış oluyoruz. Caddeye çıkar çıkmaz bir insan seliyle karşı karşıya kalıyoruz. Belli ki, kitlesel bir etkinlikten çıkmış ya da etkinliğe yönelmiş bunca insan. Norveç gibi ıssız bir ülkede bu kadar insanın sözleşerek bir araya gelme olasılığı yok gibi.

Karl Johan Caddesi

Norveç, işyerlerinin çalışma saatleri konusunda son derece duyarlı ve disiplinli bir ülke. Kafe, lokanta ve ufak tefek büfeler dışında açık yer bulmak neredeyse olanaksız. Türkiye’de ise bu konudaki ilkeler ve kurallar neredeyse silindi. Her yer 7/24 açık tutulur oldu. Çalışan hakkı, dinlence güvencesi hak getire!
Karl Johan Caddesi trafiğe kapalı bir yaya yolu. Oslo’da kentin büyük bölümü araç trafiği yeraltına alınarak taşıtlardan arındırılmış. Kent etkili ve yaygın bir kitle taşımacılığı ağıyla donatıldığı için Osloluların kent merkezine özel araçlarıyla gelmeleri için pek az neden var. Yürürken Dom Kilisesi’ni görüyoruz.

Oslo Dom Kilisesi

Bahçesi kafe-lokanta olarak kullanılıyor. Yemeğini yiyenlerin yanı sıra içkisini yudumlayanlar da var. Yan sokaktaki çiçekçilerin ardında kaybolan IV Christian heykeli ilişiyor gözümüze. Belgeliyoruz. Ne de olsa bir dönem adını Oslo’ya vermiş bu Danimarkalı hükümdar.

Bir zamanlar Oslo’nun adını değiştiren Danimarka Kralı IV. Christian

Yeniden Karl Johan’a çıkıp batı yönüne yürümeyi sürdürdüğümüzde parlamento binası STORTINGET çıkıyor karşımıza. Parlamentonun Norveç’in tüm bölgelerinden seçilmiş 169 üyesinin önemli bölümünün kadın olduğunu öğreniyoruz. Strotinget, Oslo’nun orta yerinde ve özel bir koruma ve güvenlik önlemi çarpmıyor gözümüze. Böyle şeylere alışık olmadığımız için garipsiyoruz bu durumu. Stortinget, 1866’dan bu yana Norveç Ulusal Parlamentosu’nun olarak kullanılmaktaymış.

Stortinget : Norveç Parlamentosu

Stortinget’in aslanlı girişi aynı zamanda Eidsvol Meydanı’na açılıyor. Meydan oldukça kalabalık. Fıskiyeli havuzun çevresi de heykellerle donatılmış.
Meydanın batı ucunda Ulusal Tiyatro binası konumlanmış.

NATIONAL TEATR

Ulusal Tiyatro

Biraz ileride sağda Norveç Üniversitesi yapısı yer alıyor. Türkiye dışındaki ülkelerde değişmez kural üniversitenin kent merkezinde olması ve kentle birlikte yaşaması, bütünleşmişliği söz konusu. Kentten aldıklarının yanı sıra kente verdikleri var. Bizdeki üniversiteleri kent dışına çıkartma ve kalan bölümlerini de kentten kovma anlamsızlığını anımsıyoruz.

Oslo Üniversitesi

Kraliyet Sarayı’na oldukça yakınız artık!

OSLO KRAL SARAYI 1

Kraliyet Sarayı (Slottet)

Uzaktan da olsa görkemini görüntülüyoruz. Sarayın gönderinde Norveç bayrağı dalgalandığına göre kralın Oslo dışında olmadığını anlıyoruz.

Zaman sınırlı olduğu için geri dönüp Akerbrigge’ye yöneliyoruz. Havanın kararmak bilmemesi zaman artırmak bakımından yardımcımız oluyor.

Radhuset : Oslo Hükümet Konağı

İlk olarak yerel adıyla Radhuset (Oslo Hükümet Konağı)’i arka cephesinden görüyoruz. Tuğladan yapılma Radhuset iki kulesiyle sevimsiz ve soğuk görünüyor gözümüze. Akerbrigge’ye varıp da Radhuset’i ön cephesinden görünce düşüncemiz değişiyor.

Radhuset

Radhuset Oslo’nun kuruluşunun 900. yıldönümü anısına 1950’de yapılmış. Nobel Barış Ödülü’nün her yıl burada hak edene sunulduğu bilgisini paylaşmış olalım. Ödülün adını veren Alfred Nobel İsveçli. Ancak, Barış Ödülü konusunda İsveçlilere güvenmediği için Norveçlilerin bu ödülü hak edeni belirlemesini ve Oslo’da vermesini vasiyet etmiş. Barış Ödülü her yılın 10 Aralık günü kraliyet ailesinin de hazır bulunduğu törenle Radhuset’te veriliyor sahibine.

RADHUS PANORAMİK

Oslo Nobel Barış Merkezi ve panoramik

Akerbrigge’nin batı kıyısı kafe, lokanta ve alışveriş yerleriyle donatılmış. Doğu kıyısında ise Oslo Kalesi Akerhus boy gösteriyor.

Akerbrigge ve panoramik

Oslo’daki bir başka görülesi nokta yakın zamanda yükselmiş bir yapı olan opera. Eğimli bir yürüyüş yoluyla çatısına çıkılabilen bu yapının duvarları Breille alfabesi kullanılarak oluşturulmuş yazılarla donatılmış. Biraz zahmete girerek eriştiğiniz çatı bir seyir terası gibi de işlev görüyor. Göz alabildiğine uzanan kent ve Oslo fiyordunu buradan izlemenin keyfine de diyecek yok doğrusu. Cam-çelikten yapılma bir modern sanat yapıtı dikkati çekiyor. Operanın yanı başında yükselen inşaat dikkatimizi çekiyor. Kütüphane olduğunu öğreniyoruz. Bu kadar dar alana var olan yapıları boğarcasına kondurulan kütüphaneye anlam veremiyoruz. Yer mi yoktu demekten alamıyoruz kendimizi. Yine, yeniden yerleşime ve düzenlemeye açıldığı anlaşılan opera çevresindeki yapı yoğunlaşmasına biz ülkemizden alışığız. Ancak, Norveç gibi kamucu bir ülkede bu yoğunluk nasıl açıklanabilir bilemiyoruz.

Opera ve çevresi, opera önündeki modern sanat yapıtı

Oslo’da kitle taşımacılığı tam anlamıyla yapılıyor. Yer altında metro, yer üstünde otobüs ve tramvaylara banliyö ve yakın çevreye ulaşımı sağlayan demiryolu eklendiğinde Oslo’da yaşayanların özel araç kullanmalarını gerektiren pek az neden kalmış oluyor. Oslo’da son yıllarda taşıt trafiği yeraltına alınmaya başlanmış. Biraz masraflı da olsa kenti motorlu taşıttan kurtaran bu uygulamanın Norveç’i yönetenlerin çevreci politikalarının ürünü olduğunu vurgulamakta yarar var.

oslo-map-metro-big

Oslo Toplu Taşıma Haritası

Norveç’e bakış yazımızda değindiğimiz okur-yazarlık konusunda bir güzel örnek de Oslo’da dikkatimizi çekti. Bir metro istasyonundaki mini ücretsiz kütüphane fotoğraf karelerimizdeki yerini aldı.

SLEMDAL KÜTÜPHANE

Mini Kütüphane

Oslo’yu bir başka noktadan, biraz uzaktan ama yüksekten görebileceğiniz bir başka mekân Frognerseteren. Biraz uzakta olsa da buraya erişmek hiç zor değil. Yapmanız gereken metronun mavi hattının West bound yönüne gidenine binmek ve son durağa dek gitmek. Bir tür seyir tepesine varmış oluyorsunuz böylelikle. İsterseniz kafe-lokantadan yararlanıp bir yandan karnınızı doyurabileceğiniz gibi yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri tüketerek de yapabilirsiniz aynı şeyi. Çayır damlı eski evleri görüntülerken buranın kışları spor merkezi gibi kullanıldığını anlıyoruz yakındaki kayakevinden.

Forgnerseteren’den görünümler…

Yazları yemyeşil olan ortamın kışları aldığı görünümü gözlerimizin önüne getirmeye çalışmakla yetiniyoruz. Oslo’ya egemen bu tepeye gelmişken bolca panoramik görüntü almayı ihmal etmiyoruz. Buraya hem gelişte hem de dönüşte fotoğraf makinemize yansıyan dingin ve doğal ve bir o kadar da yaşanılası ortamdan fazlasıyla etkileniyoruz.
Oslo’daki ilk günümüz güneş batmaya dirense de bitiyor. Bize inat güneş yorulmuyor.
Oslo Norveç’in başkenti olarak kuşkusuz önemli bir ilk fikir vermiş oldu ilk günün sonunda bizlere. Norveç’te insanlar sakin bir yaşam sürüyorlar. Bizdeki gündem yoğunluğundan ve telaştan burada eser yok. Bu ortam bizlerin hoşuna gitse de bir süre yaşasak buraya alışabilir miyiz? Çok emin değiliz.

Ceyhun Balcı

FORKNER PANORAMİK

BİR BAKIŞTA NORVEÇ

Norveç’e ayak basmadan önce 5 milyonluk ıssız bir ülkeye gideceğimizin farkındaydık! Ama, bir o kadar da ilginç yanları olan bir coğrafyaya ayak basacağımızın bilincindeydik! Daha fazlasıyla karşılaşacağımızı doğrusu öngörememişiz. Bu yazı dizisinde Norveç’i ve güzelliklerini ve elbette ilginç yanlarını yansıtmaya çalışacağız.
Norveç 5 milyonluk nüfusu ve bu nüfusa yaşam alanı sunan 358.000 km2 yüzölçümüyle “ıssız” sıfatını hak eden bir ülke. Kilometrekare başına düşen insan sayısı yalnızca : 14! Kuzey-güney ekseninde 58-71. paraleller arasında yer alıyor. Yine bu eksendeki uzunluğu 1750 km’yi aşkın Norveç’in. Enine gelince, en geniş yerinde 430 km’yi bulan Norveç’in kimi yerlerde 10 km’ye kadar daralması “uzun-ince” nitelemesini hak etmesi sonucunu doğuruyor.

Norvec_Neresi_Harita
Rusya ve Türkiye dışarıda bırakıldığında Norveç bu yüzölçümüyle Avrupa’nın 5. Büyük ülkesi unvanını almış oluyor. Rusya, İsveç ve Finlandiya Norveç’in sınır komşuları.
Ülkede ana etnik öğe Norveçlilerin yanı sıra 40 bin kişilik Sami azınlığı da yaşıyor. Tromsö’de kamusal alanlarda Norveççe’nin yanı sıra Sami diline de yer verildiğini gördük. Ülkenin resmi dilinin iki formu olan Bokmal ve Nynorsk yaygın olarak kulanılmakta.

TROMSÖ KOMÜN TABELA
Önde gelen kentler Oslo, Bergen, Trondheim, Stavanger ve Tromsö olarak sayılabilir. Norveç’te 19 il ve 429 belediyelik yerleşim var. Ülkede din serbestisi söz konusu. Halkın % 79’u kendisini Evangelik-Luteryan saysa da kiliseye düzenli gidenlerin oranı % 3’leri geçmiyor.
Norveç Anayasal Monarşi’yle yönetiliyor. Kral V. Harald ve Kraliçe Sonya kraliyet çifti olarak halktan saygı görüyor. Tüm ülkeyi kapsayan bölgelerden seçilen 169 üye parlamentoyu oluşturuyor.

STORTİNGET : Norveç Parlamento 

Ülkeyi gezginler için çekici duruma getiren özellikle fiyortlar ve onlarla ilintili vadiler Norveç’e buzul çağının armağanıdır demek yanlış olmaz.
Norveç Buzul Çağı’nın sona ermesiyle birlikte insan yaşamına uygun duruma gelmiş. Karadaki bu duruma deniz kaynaklı ılık Gulfstream Akımı’nı eklemek gerek. Ülkenin yaşanabilir oluşunda önemli bir etken olduğu unutulmamalı. Norveçliler yaygın olarak bilindiği gibi kendilerini Vikinglerin torunları sayarlar.
Vikinglerin etkisi bölgeye egemen oldukları 250 yıl (793-1066) boyunca denizcilik alanındaki üstün yetenekleriyle etki alanlarını Fransa, Galiçya, Kuzey İspanya ve Akdeniz’e dek genişletmişler. İstanbul’a kadar geldikleri, Grönland ve Kanada’ya Kolomb’tan 500 yıl önce ulaştıkları günümüzde hiçbir ikileme yer bırakmaksızın kabul gören tarihsel bilgilerdir. Vikinglerden sonra tahta geçen Norveç krallarının önde gelen amacı Norveç’in birliğini sağlamak olmuş. Bu amaca çok sonraları Olaf Haraldsson erişmiş.

IMG_4635

Viking Yolculukları

XIV. yüzyılda ise Norveç-İsveç birliği oluşmuş. İlerleyen yıllarda Danimarka-Norveç birlikteliği söz konusu olmuş. Vikinglerin son döneminde Hıristiyanlığı kabul eden Norveçliler XVI. yüzyılda Protestanlığı benimsemişler.
1814’te ise Danimarka egemenliğinin sonlanmasıyla birlikte Anayasa yapılmış. Hemen ardından başlayan İsveç egemenliği 1905’te sona erince bağımsızlık kazanılmış. Bu noktada bile ilginç bir gelişme yaşanmış. Norveç’in bağımsızlığını kazandığı sırada Danimarka kökenli VII. Hakon taç giyerek tahta çıkmış. Bağımsızlığın kazanılması sürecinde ulusal bilincin oluşturulması çabalarında besteci Edward Grieg ve yazar Hendrik İbsen’in önemli katkıları olmuş.
II. Dünya Savaşı’nı da sıkıntılar içinde geçiren Norveç bu dönemde Nazi işgaline uğramış. Dönemin kralıyla birlikte hükümet İngiltere’ye sürgüne giderken; işbirlikçi Kiesling hükümeti Nazilerin hizmetinde olmuş.
Norveç XX. yüzyılın başında bağımsızlığını kazandığında Avrupa’nın önde gelen yoksul ülkelerinden birisiydi.
Bu kara yazgıyı değiştiren siyah altın petrol oldu. Yetmişli yıllarda Kuzey Denizi’nde bulunan petrol kişi başına düşen gelirde Norveç’i dünyada İsviçre ve Lüksemburg’un ardından üçüncü sıraya yükseltti. Bölgeden günde 2 milyon varil petrol çıkartan Norveç bunun % 10’nu ulusal tüketime ayırırken geri kalanını Avrupa’ya satmaktadır.

petrol platformu
Norveç her ne kadar günümüzün petrol varsılı ülkelerinden olsa da; su zenginliği de petrolden geri kalmayacak düzeydedir. Ülkenin hemen her yerinde musluktan akan su içilebilmektedir diyerek su zenginliğinin niteliğe de yansıdığını vurgulamış olalım.

ŞELALE
Petrolün yanı sıra Norveç 21 bin kilometreyi aşan kıyı şeridiyle sözcüğün tam anlamıyla bir balıkçılık ülkesidir. Dünyanın beşinci büyük balıkçılık filosuna sahiptir. Yanı sıra kültür balıkçılığı da önemli ağırlığa sahiptir.

somon-baligi-fileto
Petrol ülkenin önde gelen enerji kaynağı olsa da Norveç’te ülke çapındaki 1600 buzul hidroelektrik enerji kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu yolla üretilen enerjinin fazlası komşu ülkelere satılmaktadır. Petrol zenginliğine karşın Norveç ülke çapında elektrikli motorlu taşıt kullanımı özendirilmektedir. Uzak olmayan bir gelecekte ülkedeki tüm motorlu taşıtların üçte birinin elektrikli olması hedeflenmektedir.
Norveç topraklarının yalnızca % 2.8’i tarıma elverişlidir. Bu durum gereğince Norveç tarımsal ve hayvansal ürün dışalımcısı bir ülkedir.
Norveç’teki yüksek vergiler yüksek standartlı yaşamın güvencesidir. Beşikten mezara her Norveçli sosyal güvence sahibidir. Eğitim, sağlık ve yılda 6 hafta tatil hakkı güvence altındadır. Bu özellikleriyle Norveç Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişim Endeksi’nde hemen her yıl 1. sırayı almaktadır. Norveç siyasette öteden beri sosyal demokrasinin etkin olduğu bir ülkedir. Dış politikada batı safında yer alan Norveç, iç politika ve ekonomik uygulamalarda günümüz dünyasında ortalıkta hayaleti dolaşan sosyalizmi andıran bir çizgi izlemektedir.

Open_Europe_Norway-EU
Norveç eriştiği ayrıcalıklı ekonomik düzey ve göz kamaştıran refahıyla AB’den uzak duran bir görünüm sergilemiştir. AB’nin üyelik çağrılarına yaptığı referandumlarla (1972 ve 1994) iki kez HAYIR diyen Norveç askersel birlik olan NATO’ya üye olmakta ve NATO kapsamında kendi çıkarlarıyla çok da ilintili olmayan askersel operasyonlara katılmakta sakınca görmemiştir. Norveç’in NATO’ya varlığından bu yana üye olduğunu ve NATO’nun bugünkü Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Norveçli olduğunu da unutmadan ekleyelim. Norveç, Birleşmiş Milletler’in uzak coğrafyalardaki barış misyonu görevlerine de 60 bin askerle katkı sunmaktadır.
Norveçliler hem okur hem de yazar bir toplumdur. Örneğin, Norveç’teki her haneye günde 1.4 gazete alınır. Ülkenin basılı kitap tarihinde büyük farkla önde giden yapıt Thor Heyerdahl’in 1948’de basılan “Kon Tiki Yolculuğu”dur. Yetmiş dile çevrilen bu kitap milyonlarca baskı yapmıştır. 1996 basımı Jostein Gaarder’in “Sofi’nin Dünyası” yakın geçmişte çık satmış Norveç kökenli kitap olarak not edilmelidir.


Norveç iklim koşulları gereğince kış sporları ustası sporcular yetiştirmektedir. Bu bağlamda Norveç iki kez (1952 Oslo ve 1994 Lillehammer) Kış Olimpiyatları ev sahipliği yapmıştır. Yanı sıra, kadın futbolu ve kadın eltopu sporlarında da hatırı sayılır başarısı vardır bu ıssız, iri ve gönençli ülkenin.

 

Norveç bayrağı kırmızı zemin üzerine beyaz çerçeveli mavi renkli İskandinav haçından oluşur.

NORVEC bayrak

Bayraktaki üç rengin ABD, İngiltere ve Fransa bayraklarındaki özgürlüğü simgeleyen üç renkten esinlenildiği söylenir. Ayrıca, haç Danimarka, mavi rengiyse İsveç kökenlidir.

Norveçli ortalama 39 yaşındadır, 1.86 çocuk sahibidir ve 82 yaşına dek yaşar.
17 Mayıs 1814’te yapılmış olan Norveç Anayasası bu günün her yıl coşkulu bir şekilde kutlanması ve ulusal gün sayılmasının gerekçesidir.

Her 17 Mayıs’ta Norveçliler geleneksel giysileri olan BUNAD’larını giyerek coşkulu kutlamalara katılırlar.

Ceyhun Balcı

OSLO BUNAD2
.

15 TEMMUZ’UN YILDÖNÜMÜNDE…

1702140

15 Temmuz’un yıldönümüne ordu düşmanlığı gölgesi düştü, düşürüldü! 15 Temmuz Türk Ordusu’nun da kalkışmaya geçit vermemesi sonucu başarısızlığa uğratılmıştır. Yaratılmak istenen izlenimin tersine Türk Ordusu’nun 15 Temmuz’daki tutumu ve duruşu olağanüstü başarılıdır. Düşünebiliyor musunuz? Öylesi zor bir anda Türk Ordusu’nun bir astsubayı karşısına çıkan bir haini, omuzundaki kalabalıklara kulak asmadan yere serebilmiştir. Kalkışmacıların hesaba katamadığı bir sıradışı davranıştır. Ömer Halisdemir’in silahından çıkan kurşunla yerle bir olan hıyanet vardır ortada.Türk Ordusu rütbeler hiyerarşisini bir yana bırakabilme refleksi göstermiştir. Orduyu zavallılaştırma, itip kakma anlayışı da darbeci hıyanete eşdeğerdir. Şehit Ömer Halisdemir’in kişiliğinde Türk Ordusu’na şükranlarımızı sunuyoruz bu anlamlı ve önemli günde…