SEÇİME DOĞRU DİP DALGASI!

22 May

SEÇİME DOĞRU DİP DALGASI

11058310_877631342295745_7196068251030890894_n

Bursa’da başlayan, Kocaeli’ye uzanan, kabına sığmayıp Ankara’ya yayılan metal emekçisinin yaptığı iş midir?

Tam bir oyunbozanlıktır yaptıkları! Al gülüm, ver gülüm seçimine çomak sokmanın sırası mıydı? Doğuda derebeyliğe ses çıkarılmazken, ülkenin her yerinde emeğin adı bile anılmıyorken “darbeci” metal emekçileri sözde seçim yarışına girenlerin maskesini düşürmüş oldu!

Şaka bir yana tam da sırasıydı! Her birini alınlarından öpmek gerek başkaldıran emekçilerin! Zorla da olsa açıklanmış seçim bildirgelerinin bir yerlerine emeği ekleme gereği doğacaktır!

Asıl ders sendikalara verilmiş oldu!

Hem niceliksel hem de niteliksel bir düşüş yaşayan Türk sendikacılığı son yıllarda Taksim’de 1 Mayıs ile yandaşlık arasında sıkışıp kalmaktaydı! Ne yandaşlığın ne de Taksim’de 1 Mayıs’ın emek dünyasının sorunlarını çözmesi söz konusu olamamaktaydı!

Son dip dalgası sendikacıları sevindirecek yerde telaşlandırmışa benziyor! Dip dalgasına önderlik etmek şöyle dursun bir an önce bastırma isteği saklanamıyor sarı sendikacılarca!

Yozlaşmamış kişi ve kurumun parmakla gösterildiği Türkiye’de sendikacı ihanetine de şaşırmamak gerekiyor!

Etnikçilik ve dinciliği seçimin önde gelen unsuruna dönüştüren siyasetçilere de paha biçilmez ders var bu dip dalgasında! Önce sendikalarına, sonra da patronlarına başkaldıran emekçiler arasında farklı dinlerden, farklı mezheplerden, farklı etnisitelerden insanlar yok mu? Öyleyse nasıl olup da bir araya gelebiliyorlar?

Tek nedeni ortak payda! Hangi dinden olursan ol, hangi dili konuşursan konuş! Ekmek kavgası ortaktır! Bir toplumu bir araya getirecek biricik olgu vatan ve emektir! Vatan yoksa emeğin anlamı var mı? Emek bir yana bırakılıp din ve dil derdine düşülür mü?

Ülkenin pusulayı şaşırmış sendikacıları akil olmayı, yandaşlığı ve elbette sendika ağalığını bir yana bırakmazlarsa dip dalgasının önünde duramayacaklar! Kötü alışkanlıklarından vazgeçmedikleri sürece sendikacılıkları sözde kalacak!

Biraz olsun akılları varsa ders çıkartmaları, çıkarttıkları dersin gereğini yerine getirmeleri gerekiyor!

Son dip dalgasının varacağı noktayı kestirmek güç olsa da vatan ve emek hareketine ket vuran sarı sendikacılığı yerle bir etse bile fazlasıyla başarılı olmuş sayılır!

Sarı sendikacılık da bir başka yazıyı hak ediyor…

Ceyhun BALCI, 22.05.2015

BİR HAKEM, BİR YORUM

21 May

BİR HAKEM, BİR YORUM

482
Cüneyt Çakır’ın Şampiyonlar Ligi Finali’ni yönetecek olması Türk spor tarihinin çok önemli bir sayfasını oluşturacaktır. Böyle bir finalde biz Türkler için de bir gurur kaynağı oluşturacaktır onun finalin bir numaralı kişisi olması!
Kitleye spor yaptırmayı değil de, izletmeyi önceleyen sporumuzun bu gibi örneklere gerçekten de gereksinimi olduğu açıktır.
Futbol Türkiye’nin tartışılmaz şekilde birincil sporu! Neden böyle? Futbol yapılması gereken değil de izlenmesi ve yetinilmeyip parasal katkıda bulunulması gereken bir spor konumunda. Özellikle, orta ve altı toplum kesimlerinin aklınıza gelebilecek her yolla bu alanı besliyor oluşu dikkate değer bir durum. Şifreli yayın, maç bileti, tv yayını ve sportif kumar futbolun parasal kaynakları!
Şimdi sıralayacağım istatistiksel değerlerin futboldaki durumumuzu daha anlaşılır kılacağı kanısındayım.
Türkiye’deki lisanslı futbolcu sayısı 200 bin dolayında. Bu da nüfusa oranlandığında % 0.28’e denk düşüyor.
Almanya’daki 6 milyonu aşkın lisanslı futbolcu sayısı nüfusun % 8’ine eşit gelen bir niceliği ifade ediyor. ABD’de 4 milyondan fazla, Brezilya’da 2 milyonu aşkın lisanslı futbolcu var.
Ne yazıktır ki; bu bakımdan devlerle boy ölçüşecek durumumuz yok!
Can sıkıcı olabilir belki ama, lisanslı futbolcu sayısı bakımından Bangladeş ve İran’ın gerisinde olduğumuzu söylemek zorundayım.
Futbolumuz gerçeklerden çok yapay ve parayla satın alınan başarıların boy gösterdiği bir düzlemdir.
Önce UEFA Kupası şampiyonluğu ve onun ardından Dünya Kupası 3. lüğü gerçeklerden çok yapaylıkların ürünüdür. Sonrasında gelen serbest düşüş bu yargıyı fazlasıyla doğrular niteliktedir.
Cüneyt Çakır’ın doruğa böylesi bir bataklıkta tırmanmış olması çok daha anlamlı ve önemlidir!
Başka deyişle, Cüneyt Çakır, şiddet, kumpas ve düzeysizlikle anılır olan futbol ortamımızın teselli armağanıdır!
Değerini bilelim!
Ceyhun Balcı, 21.05.2015
Kaynak : http://www.futbolarena.com/analiz/131328/iran-ve-bangladeshin-gerisinde-kaldik.html

YARIN DEVRİM OLABİLİR

14 May

YARIN DEVRİM OLABİLİR

013
Hadi canım sen de diyeceklere hak vermemezlik edemem! Neden böyle düşündüğümü paylaşmam gerek!
Dün Soma 301 cinayetinin yıldönümüydü! Başta Soma olmak üzere çeşitli yerlerde anmalar düzenlenmişti.
İzmir’de de Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde bir grup insan toplandı. Çağrıcılar DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’ydi! Her zaman olduğu gibi eşlikçileri de eksik değildi.

014
Bu anmada bulunmak, oradakilere tanıklık etmek anıları tazelemeye yaradığı gibi; “yarın devrim olabilir” duygusu yaşamama da yol açmış oldu!
PKK’nin gençlik örgütü, Partizan, Kaldıraç, Dev-Lis gibi genç ağırlıklı olanların yanı sıra eski tüfek görünümlüler de alçakgönüllü topluluğu oluşturanlar arasında yerlerini almışlardı.
İşçilerin kendileri değilse bile adlarını taşıyan örgütleri vardı!

015
Devrimci İşçi Komiteleri ilgimi çeken örgüt oldu! Hem devrimci hem işçi! Bu fırsat bulunur da devrimden uzak durulur mu?
Bir başkası adında hem sosyalist hem de işçiyi barındıran partiydi.
Bu yapılanmalar gerçekleri bir yana bırakıp düşler dünyasında yolculuğa çıkanların ürünüydü.
Adını andıklarım dışında anamadıklarım da vardı elbette! Hemen hepsinin ortak noktası coşkulu ve azimli olmalarıydı. Bu bakımdan haklarını teslim etmek gerek!
Bu ve benzeri grupçukların söylemlerine yansıyan halkçı ve emekçisever yaklaşımın sokaktaki insanı etkileyememekte olduğu gerçeği de altı çizilerek saptanmalıdır! Daha önce de pek çok yazımda değindiğim bir gerçek bu durumu aydınlatmada da işe yarayabilir.
Yazıya konu olan grupçukların gerçekçi olmaları gerekiyor. Yanı sıra ayakları yere ve özellikle de yaşadıkları ülkenin zeminine basmalıdır! Uzaklardaki devrimciler kadar dilini konuştukları, ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri ve havasını soludukları bu yurdun değerlerini hiç ama hiç akıldan çıkartmamalılar! Burada başarılan devrimi ve devrimci Atatürk’ü rehber edinmekten korkmamalılar! Bu korkularını yendikleri gün Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki kalabalık kaygı yerine saygı ve sevgi duyabilir onlara! Böylelikle güç oluşturmak, o güce yığınların katılımını sağlamak mümkün hale gelebilir.
Bu düşüncelerle ayrılırken eylem alanından “yarın devrim olabilir” duygusu yerini her nedense “yoksa ben bir tımarhanede miyim?” duygusuna bıraktı!

016
Ceyhun BALCI, 14.05.2015

BİR AVUÇ KÖMÜR İÇİN…

12 May

BİR AVUÇ KÖMÜR İÇİN

1400067685_soma-faciasi

Soma’da bir avuç kömür için ömürlerini yitiren 301 madencimizi yokluklarının 1. yıldönümünde saygıyla anıyoruz!

Bir seferde bu kadar çok sayıda canın yitirilmesiydi bunca güçlü sesin çıkmasına yol açan!

Bu kadar sayıda insan zaten yitirilmekteydi! Azar azar öldüklerinde toz kalkmazdı!

Kömür uğruna ölümün göz ardı edilmemesi gereken ironik bir yanı var!

Siyah altın namlı kömür son yılların Türkiyesi’nde oy sandıklarını patlattı!

Durum böyle olunca da daha fazla kömür, daha fazla parasal ve oysal kazanç anlamına geldi!

Oy bağımlısı siyasetçi para bağımlısı yandaşa nefes aldırmayınca zaten Allah’a kalmış olan güvenlik iyice gevşetilmiş oldu!

Soma’da yitirilen 301 canın sorumlusu siyaset-ticaret ikilisidir!

Bunun görülmesi yetmez!

Bu ikili sarmalın çözülmesi de gerekir!

Yoksa, bir başka facia kapımızdadır!

Belki yarın belki yarından da yakın!

Birilerinin cebini bir başkalarının sandığını doldurmaya yarayan kömürün can alıcı olması olayın yakıcılığını katlamış olmuyor mu?

Ceyhun BALCI, 12.05.2015

DARBE ANAYASASI

12 May

DARBE ANAYASASI

sivil darbe
Birkaç gündür Kenan Evren üzerinden bir sözde hesaplaşma içinde birileri. Onun sayesinde var olanlar, onun sayesinde sivrilenler ve bugünlerde doruklara tırmananların bu hesaplaşmada ön almaları ironik bir durum yaratıyor.
Bugüne kadar görülmemiş bir çoğunlukla (% 92) kabul edilmiş olan 1982 Anayasası’nın yerinde yeller estiğini söylemekle başlayalım işe!
Geçici maddeler bir yana bırakıldığında 174 maddeli bu belgenin üzerinde yapılan değişikliklerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Başka deyişle zaten delik deşik olmuş durumda 1982 Anayasası!
Ortada cismi değil ismi kalmış olan bu belge günümüzde bir koçbaşı olarak kullanılmakta!
O Anayasa’nın Türkiye’nin varlığını da tescilleyen ilk üç maddesini ortadan kaldırmak için adından yararlanılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Açıkça söylenemeyenler dolaylı yoldan ve 1982 Anayasası söylemi üzerinden söylenmekte!
Bugün de yürürlükte olan bir 12 Eylül Anayasası! Ama, 2010 12 Eylül’ü Anayasası! Tümü o tarihe ait olmasa bile ana hatları ve yakıcı maddeleri o tarihteki halkoylamasına borçluyuz.
Yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığını rafa kaldıranların ve “yetmez ama evet” diyerek bu düzenlemeye destek olanların göz ardı edilmemesi gerekiyor.
Ortada bir darbe anayasası olduğu doğrudur! 12 Eylül Anayasası saptaması da!
Ama, 5 yıl önceki 12 Eylül’dür söz konusu olan!
Otuz beş yıl öncekinin hükmü kalmamıştır. Bu nedenle, 35 yıl önceye ilişkin bugün yapılmakta olan sövgülerin anlamı kalmamıştır. Bundan 31 yıl önce 12 Eylül 1980 Anayasası yerli yerindeyken gözlerini karartıp Aziz Nesin öncülüğünde ortaya çıkanların kaleme aldığı Aydınlar Dilekçesi hareketi saygıyla anılmalıdır!
Bugün, 12 Eylül 2010 darbe anayasası karşıtı olarak ortaya çıkanların da hakkı yenmemelidir. Bu gibi insanların sayısı artmalıdır!
Hiç olmazsa bu kez tatlı su demokratlığı tuzağına düşülmemelidir!
Ceyhun BALCI, 12.05.2015

ÖLENİN ARDINDAN

11 May

ÖLENİN ARDINDAN
Yüze iki kala dünya değiştiren Kenan Evren’i yaşını büyüterek darağacına gönderdiği Erdal Eren’e havale etmek en iyisi! Karşılaşırlarsa ondan iyi hiç kimse hesap soramaz nitekim paşadan!
“Asmayalım da besleyelim mi?” aforizmasının sahibinin bugünlerde karşılaştığı öfke ve sevgisizlik seli yanıltıcı olmasın! 7 Kasım 1982’de bol elbise olmaması için özellikle özen gösterdiği Anayasa’nın halkoylaması aynı zamanda Evren’in Cumhurbaşkanlığı’nı onaylama seçimiydi. Halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı da Evren’di oysa! Hem de kimselerin düşünde görse inanmayacağı bir oran olan % 91.4’le!
Halkın böylesine destek verdiği birisine bugün yönelttiği öfkeyi anlamak ilk bakışta zor görünebilir!
Ama, şaşırılacak gibi de değildir bu durum! Kurtuluşu kurtarıcıda arayan toplumun batıştan da bir batırıcıyı sorumlu tutması olağan sayılmalıdır! Olaya değil de kişiye bakar insanımız!
Buradaki sorun şudur!
Kişi ve öncülük ettiği eylem yanlışsa o yanlışlık zamanında, zemininde ve işe yarayacağı zaman dile getirilmelidir!
Otuz beş yıllık gecikmeyle dile getirilen tepki ve öfke bir işe yaramamaktadır!
Türkiye bugün de 12 Eylül Anayasası ile yönetilmektedir! Ama, 1982’de yapılanıyla değil! Bakmayın siz sayısız cahilin 12 Eylül 1982 Anayasası’nı hedefe koymasına! 1982 Anayasası üzerinde yapılan 100’den fazla değişiklikle zaten ortadan kaldırılmış durumdadır.
Şu an yürürlükte olan 12 Eylül Anayasası’nın 2010’da yapıldığı unutulmamalıdır!
Ona ve o Anayasa’nın mimarına tepki ve öfke için 35 yıl beklenmemesi dileğiyle!
Ceyhun BALCI, 11.05.2015

ZAFERİN 70. YILDÖNÜMÜ

9 May

ZAFERİN 70. YILDÖNÜMÜ

Red-Army-Berlin

Adı üstünde dünya savaşı olduğu için farklı coğrafyalarda farklı sonlar yaşanmıştır. Örneğin, bitmiş savaş, teslim olmuş Japonya’ya karşın 1945’in Ağustos ayında bir kez daha bitirilmişti. Sırf nükleer deneme olsun diye!

9 Mayıs Kızılordu’nun Berlin’e Sovyet bayrağı diktiği gün! Avrupa’da savaşın sonu sayılır.

Toplamdaki 60 milyonluk insan kaybının 20 milyondan fazlası Sovyetler’in payına düşmüş!

Moskova önlerindeki bıçak sırtı günlerden sonra Berlin’de Nazi yenilgisini belgelemek hiç kuşkusuz çok önemli bir insanlık tarihi sayfasıdır!

İkinci Dünya Paylaşım Savaşı’nda bizim zaferimiz ise dışında kalmak olmuştur! Her zafer gibi bunun da bedeli olmamış değildir! Yokluklar, darlıklar ve başkaca sıkıntılar!

Can sağlığını göz ardı edip bu gibi ayrıntılara odaklanan sefil anlayış yüzünden tahıl ambarına dönüştürülen camiler üzerinden din bezirganlığına soyunan budalalığın önüne geçilememiş!

II. Dünya Savaşı’nda dünyanın dört bir yanında faşizme karşı omuz omuza savaş verenleri; bu uğurda kanlarını dökenleri, canlarını vermekten çekinmeyenleri bu anlamlı günde saygıyla anma görevi unutulmamalı!

Ceyhun BALCI, 09.05.2015

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 70 takipçiye katılın