MİLLETVEKİLLERİNE (BİR KEZ DAHA) ÇAĞRI!

Değerli milletvekili,

Size kısa zaman aralığında ikinci yazışım! Başka bir çok vatandaşımızın da benzeri bir etkinlik içinde olduğunu kestirebiliyorum. Amacım rahatsız etmek değilse de sarsmaktır, bir şekilde uyarmaktır!

Baba tarafımdan dedem İstiklal Savaşı Gazisi’dir. Sonsuzluğa göçmüştür. Madalyası ve beratı tarafıma ait en değerli emanetlerdir. Onun anısına ve onların kuşağının çektiği sıkıntılar adına sizleri rahatsız etmeyi, sarsmayı göze alıyorum.

12507334_733741546757423_6561001265618456297_nimg_6272

Terör ve ekonomik sıkıntı kıskacındaki ülkemizin yeni bir Anayasa’ya gereksinimi olmadığını bir kez daha vurgulamak isterim!

Adı Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak konmuş olsa da; YARGI, YÜRÜTME ve YASAMA’nın tek elde toplanacağı tartışmasız olan bu geri dönüşü olanaksız değişiklik önergesinin ilk tur görüşmeleri tamamlandı. Şu andaki görünüm değişikliğin HALKOYLAMASI sınırını aşacağı yönündedir.

Elbette ki son söz söylenmemiştir!

Bir AKP milletvekilinin bir kaç gün önce TBMM kürsüsünden dile getirdikleri kızgınlık yaratmasının ötesinde şans sayılmalıdır. Adını anmayı gerekli görmediğim milletvekili sizlerin de canlı olarak işittiği gibi Anayasa’nın olmazsa olmazları olan ilk dört maddesinin değiştirilebilirliğinden söz etmiştir. Bu tasarının yasalaşmasından sonra gündeme gelmesi olası niyeti zamanlama hatası sonucu erkenden açığa vurulmuştur.

http://www.hurriyet.com.tr/ak-partili-vekilin-sozlerine-mhp-de-tepki-gosterdi-40336091

Değerli MHP Milletvekilleri,

İktidar partisi milletvekilleri sıkı izlem altındadır. Dolayısı ile fire vermeleri güçlü olasılık olarak görülmeyebilir. HDP’ye seslenmeyi gereksiz gördüm tahmin edebileceğiniz gerekçelerle. CHP de net bir karşı duruş içinde olduğuna göre sizlerin Türkiye’nin “olmak ya da olmamak” günlerindeki sorumluluğu büyüktür. Sizlerin “EVET” tercihi son derece önemli ve geri dönüşsüz sonuçlara yol açacaktır.

İstiklal Savaşı Gazisi dedemin kişiliğinde üzerinde yaşadığımız bu ülkeyi kanla, canla ve binbir çabayla kazandıran ışıklar içinde uyuyan büyüklerimiz adına yakarıyorum sizlere!

CUMHURBAŞKANLIĞI DÜZENLEMESİ ADI ALTINDA TBMM’DE YASALAŞTIRILMAYA ÇALIŞILAN VE TBMM’Yİ, DOLAYISI İLE DE SİZLERİ HİÇE İNDİRGEYECEK ÖNERİYE “HAYIR” DEYİN!

Tarih sizleri hiç unutmayacak!

Olumlu olarak anılmak gibi bir kaygınız varsa oyunuz “HAYIR” olsun! Ülkemizin birliğine, dirliğine ve varlığına son vermesi olası bu düzenlemeye geçit vermeyin!

 

İZMİR’DE KARA KIŞ!

izmir-karYaşamın gerçekleriyle uyuşmaz görünen bir başlık değil mi? Yaşadıklarımız ve gözlemlerimiz öyle söylemiyor yazık ki!
10 Ocak : Bornova’nın Atatürk Mahallesi’nde yerdeki kardan kayıp düşen orta yaşlı hanımefendi kırık el bileğiyle 40 yıldır yerleşilmiş olan Atatürk Mahallesi’nden çalıştığım sağlık kurumuna yürüyerek gelmek zorunda kaldı! (Söz konusu iki yer arasındaki uzaklık kilometrelerle ifade edilmelidir)
11 Ocak : İşe gelmek için 63 numaralı belediye otobüsünde yolculuk yapıyorum. Trafik her günküne göre rahat. Belli ki, kara kış İzmirlinin gözünü korkutmuş. Ya evinden çıkmamış ya da zorunluysa toplu taşımayı seçmiş. Limanı biraz geçip Zafer Payzın Kavşağı’na yaklaştığımızda köprüyol (viyadük) üzerinde trafik duruyor. Biraz ileride iki TIR sağlı sollu yolda kalmış. Aralarındaki boşluk otobüslere geçit vermeyecek denli dar. Otobüs sürücüsünün yardımıyla yoldan geçmekte olan özel taşıtlara bindiriliyoruz. Bulunduğumuz nokta bir yerlere yürümek bakımından hiç de uygun değil. Otobüsten indiğimizde fark edebiliyoruz. Yol birkaç santimetre kalınlığında buzla kaplı. Değil taşıtlar insanlar bile güçlükle ayakta durabiliyor.
11 Ocak : Çalıştığım sağlık kurumunda tarafıma 30 dolayında hasta başvurdu! Üşenmedim, saydım! Bunların 13 tanesi karda, buzda kayarak düşmeye bağlı yakınmalarla gelmişlerdi. Üçünde alçı yapmayı gerektirecek yaralanmalar söz konusuydu.
İzmirli kara hasrettir. Ne zaman kar yağışından söz edilse İzmirlinin özlemi depreşir. Birkaç saatlik kar yağışı bile özlemini gidermeye yeter! Hele bir de kar birkaç santimetre kalınlıkta tutarsa değmeyin keyfine İzmirlinin!
Seyrek de olsa yağan kar İzmir’i teslim alır! İroni de buradadır!
Birkaç yılda bir gerçekleşen iklim olayının kenti yaşanmazlığa sürüklemesi şaşırtıcı olduğu kadar öfkelendiricidir de!
Sözüm kentimizi yönetenleredir!
Seçilmişler ve atanmışlar eşit oranda pay çıkartmalıdır kendilerine!
İzmir gibi karın, buzun birkaç saat; bilemediniz tek günlük saltanat sürebildiği bir kentte yolları, kaldırımları ve başkaca yoğun yaşam alanlarını kardan, buzdan arındırmak bu kadar mı zordur?
Yolda kalanların, karda, buzda düşüp bir yerlerini kıranların, incitenlerin başına gelenlerden sorumlusunuz değerli yöneticiler! Birileri bunun hesabını sormuyor olsa da bu böyledir! Kent yönetmek ciddiye alınması gereken bir iştir!
Bir yurttaşın çığlığı sayılsın bu yazıda dile getirilenler…

AKILSIZLIKLAR ÜLKESİ

uncut_page__531536659

Farklı yorumlar yapılsa da; Türkiye 15 Temmuz’da uçurumun kıyısından döndü! İzleyen süreçte bölgeyle barış yapıldı! Rusya ve İran’la işbirliğini Suriye’yle yapılacak barış beklentisi izledi. Bu dış gelişmelerin özetini Türkiye’nin iç ve dış güvenliğinin sağlanması olarak yapmak olası!

Bu olumlulukların üzerine gelen darbe fırsatçılığına eklenmiş bir BAŞKANLIK serüveni!

Birliğe gereksinim duyan Türkiye bir de bu yolla ayrıştırılmakta! TBMM’nin buna varıncaya dek konuşup tartışması gereken sayısız başlık varken…

Gazetede bir haber!

THY uçaklarını buzdan koruma amaçlı kimyasal uygulaması insan eliyle ve su damacanası kullanılarak yapılmakta. Dünya markası THY’nin yürekler acısı halidir!

Daha bir kaç gün önce sosyal medya paylaşımları beğenilmeyen Barbaros ŞANSAL’a haddinin hem de apronda bildirilmesini izlemiştik!

Yıllar önce dünya markasının hava meydanının apronunda deve kesimine tanıklık etmiştik!

Bunların yaşandığı yerde, Ümit Kocasakal’ın “Millet İradesi” tanımlaması, Sabih KANADOĞLU’nun Anayasa değiştirmenin yol, yöntem ve etiğine ilişkin özlü açıklamaları ve daha nice aklı başında, ağırbaşlı, sağduyulu nitelemeler!

Pek çok vatandaşın bulunduğu ortamda tecavüzcü kesilmesi, saygısızlığın dizboyu olmaktan öte insan boyuna erişmiş olması, kahraman şehit polisin sağlık bilgileri üzerinden reklama girişilmesi!

Tüm bunların yaşandığı yerde TBMM’deki vekillerin kendi gelecekleri nezdinde MİLLET İRADESİ’ni güle oynaya tek kişiye verme rahatlıkları!

Neyse ki, Türkiye başka coğrafyalarda mucize sayılan gelişmelerin sıradanlaştığı bir ülkedir. Tarihten sayısız örnek verilebilir bu duruma!

Her şeye karşın enseyi karartmadan BAŞKANLIK ayrışmasının karşısında durulmalı!

AKILSIZLIKLAR ÜLKESİ kımıldanmalı!

Tarih bir kez daha ama bu kez olumlu şekilde yinelenmeye zorlanmalı!

SAYIN MİLLETVEKİLİ

hayir

Türkiye bıçak sırtı olarak tanımlanabilecek bir süreçten geçiyor!
Dışta bölücü ve köktendinci terörle başa çıkmaya çalışırken; içte BAŞKANLIK’la ayrıştırılmaya çalışılıyor!
Sizlerin de iyi bildiği gibi Türkiye’de henüz Cumhuriyet ilân edilmeden önce 1 Kasım 1922’de SALTANAT’a son verilmişti!
BAŞKANLIK adı altında SALTANAT bir kez daha kapımızdadır!
Yaklaşık 100 yıl önceye dönüş söz konusudur!
SALTANAT’a eşdeğer Anayasa değişikliği görüşmeleri ülkemizi tarihsel bir yol ayrımına götürmektedir!
TBMM’yi işlevsiz bırakma çabalarının siz değerli milletvekillerinin vereceği kararla yaşama geçirilmesi amaçlanmaktadır! Bu ironik ve trajik duruma geçit vermemek elinizdedir!
Vereceğiniz kararla tarihe geçeceğiniz kesindir!
Arzulanan tarihe OLUMLU geçmenizdir!
Tarihsel sorumluluğunuzun gereğini yerine getireceğinizden kuşku duymak bile istemiyorum!
Kendi elinizle kendi varlığınıza dolayısı ile “Milli Egemenliğe”son vermemenizin yanı sıra; SALTANAT’a da “HAYIR” demeniz dileğiyle!
Ülkemizin ayrışmaya değil birleşmeye gereksinim duyduğu bu dönemde kararınızın tarihsel önem taşıyacağından kuşku duymayarak…
Ceyhun BALCI
İzmir

YILBAŞI

Yılın son gününde öğleye yaklaşan saatlerde İzmir’in kalbi Konak’ta yürüyorum. Sarıklı, şalvarlı, cübbeli, çember sakallı birkaç kişilik grup gelip geçenlere “tebligat” yapmaktalar. Son derece kibar ve efendi bir biçem sergilemekteler. Dağıttıkları bildiriler aracılığıyla Noel kutlamasının sakıncalarını anımsatıyorlar.
Tam bir yobaz iklimi!
Bakmayın bu tiplerin inceliğine ve nezaketine. Bulundukları ortama göre davranmakta ustalaşmış durumdalar!
Yaklaşık 30-40 dakika sonra aynı yoldan geri dönüyorum. Hareketlilik gözden kaçacak gibi değil! Polisler toplaşmış! Kendi aralarında konuşmakta olan tebliğcilerden birinin tartaklanmış olduğu anlaşılıyor. Polislerden birisi biraz ötedeki meslektaşını konuyla ilgili uyarıyor.
Akşam olmadan sosyal medyadan işin aslını öğreniyoruz. Meğer birileri bu tebliğci vatandaşlarımıza “hadlerini bildirmiş”!
Bu iklimde beklenecek bir gelişme! Hatta, kimilerinin hedeflediği bir durum olduğu da söylenebilir. Bu tartaklama ya da sataşma sosyal medyada “hadleri bildirildi” sözleriyle paylaşıldığına göre diğer tarafın da ortam ve güç dengesi elverdiğince çatışmaya, ayrışmaya hazır olduğunu anlayabiliyoruz bu olay örneğince.
Yeni yılın ilk gününün ilk saatlerinde dehşetle sarsılıyoruz!
Yobaz iklimin de güdülemesiyle ilk yorumlar “yaşam biçimine saldırı” doğrultusunda!
Bunu haklı kılacak o kadar çok gelişme var ki; böyle düşünenleri hak vermemek neredeyse olanaksız!
Yine de, görüntünün tümüne bakalım!
Bölgemizde yaşananlar ipucu verebilir!
Türkiye, İran ve Rusya bölgesel konularda tam bir işbirliği içindeler. Bu ülkelere Suriye’yi de eklemekte yarar var! Geçmiş yıllardaki hatalarla palazlandırılan köktendinci terör örgütleriyle birlikte etnikçi bölücüler de ağır hasarlı ve zarar görmüş durumdalar.
Geçen yıl boyunca gerçekleştirilen bombalı, silahlı vahşi saldırılar neredeyse nöbetleşeydi. Bir etnikçi bölücü bir köktendinci terör kendisini gösterdi.
Yılbaşı ve Noel zamanı köktendinciler için uygun zaman ve zemin yaratmıştı.
Tıpkı İzmir’deki “haddini bildirme” yanlışlığı gibi İstanbul Ortaköy saldırısı da ayrışma ve karşıtlaşma yaratmaya yöneliktir.
Türkiye şu anda doğal olarak terörün hedefi konumundadır. Bu konumlanışta ülkemizi yönetenlerin hataları tartışmasızdır. Ancak, Fırat Kalkanı Harekâtı’nın ülkemizi terörün her iki kaynağı tarafından boy hedefi yaptığı kesindir.
Toplumsal ayrışmayı derinleştirecek davranış ve yorumlardansa emperyalizmin ülkemiz ve bölgemiz üzerine hesaplarıyla bağlantılı düşünmek ve davranmak göz ardı edilmemesi gereken önemli bir ayrıntıdır!

Halep’te Yılbaşı Kutlaması yapılabilirken İstanbul’un kana bulanması herkesi düşündürmeli!

BİR KEZ DAHA CHARLİE HEBDO

c0yjx9iw8aaz_al

Düşmekte olan bir uçakta bulunabilecek herkesin gösterebileceği sıradan tepkiyi gülmece konusu yapmak Charlie Hebdo’ya şan, şeref kazandırmamış!

Charlie Hebdo geçtiğimiz yıllarda vahşi bir saldırıya uğramıştı. Önemli çizerlerini yitirdiği bu saldırıyı izleyen günlerde dünyadan “Hepimiz Cahrlie Hebdoyuz” haykırışı yükselmişti. Hiçbir gerekçe cinayeti haklı çıkartmaz diyerek farklı bir açıdan yaklaşmıştım olaya! Mayınlı bir alana girdiğimin farkındaydım. Ama, bu alana girmekten de alıkoyamamıştım kendimi!
Tıpkı düzyazıda olduğu gibi çizgide de özenli olmak gerekiyor!
Yazıdaki bir sözcüğünüzün açabileceği derin yarayı iyileştirmek ne denli zorsa; çizgiye yansıyan hoyratlık da benzer bir sonuca yol açabiliyor.
Charlie Hebdo kendince çizdiği özgürlük sınırları içinde inançları incitmeyi sıradan bir davranış gibi görebilir. Fransa’da ya da Avrupa’nın her hangi bir yerinde önemli bir soruna yol açmayabilir bu yaklaşım! Ancak, dünyanın geri kalanında trajik tepkilerin doğmasına yol açılabileceği akılda tutulmalıdır!
Siz istediğiniz kadar gülmece eleştiridir deyin! Sayıları milyarı aşkın insan topluluğu sizin algınıza sahip değilse çizgileriniz kendinize yönelen kurşunlara dönüşebilir. Bunu bir gerçeğin altını çizmek için yazıyorum!
Benzer hoyratlık düşen Rus uçağında bulunan ve sonsuzluğa uğurlanan Kızılordu Korosu üyeleri için de sergilenmiş ne yazık ki!
Neyse ki çizginin hedefindekilerin ölümcül tepki göstermeleri olasılığı yüksek değil!
Kızılordu Korosu gibi yaşamları boyunca sevgi ve saygı görmüş insanların ardından gösterilebilecek çok daha düzeyli tepkiler varken uçlara savrulmak anlaşılır gibi değildir!

Charlie Hebdo’yla ilgili yazılarım bağlantılardan okunabilir :
https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2015/02/01/din-uzerinden/amp/
https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2015/01/09/hepimiz-carliyiz/

YILBAŞI AĞACI

sari-yildizli-kirmizi-fiyonklu-yilbasi-agaci-ve-ev-susleme

Hemen her yılbaşında yinelenen bir tartışma var!

“Yılbaşı ağacı bizim gelenek ve göreneklerimizden midir?”

Türkiye’de hemen her gün değişen iklim bu soruyu buyurgan bir biçimde gündeme getirir olmuştur. Özgürlük diyerek bugünlere gelenler “kaldırın şu yılbaşı ağaçlarını” demeye başlamışlardır kendilerini güçlü ve sorgulanmaz gördükleri yerlerde.
Yılbaşı ağacına nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan olan ülkelerde daha fazla rastlandığı doğrudur. Bu durum yılbaşı ağacının bir Hıristiyan göreneği olmasını gerektirmiyor.
Geçmişi Hıristiyanlık öncesindeki paganizme uzanıyor yılbaşı ağacının. Çok tanrılı dinlerde çam ağacı, yaprağını hiç dökmemesi nedeniyle sonsuzlukla özdeşleştirilmiş.
Yılbaşı ağacının geleneklerimizle olan ilintisi sorgulanınca Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ da devreye girerek iyi etmiş.
Çığ’a göre yılbaşı ağacı süslemesi ve altına bırakılan armağanlar eski bir Hun geleneğiyle ilişkilidir. Türklerin pagan dönemdeki inancına göre akçam ağacının dalları tanrı Ülgen’e kadar erişmektedir.
Bilindiği gibi geceyle gündüzün savaşı 22 Aralık’ta gündüzün utkusuyla sonuçlanır. Bu utku “NARDUGAN” (doğan güneş) olarak da bilinir. Gündüzün utkusunun onuruna çam ağacı altına armağanlar bırakıldığı da söylenir. Çam ağacının altına bırakılan armağanlar tanrı Ülgen’e yakarışların bir simgesidir. Bir sonraki yılda da aydınlığın utkusunu sağlaması için bir tür ön yakarıştır.
Her ne kadar çam ağacı geleneğini Hıristiyanlar imparator Konstantin’in IV. Yüzyılda topladığı İznik Konsili’ne dayandırma çabası içinde olsalar da geleneğin geçmişi çok daha eskilere dayanmaktadır.
İsteyen istediği inanç gereğince sürdürebilir çam ağacı geleneğini!
Kime ne!
Günümüzde güç kazanan yobazlık tarihsel bilgiye kulak ve değer verir mi? Bu soruya olumlu yanıt vermek zor ! Ama, yine de çam ağacının salt Hıristiyanlığa özgü bir nesne olmadığını bilmekte yarar var!
İlk bakışta Hıristiyanlığa mal olmuş bir gelenek gibi görünse de yılbaşı ağacı tüm insanlığa aittir.

2017 KUTLU OLSUN 2016’yı ARATMASIN…