BURADA BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA YAŞAMLARINI YİTİREN TÜRK, MACAR, AVUSTURYALI VE ALMAN ESİRLER YATMAKTADIR

Sarıkamış Dayanışma Grubu’ndaki yazışmaları izlemesem haberdar olmayabilirdim.

Lozan’ın ayaklar altına alındığı, Cumhuriyet’i kuranların, devrimleri yaparak Türkiye’yi çağdaş dünya topluluğuna katanların ağır saldırı altında olduğu, Sıhhiyesiz bırakılan ordunun evlatlarını sivil sevk zinciri saçmalığına kurban verdiği günümüzde pek çoğumuzun soluksuz kaldığı kesindir.

İnsanım diyene parmak ısırtacak denli aşınan insana ilişkin temel değerlerin ölmediğini göstermesi bakımından yüreklere serin sular serpecek bir haberi paylaşmanın zamanıdır.

Ülkemizin 9700 kilometre uzağında, Vladivostok’ta açılan bir anıt 100 yıl önce gurbet ellerinde sonsuzluğa göçenleri unutmayıp, ruhlarının biraz olsun şad olmasını amaçlayanların eksik olmadığını göstermesi bakımından önemli. Anıtın üzerine Türkçe, Macarca ve Rusça yazılmış yazının başlığı. Bunu yapmak için hiç bir güncel zorunlulukları yokken yapmış olmaları çok daha övgüye değer bir durum.

rusya

http://www.hurriyet.com.tr/9-bin-700-kmde-sehitlik-40234484

Yedi cephede 1. Dünya Savaşı’na giren Osmanlı askerlerinin çilesi savaştan sonra da bitmek bilmemiş. Kafkas Cephesi’nde canını kurtaranlar hiç kestiremeyecekleri trajik bir başka yaşamın içinde bulmuşlar kendilerini.

Esir düşmek yetmemiş!

Uzaklara, hem de çok uzaklara sürülmüşler tutsak olarak!

Kimilerinin yolları Vladivostok’a dek uzanmış! Geri dönenler olsa da savaştan sağ çıkan çileli bedenlerin önemli bölümü dünyanın öteki ucunda dalmış sonsuz uykularına.

Yüz yıl önce yedi düveli dize getiren ama şimdilerde sıradanlığa, niteliksizliğe ve zevksizliğe yenik düşen Türk toplumunu sarsması gereken bir gelişmedir bu!

Açılış töreninde Türkiye’yi Moskova Büyükelçimiz temsil etmiş. Bence hiç bir sakıncası yok! Ama, neredeyse işi yapılan merdivenleri açılış malzemesi yapmaya vardıran büyüklerimizin yokluğunu merak etmesem olmazdı.

 

Kafkas Cephesi’nde esir düşüp Orta Asya’ya ve hatta oranın da uzağına sürülen dedelerimizin dramına ilgi duyacaklar için bir kaç okuma önerisi :

 

Vetluga Irmağı, Mehmet Arif ÖLÇEN (Yayına Hazırlayan : Ali Nejat ÖLÇEN), ÜMİT YAYINCILIK, 1994.

resim_tiff

Nargin Adası, Akif AŞIRLI (Yayına Hazırlayan : Bingür SÖNMEZ), Babıali Kültür Yayıncılık, 2013.

select

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2014/03/04/adam-ariyorum/

LANCET’İN YANITINA YANIT…

Değerli okur,

Sizleri bir süredir the Lancet dergisinde yayımlanan, bilimsel olmamakla birlikte bir ülkeyi ve dolayısı ile toplumu zan altında bırakan yazıyla ilgili olarak meşgul ettiğimin farkındayım.

Öncelikle bir Türk vatandaşı ve bir hekim olarak yanlış bulduğum bu konuda harekete geçme gereği duymuştum. Tek başıma yapabileceğim dergi yayın yönetmenine yazmak ve yanıt hakkımı kullanmaktı.

Daha önceki yazımda belirttiğim gibi yanılmayı arzu ederek yanıt hakkıma saygı gösterilmeyeceğini öngörmüştüm.

lansete-hekim-yaniti

Yanılmayı çok istediğim halde yanılmadım!

Derginin yanıt hakkımı kullandırmamaya ilişkin yanıtını ve bu yanıta yanıtımı paylaşarak bu konuyu sonlandırmak durumundayım.

Yanıt hakkımın tanınmadığını belgeleyen kısa yanıtın dayanaktan yoksunluğu bilimsel bir tıp dergisi (üstelik saygın ve çok okurlu) için düşündürücüdür.

Her hangi bir sonuç alamayacağımı bilerek kaleme aldım bu son yanıtı!

Ama, bu yazışmalar insanlık kesintiye uğramadıkça orta yerde duracaktır. Güncel deyişle tarihe not düşülmüş olacaktır!

Hiç olmazsa bu görevi yerine getirmiş olduğumu düşünüyorum…

Lancet’in yanıt hakkımı kullandırmayacağına ilişkin yanıtı :

Manuscript reference number: THELANCET-D-16-06749
Title: Reply to ‘Health-care crisis in Turkey: urgent actions needed’

Dear Dr. Balci,

Thank you for submitting your Letter to The Lancet. Having discussed your Letter with the Editor, and weighing it up against other submissions we have under consideration, I am sorry to say that we are unable to accept it at this time. Please be reassured that your Letter has been carefully read and discussed by the Editors. Thank you for your interest in The Lancet, I hope this decision does not deter you from considering us again in the future.

Yours sincerely

Elizabeth Zuccala
Senior Editor

Lancet’in yanıtına yanıtım :

Sayın Elisabeth Zuccala
Kıdemli Yönetmen
Derginizin 20 Ağustos tarihli sayısında yer alan bir yazıya ilişkin yanıt hakkımı kullanma isteğime vermiş olduğunuz yanıtı okudum. Size teşekkür etmeyi çok isterdim.
Yazımın tarafınızdan okunduğuna vurgu yapmanızı anlayamadığımı itiraf etmek isterim. Böyle bir şeyden kuşku duymadığımı özellikle vurgulamalıyım.
Diğer yandan, bilimsel ve saygın bir tıp dergisi olarak siyasi içerikli 20 Ağustos tarihli yazının tartışmalara yol açacak olmasını öngörmeniz gerekirdi. Bu doğal durum gereğince yanıt hakkına saygılı olmayı da!
Bilimsel bir tıp dergisinin tartışmalara açık ve farklı görüşlere yer veren bir tutum sergilemesi en doğal beklentimdi. Bu beklentimin karşılanmamış olması kuşkusuz bende düş kırıklığı yaratmıştır. Ayrıca, bilimsel bir yayın organına yaraşır bir gerekçe gösterilmemiş olması da bir o kadar üzücü ve düşündürücüdür.
Sizin, bence uygun olmayan bu yaklaşımınızı değiştirme olanağına sahip değilim. Ancak, bu kabul edilemez davranışla tarihe geçmiş olduğunuzu söylemek durumundayım. Tarafıma karşı değil ama tarihe karşı sorumlu olduğunuz kesindir.
En azından bu olguda yansız, objektif ve bilimsel bir yayıncılık politikası izlememiş olduğunuz tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde ortadadır.
Saygılarımla…

Dr. Ceyhun BALCI

İzmir, Türkiye

Dear Elisabeth ZUCCALA
Senior Editor
I have read your reply about using my right of answering (Manuscript reference number: THELANCET-D-16-06749)to your article (‘Health-care crisis in Turkey: urgent actions needed’)in the Lancet, on 20th August. I wish I thanked you.
I would like to confess that I couldn’t understand your emphasis on saying that you have read my reply I haven’t suspect of it anyway.
On the other hand, being an academic and elite medical journal with political concept, you should foreseen that the article on 20th August would be liable to a lot of discussion and thus to respect to the rihgts of all replies.
I have expected from a medical journal to be open to all discussions and different point of views having seen that my expectations were not fulfilled made me disppointed of course.
Besides not stating a logical justification which is naturally expected from a medical journal is also a dismal and thought provoking.
I don’t have the chance of changing your approach which I think isn’t acceptable but I have to state that with your unacceptable attitude you made history.
It is for sure that you are responsible not to me but to the history.
At least in this respect it is obvious that you haven’t had impartial, objective and academic publishing.
With regards…
Ceyhun BALCI, M.D.
İzmir, Turkey

DOKSAN DÖRT YIL SONRA

chrysostomos_of_smyrna

Ağzından kan damlayan altın ağızlı : HRİSOSTOMOS

 

“Evlatlarım, bugün İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle, onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım. Bütün azizler arkanızda…”
İzmir Metropoliti Hrisostomos, Mayıs 1919
Yukarıdaki sözler bir din adamının ağzından çıkmıştır. Ama, dinle ilintisi bu kişinin üzerinde taşıdığı giysiyle sınırlıdır.
Hrisostomos’un sözcük anlamı :“altın ağızlı”! Altın ağızdan kan damlamıştır bundan 97 yıl önce.
Altın ağızlının pembe düşleri 9 Eylül 1922’de Türk süvarilerinin İzmir’e girip, Hükümet Konağı’na Türk bayrağı çekmesiyle karabasana dönüşmüştür. Sakallı Nurettin Paşa’ya şükranlarını sunmak linç edilmesini engelleyememiştir. Ağzından kan damlayan altın ağızlının sonu yazık ki kanlı olmuştur!
Sonuncusu 94 yıl önce linç edilen İzmir Metropoliti’nin yerine atama yapıldığı haberi okundu gazetelerde. Fener Patrikhanesi İzmir’e metropolit atadı. Yanı sıra İzmir’de Urla, Çeşme ve Karaburun’u kapsayan alan için de piskopos ataması yapıldığı bilgisi verildi aynı haberin içinde.

av_172
İzmir’de onarılan Aziz Vukolos Kilisesi yeni metropolitin makamı olarak işlev görecek anlaşıldığınca. Kilisede yeni metropolitin atanması törenine Fener Patriği Bartolomeos’un yanı sıra Yunan yetkililerin de katılmış olduğu anlaşılıyor. Şimdi sormak gerekir! Benzer bir tören Batı Trakya’da Türkler tarafından düzenlenebilir mi? Düzenlenebilse bile törene Türk yetkilileri katılabilir mi?
İzmir’de ve yakın çevresinde son yıllarda uzun yıllar kullanım dışı kalmış kimi ibadethanelerin onarıldığına tanık oluyoruz. Görünürdeki gerekçe tarihsel yapı ve kalıtların korunması ve geri kazanılması olsa da; son gelişmeyle anlaşılıyor ki niyet başkadır!
Bu atamalar neyin nesidir?
İzmir’de ya da yakın çevresinde böylesi dinsel etkinlikleri ve düzenlemeleri haklı kılacak bir durum var mıdır? Daha açık deyişle bir dinsel topluluk var mıdır ortada böylesi bir dinsel hizmet bekleyen?
Din, gelişmiş batı ülkelerinin toplumsal yaşamında olması gereken yerdedir. Bunun böyle olabilmesi için ise yine o ülkelerde oluk oluk kan akmasını gerekmiştir. Büyük bedeller ödense de oralardaki süreç tamamlanmıştır.
Buna karşılık, emperyalizm din olgusunu kullanmayı bugün de sürdürmektedir. Dinselliği kendi içinde olabildiğince sınırlayan, olması gereken sınırlar içinde tutan batılıların kendi dışlarındaki coğrafyada dinselliği alabildiğine özendirmeleri, hiç gerekmeyen etkinliğe kavuşması için ellerinden geleni yapmaları gözden kaçacak gibi değildir.
Emperyalizm kendi rahatı, kendi hareket yeteneği ve başka ulusları egemenlik altına almak amacıyla bugün de dini olanca yoğunlukla kullanmaktadır.
Türkiye’de son yıllarda giderek depreşen kilise tutkusuna bir de bu açıdan bakmakta yarar vardır. Tarihe sahip çıkma kisvesiyle bakılan, onarılan ve geri kazanılan dinsel yapıların dönüştüğü durum ve göreceği işlev görmezden gelinmemelidir.
Bir yandan ülkemizin % 99’u Müslüman denilerek girişilen İslâm dinselleşmesi diğer yandan olmayan dinsel topluluklar için oluşturulan dinsel yapılar ve dinsel otoriteler.
Birlik, bütünlük savaşı veren Türkiye’de bu gibi önemli ayrıntılar gözden kaçırılmamalı diyorum!
Tekmelenen şortlu kızımız, oyun bahçesi yapılan Anıt Kabir’imiz duvarından Atatürk resmi indirilen TBMM’miz kadar önemli bir gelişmedir 94 yıl sonra yapılan İzmir Metropoliti ataması!
Ülkemizin varlık senedi olan Lozan’ın delinmesine çeşitli iyi ve kutsal gerekçelerle izleyici kalanlar, aymazlığa düşenler sıranın kendilerine de geleceğini akıllarından bir an olsun çıkartmamalılar!
Osmanlıcılık kokan bu durumun günümüzde işe yaramayacağı gibi zarar vereceği gün gibi ortadadır!

ATATÜRK’E SAYGIYA ÇAĞRI…

Saygıdeğer okur,

Blogumdaki iletilere görseller ekleme gibi bir geleneğim vardır. Bu iletide buna gerek görmedim!

Çünkü, ANIT KABİR blogumun değişmez görselidir.

Bu iletide önce Anıt Kabir Komutanlığı’na, sonra da o kutsal mekanda çocuk bahçesi yapma ve o kepazelikle övünme gafletine düşmüş kuruluşa gönderdiğim iletileri paylaştım sizlerle.

Ortada saygısızlığa varan bir durum söz konusu!

Sorumluları ve izleyicileri harekete geçerse buna son verilebilir.

Seslenişimin amacı budur!

Yüce önderimizden özür diliyorum!

Saygıdeğer komutan,

anitkabir.gnkur@tsk.tr adresine gönderilmiştir…

Anıt Kabir saygı ve şükran sunulan bir ortam. Dünyadaki benzerleri de böyle.

Çok da benzeri yok aslında dünyada Anıt Kabir’in!
Bir önder düşünün ki; huzuruna çıkmak için kat ettiğimiz yol o önderin uğrunda canını ortaya koyduğu coğrafyanın değerleriyle bezeli olsun.

Mustafa Kemal ATATÜRK çocuk sahibi değildi. Ama, ülkesinin bütün çocukları onun evladıydı. Dünyada çocuklarına bayram armağan etmiş bir başka önder adı geliyor mu aklınıza?

Ata’nın huzuruna çıkan çocuklarımızın o soylu ve etkileyici ortamda oyun bahçesine gereksinim duymadıkları açıktır. Onlar gibi biz büyüklerin de bir kahvehaneye gereksinim duymadığı, duymayacağı kesindir. Anıt Kabir’e kaç kez ayak bastığımı anımsamıyorum. Ama, anımsadığım bir şey varsa, o etkileyici ortamda bir şeyler yeme, içme gibi anlamsız bir eylemi aklıma getirmediğimdir.

Anıt Kabir Aslanlı Yol’dan yürünerek erişilen bir büyük anıttır. Yalnızca ülkemize değil, dünyaya çok şey katmış, insanlığın ortak değeri olmuş bir yüce kişiliğin sonsuza dek huzur içinde uyuması gereken yerdir.

Oraya isteyerek gidilir, duygulanılır ve şükranlar sunulduktan sonra gözler nemlenerek ayrılınır!

Orada kahvehaneye de çocuk bahçesine de gerek yoktur. Bugüne dek oraya giden hiç kimseden böylesi bir istek olmamıştır.

Duyduğum kadarı ile çocuk bahçesi maskaralığı Cumhuriyet ve Atatürksever Ankaralılarca sona erdirilmiştir. Kahvehane kepazeliği Ankaralıların ve tüm ülkedeki Atatürkçülerin harekete geçmesi beklenmeksizin sizler eliyle sonlandırılmalıdır. Bu saygısızlık ve sınır tanımazlık daha fazla uzamadan bitirilmelidir.

Ata’nın sonsuza dek huzur içinde uyumasını sağlama görevine çağırıyorum sizi…

Saygılarımla…

Ceyhun BALCI
Atatürk ve Cumhuriyet tutkunu bir vatandaş…

 

Sayın yetkili,

 

info@mngkargo.com.tr adresine iletilmiştir
Anıt Kabir’e çocuk bahçesi yaptırmışsınız. Bir de yetinmeyip biz yaptırdık demişsiniz!
Çok ayıpladım sizi!
Anıt Kabir evrensel bir değerin sonsuz uykuda olduğu bir mekandır. Huzur içinde uyuması hepimizin sorumluluğundadır. O soylu ve yüce mekanda yaptırmış olduğunuz çocuk bahçesi Ata’ya saygısızlıktır. Oraya giden hiç bir çocuğun orada oyun oynama gibi bir isteği olamaz. Varsa da, o istek uygun olan başka bir mekanda giderilir. 
Sevinerek öğrendim ki; Atatürksever gençler Anıt Kabir gibi soylu ve ayrıcalıklı bir mekana kondurduğunuz ucubeye son vermişler.
Bu noktada size düşen!
Evrensel bir değer olan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yattığı Anıt Kabir’de  ortaya koyduğunuz kepazelik nedeniyle özür borcunuzu ödemenizdir. Böylelikle, yaratmış olduğunuz hoş görülmesi güç hatayı biraz olsun giderebileceksiniz…
Saygılarımla…
Ceyhun BALCI
Cumhuriyet ve Atatürk tutkunu bir vatandaş…

DİĞER YAZILIKAYA

Hitit Güneşi’yle vedalaşıp diğer Yazılıkaya’ya direksiyon kırdık. Bu kez İzmir’e dönüş yolundayız. Sivrihisar’dan İzmir yönüne 50 kilometre ilerledikten sonra Emirdağ kavşağından Eskişehir’e doğru 33 kilometre kadar yol alıyoruz. Böylece Çifteler ilçesine varıyoruz.


Daha önce yazıya konu ettiğim Çifteler’i geride bırakarak batı yönünde ilerlemeyi sürdürüyoruz. Yaklaşık 35 kilometre sonra Han ilçesindeyiz.
Bir kaç kilometre daha ilerledikten sonra Midas Kent’e gelmiş oluyoruz. Demir Çağı’nın Anadolu’daki güçlü temsilcisi Frigyalıların efsane kralları Midas için yaptırdıkları anıtın adıdır Yazılıkaya. Birkaç gün önce Hitit Yazılıkaya’sındaydık. Çok değil birkaç yüz kilometre uzaktaki iki Yazılıkaya arasında bir de çağ var. Tunç Çağı devleti Hititler’e karşılık Frigyalılar bir Demir Çağı devletidir.

frigya

Kabaca 17X16.5 metre boyutlu görkemli Yazılıkaya Anadolu’nun derinliklerinde saklanmış görkemlerden bir başkası. Yazılıkaya’yı 45 yıl önce bir ilkokul öğrencisiyken görmüştüm. Başka deyişle varlığından haberdardım. O zamanlar Çifteler’den Yazılıkaya’ya uzanan 35 kilometrelik yol taşlı, tozlu ve son derece engebeliydi. Yol bitmek bilmemişti. Şimdi yol dar olsa da son derece düzgün ve yolculuğa elverişli. Bir Ankara-İzmir yolculuğunda buraya sapmak, Midas Kent gezisiyle birlikte 3-4 saatinizi alır. Ama, kazancınız paha biçilmez olacaktır.


Güçlü politik merkez Gordion’a karşılık Midas güçlü bir dinsel merkezdir. Gordion’da rastlanmayan kült yapıların Midas’taki çokluğu bu kanıyı güçlendirmektedir.
Aracımızı park ettikten sonra köyün içinde birkaç yüz metre yürüyerek ören yerine varmış olduk. Yanına varıldığında görkemi katlanan anıt ziyaretçilere eşsiz bir karşılama töreni de yapmış oluyor. Daha girişte böylesi görkemli bir yapıyla karşılaşınca kendinizden geçmemeniz neredeyse olanaksız. Bir an önce toparlanmanızda yarar var. Ören yerinin derinliklerinde kaybolmanız özellikle önerilir. Uzaktan görülemeyen ve ancak yanına varıldığında fark edilen sayısız tarihsel eserle karşılaşacaksınız.

 

Strabon ve Heredot’a göre Frigler Avrupa kökenli bir halktır. MÖ 1200’lerde Balkanlardan göçmüşlerdir Anadolu’ya. Anadolu’da tarih sahnesine çıkışları MÖ 750’de olmuştur. Anadolu’ya gelmeden önce Brig adıyla anılmışlardır.

İlk olarak Karadeniz’in batı kıyıları olan Bitinya’ya yerleşen Frigler daha sonra Sakarya havzasına inerek Eskişehir, Kütahya ve Afyon’u kapsayan Frig Vadisi’ne yerleşmişlerdir.

Yazılıkaya (Midas Kent), Polatlı’daki Gordion, Sivrihisar’daki Pessinus’la birlikte önemli Frig kentlerindendir. 

Midas Kenti, uzunluğu 650, eni 320 metre olan Yazılıkaya platosu üzerine kurulmuştur. En önemli krallarından olan ve Yazılıkaya’nın bulunduğu kente adını da veren Midas’tır. Midas’ın krallığı döneminde altın çağını yaşayan Frigler maden ve ağaç işleme ile dokumacılık alanlarında bölgenin en ileri devleti olmuştur. Hint-Avrupa kökenli olmalarına karşın Hitit etkileşiminin baskın olması nedeniyle özgün bir Anadolu uygarlığı kurmuşlardır.

kral-midas

Kral Midas

Midas, Asurlularla barış yaparak doğu sınırlarını güvence altına alırken Aiol kenti Kyme kralının kızıyla evlenerek benzer güvenceyi batı sınırları için de sağlamıştır. Asya soylu Kimmer akınlarının Urartu krallığını yıkması sonrasında açık hedef olan Frigleri Kimmerlerin elinden kurtaracak güç kalmamıştır. Yıkılışları Kimmerler eliyle olmuştur.

Bu kadar tarih, coğrafya bilgisi yeter diyerek Midas Kent gezimize başlayalım!

Yazılıkaya Frig Vadisi’ndeki en görkemli anıttır. Güvenlik, düşmanı kolayca görebilme ve savunma kolaylığı gibi akla gelebilecek nedenlerle çağdaşı pek çok kent gibi Midas da doğal bir hisarın üzerinde kurulmuş. MÖ VII-VIII. yüzyıllara tarihlenen bu görkemli anıtın üzerindeki yazılar henüz çözülebilmiş değildir. Her şeye karşın çözülebilen Midas ve Matar gibi birkaç sözcük olduğunu da eklemek gerekir. Bu yanıyla karşımızda duran yapıya gizemli anıt demek de olasıdır. Toplam üç yazıt bulunan anıtın işlenmiş yüzeyi 280 m2’dir. Anıtın dış yüzeyinde oluşan çatlak ve kırılmalara karşı kimi önlemlerin alınmış olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Daha da kapsamlı bakım, onarım çalışmalarının gerektiği yetkililerce dile getirilmektedir.

img_2716
Ören yerindeki görkemli karşılamanın etkisinden kurtulup gözden uzak tarihsel değerleri keşfetmeye koyuluyoruz.

Bir yanda Yazılıkaya diğer yanda da Kırkgöz Kayalıkları arasından geçerek madalyonun arka yüzü sayabileceğimiz Midas Kenti’ne geçiyoruz. Kayalıklar Helenistik, Roma ve Bizans döneminde kaya mezarına dönüştürülmüş.

img_6084

Suya dayanıklı ahşap zeminli yürüyüş yolu nereye gidelim zahmetinden kurtarıyor bizi. Yolu izleyince ne var ne yoksa görmek olası duruma geliyor.

img_6120
İlk olarak bir anıtsal Frig Kaya Mezarı görüyoruz. Girişi kapatan demir parmaklıklar görkemli Demir Çağı devleti Friglerden kalma değil elbette. Bugün yaşadığımız çağa ne ad veriliyorsa o çağa ait. Yazık ki günümüzün gelişmiş insanı soygun ve talan konusunda özellikle becerilidir. Kaya merdivenleriyle inilip çıkılabiliyor kaya mezarlarına.
Kaya merdivenleriyle inilip çıkılan bir başka eser grubu yeraltı sarnıçları. Bunlardan birinin yanı başındaki küçük havuzda yüzeydeki ağaç dallarında güneş banyosu yapan bir kurbağa bizden rahatsız olmuş gibi. Kendisini suya atarak güvenceye alıyor. Mezar soyguncusu insanın kendisine de dostça davranmayabileceğinin bilincine varmış olmalı.

Biraz daha ilerleyince Akropol’e çıkan merdivenlerle karşılaşıyoruz. Biraz düşündükten sonra soluğumuza kuvvet diyerek tırmanıyoruz merdivenleri. Yüzü aşkın merdiveni çıkma çabamız karşılıksız kalmıyor. Akropolden gözlerimizin önüne serilen manzara tek sözcükle : muhteşem! Volkanik yapının bölgede oluşturduğu yüzey şekilleri soluk kesen görüntüler sunuyor bizlere. Görsel şölenin etkileyiciliğini sözcüklerle anlatmak son derece zor.

img_6110

Bu bölgedeki etkileyici yapıtlardan bir başkası Bitmemiş Anıt. Midas Kenti’nin batı eteklerindeki bu anıt 7X10 metre boyutludur. Mimari elemanlardaki orantısızlık “bitmemiş” nitelemesine yol açmıştır. Akroterli, üçgen alınlıklıdır.

img_2688

Bitmemiş Anıt

Midas Kenti Frigya Vadisi’ndeki pek çok yerleşkeden yalnızca birisi. Burayı gezmekle bölge gezilip, bitirilmiş olmuyor. Yakın çevrede bile fazlaca sayıda tarihsel yapıt ve ören yeri olduğu unutulmamalı!

Yazılıkaya’nın 1.5 kilometre ötesinde anayola 130 metre uzaklıktaki bir başka yazıt biçemli tarihsel yapı Areyastis Anıtı olarak da biliniyor. 5.5X4.2 metre boyutludur. Anıt üzerinde 3 adet Frigce yazıt yer alır. Yazıtlar okunaklı olmakla birlikte henüz çözülebilmiş değildir. Küçük Yazılıkaya adıyla da anılır.

Küçük Yazılıkaya ya da Areyastis Anıtı

Küçük Yazılıkaya’dan öteye biraz daha ilerledikten sonra Çukurca köyüne varılıyor. Köye girmeyip sola dönüldüğünde düzgün ve yolculuğa izin veren bir patikayla erişilen noktada Helenistik dönemden kalma Gerdekkaya kaya mezarı çıkıyor karşımıza. Dorik düzende üçgen alınlıklı bu yapı Friglerin taş işçiliği konusundaki becerilerini ortaya koymada bir başka örnek olarak varlığını sürdürüyor.

img_6130

img_2719

img_2719

Gerdekkaya Helenistik dönem kaya mezarı

Anadolu’nun kalbinde saklanmış bir kültürel ve tarihsel bir alanı daha gezmiş, tanımış olmanın verdiği hazla ayrılıyoruz buradan. Bulunduğumuz noktadan İzmir’e uzaklık 480 kilometre dolayında. Bu da gidilecek epeyce yol olduğu anlamına geliyor.

Yazı içinde de değinilmişti. Ama, bir kez daha değinmekte hiçbir sakınca yok. Frigyalıları tanımak için Gordion ve Midas Kenti önemli ören yerleri. Ancak, Eskişehir, Kütahya, Ankara ve Afyonkarahisar il sınırları içinde çeşitli yörelere dağılmış irili, ufaklı pek çok Frig kalıntısı olduğu unutulmamalı.

Frigyalı atalarımıza yarattıkları güzellikler ve uygarlık için şükranlarımızla…

Yazının sonunda Midaskent ören yerinin bizlerle buluşmasındaki emekleri nedeniyle iki kadın arkeoloğun adını anmadan, anılarına saygı sunmadan geçemeyiz!

Hollandalı Emilie HASPELS ve Türk Halet ÇAMBEL!

884emiliehaspels

Emilie HASPELS (1894-1980)

halet-cambel

Halet ÇAMBEL (1916-2014)

Friglerin kurucu kralı Gordias’ın adını taşıyan Gordion ve Halet ÇAMBEL yazıları için tıklayınız :

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2014/09/15/gordion/

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2014/01/14/halet-cambel-uzerine/

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2012/07/27/halet-cambel/

HİTİT YURDU III

YAZILIKAYA

Günün ikinci yarısında ilk durağımız Hattuşa yakınındaki Yazılıkaya! Yazılıkaya aynı zamanda bir din devleti de olan Hititlerin önemli kült mekanlarından birisi. Bir Hitit panteonu olarak adlandırmak yanlış olmaz burayı.

img_5716img_5845

Bin tanrılı olsalar da Hititler Yazılıkaya’da önde gelen 80 dolayında tanrıyı betimlemişler.

Güneş ışıklarının yeryüzüne dik olarak düştüğü öğle saatleri Yazılıkaya ziyareti için en uygun zaman aralığı. Böylelikle her iki taraftaki kabartıları olabildiğince uygun ışık açısı altında gözlemlemek ve görüntülemek olanağı yakalanmış oluyor.

Yazılıkaya A Bölümü

Yazılıkaya yanı başındaki Hattuşa gibi 1834’te Fransız Charles Texier tarafından bulunmuş. Aynı yüzyılın izleyen yıllarında pek çok araştırmacı bölgeye gelerek Yazılıkaya’nın çizimlerini yapmışlar.

İki grup halinde biri birlerine yaklaşan tanrıların görünümü Amazonlarla Paflagonyalıların, Medlerle Lidyalıların ya da Herakles’le Astarte’nin buluşmasına benzetiliyor.

Panteonun A bölümünde solda erkek tanrılar ve sağda ise tanrıçalar sıralanmış.

Kireçtaşı duvarlara işlenen kabartıların aşınmışlıklarını aradan geçen 3500 yılın derin izi saymak gerekir.

Soldaki tanrılar kısa etekli, sivri külahlı, ayakkabıları yukarıya kıvrık ve pek çoğu orak biçimli kılıç kuşanmıştır. Soldaki erkek tanrı kuralını bozan iki tanrıça Ninatta ve Kulitta’dır.

Sağ duvarda betimlenen tanrıçalar uzun etekli, yine kıvrık ayakkabılı, küpeli ve uzun başlıklıdır. Bu duvarın ayrıcalıklı tanrıçaları Teshup (Fırtına) ve Hebat (Güneş)’tır.

Yazılıkaya’da her bir tanrı/tanrıçanın ellerinde tuttukları dövizde Luvice adları yazılıdır.

Altmış dört 64 numaralı kabartıda betimlenen Hitit kralı Tuthaliya IV buradaki tanrı olmayan tek figürdür. Büyük Kral Tuthaliya IV Yazılıkaya’daki son düzenlemeleri yaptıran kişidir. Kendisini konu alan kabartıda tanrılar buluşmasına şükranlarını sunduğu varsayılır.

img_5858

Tuthalia IV

B Bölümü’nde öne çıkan kabartı grubu 12 yeraltı tanrısını betimleyendir. Bu bölümdeki bir diğer önemli tanrı tasviri kılıç tanrısı Nergal’dir.

Yeraltı Tanrıları

Bu bölümde sözü edilebilecek bir başka önemli kabartı Kral IV Tudhalya ile tanrı Sharruma kucaklaşmasıdır. Hemen yanındaki girinti dilek tutacaklar içindir.

Tuthalia IV-Sharruma buluşması

Günün sonunu en görkemli Hitit başkentiyle getireceğiz. Ören yerinden önce ilçe merkezindeki Boğazkale Müzesi’ni gezeceğiz. Müzenin yer aldığı ilçe meydanı Mısır-Hitit Savaşı’nı betimleyen iki kabartının ortasında yer alan Kadeş Antlaşması replikasıyla süslenmiş. Hattuşa’ya da bu yakışırdı dedirten bir meydan.

Hitit-Mısır Savaşı ve Kadeş Antlaşması betimlemeleri (Boğazkale)

Boğazkale Müzesi’nin bahçesinde de küpler, lahitler ve yazıtların yanı sıra Hitit savaş arabalarının replikalarına rastlıyoruz. Kent meydanını süsleyen savaş betimlemelerini tamamlar gibiler. Müze girişinde Hattuşa’ya girilir gibi bir görüntü oluşturulmuş.

Boğazkale Müzesi (Bahçe)

 

Hattuşa’da ilk sistematik kazıları 1907’de Alman Hugo Winckler ve Teodor Makridi başlatmış. 1917’de bulunan Boğazköy sfenksleri bakım ve onarım amacıyla Almanya’ya gönderilirken birisi 1924’de Türkiye’ye geri dönmüş. Diğeri ise Almanya’da Bergamon Müzesi’nde alıkonulmuş. Almanya’da kalanın geri alınması görüşmeleri II. Dünya Savaşı nedeniyle kesintiye uğramış. Savaş sonrasında Doğu Almanya topraklarında kalan sfenksin iade görüşmeleri Türkiye’nin Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni 1973’te tanıması sonrasında canlandırılmış. Eser 2011’de ait olduğu yere geri dönebilmiş. Sfenksler insan (kadın) başlı, kanatlı ve aslan gövdelidir.

Sfenksli Kapı’nın sfenksleri

Müzede yer alan ve MÖ 3. ve 2. binyıla tarihlenen döküm kalıbı önde gelen eserlerdendir.

Burada bölgedeki diğer müzelerde olduğu gibi Tunç Çağı eserlerinin yanı sıra, izleyen Demir Çağı, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ilişkin son derece değerli yapıtlar yer alıyor.

Müzede etnoğrafik bir öge olarak Hitit dönemi canlandırması da başarıyla gerçekleştirilmiş.

Çeşitli dönemlerden kalma toprak kaplar, metal eserler, çivi yazılı tabletler ve mühürler ilk akla gelen nesnelerdir.

HATTUŞA

Hititler Hattuşa kentini ilçe merkezi Boğazkale’yi gören doğal bir hisar üzerine kurmuşlar. Hattuşa adı bölgenin Hititler öncesindeki halkı olan Hattilerin kente verdiği ad olan Hattuş’tan türemedir.

Hattuşa Çorum il merkezinin 82 kilometre güneybatısındadır.

Hattuşa 1834’te Fransız gezgin Charles Texier tarafından keşfedilmiş. Texier aslında Galatlara ait Tavium kentinin peşindeymiş. Bölgede 10 gün kalan Texier Yazılıkaya kabartmalarının yanı sıra Hattuşa kentindeki buluntuların da çizimlerini yapmış. Texier bulduğu yerin Tavium olmadığının farkına varmakla birlikte yanılgısı sonlanmamış. Bu kez de Medlere ait Pteria kentini bulduğunu zannetmiş.

Sonraki yıllarda (1894) kentte sistemli kazılara başlayan Alman Ernst Chantre kentin Hattuşa olduğunu saptamış. 1907’de sistemli kazıları yine Alman Hugo Winkler ve Theodor Makridi sürdürmüşler. Hititçeyi çözen ise Çek Bedrich Hrozny olmuş.

Hattuşa’da kazılar günümüzde Almanlarca sürdürülmekteymiş. Ancak, Almanya ile yaşanan siyasi kriz nedeniyle bu yıl kazı çalışmaları yapılamamış.

Kente girişte görkemli Hitit surları karşılıyor bizleri. Bu surlar özgün değil. Yakın zamanda Japon tütün endüstrisinin desteğiyle yeniden oluşturulmuş. Her biri 34 kilo ağırlığında 64 bin kerpiç tuğla kullanılmış yapımında.

Gişelerden girdikten sonra dairesel ilerleyen bir gezi yolu yapılmış. Zamanı ve fiziksel durumu uygun olanların yürüyerek kat edebileceği bu yolu araçla gitmek de olası.

img_5980

Hattuşa’dan Boğazkale görünümü

İlk durağımız Aşağı Şehir ve Tapınak 1! Aşağı Şehir, kralın yaşam alanı olan Büyük Kale ile ova düzlüğü arasında yer alıyor. MÖ III. Binyılda Hattiler’in, MÖ II. Binyılda ise Asur Ticaret Kolonileri’nin yerleştiği bölgedir. Bu özelliği gereğince Hattuşa aynı zamanda bir KARUM’dur.

img_5963

Tapınak 1’de su drenaj yolları

aslanli-ku%cc%88vet

Aslanlı küvet

Merkezinde tapınak bulunan Aşağı Şehir dışarıya tümüyle kapalı bir yapıda oluşturulmuştur. Ortadaki tapınağın çevresinde depolar yer alır. Yine ortalarda bulunan taş tekne ve Yeşiltaş bu bölümün önemli yapılarındandır. Taş Tekne’nin işlevi tam olarak bilinememekle birlikte kültsel amaçla kullanıldığı sanılmaktadır. Yeşil Taş da bölgeye ait bir taştan yapılmamıştır. Uzaktan getirildiği düşünülmektedir.

yes%cc%a7i%cc%87ltas%cc%a71

Yeşiltaş

Aşağı Şehir’in giriş kapısının solundaki Aslanlı Küvet de dikkat çekici bir başka nesne olarak boy gösteriyor. Dört köşesindeki aslan figürleri büyük ölçüde hasar görse de 5.5 metre uzunluğundaki yapı varlığını sürdürüyor.

Yolun karşı tarafındaki Yamaç Evi’nin yönetsel işlevli yapı olduğu düşünülüyor.

Yamaç Evi

bronz

Aşağı Şehir’de ve başka pek çok Hitit yerleşiminde taşlara açılmış delikler olduğu görülür. Bu deliklere yerleştirilen bronz saplamalar aracılığıyla taş bloklar bir araya getirilmiştir Hitit yapılarında. İplerle sarmalanmış ve yüzeye dik bronz çubuğun ileri geri hareket ettirilmesiyle açılmıştır bu delikler. 3.5 cm çaplı bu deliklerin saatte 6-8 cm derinliğe ulaşacak hızda açıldığı kestirilmektedir.

Silolar ve Kültsel işlevli havuz

 

Hattuşa’nın yukarısına doğru yol alırken sağımızda üzeri düzenli bir şekilde kesilerek, düzlenmiş izlenimi veren Kızlar Kayası’nı görüyoruz. Hitit krallarının sevk, sefa yeri olduğu bilgisine rastlanıyor çeşitli kaynaklarda. Ovayı ayaklar altına aln manzaralı bir yer olduğuna kuşku yok. Bir de kayalıkta bir zamanlar kız silüeti olduğu ve adını bundan aldığını söyleyenler var.

Kızlar Kayası

Biraz ötede güneybatıya denk düşen konumda Aslanlı Kapı’ya ulaşıyoruz. Güneydeki iki büyük girişten birisidir. Daha çok tekerlekli taşıtların kullandığı bir kapıdır. Buradaki kapılar içeriden kapatılabilirken tahta sürgülerle kilitlenebilmektedir. Sürgü yuvaları bugün de görülebiliyor. Aslan figürleri Yakın Doğu’nun tamamında olduğu gibi Hattuşa’da da koruyucu ve kötülükleri kovucu işlev görür. Yazık ki kapıdaki aslan figürleri ağır biçimde hasarlanmıştır. Şu anda görülenler rekonstrüksiyondur. Ayrıca, bu kapının solundaki kaba duvar işçiliği yapının tam anlamıyla bitirilmeden hizmete açıldığı izlnimi yaratmaktadır.

Aslanlı Kapı

bronz

Boğazkale’de Hitit döneminden kalma bronz saplama

Yukarı Şehir adı üstünde Hattuşa’nın doruğundadır. Sfenksli Kapı’dan girilir. Kralın yaşam alanıdır.

Sfenksli Kapı

Yukarı Şehir’in altında kuzey-güney eksenli uzanan 3 metre yükseklikli insan yapımı yeraltı yolu (POTERN) bulunur. Giriş ve çıkışları Yerkapı olarak da adlandırılır. Her iki giriş de çift kanatlı ahşap kapıyla donatılmıştır. Yaklaşık 71 metre uzunluğundadır. Güney surlarına açılan çıkışı orman manzaralıdır. Hattuşa içine açılanından ise kayalık ve bozkır görünümü serilir gözler önüne. Yukarı Şehir’in güney surları tarafından merdivenle de inilerek tünelin dışa açılan kapısına varılabilir.

yerkapi

Yerkapı (Potern)

Güney surları ve güney surlarından panoramik görünüm

Sfenksli Kapı’da yangın dolayısı ile hasar gören sfenksler 1907’de Almanya’ya götürülmüştür. Bakım, onarım sonrası birisi orada kalmıştır. Geri dönüşü için yapılan girişimlerin sonuç vermesi için 2011 yılı beklenmiştir. Özgün sfenksleri Boğazkale Müzesi’nde görmüştük.

Yukarı Şehir’in güneydoğu köşesindeki Kral Kapısı’ndayız. Öncekilerde olduğu gibi bu kapıda da çifte parabolik yapı vardır. Kapıdaki baltalı ve kılıçlı savaşçı tanrı betimlemesi rekonstrüksiyondur. Özgünü Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndedir. Betimlenen kişinin dişil bir kişilik, bir Amazon olup olmadığı da tartışılmıştır. Burası da tahta kapılarla korunmuş. Kapıların zeminde bıraktığı 3000 yıllık izler dikkatli gözlerden kaçmayacak belirginliktedir. Bu kapının tonozu üzerinde zorlukla da olsa görülebilen bronz bağlantı bölgede varlığını sürdüren 3500 yıllık yapı nesnelerinden birisidir.

img_6007

img_2640

Kral Kapısı

 

Hattuşa turumuzun sonuna yaklaşırken 3500 yıllık olduğu söylenen Hitit çeşmesinde susuzluğumuzu gideriyoruz.

Son durağımız Nişantaş ya da Nişantepe! Luvi Hiyeroglifleriyle bezeli olmasından almış bu adı. Yazıların anlamı bugüne dek çözülememiş. Ancak, yazıların kral II. Şuppililuma tarafından yazdırıldığı bilinmektedir. En üst satırdaki yazıların en iyi okunabildiği zaman aralığı öğle saat 1 sularıymış.

Nişantaş yakınında bir zamanlar yükselmiş olan Büyükkale’ye ait yapı kalıntıları görülebiliyor.

Her hoşa giden eylemin sonuna hızla gelindiği gibi Hitit başkenti Hattuşa turumuz da sonlanmak üzere.

Hititli atalarımıza kurdukları uygarlık için şükranlarımızı sunuyoruz.

Çok iyi biliyoruz ki; bugün bizlerin eriştiği, gelecekte evlatlarımızın ve torunlarımızın erişeceği uygarlık düzeyini atalarımızın kurduğu uygarlıkların sağladığı küçük görünen büyük adımlara borçluyuz.

İyi ki yaşadınız, bizleri onurlandırdınız!

img_6042

Boğazkale ilçe merkezinden bir görünüm

Boğazkale’de Dulkadiroğlu beyliği döneminden kalma konut

HİTİT YURDU II

ALACAHÖYÜK

Boğazkale’den Alacahöyük’e varmak için 35 kilometre doğuya yol alıyoruz. Anayoldan ören yerine ayrılan dar ama düzgün yolda bir kaç kilometre ilerledikten sonra bir başka Hitit başkenti bütün görkemiyle karşımıza çıkıyor. Aynı adı taşıyan köy ören yerinin hemen yanı başında yer alıyor. Daha önceki yıllarda ören yerinin üzerinde kurulmuş olan köy biraz öteye taşınarak ören yeri kazılabilmiş. Ören yerindeki pek çok buluntunun benzerleri zamanında köyün yapı malzemesi olmuş.

img_2436

Alacahöyük köyü

Ören yeri girişinde Hitit Güneş Kursu’yla süslenmiş bir çeşme karşılıyor ziyaretçileri. Çeşmenin üzerinde strese iyi geldiği yazılmış. Böyle bir yerde stresle insanın bir araya gelmesi söz konusu olamayacağı için anlam veremiyoruz bu sözlere. Şapinuva’ya göre daha geniş bir alan kazılarak ziyarete uygun duruma getirilmiş.

img_5718

Ören yerine girişte küçük dostumuz Tulya karşılıyor gelenleri. Tulya adı bize olimpiyatta ülkemizi temsil eden jimnastikçi genç kızımızı çağrıştırıyor. Tulya’nın yaşam kaynağı anlamına geldiğini öğreniyoruz. İlk olarak 1835’te bulunan Alacahöyük’te tam 100 yıl sonra Atatürk’ün isteğiyle kazılara başlanmış. İlk milli kazımızın burada gerçekleştirilmiş olması bir başka önemli not.

img_5719

Atatürk savaşlar yorgunu bir önder olarak kendisini bilmeyen, kendisini sevmeyen ve kendisini saymayan bir toplumla başbaşa olduğunun fazlasıyla farkındaydı. Milletleşme sürecinde tarih bilgisinin önemli rol oynayacağının da! Anadolu tarihine ilgisi tarihe düşkünlüğünün yanı sıra bu nedene de dayanıyor olmalıdır. Bu nedenle Alacahöyük kazılarını başlatma buyruğunu vermiş ve yetinmeyerek kazılara eşlik etme gereği duymuştur. Eski çağ Anadolu halklarıyla bağlantı kurarak milletleşme sürecini hızlandırma ve sağlam temellere dayandırma gereği duymuş olmalıdır. Her geçen gün farklı bir yönünü keşfettiğimiz Atatürk’ü bir de bu açıdan anlamakta yarar olduğu kesindir.

Ören yerindeki 5000 metrekare alana sahip büyük tapınağın varlığı Hititlerde dinin önemini gösterir. Hititlerde kral başkomutan ve başyargıç olduğu gibi başrahip unvanı da taşımaktaydı.

Sfenksli Kapı’dan geçmeden önceki küçük meydanda dekovil vagonları görülüyor. Kazılar sırasında kullanılmışlar ve şimdi onlar da sergi nesnelerine dönüşmüşler. Sfenkslerden birinin iç yüzünde ayakta duran boğa Hititlerdeki fırtına tanrısı kültünü betimlerken, ortostatın geri kalan bölümlerinde tanrıya kurban sunumu canlandırılmış. Bir başka kabartıda ise merdivenden çıkışla göğe yükseliş, yaklaşma tasvir edilmiş. Karşı taraftaki iç yüzde yer alan çift başlı kartal kabartısı yeryüzündeki en eski çift kartal simgesi. Çift başlılık kadın-erkek eşitliğini yansıtırken, pençelerindeki tavşanlar güç göstergesi olarak kendisini göstermekte.

 

Sfenksli Kapı’dan geçer geçmez duvar restorasyonlarında kullanılmış olan demirler ve harç çekiyor dikkatimizi. Biraz daha özenli olmak gerekiyor bu işler yapılırken. Hele bir de 3500 yıl önce benzer duvarlar ören Hititlerin ustalığı akla getirilince gözler önüne serilen olumsuz manzaralar daha bir üzüyor insanı.

img_5755

Örneğine Çorum Müzesi’nde rastladığımız mezarlardan burada çok daha fazla sayıda var. Bu mezarlara gömülen kimselerin statülerine ilişkin bilgiyi birlikte gömüldükleri nesneler aracılığıyla almış oluyoruz. Teşub’u simgeleyen boğa başları, geyik figürleri ve onlara eşlik eden takılar ve başka değerli eşyalar ile güneş kursları çekiyor dikkatimizi.

Hitit mezarları ve ölüye eşlik eden değerli nesneler

Ören yerindeki etkileyici Eski Tunç Çağı mezarlarına potern olarak adlandırılan yeraltı yolları, metal işlikleri, dinlenme alanları, küçüklü, büyüklü tapınaklar ve silolar eşlik ediyor.

Hititler çok tanrılı bir din inancına sahipler. O kadar çok tanrıları var ki; doğallıkla “bintanrılı” olarak niteleniyorlar. Çok tanrının içinde Fırtına ve Güneş tanrıları öne çıkanlar. Gündelik yaşamda gereksinim duydukları tanrı sayısı 70-80 olmakla birlikte fethettikleri ülkelerin tanrılarını da tanrıları arasına katıyorlar. Belli ki, o tanrıların gazabından çekiniyorlar ve kendilerince önlem alıyorlar.

İnsan eliyle yapılmış yeraltı yolları olan Poternler Hitit kentlerinin vazgeçilmez yapıları olmuş. Poternler kentlerin yeraltını boydan boya kat eden ve ulaşımı kolaylaştıran geçitler olarak da tasarlanmış. Savaş durumunda ise kaçış ya da saldırı yolu olarak kullanılmışlar. İçi toprakla doldurulmuş bu yollar bindirme tekniğiyle yapıldıktan ve sıkıştırıldıktan sonra içleri boşaltılarak kullanılır duruma getirilmişler.

Poternler

Alacahöyük ören yerindeki küçük müzede ise kazıda kullanılan gereçler, kazılara ilişkin bilimsel yayınlar, Atatürk’ün kazılara ilgisini belgeleyen görsel ve yazılı belgelerin sergilendiği köşe oluşturulmuş.

img_5819

Müzede insanlık tarihinin belki de ilk sırt çantası sayabileceğimiz yassı matarayla tanışıyoruz.

img_5829

Ankara’nın Sıhhiye Meydanı’nı süsleyen replikasından tanıdığımız geyik heykeli de olanca estetiğiyle selamlıyor müze ziyaretçilerini. Böylesine bir güzellğe savaş açan günümüz vandallarının kulaklarını çınlatıyoruz. 3500 yıllık geçmişi bir yana bırakarak, geçmişi dinselliğe sıkıştıran insanlık düşmanlarının yarattığı karmaşa geliyor aklımıza. Hititli atalarımıza bir özür borcumuz olduğunu anımsıyoruz aramızda dolaşan, nereden geldikleri belirsiz bu tiplerin yaptıklarından ötürü.

Müzede sergilenen nesnelere yansıyan incelik, estetik ve güzellik Hititli atalarımıza olan sevgi ve hayranlığımızı katlamaya yetiyor.

Bugün eriştiğimiz noktada onların da payı olduğunu nasıl göz ardı edebiliriz?

Saygılar, sevgiler, teşekkürler Hititli atalarımıza…

Onlar olmasa, onların özgün ve işlevsel yaratıları olmasa bugüne erişemezdik diye mırıldanmaktan alamıyoruz kendimizi…