BİR KAÇ SAATTE VENEDİK

BİR YÜZEN KENT : VENEDİK
117 adacık, 150 kanal ve 400 köprü! Böyle bir kente Venedik’ten başka ad yakışmazdı. Su ve onun üzerinde yüzen tarihsel korunmuşluk Venedik demek! Bugün pek çoğumuzun uygarlık olarak tanımladığı pek çok nesne ve yapı Venedik’te yasaklı. Gezmek, görmek serbest ama gün batımında terk etmek koşuluyla!

VENEDİK KANALDA GONDOLAR
Trenle gelirseniz Santa Lucia Gar’ında inip yürümek ya da gondol kiralamak zorundasınız! Karayolunun son durağı ise Tronchetto Sonrası vaporetto ile….

VENEDİK TRONCHETTO RIHTIMVENEDİK TREN İSTASYONU
Kısacası Venedik’te uygarlığa yer yok! Venedik’e değer katan da biraz bu yasak!
Venedik, ses benzerliği olan Venuto bölgesinin Adriyatik kıyısındaki paha biçilmez kenti.
Bir lagün üzerine kurulmuş. Bataklık tabanındaki kil tabakasına çatılan ahşap kazıklar üzerine kondurulmuş tüm yapılar. Bu nedenle, Venedik de tıpkı Pisa gibi eğik kuleler diyarı olmuş.

VENEDİKTE ESKİ EĞRİ ÇAN KULESİ
Başlangıçta Bizans’ın bir parçası olan Venedik 9. yüzyılda bağımsız Venedik Cumhuriyeti’ne evrilerek tarih sahnesindeki asıl ününü edinmiş. Şekspir’in ünlü Venedik Taciri eserinin de çağrıştırdığı gibi Venedik ticaretle var olan ve yükselen bir kent devleti.
XIII. yüzyılda İstanbul’un da talan edilmesiyle sonuçlanan 4. Haçlı Seferi’nin önde gelen düzenleyicisi olmuş. Yine aynı yüzyılda Çin’e giderek Kubilay Han’ın huzuruna çıkan tüccar Marko Polo da bir başka ünlü Venedikli.
Bir sonraki yüzyılda, 1348’deki kara ölüm veba salgını da Venedik’te derin izler bırakmış. Vebanın izlerine Venedik’te bugün bile rastlamak olası. Özellikle, hediyelik eşya satıcılarında Mardi Gras maskelerine benzer nesnelere rastlarsınız Venedik’te. Bir de, gaga burunlu maskeli, siyah kostümlü mankenlere! Gaga burunlu olanlar veba döneminde hastalıktan korunma amacıyla kullanılmış. Mardi Gras maskeleri ise veba salgının sonundaki şölenlerden kalma. Şölen geleneği bugün de sürdürülüyor.

P1120211
Rıhtımda Venedik’e ayak basar basmaz kentin en önemli mekânına yöneliyoruz. İtalya’da Vittorio Emmanuel’siz kent yoktur desek abartmış olmayız. Burada da en güzel yerde atının üzerinde II. Vittorio Emmanuel ile selâmlaşıyoruz. Her ne kadar Venedik duvarları “Birlikten Ayrılalım!” yazılarıyla donatılmış olsa da İtalya Birliği’nin mimarı hâlâ saygı görüyor olmalı! Sayısız kanaldan en büyüğü olan Büyük Kanal’ın ağzına doğru yürüyoruz. Aziz Zekeriya Kilisesi çok sayıda kutsal mekândan birisi olarak boy gösteriyor. San Marko Meydanı’na ilerlerken üzerinden geçtiğimiz son köprü İç çekişler Köprüsü (Ponte dei Sospiri). Dükler Sarayı ile Hapishane’yi bağlayan bu köprü adını hapishaneye giden tutukluların Venedik’e son kez bakıp iç çekmesine borçlu. San Marko’nun girişinde sağımızda Dükler Sarayı solumuzda ise Ulusal Kütüphane’yi görüyoruz. Görkemli ve meydanın olmasa olmaz unsuru saat kulesi de unutulmamalı. Meydanın girişindeki Aslanlı San Marko sütunları kapı işlevi görüyor. Meydana adını veren aziz kişilik San Marko’nun naaşı Venedikli tüccarlar tarafından İS 828’de Mısır’dan kaçak olarak getirilmiş. Müslüman gümrükçüleri naaşı domuz yağı bulunan fıçılara saklayarak atlatmışlar.

VENEDİKTE KANAL (3)SAN MARKO ASLANLI SÜTUN
Meydanın günümüzdeki önemli mekânlarını sayarken kafeler unutulmamalı. Goethe, Hemingway, Mark Twain, Thomas Mann ve Marcel Proust gibi pek çok ünlünün Florian’da kahve yudumlamışlığı var. Buradaki kafelerden birinde yapılacak kahve keyfinin pahalıya patlayabileceği akılda tutulmalı! Hele bir de müzik dinletisi eşliğinde olursa!

VENEDİK SAN MARKO KAFE
Meydandaki ilk izlenim Roma dışındaki hemen her türlü etkinin varlığı oluyor. Bizans kökenli soğan kubbeler, Yunan biçemli istavrozlar ve Suriye-Mısır-Filistin mermerleri. Venedik bunca, kültürel alışverişi büyük ölçüde Haçlı Seferleri’ne borçlu. San Marko Meydanı girişteki meydancıktan sonra çok daha geniş ve görkemli. San Marko Katedrali az önce değindiğimiz etkileşimli Venedik imgesini yansıtan bir vitrin görünümünde. Ön cephesindeki fresklerde Osmanlı bile betimlenmiş.
Meydanın üç kenarını çevreleyen revaklara göz atıyoruz. Ellerinde dövizler taşıyan göstericiler ilgimizi çekiyor. Venedik kanalının kruvaziyer trafiğine kapatılması için kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını anlıyoruz.

SAN MARKODA GEMİ KARŞITLARI

Uygarlık deniz yoluyla bile gelmesin diyenler var! Haksız sayılmazlar. Uygarlık bir kez geldiğinde olanları anımsamak yeterli.

SAN MARKODA KATEDRAL (2) SAN MARKODA KATEDRAL FRESKLERİ (3)

SAN MARKO KATEDRAL SAN MARKO MEYDANI
Venedik’e ayrılmış birkaç saatte iki seçeneğimiz var! Gondol sefası ya da Venedik sokakları. İkinci seçeneği benimsemek çok zamanımızı almıyor. Hangi rotayı izlemeli sorusu beliriyor zihinlerimizde! Elimizde bir harita olduğuna göre önce Rialto Köprüsü diyoruz. Sonrasını orada kararlaştırırız. Gezginin doğaçlama davranması gereğini unutmuyoruz. Henüz sabah saatleri olmasına karşın Venedik hızla kalabalıklaşıyor. Venediklilerin bu kalabalıktan hoşnutsuzlukları yüzlerine yansıyor. Bugünkü varlığını ve geçimini konuklara borçlu olan Venedikli’nin bu çelişkili tutumunu açıklamak pek de olası değil.
Rialto Köprüsü’nün payına da epeyce insan düşmüş kalabalıktan. Köprü kendi ününün yanı sıra, yanı başındaki Rialto Pazarı’yla da çekim merkezi olmuş belli ki.

VENEDİK RİALTO KÖPRÜSÜ (3)VENEDİK RİALTODA PAZARYERİ
Zaman darlığı kararsızlık hakkı tanımıyor. Calatrava’ya yol almaya başlıyoruz. Tümüyle doğaçlama bir rota izliyoruz. İstesek de kaybolamayız!
Motorlu taşıttan, dolayısı ile de gürültü, patırtıdan bağışık dar Venedik sokakları yürürken huzur bulmak için bire bir. Kanallar, adacıklar, köprü(cük)lerin biri diğerini izliyor. Yeryüzünde bundan daha keyifli bir yürüyüş rotası var mıdır diye mırıldanmaktan alamıyoruz kendimizi.

VENEDİK DAR SOKAK VENEDİK SAN MARKO ABBARA
Dar sokaklar, kimi zaman abbaralar, hiç umulmadık anda karşımıza çıkıveren meydancıklar ve elbette onlara eşlik eden katedraller, kiliseler, şapeller ve eski yapılar fotoğraflanmayı ve hayranlıkla izlenmeyi fazlasıyla hak ediyorlar.

VENEDİKTE KATEDRAL (2) VENEDİKTE KİLİSE (2)
Dolambaçlı yollardan Büyük Kanal’ın kuzey kıyısına vardığımızda uzunca süredir ilk kez uygarlıkla buluştuğumuzu fark ediyoruz. Eski Venedik’in yerini uygar(!) Venedik’e bıraktığı yerdeyiz. Karşımızda Santa Lucia Tren Garı ve onun da solunda Büyük Kanal üzerindeki 4. ve son köprü Calatrava! Calatrava ünlü İspanyol mimar Santiago Calatrava tasarımı. Milwaukee’deki Calatrava tasarımı müze kadar görkemli bir görüntü vermiyor.

VENEDİK CALATRAVA KÖPRÜSÜ (2) VENEDİK TREN İSTASYONU (2)
Cam-ahşap karışımı Calatrava Köprüsü’nü görünce kaygılarımızın yersiz olduğunu anlıyoruz. Ben buradayım demeyen, ortama uymuş alçakgönüllü görünümü tam da burası için tasarlanmış dedirtecek türden. Abartılı görkem, ortamdaki tarihsel dokuyu ezen bir görüntüye yol açardı. Calatrava (iyi ki) bu hataya düşmemiş!
Kısa zamanda Venedik bu kadar!
Daha fazlasını hak eden bir güzelliğin tadı damağımızda kalıyor!
Hoşça kal Venedik!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s