BELGRAD

MAVİLİ YEŞİLLİ BEYAZ ŞEHİR:

BELGRAD

Küçüle küçüle nüfusu yedi buçuk milyona düşen Sırbistan’ın 1.5 milyondan fazla insan barındıran başkenti Belgrad’a uçuyoruz. Uçağımız Nikola Tesla Havaalanı’na teker koymadan önce bu güzel kenti havadan izleme şansı yakalıyoruz. Kentin özgün ikonları St Sava, Kızılyıldız Stadı, Kale Meydan, Tuna ve Sava, göz alabildiğine uzanan yeşillik bizlere henüz karaya ayak basmamışken görsel şölen sunuyor. Daha iyi bir başlangıç olabilir mi?

İzlenimimiz karaya ayak bastıktan sonra da değişmiyor. Alandan otele geniş bulvarlardan mavi-yeşil cümbüşü eşliğinde yol alıyoruz.

Belgrad beyaz kent demek. Tarihsel kalenin (Kale Meydan) surlarının yapımında kullanılan kireçtaşına borçlu adını. Tuna’yı en önemli kollarından Sava’yla buluşturan Belgrad için beyazdan çok mavi/yeşil sıfatı daha yaraşır görünüyor. Tuna’nın güneyine konuşlanmış olan Yeni Belgrad (Novi Grad) Sava’nın batısında yer alıyor. Yüksek yapılaşma ve modern binalar kentin bu bölgesinde. Buna karşın, rahatsızlık veren bir durum yok gözler önüne serilen manzarada. Geniş bulvarlar, göz alabildiğine uzanan yemyeşil parklar modern yapılaşmayı gölgelemede son derece başarılı. Başka deyişle modern yapılar doğayı değil, doğal ve tarihsel doku modern yapıları baskılıyor.

IMG_0776
Asıl sözü Eski Belgrad’a (Stari Grad) saklıyoruz. Sava’nın doğusundaki eski kent adı üstünde Belgrad’ın tarihsel belleği. 1521’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı topraklarına katılan Belgrad kabaca dört yüzyıl Osmanlı yönetimi altında kalmış. Türk mimarisi taşıyan ayakta kalabilmiş yapıların bir elin parmakları kadar olduğunu söylemeliyiz. Buna inat diller arası alışveriş ve etkileşimin izlerinin silinemediği gözlemleniyor. Kale Meydan, Taş Meydan, Teraziye, Dedinje, Topçider, Karaburma, Çukur Çeşme, Sebil, Delice Çeşme, zapun, maymun, sarma gibi akla ilk gelen örneklere eklenebilecek pek çok Türkçe sözcük bugün de varlığını sürdürüyor eski Osmanlı yurdu Belgrad’da.

IMG_0187P1120887

IMG_0568IMG_0469

Eski kentin yapılarının yanı sıra meydanları, cadde ve sokak adları Sırp ve Balkan tarihinin özeti gibi gösteriyor kendisini. Kral Milan, Kral Aleksandr, Kral Peter, Knez Mihaila, Despot Stefan, Çar Duşan, Kara Corc, Kraliçe Lubiça, Slavia, Republik, Studentski. George Vaşington, Roosvelt, Yuri Gagarin, Paris ve Fransa unutulmamış Belgrad’da.

Belgrad, kentlerin kültürleri ve uygarlıkları yok etme değil de yaşatma mekânı olduğunu kuvvetle düşündüren bir şehir izlenimi bırakıyor ilk bakışta.

Eski Belgrad Tuna’nın kuzeyine Pançevo Köprüsü ile bağlanırken, batıda Sava’yı aşarak yeni kentle bağlantı sağlayan 4 köprü var. En eskisi ve yoğun kullanılanı aynı zamanda yayalara da açık olan Brankov.

IMG_0828IMG_0831

Yaklaşık çeyrek yüzyıl önce çökertilen Yugoslavya’dan Sırbistan’a geçiş hiç de acısız ve kansız olmadı. Sırplarla Boşnaklar, Boşnaklarla Hırvatlar ve Hırvatlarla Sırplar kıyasıya savaştılar! Hepsi Slav olan ama dinsel ya da mezhepsel farkları başarıyla öne çıkartılarak düşmanlaştırılan Yugoslavya sırf bu nedenle çökmekle kalmayıp, kan gölüne dönüştü. Epeyce kan döküldüğünü, acı çekildiğini yaşı uygun olup da anımsamayanımız yok gibidir. Sokakta rastladığımız yaşları eskiyi anımsamaya engel pek çok genç bunun ne kadar farkında diye mırıldanmadan edemiyoruz.

Bunca acı yetmemiş gibi Belgrad XXI. yüzyıla bile savaşla merhaba demek durumunda kalmış. NATO bombardımanı kitlesel olmasa da ölüm ve yaralanmalara yol açmış. Geçtiğimiz bin yılın sonunda yaşanan bu travmanın izlerini kentin göbeğindeki kimi yapılarda sürmek olası. Bir Balkan geleneğine dönüştüğü kolaylıkla söylenebilecek duruma burada da rastlıyoruz. NATO bombardımanı sırasında vurulan Knez Miloş caddesindeki yapılar oldukları gibi korunmuşlar.

P1120860 P1120862

Belgrad yazıya yansıyan güzelliğini ve doğa dostu kent kimliğini biraz da yakın geçmişe borçlu. Tito önderliğindeki Nazi karşıtı direniş ve onu izleyen Yugoslavya deneyiminin Belgrad’a damga vurduğu kesin. Belgrad, planlı kentleşme ve kamu yararından ödünsüzlüğün canlı anıtı gibi duruyor karşımızda.

IMG_0606 IMG_0608 IMG_0609

Kale Meydan Belgrad’ın tarihsel kalesi. Kentin bu en eski yapısında da hiç kuşkusuz Osmanlı izlerinin varlığı görülebiliyor. Kale içindeki Damat Ali Paşa türbesi uzaktan da seçilebilen bir Türk yapısı olarak boy gösteriyor. Kale oldukça iyi durumdaki surları, burçları ve Askeri Müze olarak kullanılan yapılarıyla kentin önde gelen tarihsel mekânı. Kale Meydan yeşilliğin yanı sıra seyir terası işlevi gören burçlarıyla Sava-Tuna kavuşmasına kuş bakışı tanıklık etmek için de son derece iyi bir seçenek. Kale ve içindeki türbenin yanı sıra Uzun Mirkova Caddesi’ndeki Bayraklı Cami ve Şeyh Mustafa türbesi ayakta kalmış az sayıdaki Osmanlı yapıtından diğer ikisi. Bugünkü Öğrenci Meydanı (Studentski Trg)’nın eski bir Osmanlı mezarlığı üzerinde yer aldığını o sırada oralarda bulunan bir Belgradlı’nın kulağımıza fısıldadığını sözlerimize ekleyelim. Osmanlı’nın Kosova Savaşı’yla başlayan süreçte Belgrad ve Sırplar üzerinde izi silinmez travmatik bir etki yarattığını söylemek yanıltıcı olmaz. Ayakta kalan pek az yapı ve kendisi değil ama adı kalan diğerleri bu travmanın önde gelen kanıtları sayılmalı. Bu (kendince haklı) öfkenin bugünün Belgradlılarına yansımadığının altını özellikle çizmekte yarar var.

P1130076 P1130089 P1130090 P1130094 P1130104 P1130106

Kale Meydan’a sırt verip doğuya ilerlediğimizde kendimizi yayalaştırılmış Knez Mihailova Caddesi’nde buluyoruz. Canlı kalabalık kentin kalbinde olduğumuzun göstergesi. Cadde girişindeki tarihsel yapı Belgrad Kütüphane’si. Hemen yakınındaki Etnoğrafya Müzesi ile biraz ilerideki Zepter Sanat Müzesi ziyarete değer yerler. Sağlı sollu sıralanmış kafe ve lokantaları geçtikten sonra biraz ilerideki meydancıktaki Delice Çeşme önemli bir başka tarihsel yapı olarak boy gösteriyor. Knez Mihailova’da dikkat çeken bir başka nokta da kitapçıların çokluğu ve içlerindeki ilgili kalabalıktı.

P1120871IMG_0131

Knez Mihailova, doğuda Teraziye Caddesi ile birleşiyor. Teraziye’nin hemen başında pek çok ünlüye ev sahipliği yapmışlığıyla da tanınmış olan tarihsel Moskova Oteli ben buradayım diyor. XX. yüzyılın başında açılmış olan otel adından da anlaşılacağı gibi dönemin önemli Rus yatırımlarından birisi olmuş. Alfred Hitchcock, Jean Paul Sartre, Rebecca West, Ivo Andriç, Nicola Pasiç, Robert de Niro otel konuklarından yalnızca bir kaçı.

IMG_0352

Teraziye daha sonra Kral Milan Caddesi adını alarak Slavya Meydanı’na doğru görkemli bir şekilde uzanmayı sürdürüyor. Belediye’nin yanı başındaki küçük parkta Drina Köprüsü’nün yazarı Nobelli İvo Andriç’le hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmuyoruz.

IMG_0746

Slavya Meydanı’ndan Oslobodenya Caddesi’ne sapıp uzaklardan da bütün görkemiyle kendisini gösteren St Sava’nın yolunu tutuyoruz. Kent olarak Belgrad ve ülke olarak da Sırbistan azınlıklar bir yana bırakıldığında ezici üstünlükle Ortodoks. St Sava da Ortodoks mezhebinin kentteki (belki de ülkedeki) en önemli mekânı. Sırp Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu olmanın yanı sıra Ortraçağ Sırbistanı’nın önemli kişiliği olan St Sava’nın adı bu kutsal yapıda ölümsüzleştirilmiş. Bakım ve onarım çalışmalarına karşın ziyarete açık.

P1120951 P1120961

Yürüme uzaklığının ötesindeki Yugoslavya Tarihi Müzesi’ne Türkiye’de artık tarihte kalmış olan troleybüsle erişiyoruz. Geçmişe özlem duygularımız harekete geçiyor. Sürücülerin yaklaşım ve inceliğinin unutulacak gibi olmadığını belirtelim. Girişte Tito zamanında onun yakınında bulunduğu anlaşılan emekli bir subay tarafından karşılanıyoruz. Tito’yu anlatan kitabını satma girişimine karşılık vererek sevindiriyoruz bu sadık Titoseveri.

41DLrv8CvGL._SY344_BO1,204,203,200_IMG_0675 IMG_0686

Dedinje bölgesindeki müze bileşkesinde üç yapı var. İlki Yugoslavya tarihine ilişkin nesneler içeriyor. Daha çok gazete kesikleri ve basılı diğer gereçlerden oluşan bu bölümün çok da çekici olduğunu söyleyemeyiz.

İç tarafta yer alan birisi Tito’ya verilen armağanların sergilendiği diğeri de Tito’nun mozolesinin bulunduğu ve Çiçekler Evi olarak da adlandırılan diğer iki müze çok daha etkileyici ve görkemli. Titoseverler için çıkıştaki anı ürünleri ve başka çeşitli nesnelere ilgi göstermemek olmazdı.

Belgrad’a gelmişken ziyaret edilmesi mutlaka gerekli olan bir başka yer Nikola Tesla Müzesi. Bugünkü Hırvatistan sınırları içinde dünyaya gelen Tesla ilk gençlik yıllarını izleyerek yaşamının önemli bölümünü hem eğitim hem de çalışma amaçlı olarak Viyana, Budapeşte, Prag, Paris ve ABD’de geçirmiş. Kendisini Sırp Ortodoks olarak tanımlayan Tesla’nın bu yaklaşımına Sırplar da onu sahiplenerek karşılık vermişler. Tesla Müzesi bu sahiplenişin görkemli anıtı. Eski bir yapı bu amaçla düzenlenmiş. Buluşlarından örnekler rehberli müze turu ile yakından tanıtılırken, ziyaretçilerin de katılımıyla gerçekleştirilen etkileşimli gösteriler pek çok bilginin belleklere kazınmasını sağlıyor. Sayıları 250’yi aşan patentli buluşuyla Nikola Tesla’nın başka birçok dahi gibi sıradan, sıkıntılı ve bir köşede unutulmuş bir yaşam sürmüş olması ironik bir durum. Bugün yaşamımızın sıradanları arasına girmiş olan pek çok buluş ve kolaylığı Nikola Tesla’ya borçlu olduğumuzu anımsadığımızda iyi ki onun adını taşıyan müzeye gelmişiz diyoruz.

IMG_0229 IMG_0230

IMG_0300 IMG_0301 IMG_0312

Su ve ağaç kenti Belgrad’ı bir de Tuna ve Sava’dan seyretme fırsatını kaçırmamak gerek. Sava ve Tuna’daki tekne gezisi güzellikleri farklı bir açıdan görmek için iyi bir seçenek. Büyük Savaş Adası çevresindeki turumuz, Zemun önlerinden yeniden girilen Sava’daki köprü altı geçişleriyle tamamlanıyor.

IMG_0805 IMG_0812 IMG_0817 IMG_0822 IMG_0839

Otele dönüşte Prenses Lubiça Konağı ve Aziz Mihail Katedrali’ne göz atmadan geçmiyoruz. Katedralin yan sokağındaki ”?” lokantasının öyküsü ilginç. XVIII. yüzyıldaki işletmecisi lokantaya Katedral Sokağı ile başlayan bir ad vermiş. Din adamlarının böyle bir adın kullanılamayacağı uyarısıyla telaşa düşen işletmeci bir düşüneyim diyerek soru işareti koymuş lokantanın adı yerine. Ad arayışını bırakıp “?” işaretini işyerinin adı olarak kullanır olmuş. Belgrad’da Türk zevkine uygun yemek bulamamak gibi bir sorun yok. Hatta, onlar Sırp kahvesi deseler de yemeğin sonunda Türk kahveniz bile hazır.

IMG_0467 IMG_0470 IMG_0473

Belgrad’a üç gün fazla diye düşünüp başka kentlere yönelmeyi tasarlamışken sonunda Belgrad’ı bitiremediğimizi fark ettiğimizde artık çok geçti.

Yeni Belgrad’ın kuzey batısında Tuna kıyısındaki Zemun’a bir kaç saat ayrılmalıydı. Tarihi taş devrine dayanan Zemun günümüzde Belgrad’ın bir ilçesi. Gardoş tepesinden doyumsuz bir Belgrad ve Tuna manzarası sunan Arnavut kaldırımı yolları, görkemli katedralleri Tuna kıyısındaki yeşil alanlarıyla hayranlık uyandırıcı. Tepedeki Janos Hunyadi (Sibinjanin Janko) Kulesi’ni görüntüleyip yokuş aşağı köy yolundan düze inerken ıssızlık ürpertmedi desek yalan olur. Nikolayevska Kilisesi ve Kutsal Bakire Meryem Kilisesi’ne göz attıktan bir kaç yüz metre sonra içine düştüğümüz insan seli şaşırtıcıydı.

IMG_0406 IMG_0410 IMG_0411 IMG_0423 IMG_0432

Belgrad akşamını Skadarlija’da otantik ortamı Sırp mutfağıyla birleştiren bir lokantada geçirmeye niyetleniyoruz. Üç Şapka ya da İki Geyik veya bir başkası Sırp mutfağı örnekleriyle tanışmak için oldukça çekici görünüyorlar. Bir de öğüt! Belgrad’da porsiyonlar oldukça büyük! Bu nedenle, iki kişiye bir porsiyonla başlayıp, duruma göre ek istekte bulunma seçeneğini aklınızdan çıkartmayın.

BELGRAD” için bir yorum

  1. Teşekkürler, Belgrad’ı gezmiş gibi oldum. 1990’da Yugoslavya’dan transit geçip Londra’ya giderken iki güne yakın bir süre geçirmistim. Barış içinde mutlu insanların yaşadığı bir ülke havası vermişti bana Yugoslavya. Hiç akıla gelmezdi ki bir yıla kalmadan iç savaş çıksın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s