IHLAMURLAR ALTINDA BERLİN

IHLAMURLAR ALTINDA BERLİN
Müzeler Adası’yla vedalaştıktan sonra doğrultunuzu batıya verip de Schlossbrücke’yi (Saray Köprüsü) geçtikten sonra Liebknecht Caddesi’nden Ihlamurlar Altında Bulvarı’na adım atmış olursunuz. Berlin’in müzeleri Müzeler Adası’yla sınırlı değil elbette.
Adını sağlı sollu ıhlamur ağaçlarından alan bu geniş bulvara girişte solda yer alan Veliaht Sarayı (Kronprinzenpalais) XVII. Yüzyılda yapılmış. Adına uygun şekilde kraliyet ailesince kullanılan sarayın adı komünist dönemde Ihlamurlar Altında Sarayı olarak değiştirilmiş. Birleşmenin yolunu açan 31 Ağustos 1990 Antlaşması burada imzalanmış.
Sağda ise eski Cephanelik (Zeughaus) yer almakta. Barok biçemli bu yapı 1706’da yapılmış. Günümüzde Alman Tarihi Müzesi olarak düzenlenmiş. Yakın ve uzak Alman tarihine ilişkin sayısız nesne ve belge zaman ayırıp ziyaret edebilecekleri bekliyor. Alınlığında Roma Bilgelik Tanrıçası figürünün yer aldığını ekleyelim.

IMG_2395 IMG_2397 IMG_2398
Biraz ilerlediğinizde sağınızda Humboldt Üniversitesi’nin görkemli yapısıyla karşılaşırsınız. Humboldt kardeşlerin heykelleri selamlar bu görkemli yapıya yüzünü dönenleri. Aleksander ve Wilhelm von Humboldt kardeşler tanınmış Berlinlilerdendir. Özellikle Aleksander (1769-1859) coğrafyacılığı, gezginliği ve doğa bilimleri konusundaki yetkinliğiyle tanınır.

P1140792 P1140791
Tam da burada yolun karşı tarafına geçme zamanıdır. Operanın yanından Babel Meydanı’na adım atmış olursunuz. Şimdilerde Humboldt Üniversitesi yerleşkesinin bir parçası olan Eski Saray’ın üzerindeki “Nutrimentum Spiritus” yazısı gözünüzden kaçmasın. (Bilgi) Ruhun Gıdasıdır! Yeri gelmişken meydana adını veren August Bebel’i de tanıyalım. Liebknecht ile birlikte Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin kurucusudur. Yanlış anlaşılmasın! Bildiğimiz sosyal demokratlardan değildir! Özgün sosyal demokratlardandır.

IMG_2403 IMG_2406
Özenli olmazsanız meydanın ortasında yer alan kare biçimli cam kapağı gözden kaçırabilirsiniz. Derinliğinde ise boş kitaplık rafları yer alır. Yakın Alman tarihinde yaşanmış bir utancın Micha Ulman tarafından tasarlanmış anıtına selam vermeden geçmeyin. Nazi iktidarı az zamanda yol almada son derece hünerli olmuş. 10 Mayıs 1933’te anıtın bulunduğu yerde aralarında Thomas ve Heinrich Mann, Robert Musil ve Lion Feuchtwanger’in bulunduğu sayısız yazarın binlerce kitabı yakılmıştır. Şair Heinrich Heine’nin bu olaydan çok önce 1820’deki “Kitapların yakıldığı yerde insanlar da yakılır!” sözünün habercisidir burada yaşananlar.

IMG_2411 IMG_2411
Bebel Meydanı’ndan ayrılmadan önce XVIII. yüzyılda Katolik Katedrali olarak yapılmış olan St Hedwigs Katedrali çekecektir dikkatinizi. Roma’daki Panteon benzeri işleviyle öne çıkan katedralde piskopos lahitlerinin yanı sıra bir Madonna tasviri ve Pieta da yer alır.

IMG_2412 IMG_2413
Biraz daha güneye yönelip Gendarmen Markt’a uzanıvermekte yarar var. XVII. Yüzyılda Pazar Meydanı olarak düzenlenen mekân adını bir zamanlar burada konuşlanmış olan jandarma alayının ahırlarına borçlu. Komünist dönemde Akademi adıyla anılan meydan birleşme sonrası özgün adına yeniden kavuşmuş.

IMG_2150 IMG_2157 IMG_2161 IMG_2162 IMG_2175 P1140598
Kuzey ve güneydeki iki katedralin arasında Konser Salonu yer alıyor. Onun da önünde ünlü şair, tarihçi ve oyun yazarı Friederich Schiller’in (1759-1805) heykeli selamlıyor gezginleri. Konser salonu Neo Klasik mimariye örnektir. Tasarımı Berlin’in en ünlü mimarlarından Karl Friederich Schinkel’e aittir.

IMG_2187
İki katedralden kuzeydeki Fransız Katedrali olarak XVII. yüzyıl başında yapılmıştır. Nantes Fermanı’nın geçersiz sayılması sonrasında Fransa’dan kovulan Huguenot toplulukları Berlin’e kabul edilmesi sonrası yaptırılmıştır. Bu olay dönemin Berlin’ine egemen olan hoşgörüyü yansıtmasının yanı sıra aynı dönemde Fransa’daki Huguenot topluluklarının başına gelenleri göstermesi bakımından da anlamlıdır. Huguenot göçüyle o dönemde kentteki Fransız nüfusunun % 25’lere eriştiği söylenir. Huguenot topluluklarının Berlin’in kültür ve ticaret yaşamına olumlu katkıları göz ardı edilemez.
Güneydeki Alman Katedrali’nin girişindeki bir yazı dikkatinizi çekecektir.

IMG_2188
“Wege, Irrwege, Umwege” (Yollar, Yanlış Yollar, Dolambaçlı Yollar) Bu sözlerle Alman Demokrasisi’ne ilişkin bir sergi tanıtılmış olur. İlgilenenlerin ziyaretine açıktır.
Meydanın batı tarafındaki Friederichstadt Pasajları alışveriş tutkunları için seçenekler sunar.
Ihlamurlar Altı’na dönüp batı yönüne yürüyüşü sürdürürken bulvarın ortasındaki atlı Büyük Frederik heykeliyle selamlaşmayı unutmamak gerekir! Çağımızın selamlaşma aracı fotoğraftır!
Brandenburg Kapısı da tepesindeki Kuadriga’yla birlikte bütün görkemiyle kendini göstermeye başlamıştır.
Solda Rusya Büyükelçiliği’ni geride bıraktıktan sonra aynı sıradaki Adlon Oteli Brandenburg Kapısı’nın doğu girişindeki Paris Meydanı’na egemen konumdadır. Otel Adlon ünlülerin konakladığı otel olarak bilinmesinin yanı sıra Alman tarihinin önemli kişilikleri olan Karl Liebknecht ve Rosa Luksemburg başta olmak üzere komünistlere işkence yapılmasıyla da tanınır. Yakın Alman tarihinin önemli bir dönüm noktasıdır Alman komünistlerinin 1919’da uğradığı yenilgi. Spartakistler olarak da bilinen Alman komünistleri Weimar Cumhuriyeti öncesinde Kiel, Münih ve Berlin’de yönetime egemen olup yerel Sovyet yapılanmaları oluşturmuşlardır. Lenin’in de ilgiyle izlediği bu yapılanmalar uzun ömürlü olamamışlardır. İnsan bu noktada Hitler’in iktidarına giden yolun taşlarının döşendiğini anımsamadan edemiyor. Spartakistler başarıya erişse 2. Dünya Savaşı yaşanır mıydı? Altmış milyonu aşkın can yitirilir miydi? Bitmiş savaşı bitiren atom bombası vahşetiyle karşılaşılır mıydı?

IMG_2417
Brandenburg Kapısı Berlin’in hiç kuşkusuz en önemli simgelerinden birisi. 1795’te, Atina Akropol’ünün girişinden esinlenerek yapılmış. Mimar Carl Gothard Langhans’ın imzasını taşıyor. Tepesindeki Kuadriga ise mimar Schadow tasarımıdır. Kuadriga, Napolyon’un 1806 yılındaki işgali sonrasında Paris’e götürülmüş ve ancak 1814’te geriye dönebilmiştir.
Dor biçemli sütunların üzerinde yükselen alınlıkta Yunan mitolojisinden çeşitli sahneler frizlerle betimlenmiştir. Bu görkemli yapı bölünmüş Berlin döneminde doğuda kalmıştır. Brandenburg Kapısı Alman İmparatorluğu dönemindeki askeri geçit törenlerinden, Hitler döneminin kutlama törenlerine ve son olarak birleşmeye giden yolun ilk kutlamalarına varıncaya kadar pek çok tarihsel olayın cansız tanığı olmuştur.

IMG_2420 IMG_2424
Kapının batısına ilerlediğinizde Berlin Duvarı’nı simgeleyen iki sıra kaldırım taşıyla rastlaşırsınız. Böylelikle, 17 Haziran Caddesi’ne de adım atmışsınızdır. Bu cadde 17 Haziran 1953’te Doğu Almanya’da çıkan işçi ayaklanması sonucu yaşamını yitirenlerin anısını yaşatır. Bu görkemli bulvar Tiergarten boyunca devam eder. Tiergarten’in Hayvanat Bahçesi’yle birlikte Berlin’in en büyük yeşil alanı olduğunu eklemekte yarar var. Her ikisinin toplam yüzölçümünün New York’taki Central Park’ı aştığını anımsatalım.

IMG_2429 IMG_2433
Brandenburg’dan sağa yöneldiğinizde kısa bir yürüyüşle Reichstag’a varırsınız. Alman Parlamentosu anlamına da gelen bu sözcük yakın Alman tarihinde çok daha fazlasını ifade eder. 27 Şubat 1933’teki Reichstag Yangını henüz iktidara gelmiş olan Hitler’in gücünü ve konumunu sağlamlaştırma fırsatı yaratmıştır. Her ne kadar yangını çıkartan kişi olarak komünist Marinus Van der Lubbe yargılanmış ve hüküm giymiş olsa da; bu olayın gerçekte bir tertip olduğu kuşkuları bugün de giderilebilmiş değildir. Reichstag Yangını sonrasındaki gelişmelere ve konumlanmalara bakılırsa bu kundaklamanın Hitler güdümlü olma olasılığı ağır basmaktadır.

IMG_2427 IMG_2443 IMG_2445 IMG_2447
1884-1894 yılları arasında Neo Rönesans biçemiyle yapılan Reichstag’ın 1871’de sağlanan Alman birliğinin simgesi olması amaçlanmış. Alınlığa 1916’da “Dem Deutschen Volke” (Alman Halkına) yazısı eklenmiş.
Yangın sonrası Nazilerce onarılmayan yapı 2. Dünya Savaşı’nda daha da hasarlanmış. Birleşme sonrasında yeniden başkent olan Berlin’le birlikte Reichstag da önceki işlevine kavuşmuş.
Son olarak Sir Norman Foster tasarımı cam kubbeyle donatılmış. İsteyenler cam kubbenin üzerine çıkarak hem içeriye hem de doyumsuz manzarasıyla Berlin’i seyredebilirler.
Reichstag önünde şekilsiz siyah taşlardan oluşan anıtın Nasyonal Sostyalistlerce öldürülen Reichstag üyelerine adandığını anlıyoruz.

IMG_2446
Berlin’in batısına doğru ilerleyişimizi bir başka yazıya bırakıyoruz.

Yayınlayan

cumhuriyetciyorum

Cumhuriyet savunucusu bir yurttaş...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s