BOSTON SOKAKLARINDA

Bir kenti ve o kente sinmiş kültürü tanımanın önemli ve vazgeçilmez yolunun sokaklara vurmak olduğunu düşünürüz. Bu nedenle özellikle sınırlı süreli gezilerde müze ve benzeri kapalı mekânlar yerine seçimimiz sokaklar olur. Bu seçimi gerçekleştirmek bakımından oldukça şanslıydık. Hava çoğunlukla bulutlu ama pek az yağmurluydu. Bulutlardan oluşan şemsiyeyle gezmek işimizi kolaylaştırdı.
Otelimiz merkez konumlu olduğu için dışarıya adım attığımız andan başlayarak kenti yaşamaya başlamak gibi bir ayrıcalığımız vardı.
Otelimizin yakınında olduğu için Maparyum ziyareti sonrasında yakındaki gösterişsiz ve hatta tabelası olmayan Bodega’yı fotoğrafladık. Bodega bildiğiniz bakkal dükkânı.

BODEGA : Tabelası bile olmayan bakkal dükkânı

İlginçliği Boston gibi büyük bir kentte varlığını sürdürmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’de bile bakkalların büyük kentlerde neredeyse silindiğini ancak ilçe ve köylerde var tutunabildiklerini düşündüğümüzde Boston’un orta yerindeki Bodega’nın ayrıcalığı daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Yine otel yakınında kırmızı tuğladan yapılma ikiz görünümlü yapılardan birisinin itfaiye diğeri de mimarlar birliğince kullanılmakta olduğunu gördük. Yıkalım da yerine gökdelen dikelim diyen akıl mı eksiktir? Yoksa, bunu aklından geçirenler vardır da onlara fırsat mı verilmemiştir? Bilemedik!

BOSTON MİMARİ OKULU

Otelimizin hemen arkasında yer alan Prudential Center içinde alışveriş merkezi de olan bir gökdelen. Onu benzerlerinden ayıran en üst katındaki seyir terası. İsteyen parası karşılığında buraya çıkıp Boston’u yüksekten izleme zevkini tadabiliyor. Biz bu seçeneği değerlendirmek yerine sokaklara daha fazla zaman harcamayı yeğledik.


Otelimizi Halk Bahçesi ve Boston Common’a bağlayan biri diğerine koşut caddelerden başlıyoruz Boston’u tanımaya. İlki Boylston! Doğuya doğru yürürken karşımıza çıkan Copley metro istasyonundan 7 gün sınırsız toplu ulaşım olanağı veren kart ediniyoruz. Böylelikle her seferinde bilet alma telaşından kurtulurken, tutum da sağlamayı hesap ediyoruz. Boston, metrosu, bağlantılı otobüs hatları, tramvayı ve bunlarla bütünleşmiş deniz ulaşımı olanakları ile gerçek anlamda kitle taşımacılığı yapılan bir kent. Metro haritası bu konuda yeterli bilgi verecektir. Boston’daki metronun ABD’nin ilk metrosu olduğunu ve XIX. yüzyılın sonuna varılmadan hizmete girdiğini not edelim.


Yürümeyi sürdürdüğümüzde Boston Halk Kütüphanesi ve onun hemen karşısındaki Eski Güney Kilise bütün görkemleriyle karşımızdalar. Halk Kütüphanesi ABD’nin bu türden ilk yapısı. Kütüphane 1848’de kurulmuş. Bugünkü binası ise 1895’te hizmete girmiş. Önündeki geniş meydandan yolun karşısına geçerek aldığımız kareler yapının görkemini artırdı gibi geldi bize. Gelmişken içeriye de adım atıp dışarıdaki görkemin içeride de eksik olmadığını gözlemlemiş olduk. Girişteki heykeller, özlü sözler ve insanlık tarihini etkilemiş kişiliklerin adları bilgi mabedindeyiz dedirtecek etkileyicilikteydi.

Karşı köşede ise Covenant Kilisesi ile yan yana yükselen Eski Güney Kilise Kuzey İtalya Gotik mimarisinin seçkin bir örneği olarak selâmlıyor tarih ve kültür tutkunlarını. Kilise cemaatinin varlığı 1669’a dayansa da inşaatın tamamlanması 1850’yi bulmuş. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın pek çok aşamasında önemli etkisi ve rolü olmuş.


Halk Kütüphanesi’nin karşısındaki bir başka önemli yapı Trinity Kilisesi. Copley Meydanı’nı tamamlayan üçüncü önemli yapı. Onarımda olduğu için örtülerle donatılmış olması görkemini baskılamaktaydı biz fotoğrafladığımızda. Fotoğraflara çok yansımasa da Amerikan Mimarlar Birliği’nin ülkenin en önemli 10 yapısından birisi saydığı tarihsel bir varlık Trinity Kilisesi. İnşaatı XIX. yüzyıl sonlarında tamamlanarak kullanıma açılmış. Yanı başında yer alan John Hancock Kulesi eskiyle yeninin buluşması görüntüsü veriyor.


Public Garden’a vardığımız noktada Arlington Kilisesi’ni görüyoruz.


Boylston Caddesi’nden Arlington Caddesi yoluyla ilk sola dönüşümüzde Newbury’de buluyoruz kendimizi. Burası tarihsel yapılardan çok kentin alışveriş merkezi olma özelliğinde. Çok katlı olmayan eski yapılar çoğunlukla mağazalara ve aralarına serpiştirilmiş yeme içme yerlerine dönüştürülmüş. Alışverişten hoşlananlar için cennete eşdeğer bir yer olduğu kesin Newbury Caddesi’nin. Burada ilgimizi çeken yapı American Genealogy Society (Amerikan Soyağacı Derneği) binası oldu. Konuya ilişkin belgeliğinin son derece varsıl olduğu yazılı kaynaklarda. Özellikle, öjenik konulu çalışmalarda da adı çokça geçen bir kurum.


Newbury’i hızla kat edip Massachusets Bulvarı’na varıyoruz. Sağa dönüp ilk sağ caddeye girdiğimizde kendimizi Commonwealth Avenue’de buluyoruz. Bulvar tanımına dört dörtlük uyan bir yerdeyiz. İki tarafı ağaçlıklı ama ortası da neredeyse iki yanındaki caddeler genişliğinde ağaçlarla bezeli sık aralıklarla yerleştirilmiş heykellerle donatılmış bulvar insanın içini açan, dinginlik duygusunu güçlendiren bir ferahlık sunuyor.
Ortada yer alan ağaçlıklı ve bol heykelli bölümde yürüyenlere, oturup dinlenenlere ve günlük koşanlara rastlanıyor. Belli ki, rant ve para hırsı bu güzellikten vazgeçilmesine yetmemiş, yetememiş Boston’da. Tam da burada ülkemiz büyük kentlerini getiriyoruz gözlerimizin önüne! Bu denli geniş bulvar düzenlemeleri tarihte kaldı yazık ki! Vazgeçtik böylesi geniş ve iç ferahlatan kent mekânlarından! Doğal afette toplanacak yer yokluğunu konuşur durumdayız.

 

Commonwealth Türkçe’ye “Ortak Gönenç” olarak çevirilebilir. İngiliz Uluslar Topluluğu’nu çağrıştırsa da Boston ve yer aldığı eyalet Massachusets için de geçerliliği olan yerel bir niteleme olarak sıkça kulağımıza çalınıyor Commonwealth. Bu bulvarda ve Boston’un halkın kullanımına açık kamusal alanlarında başıboş sokak hayvanlarına rastlamanız olanak dışı. Buna karşılık sokakta sahiplerince gezdirilenlerden anlaşıldığınca neredeyse her evde bir hayvan besleniyor. Başıboş sokak hayvanlarının yokluğu parklarda ve ağaçların bulunduğu hemen her yerde sincapların varlığına fırsat vermiş oluyor.


Kafamızda ülkemizle ilgili düşünceler yoğunlaşırken bir kez daha Halk Parkı ve Boston Common’a erişmiş olduk. Boston’un orta yerindeki akciğerlerinin tadını çıkartmak için her iki parkı kat ettik.


Public Garden’a girişte Boston’un mottosu da sayılan özlü sözleri okuduktan sonra George Washington’un atlı bronz heykelini selâmladık. Onun biraz solunda ilk Boston yazımıza konu olan Eter Anıtı’nı bir kez daha fotoğraflayıp, tıp biliminin gelişmesine önemli katkılar verenleri saygıyla andık.

 

Zamanımızı biraz da Beacon Hill bölgesinde geçirmeye karar verdik. Beacon Hill altın kaplı kubbesiyle kentin önemli yapılarından olan Hükümet Konağı’nın yanı sıra Siyahi Miras Yolu’nu da içeren adı üstünde bir tepe. Özgürlük Yolu kadar uzun ve kapsamlı olmasa da Beacon Hill bölgesini gezme fırsatı sunması bakımından bu yolu yürümek istiyoruz. Boston, Amerikan Devrim tarihinde önemli yere sahip diye yazmıştık önceki yazılarımızda. Eşzamanlı olarak siyahların köleliğinin sonlandırılması çabalarıyla da ünlenmiş. Beacon Hill hem bu çabalara hem de Boston’daki siyahi topluluğa mekân olmuş.

Boston_African-American_Heritage_Trail
Hükümet Konağı yanındaki Joy Caddesi’nden başlayan tur Eski Boston olarak adlandırabileceğimiz bölgede dar caddeleri kesen çok daha dar sokaklarda sürdü ve sonlandı. Bölgeye hiçbir şekilde çok katlı bina yaptırılmasına izin verilmemiş. Dar sokakların her iki yanında sıralanan eski evler eşsiz fotoğraf karelerinin oluşması için deklanşöre basmamızın yeterli olacağı denli hoş bir ortam sundu bizlere yürüyüş boyunca. Zaman darlığı nedeniyle ziyaret edemesek de Afro Amerikan Tarihi Müzesi, Nichols Müzeevi, Harrison Gray Otis Evi ve Eski Batı Kilisesi bölgenin önemli yapıları olarak belleklerimizde yer etti.

 

ABD’nin diğer büyük bütün kentleri gibi Boston’da da bir Çin Mahallesi var. Üstelik merkeze yürüme uzaklığında. Her ne kadar San Fransisko ve New York’taki eşdeğerleri ölçüsünde büyük ve görkemli değilse de; pagodadan adım attığınız andan başlayarak kendinizi Çin’de buluyorsunuz. Başta lokantaları olmak üzere hemen her şey var burada. Deyim yerindeyse küçük ölçekli bir Çin Boston’un merkezine iliştirilmiş gibi.

 

Boston bir eğitim ve kültür kenti olarak diğer Amerikan kentlerinde yok olmaya yüz tutan kitabevlerinin yaşam bulmayı sürdürebildiği bir kent. Başta üniversiteler olmak üzere diğer zincir kitabevlerinin hatırı sayılır kitapseverin ilgisini çekiyor oluşu elbette sevindirici bir durum. Belki bizler biraz eski kafalı ve tutucu olabiliriz. Ama, kâğıdın ve mürekkebin kokusuyla, sayfaların hışırtısı başka şeylere değişilmez diye geçiriyoruz içimizden.


Kent sokaklarından artırabildiğimiz birkaç saati Charles Irmağı kıyısındaki Esplanade’de geçirdik. Çok da iyi geldi. Yeşille mavinin içi içe geçtiği Esplanade’de hamak kurup aylaklık edenlerin yanı sıra ırmakta kürek çekip kano sporu yapanlara rastladık. Hatta, yasak olduğu halde gizliden gizliye balık tutan ürkek bakışlılar da gözümüzden kaçmadı.

Yayınlayan

cumhuriyetciyorum

Cumhuriyet savunucusu bir yurttaş...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s