SIRADIŞI ŞİKAGO II

Şikago’nun sıradışı yerlerine yönelmeyi sürdürüyorum. Bu da çevreye gitmeyi gerektiriyor. Neyse ki metro ağı bunun için biçilmiş kaftan.

Şikago metrosu küçük bir alanda “subway” niteliğinde. Daha çok “elway” tanımına uygun. Şikagodaki metronun yaygın yöresel adı : El. Kısaltmayı seven Amerikalılar “elevated” sözcüğünün “El”iyle yetinmeyi seçmişler. Kentin orta yerinden başlayarak Şikago metro hatları hemen her yönde “yükseltilmiş yolda” ilerliyor. Göze hoş gözükmese de harcamayı geometrik şekilde azaltması olası bir tasarım olduğu kuşkusuz.

Şikago’da yaşayan 3 milyon dolayındaki insanın etnik dağılımına ilişkin sayısal veriler siyah-beyaz oranının neredeyse eşit olduğunu gösteriyor. Yolda yürürken ya da kitle taşıma araçlarıyla yolculuk yaparken bu duruma kolayca tanıklık edilebiliyor.

Bu durumu gözlemleyebilmek için kentin çok da dışına gitmeye gerek yok. Metroya binmek ve bunun için de yeraltına inmek ya da yukarı çıkmak yeterli.

Şikago’yu keşfim sırasında metrodan başka taşıt kullanmadım. Özellikle, yeşil hatla güneye giderken merkezden uzaklaştıkça siyah yolcuların sayısının belirgin şekilde arttığını gördüm. Garfield istasyonunda inmeden önce trendeki tek beyazın kendim olduğunu fark ettim. Birazcık ürpersem de güvenlik sorunu yaşamadım. Günbatımı sonrasında aynı durum söz konusu olmayabilirdi.

Dünyanın kimilerine göre birincil gücü ABD’nin yaldızlarının buralardaki gözlemlerimle yerle bir olduğunu saptamakta yarar var.

Şu anda tüm ABD nüfusunun % 15’ten fazlasının besin yardımı aldığını, evsiz sayısının milyonlarla nicelendiğini bildiğimizde Amerikan üstünlüğü olarak gözlerimizin önüne serilen madalyonun ters yüzü görülmüş oluyor.

Kırklı, ellili yaşlarını sürmekte olan Afrika kökenli Amerikalıların yoksul, yoksun ve doğal olarak da sağlıksız görünümleri bu insanların yazgılarının 400 yıldır çok da değişmemiş olduğunun canlı göstergesi gibiydi.

Şişmanlık önde gelen sorun. Beslenmek için değil de doymak için yemenin doğal sonucu. Oturduğu yerden kalkmakta zorluk çeken sayısız insana rastlamak şaşırtıcı olduğu kadar yürek parçalayıcıydı.

ŞİKAGO ÜNİVERSİTESİ

Garfield istasyonunda trenden inip de doğuya, Michigan gölüne doğru yürüyünce kendimi Şikago Üniversitesi yerleşkesinde buldum. Soluklanmak için girdiğim kahvecide tıp fakültesi öğrencileri, hekimler ve sağlık çalışanlarıyla geçirilen kısa süre hiç de yabancı olmadığım bir ortamdı.

Bizdeki üniversite yerleşkelerinin tersine ABD’de buralara halkın erişimine açık. Ne kimlik kontrolü ne de turnike gibi güvenlik aygıtı yok. Aslına bakılırsa giriş kapısı bile yok yerleşkenin. Kentin herhangi bir semtinde gibi duyumsuyorsunuz kendinizi.

Az önce özetlemeye çalıştığım gözlemlerin üzerine Du Sable Afro-Amerikan Tarihi Müzesi’ni gezmek çok iyi gidebilirdi. Zaman kısıtı olmasaydı…

Yerleşke içinde rastladığınız insan yontuları çoğunlukla üniversiteye bağış yapmış hayırseverlere ait.

Onlardan bir diğeri adına bugünlerde iyice alıştığımız Rockefeller. Öyle ki, onun adına bir kilise yapılmış burada.

Yerleşkedeki Nükleer Enerji temalı anıt 1942’de burada nükleer fizikçi Enriko Fermi tarafından başarılan denetimli nükleer salınım deneyi anısına dikilmiş. Bundan 3 yıl sonra ise bitmiş savaşı bitiren, daha doğrusu nükleeri insanlar üzerinde deneyen denetimsiz nükleer patlamayla Hiroşima ve Nagazaki ağlatıları yaşanmış.

Yerleşkede başkaca modern sanat yapıtları da eksik değil.

Geleneksel ve eski mimariyle modern mimari bir arada! Birinin varlığı diğerinin yokluğunu gerektirmiyor.

Bilimin ağırlık taşıdığı bu alanda ünlü İsveçli taksonom Carl von Linné heykeline rastlamak elbette şaşırtıcı değil.

Bir üniversite yerleşkesi için sayıları azımsanmayacak kadar çok olan dinsel yapılar dikkat çekiyor. Buradaki üniversitelerin bilimsel başarımına bakılırsa bu yapıların fazlalığı önem taşımıyor. Kendi sınırlarını bildikleri ve bu sınırı aşmamaya özen gösterdikleri anlaşılıyor.

Afro-Amerikalıların buraya ayak bastıklarından beri değişmeyen yazgısıyla bir kez daha baş başa kalmak için metro istasyonuna doğru yürüyorum.

OAKPARK :

FRANK LLOYD WRIGHT VE ERNEST HEMINGWAY TARİHSEL BÖLGESİ

Bu kez yeşil metro hattının batı ucuna doğru yolculuk yapıyorum. Son durak olan Harlem’den bir önceki olan Oakpark’ta inince kendimi Oakpark’ın neredeyse orta yerinde buluyorum. Şikago’daki karmaşadan iz yok burada. Sessiz ve dingin! Yine de motorlu taşıt trafiği eksik değil.

Hemingway hiç kuşkusuz dünya yazının önemli adı. Şikago’nun batısında yer alan Oakpark doğumlu. Bu ayrıntının “doğum yeri” olma ötesinde bir önemi yok. Zaten, Hemingway’in kendisince de önemsenmiyor.

Yine de semt ona sahip çıkıyor. Hemingway’in adını taşıyan bir kütüphane ve doğduğu ev adıyla imlenmiş.

Hemingway Kütüphanesi
Hemingway Evi

Semtin meydanındaki anıta göz atıyorum. Birinci Dünya Savaşı’na katılan Amerikalılar anısına dikilmiş olduğunu anlıyorum. İkincisi tamam da birincisindeki Amerikalı varlığı bizlerin tanışık olduğu bir durum değil. Elbette gerçekdışı demek istemiyorum bu durum için. Anıtın bulunduğu Scoville Parkı’nın 1913’te tasarlandığı bilgisini alınca darısı başımıza diyesim geliyor.

Frank Lloyd Wright’ın kült yapıtı New York’taki Guggenheim Müzesi
Birinci Dünya Savaşı’na katılmış Amerikalılar Anıtı

Biraz ileride Hemingway’in adıyla Yazı Han oteli konaklama hizmeti veriyor. Biraz ileride ünlü yazarın doğduğu evi görüyoruz. Kapalı olduğu için içeri giremiyoruz.

Yalnız ABD’de değil dünyada derin iz bırakan mimar Frank Lloyd Wright’la sürdürüyoruz Oakpark turumuzu. Wright’ın iç dünyasında önemli yer tutan Ünitaryan (Teslis’e karşı olan Hıristiyanlık anlayışı) inancına ait Ünity Kilisesi kiliseye çok da benzemeyen mimarisiyle boy gösteriyor.

Batıya doğru yürüyüp güneye dönünce Frank Lloyd Wright bölgesine gelmiş oluyoruz.

Özel yaşamındaki çalkantıya Taliesin’deki evinde çıkan 3 yangın başka bir boyut katmış. İlk yangında ikinci eşi Mamah ve kızını yitirmiş.

Kimine göre aldatan eş, kimine göre çılgın, bir başkasına göre düzenbaz olan mimar Frank Lloyd Wright’ın özellikle Şikago’da ama ABD’nin bütününde derin iz bırakmış bir mimari dehası olduğu konusunda hemen herkes düşünce birliği içindedir.

Wright’ın buradaki evi ve stüdyosu günümüzde müze olarak işlev görüyor. İlgilisi için rehberli turla düzenleniyor.

Bölgede biri diğerinden ilginç pek çok özgün mimarili evi de yan yana görmek olanağı var.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s