BUCA

8 Şubat 2020’de İzmir Araştırmaları Derneği’nce düzenlenmiş ve rehberliği Enriko Filipucci tarafından yapılmış Buca gezisi notlarıdır. İzmir Araştırmaları Derneği’ne Başkan Yaşar Ürük aracılığıyla teşekkürlerimizle…

İnsanın kendi kentinde gezgin olması hep tasarladığı ama pek az kez yaşama geçirebildiği bir eylem. Bunu başardığımız için mutluyuz. Kırk yıldır İzmir’de yaşadığımız halde Buca’ya birkaç ya gitmişizdir ya da gitmemişizdir. Buca’nın bir yerlerine bıraksalar yolumuzu bulmakta zorlanabilirdik. Buca bizlere umduğumuzdan fazlasını sundu. Uzaklara ilgimize biraz gem vurup yanı başımızdaki güzelliklere ve değerlere yüz çevirme zamanı diyerek buyurun Buca’ya!

İzmir metropolünün güneydoğusunda konuşlu ve nüfusu 600 bini aşmış olan Buca ilin en büyük ilçesi olma unvanına sahip. 1950’lerdeki nüfusunun 15 binlerde olduğu düşünülürse Buca’daki nüfus patlamasının boyutları daha iyi anlaşılacaktır.

Latinlerin İstanbul’u ele geçirmesi sonrasında İznik’e sığınan Bizans’ın o dönemdeki imparatoru İoyanis’in 1235’te Kral Yolu üzerindeki Kohi’den söz ettiğine rastlanmış belgelerde. Kohi daha sonra Gonia, Bugia ve Buca’ya dönüştüğü kabul gören bir eğilimdir. Bizans döneminde bölgede geniş toprakları bulunan Vuzaz adlı toprak varsılının adının Buca’ya evrildiğini savlayanlar da vardır. Coğrafik olarak çukurda kalan Buca’nın İtalyancada çukur anlamına gelmesi de göz önüne alınması gereken bir başka olasılıktır.

Buca adına ilk kez Fransız kaynaklarında rastlanmış. 1688 depremiyle yıkıma uğrayan Fransız konsolosluğu bu tarihte Buca’ya taşınınca kayıtlara geçmiş.

Buca kışları ılıman ve yazları da görece serin iklimiyle İzmir’in varsıl Levantlarının yazlama yeri olmuş. Bugün de varlığını sürdüren Levant köşkleri bir döneme tanıklık etmişler. Bir şekilde kullanımda olup yaşamlarını sürdürenler olduğu gibi kullanım dışı kalıp yok olmaya gün sayanlar üzücü görüntüler oluşturmaktalar. Eski adı olan Paradiso’ya yaraşır şekilde bağları, bahçeleri ve varsıl su kaynaklarıyla yaşanmaya değer bir yer olmuş hemen her dönemde Buca.

KIZILÇULLU

Buca ilçe sınırlarına girer girmez duraklıyoruz. Bir çift su kemeri karşılıyor Buca’ya girişte bizleri. Kızılçullu su kemerleri özellikle Romalıların uzmanlık alanında olan su taşıma yapıları. Buradakiler de Roma’dan kalma. Başka yapılarda olduğu gibi su kemeri yapımındaki Roma becerisi bunca yıldır ayakta kalan su kemerleriyle anıtlaşmış. Roma dönemine kadar yapılamamış olan su kemerleri, izleyen dönemlerde başka uygarlıklarca da yapılmış ve kullanılmış. Kızılçullu adının Timur İzmir’e geldiğinde burada kurdurduğu çadırların kızıl renginden geldiği savlanıyor. Örneğin, biraz ilerideki Vezirsuyu Kemerleri Osmanlı döneminden kalma. İzmir’e başkaca eserler de kazandırdığı bilinen Girit fatihi Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış. Kızılçullu adının Timur İzmir’e geldiğinde burada kurdurduğu çadırların kızıl renginden geldiği savlanıyor.

Kızılçullu Roma Su Kemerleri

Bölgenin bir diğer önemli yapısı günümüzde NATO kullanımında olan Amerikan Koleji. Cumhuriyet’le birlikte varlığı sonlanan bu okulun yerinde bu kez özgün Türk tasarımı olan Kızılçullu Köy Enstitüsü öğretime başlamış. Köy Enstitülerinin kapatılması sonrası NATO kullanımı süreci başlamış. Bölgenin adındaki kızıl sözcüğü bile siyasi eğilim göstergesi sayılmış. Bu yapının tarihinde bile ülkenin siyasi çalkantılarının ve kararsızlıklarının izini sürmek olası. Askersel bir yapı olduğu için yapının içine girmek olanaksız.

Anadolu’nun karanlıktan kurtulmasına omuz veren Kızılçullu Köy Enstitüsü
Kızılçullu NATO Karargâhı

Bulunduğumuz yer çevreye oldukça egemen olmakla birlikte Buca tarafında beton denizinden başka bir şey çarpmıyor gözümüze. Kadifekale tüm görkemiyle gözlerimizin önünde.

Beton Buca

Birkaç yüz metre uzakta bir yapı kalıntısı çarpıyor gözümüze. Propethis Elias Ortodoks Kilisesi! Harabeye dönüşmüş. 1922’de Anadolu’dan ayrılan Ortodokslardan sonra cemaatsiz kalmış. İnsanların kendisine el vermesini bekliyor.

Atatürk maskı ve hemen önünde Elias Kilisesi. Atatürk maskı alanında dünya 10.su

ŞİRİNYER

Bir sonraki durağımız Şirinyer tren istasyonu. Şimdilerde yeraltına alınan istasyon günümüzde varlığını sürdüren 2 İngiliz tipi taş yapıyla ayakta kalmayı sürdürüyor. Yapımına 1856’da başlanan Punta-Aydın demiryolu üzerinde o zamandan bu yana hizmet vermeyi sürdürmüş. Yakın geçmişe dek demiryolu bulunan yer yaya yolu olmuş.

Buca’nın gündelik yaşamında önemli yeri tutan Şirinyer Hipodromu’na uğramadan geçmiyoruz. Yarış günü olmadığı için ıssız ve sessiz. Kum ve çim pistleri bir gün sonraki yarışlar için atları ve binicilerini bekliyor. Beton denizinin ortasında kalmış bir adaya da benzetiyoruz burayı. Buca’ya hayat veren Levantenler at yarışı kültürünü de taşımışlar buraya. İngiliz etkisi göz ardı edilmemeli. Osmanlı padişahları Abdülmecit ve Abdülaziz de bu sosyal ve sportif etkinliğe ilgi göstermişler. Hatta, Levantenlerin yanı sıra Türklerin de katılmasını arzulamışlar.

FORBES KÖŞKÜ

Bir sonraki durağımız Forbes Köşkü. Adını taşıdığı aile tarafından 1908’de yapılan köşk hemen bir yıl sonra yangına yenik düşmüş. Birkaç yıl sonra yeniden yapılmış. Bugüne kadar ayakta kalan yapı bir yanıyla kaleye benzerken diğer yanındaki İyonik sütun başlı girişiyle eklektik bir yapı izlenimi veriyor. Belli ki geniş parasal olanakları olan ilk sahipleri biraz ondan biraz bundan olsun diyerek parasal güçlerini ve egemenliklerini dışavurmak istemişler. Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi yerleşkesi içindeki tepede konuşlu Forbes Köşkü’nün bakımsızlığı ve terk edilmişliği yürek burkuyor. Bir an önce bakım ve onarımdan geçirilip bir şekilde toplum kullanımına sunulması yapının sağkalımı için kaçınılmaz gereklilik.

Tanrı benim kılavuzum yazılmış girişe

BUCA SOKAKLARINDA

Kendimizi biraz da Buca yollarına vuralım diyerek sokakları aşındırmaya başlıyoruz. Cumbalı iki katlı Rum evleri Buca’ya XIX. Yüzyılın son çeyreğinde gelen Rumların yapı kültürünü yansıtıyor. Levantenlerin İzmir’de ve bölgede artan ticari ve madencilik etkinlikleri ilçede işgücü gereksinimine yol açınca Ege adalarından Rumlar Buca’ya gelerek yerleşmeye başlamış. Böylece kendileriyle birlikte her türlü kültürü de buraya taşımışlar.

İlerleyen yıllarda göç almayı sürdüren Buca bu kez mübadele ile gelen Yunanistan Türklerinin yanı sıra Balkanların diğer bölgelerinden gelen Türklerin sığınağı olmuş. Selanik, Bosna ve Vodina gibi işyeri adları Balkanlardan Türk göçünü bugün de belleklerimizde taze tutuyor.

Eski Buca sokaklarını ve evlerini görüntüleyerek ilerliyoruz.

Vaftizci Yahya D.O.M. Kilisesi 1840’ta yapılmış. 1954, 2004 ve 2018’de epeyce esaslı bakım onarım görmüş. Buca’da yaşayan yoksul Hıristiyanlar tarafından imeceyle yapıldığı için oldukça alçakgönüllü bir iç ve dış görünüme sahip. Bu durum gür sesli orgunun görkemli olmasına engel olmamış. İçeride “Canlı İnsan Tanrı’nın Zaferidir” yazısı ilişiyor gözümüze. Ayrıca kilisenin bakım ve onarımına katkı verenlerin adlarının yazıtlarla ölümsüzleştirilmesi unutulmamış.

1838 yapımı Manoli Oteli’nin önünden geçerek sürdürüyoruz yürüyüşümüzü. Buca’nın en eski oteliymiş. İlk sahipleri olan Rum çift 1922’de Buca’dan ayrılmış.

KASAPLAR MEYDANI

Kasaplar Meydanı Buca’nın önemli yerlerinden birisi. Adını burada kümelenmiş kasaplardan almış. Daha önce Buca’ya göç kaynaklarından birisi olarak mübadillerden söz etmiştik. Mübadiller buraya göçmeden önce iç kesimlerdeki yükseltilerde yaşadıkları için hayvancılık birincil işleri olmuş. Bu uğraşı Buca’da da sürdürmüşler. Meydanda sıralanan kasaplar onların buraya taşıdıkları kültürün yansıması.

Meydanda geçmişteki eczacılık anlayışını ve görüntüsünü koruyan bir eczaneye uğradıktan sonra Buca tarihinde önemli yeri olan Hollanda kökenli De Jongh ailesinin köşküne uğruyoruz. Yaşamları çetelerce acıklı biçimde sonlandırılan karı koca De Jongh ailenin geri kalanı Hollanda’ya dönse de sonsuz uykularını Buca’da sürdürüyorlar. Günümüzde de ayakta kalan De Jongh köşkü yanına yapılan eklentilerle birlikte SGK tarafından kullanılıyor.

Eczane

Günün ikinci yarısındaki ilk durağımız Kasaplar Meydanı’nda konuşlu İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Mübadele Anı Evi. Bakım ve onarımdan geçirilerek yaşaması sağlanan yapı 116 yaşında. Bağışlarla edinilen nesne ve belgeler bir yandan Mübadele olgusunun anlaşılmasını sağlarken diğer yandan da anıları canlı tutmaya katkıda bulunmuş.

PROTESTAN VAFTİZ KİLİSESİ

Buca Protestan Vaftiz Kilisesi alçakgönüllü iç ve dış yapısından çok bahçesindeki sıradışı mezar taşlarıyla dikkati çekiyor. 1838 yapımı kilise 1961’de Buca Belediyesi’ne devredilince kültür merkezine dönüştürülmüş. 2001’de yeniden kilise olarak düzenlenmiş. Vitrayları Alsancak’taki Anglikan Kilisesi’ne taşınan yapının kubbesindeki sekizgen sonsuzluğu simgeliyor. Duvarlarda Eski Ahit’in ilk tümcesi İbranice, Yeni Ahit’in ilk tümcesi Yunanca olarak yer alırken Türkçe dinsel sözlere de bolca yer verilmiş.

Bahçesinde çoğu ortadan kaybolsa da hatırı sayılır sayıda mezar görülüyor bu kilisenin. Buca tarihine önemli katkıları olan Forbes’ın ve Reese’in mezarları da burada.

Ünlü İngiliz ozan Lord Byron’un (1788-1824) 1810’da İzmir’e geldiğini ve geçirdiği 36 günün çoğunda Buca’da yaşadığını öğreniyoruz. Abidos Gelini yapıtını burada yazdığı bilinir. Türk karşıtlığıyla da tanınan Lord Byron Yunan isyanı sırasında Türklere karşı savaşma amacına erişemeden yaşamını yitirmiş.

Lord Byron’un kızı Ada’nın bilgisayar biliminin kurucularından birisi olarak bilindiğini ekleyelim.

Eski Buca köşklerinin bir şekilde ayakta kalanları kadar zamana yenik düşenleri de var. Bugünkü Dokuzçeşmeler’de bir zamanlar var olmuş Dr Aliberti Köşkü onlardan biri. Buca tarihine geçen kişiliklerden birisi olan Dr Aliberti haftanın bir gününde yoksullara ücretsiz hizmet vermiş. yetmemiş! Yazdığı reçete bedelini de karşılamış çoğu yoksulun. Kapalı bir yaşam süren Yaylacı köyüne kimseler giremezken Dr Aliberti orada bile el üstünde tutulmuş.

Hasan Ağa bahçesinin kuzeyindeki köşkün yerinde bugün Dokuz Eylül Üniversitesi yerleşkesi bulunmakta

Buca sokaklarında rastladığımız bir başka kilise Buca Ortodoks Kilisesi oldu. Kafeslenerek gelen geçenlerin korunması amaçlanmış. Üzülmekten başka şey gelmedi elimizden.

Ortodoks Kilisesi

GÜNÜN SONUNDA…

Buca’nın yeşil ve su kaynağı olduğunu yazının başında söylemiştik. Günümüzde Hasan Ağa Parkı olmasa Buca’nın böyle bir geçmişi olduğuna inanmak neredeyse olanaksız. Kültürpark’ın üçte biri genişliğinde bir yeşil alandan söz ediyoruz. Levanten Aliotti ailesinin bahçeyi 1926’da satılığa çıkartması sonrasında Ödemiş ileri gelenlerinden Sarıgöllü Hasan Ağa tarafından satın alınmış. Özel mülk olsa da halka açık tutulmuş. Hatta, Hasan Ağa’nın hasta kızının eğlenmesi için parka zürafa ve benzeri ilginç hayvanlar getirttiği de biliniyor.

Dumlupınar Camisi özelde Buca’yı ve genelde Türkiye’yi etkisi altına alan yapılaşma kültürsüzlüğünü ve kuralsızlığını gözler önüne seren bir yapıt olarak boy gösteriyor. Böylesi bir yozlaşmadan kutsal mekânın da payına bir şeyler düşmesi düşündürücü.

Günün sonunu güne başladığımız gibi bir tren istasyonunda getiriyoruz. Buca tren istasyonu tarihe tanıklığın bedelini ilgisizlikle ödüyor gibi. Evsizlerin ve berduşların mesken tuttuğu istasyon yapısının hemen önünde ateş yakılmış olduğunu görüyoruz. Küle dönmemesini dileyerek Muradiye Camisi’ne ilerliyoruz.

Yıllara tanık Buca tren istasyonu öksüz-yetim gibi

Hemen sağımızdaki Rees köşküne de selâm vermeyi unutmuyoruz. Demir parmaklıkların ardındaki köşk şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi’nce kullanılmakta. Yakından görme isteğimiz üniversite yönetimince uygun görülmediği için uzaktan el sallamakla yetiniyoruz Buca tarihine damga vuran bir bu Levanten mekânına.

Muradiye Camisi kiliseden camiye dönüştürülen değil ama kilisenin yerine yapılan bir cami. 1950’de yapılmış. Yerine yapıldığı Müjdeci Yahya Kilisesi’nin yapım tarihi ise 1797. Önceki yapıdan geriye kalan tek iz ise caminin bahçe kapısı üzerinde bir zamanlar yer almış olan haçlara ilişkin izler.

Son durak Baltacı Köşkü. Buca’nın en eski yapılarından biridir. Osman Hamdi Bey’le de dostluğu bulunan Demostanis Baltacı tarafından yaptırılmıştır. Padişah Abdülaziz 1863 İzmir ziyaretinde burada kalmıştır.

Günümüzde Kız İmam Hatip Lisesi olarak kullanılmaktadır. Karşısındaki havuzdaki Afrodit heykeli giriş kapısı izdüşümünde yer alır.

İmitasyon Afrodit

Daha fazla görsel için :

https://drive.google.com/drive/u/1/folders/11WrAsq-ga9keqpGDSn1BpqYMO6jP9Twn

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s