FETİH

İstanbul’un fethi 567. Yıldönümünde coşkuyla kutlandı. Bir çağı kapatıp bir başkasını açan;  daha da önemlisi Avrupa-Asya kesişimindeki bir kentin Türkleşmesi anlamına gelen bu olayın önemi konusunda kimsenin kuşkusu olmasa gerektir.

Fatih’in askersel dehası herkesçe bilinir. Ama, bir o kadar önemli olan diğer özelliği akılcı ve bilimci yanıdır. Bu özelliğiyle ters orantılı olarak günümüzde Fatih’i sahiplenenlerin onun yanından bile geçemeyecek kültürel ve entelektüel yoksullukları da tarihe not düşülmelidir.

Bugün İstanbul’un fethi kutlanırken Milli Mücadele’yi ve elbette o eşsiz mücadelenin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün unutulmasından öte görmezden gelinmesi ibretliktir. Atatürk olmasa bugün İstanbul’un fethinin 567. Yıldönümü yerine İstanbul’un emperyalistlerin eline geçişinin 102. Yıldönümü birilerince kutlanıyor olabilirdi.

Tarih bir bakıma ayrıntılarla bezeli bir dağarcıktır!

Tarihi bilenlerin bu ayrıntıların yaratıcıları olduğunu teslim etmekte yarar var!

Örneğin, Osmanlı’ya Mondros Antlaşması’nın imzalatıldığı zırhlının adının Agamemnon olması sıradan bir rastlantı olabilir mi?

Tıpkı bunun gibi Milli Mücadele’nin sonunda Atatürk’ün “Hektor’un öcünü aldım!” sözleri gibi. Atatürk’ün bu sözleri Fatih’ten ödünç aldığı yaygın kanıdır.

İstanbul Boğazı’na düşman zırhlılarının geldiği gün 13 Kasım 1918’dir.

8 Şubat 1919 ise İstanbul’un işgalinin törenselleştirildiği gündür!

8 Şubat 1919’da Mareşal rütbeli Fransız general Franchet d’Esperey bugünkü adı İstiklâl Caddesi olan Caddei Kebir’de at üstünde boy göstermiştir. Roma imparatoru çağrışımının yanı sıra Fatih’in İstanbul’a at üstünde girmiş olmasına gönderme ve hatta öykünme söz konusudur. Bu iç karartıcı manzara dönemin önde gelen yazarlarından Süleyman Nazif’e “Kara Bir Gün” yazısını yazdırtmıştır.

Bu nedenle 29 Mayıs 1453’ü kutlamak söz konusu olunca, 8 Şubat 1919 ve 6 Ekim 1922 göz ardı edilmemelidir. Özellikle de İstanbul’un fethi üzerinden Osmanlıcılık damarları kabaranlar için olsun bu anımsatma!

Bugünkü fetih izlencesine Ayasofya’da “Fetih Suresi” okuma etkinliğinin eklenmiş olması hiç kuşkusuz önemli ve tartışmalı bir durum yaratmıştır.

Kişisel düşüncemdir!

İstanbul’un fethini kutlamak için Aya Sofya doğru bir mekân değildir. İstanbul’un fethini kutlamakla kabuklanmış yaraları kaşımak farklı şeylerdir.

Yunan ordusu İzmir’de denize dökülmüşken Mustafa Kemal Atatürk’ün ayağının altına serilen Yunan bayrağını çiğnemekten kaçınma erdemi göstermiş olması kutlama yapmanın başkalarının onurunu ve gururunu kırmayı gerektirmediğini anlatması bakımından ders niteliğindedir.

İstanbul’un fethinden kutlamaları kendi egemenlik alanında gövde gösterisi yapmanın ötesinde ders çıkartılmalı.

Örneğin, Fatih’in Doğu’da Ali Kuşçu’ya, Batı’dan İtalyan ressam Bellini’ye ilgisi üzerinden Doğu ve Batı erdemleri sentezi iyice anlaşılmalı!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s