AŞILAMA ÜZERİNE

Aşılarla ilgili hiç gereği olmayan tartışmaların bir şekilde bitmesi umuduyla sürecin bir başka önemli yanına bakmakta yarar var!

Covid 19’la ilgili bilmediklerimizin bildiklerimizden fazla olmayı sürdürdüğü bugünlerde bildiklerimiz üzerinden bir anımsatma yapalım!

Covid 19 geçirenlerin ikinci kez hastalığa yakalanabilecekleri salgının ilk günlerinde de dile getirilmişti. Geldiğimiz noktada sayıları artan bu türden olgular hastalık karşısındaki işimizin hiç de kolay olmadığını ortaya koymuştur. Hastalığa karşı insanda gelişen antikorların bir görüşe göre 3 ay bir diğerine göreyse 6 ay sonra ortadan kaybolduğu ileri sürülmektedir. Dolayısı ile hastalığı geçirmiş olmak önlemleri bir yana bırakma hakkı tanımamaktadır.

Güncel gelişme hiç kuşkusuz aşıdır. Şu an için aşı hastalıkla baş etmede biricik tutunacak dalımızdır.

Aşının sağlayacağı bağışıklığın ne kadar süreceği de bugünlerde konuşulur olmuştur!

Aşıya erişim önemli zorluk olarak varlığını sürdürüyor! Küresel ölçekli aşı isteminin tavan yapması üreticileri bu isteme yanıt vermede zorluyor. Her zaman olduğu gibi cüzdanı şişkin vicdanı ve insafı ise tersine yok olmaya yüz tutmuş yayılmacı ülkeler gereksinimlerinin ötesinde aşı edinme çabası içindeler. Hatta, edinmiş durumdalar. Bu tutum bir açgözlülüğün ürünü olabilir. Ama, aşının hastalığa karşı sağlayacağı bağışıklığın süresiyle ilgili kuşku ve kaygılar da bu davranışın altında yatan önemli bir diğer nedendir.

Aşıların sağlayacağı bağışıklığın süresinin 6 ayla sınırlı olma olasılığı göz ardı edilmemelidir.

Aşıya erişip, onu edinmekle işin bitmeyeceği kolaylıkla öngörülebilir.

Aşıyı gerekliliğe uygun şekilde taşımak ve bireylerle buluşturmak da bir şekilde Türkiye’nin başarabileceği bir iştir.

Bu bilgiler ışığında odaklanılması gereken nokta aşamalı aşılamanın olası olumsuzluklar olmalıdır.

Örneğin, toplumun bir bölümünün aşılanması sonrasında diğer bölümün aşılanması için geçebilecek uzun süre ilk gruptaki bağışıklığın ortadan kalkması ile bu ilk grubun yeniden hastalık taşıyıcısı/kaynağı (rezervuar) olması söz konusu olabilecektir.

Bu nedenle aşılanması tasarlanan birey sayısının 2 katı kadar aşının edinilmesi sonrasında hızlı bir aşılamayla az önceki sakıncanın ortadan kaldırılabilmesi olası olabilecektir.

Ben ille de Alman, Amerikan ya da İngiliz aşısı olurum. Çin aşısını istemem türünden yaklaşımlara da bu ortamda yer yoktur.

Türkiye’nin bir yandan aşı edinimine odaklanırken diğer yandan da kısa zaman aralığı içinde hedef kitleyi aşılama düzenlemesini gündemine alması gerekir. Geçmişte aşılama başarıları olan ülkemizde bu bağlamda insan kaynağının olduğu söylenebilir. Hatta, bu olağan dışı koşullarda geçmişteki aşılama başarısını ortaya koyanlar göreve çağırılarak onlardan yararlanılması göz ardı edilmemelidir.

Diğer yandan, büyük ölçüde aşıya güvensizlik ve sayıları çok olmasa da “aşı reddi” olgularının görülebileceği akıldan çıkartılmamalıdır.

Aşıya güvensiz kitlenin sayıca küçültülmesi bilimin sesini ortama egemen kılarak olası olabilir.

Her şeye karşın “aşı reddi” tutumu alabilecekler için de devletin aşılamayı zorunlu kılmak gibi bir seçeneği yürürlüğe koymayı akıl etmesi gerekir.

Edinilmiş aşıların güvenlik testlerinden geçirilmesi gereklilik olduğuna göre Türkiye’de aşılamaya 2021 yılı başından önce başlanamaz. Bu arada geçecek sürede çığ gibi artan ölümlerin önüne geçme gereği de tüm yakıcılığıyla kendisini göstermeyi sürdürmektedir. Bu nedenle de en az 14 günlük tam kapatma seçeneği ülkemizi yönetenlerin gündemine gelmelidir.

Covid 19’a karşı geliştirilen aşılar aşı tarihçesine göz atıldığında en kısa sürede bulunmuş aşılar olarak tarihe geçmiştir. Bu eşsiz başarının aşıyı eşitlikçi, adaletli ve akılcı şekilde dağıtma ve uygulama gibi önemli diğer başarılarla taçlandırılması gereği gün gibi ortadadır.

Covid 19 küresel salgınına kendi hatalarıyla tutulan insanlığın hiç olmazsa aşılama sürecinde iyi bir sınav vermesi dileğiyle…

Daha önceki bir yazımda en iyi aşının elimizdeki aşı olduğuna vurgu yapmıştım. Bu bağlamdaki eksiğimi tamamlamak isterim! En iyi aşı kendi ürettiğiniz aşıdır gerçekte! Bu durumu saptayınca Türkiye’yi aşı üreticisi olmaktan çıkartıp aşı tüketicisi yaparak Refik Saydam Enstitüsü’nü kapatanların kulaklarını çınlatmayı unutmamak gerekir. Şu günlerde yaşadıklarımız aşının ne denli stratejik ürün olduğunu öğrenmemizi de sağlamış olmalıdır. Olağanüstü durumlarda ve koşullarda aşının parasıyla da elde edilemediği yaşanarak deneyimlenmiştir.

Dr Refik saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü : Cumhuriyet’i kuranların toplumcu sağlık anlayışının anıtı!

Ceyhun Balcı, 11.12.2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s