YUGOSLAVYA

YUGOSLAVYA

yugo

Güney Slavları ülkesi demek! Yirmi yılı aşkın zamandır adı var kendisi yok! Her ne kadar Yugoslavya’nın varlığı XX. yüzyıl başlarına dayansa da; tarihten silinen Yugoslavya II. Dünya Savaşı’nın ve o savaşta Yugoslav Partizan direnişinin karizmatik önderi Tito’nun eseri. Tito köken olarak Hırvat olmakla birlikte ödünsüz bir Yugoslav! Yerinde yeller esse de, eski Yugoslavya cumhuriyeti devletçiklerinde bugün de kendisini Yugoslav olarak tanımlayanlar eksik değil!

Tito’nun 1980’deki ölümü Yugoslavya için sonun başlangıcı olmuştu. İzleyen yıllarda Yugoslavya’nın yönetimi için federal devletlerin dönüşümlü önderliği iyi bir yol olarak görülmüştü. Her cumhuriyetten birisi sırayla başkanlık yapacağı için sen-ben kavgası olmaz ve Yugoslavya varlığını sürdürür diye düşünülmüş olmalıydı.

Sosyalist blokun dağılmasıyla birlikte kendisini gösteren tek kutuplu saldırgan haydutluk ortamında Yugoslavya oldukça büyük bir lokmaydı. Böl-parçala-yut-sindir yöntemi devreye sokuldu. Almanya birleşirken, Yugoslavya dağı(tı)lıyordu. O günlerde komünizmi dize getirmiş olmanın sarhoşluğu içindeki dünyada kimselerin aklına biri birleşirken diğeri neden bölünüyor sorusu gelmiyordu! Bu soruların Türkiye’de de akla getirilmediğini anımsıyoruz. Oysa, bir bakıma, çanlar Türkiye için de çalmaktaydı.

Yugoslavya tam bir deney laboratuvarı işlevi gördü o dönemde! Etnik farklılığı olmayan bir ulusun dinle, o da olmazsa mezheplerle nasıl yıkıma uğratılabileceği sayısız can kaybı ve oluk oluk akıtılan kan pahasına tüm dünyaya gösterildi!

Yugoslavya, yıkılışına en çok üzüldüğüm ülkelerden birisi olmuştu. İşte, o Yugoslavya’nın çekirdek ülkesi olan Sırbistan’ı gördükten sonra bu yazıyı yazmak kaçınılmaz oldu!

Yugoslavya’nın Sırbistan dışındaki cumhuriyetlerinde eski Yugoslavya’ya ilişkin pek az iz görmek olasıyken, Sırbistan’da ve başkent Belgrad’da Yugoslavya izleri varlığını sürdürüyor.

Yeni Belgrad’da Tuna kıyısındaki Yugoslavya Sarayı kullanılmamakta olsa da yapı olarak dimdik ayakta! Yine o dolaylardaki Otel Yugoslavya adıyla, sanıyla selamlıyor Yugoslavya özlemcilerini. Yugoslavya’nın belleği ise Eski Belgrad’ın güneydoğusundaki Dedinje semtindeki Yugoslavya Tarihi Müzesi’nde korunmuş.

IMG_0609 IMG_0610 IMG_0611 IMG_0612

Öğrenci Meydanı durağından 71 numaralı troleybüse bindiğimizde geçmişe özlem turumuz da başlamış oldu. Bizde tarih olmuş bir taşıt aracının içindeydik. Bir zamanlar İzmir’de Mithatpaşa Caddesi’nin biricik toplu taşıma aracı olan troleybüslerin Belgrad’da hâlâ yolcu taşır durumda olması şaşırtıcıydı. Sürücüye gideceğimiz noktayı söylediğimizde buyur edildik. Ücret ödememize gerek olmadığı konuksever bir gülümsemeyle anlatıldı. 20 dakikalık yolculuk sonunda hem sürücünün hem de bir başka yolcunun nazik uyarısıyla inmemiz gereken durağa geldiğimizi öğrendik!

Bir yükseltiye konuşlanmış görkemli Yugoslavya Tarihi Müzesi karşımızdaydı. Yugoslavya’ya ve geçmişe yolculuğa çıkabilirdik!

IMG_0625 IMG_0628

Giriş kapısının önündeki meydanı süsleyen havuz başında temiz giyimli ve Sırpça konuşan ama elinde İngilizce kitaplar bulunan bir beyefendi tarafından karşılandık! Elindeki İngilizce kitap Tito’yu anlatıyordu. Tito’yla çekilmiş resimlerin de yer aldığı kitabın yazarı Slavko Mrkiç karşımızdaydı. Aradan yıllar geçse, yerinde yeller esse de sıkı bir Yugoslavyacı olduğu her halinden belliydi. Karşımızda duran tarihsel kişilik kitap tutkumuzu ateşleyince kitabı edinmek kaçınılmaz oldu. Eski Yugoslavya’nın hiç olmazsa burada yaşamakta olduğunu görmek keyif verdi.

41DLrv8CvGL._SY344_BO1,204,203,200_

Slavko ile vedalaşıp müze binasına girdiğimizde danışmadaki genç tarafından dostça karşılandık. Giriş biletini aldıktan sonra üst kata çıkıp tura başladık. İlk izlenimimiz düş kırıklığıydı. Daha çok basılı gereçlerden oluşan müzenin ilgi çekici olduğu söylenemezdi.

Neyse ki, aynı bahçenin içinde ana binanın gerisinde iki müze daha olduğunu öğrendik! Şansımızı oralarda deneyeceğiz gelmişken!

IMG_0631

Belgrad’ın iki ana renginden olan yeşil burada da baskın. Yemyeşil bahçeye heykeller serpiştirilmiş.

IMG_0634 IMG_0637 IMG_0639 IMG_0640 IMG_0644 IMG_0648

En yukarıdaki müzede Tito’nun sağlığında ona çeşitli ülke devlet adamlarınca verilen armağanlar sergileniyor. Yirmi beş dakikada Yugoslavya ve dünya turu mümkün kılan bir ortamdı. Yugoslavya cumhuriyetlerinin ulusal giysileri ve müzik enstrümanları ve başkaca yaşamla ilgili nesneleri ilgi çekiciydi. Müzenin önemli bölümü dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden Tito’ya armağan edilmiş kılıçtan, silaha, anı eşyasından, giysi vb nesnelerce doluydu.

IMG_0647 IMG_0658 IMG_0666 IMG_0675 IMG_0682

1990’dan önceki dünya çift kutupluydu. Ancak, Tito’nun da önderlik ettiği Bağlantısızlar bu iki kutup dışında kalan pek çok dünya ülkesini bir araya getiriyordu. Bu nedenle, iki kutup arasında pay edilmiş olan Avrupa’da  Yugoslavya ne o ne bu diyebilen az sayıdaki ülkeden biriydi. Tito’lu Yugoslavya Bağlantısızlar’ın saygın ve öncü üyelerindendi. Armağaları biraz da bu saygınlığın kanıtı olarak görmek gerekir.

IMG_0684 IMG_0685

Yerleşkedeki üçüncü müze Çiçekler Evi adıyla anılıyor. Burada Tito’nun mozolesinin yanı sıra kişisel eşyaları, yaşamına ilişkin bilgiler sergilenmekteydi. Son derece ilgi çekici ve duyguları devinime geçirici bir mekân olduğunu eklemekte yarar var!

IMG_0687 IMG_0688 IMG_0689 IMG_0690 IMG_0693

Eski Yugoslavya turunun sonunda buralarda yaşanan çılgınlıktan sonra iyi ki burası korunmuş demekten alamadık kendimizi.

Tito’lu bu kısa gezintinin sonunda bu büyük önderin anısına açılan deftere bir kaç satır yazmayı unutamazdık!

IMG_0726 IMG_0730 IMG_0731

Yugoslavya soğuk savaş sürecinde ne batı, ne doğu diyen tutumuyla gösterdi kendisini. Bir başka dünyanın peşine düşerek farklı bir hedefe koştu. Gecikmeyle de olsa o ülkünün şimdilerde koşar adım yaşama geçtiğini söylemek olası!

Avrasya silkinişi, Bolivar’ın Latin Amerika’ya görkemli dönüşü ve her türlü baskı ve yıldırmaya karşı direnen dünya milletleri eski Yugoslavya’nın anısını tazeler bir tutum içindeler. Haydut devlet(ler)in de sonunun gelebileceğini görüyor olmak son derece olumlu ve umut verici bir durum.

Darısı ülkemizin başına diyoruz! Bu karanlık dönemin bir an önce sonlanması dileğiyle!

Yugoslavya ağır sanayide, kimya endüstrisinde, tekstilde ve tarımda son derece gelişmişti. En azından kendine yeter konumdaydı. O oylumlu haliyle birilerinin uydusu olması zordu!

Şimdiki haliyle Katolik, Ortodoks ve Müslüman ayrışmasıyla güçsüzleştirilmesi ve uydulaştırılması başarıldı.

Birkaç yıl önce Bosna-Hersek’te dehşetle tanık olmuştuk! Yugoslavya’nın Bosna-Hersek’inde köktendinciler cirit atmaktaydı. Bir zamanların Halveti tekkesi Vahhabi tutuculuğunun merkez üssüne dönüştürülmüştü.  Cüzdanı şişkin yobaz parayı bastırarak eski Yugoslavya’nın orta yerinde kendi düdüğünü çalabilmekteydi.

Aradan geçen çeyrek yüzyıl Yugoslavya’yı tarih sahnesinden silen Yugoslavları ve elbette başkalarını düşündürmüş olmalıdır! Yitirilen bunca candan, dökülen bunca kandan sonra geç de olsa dış destekli ve özendirmeli çılgınlık biraz olsun özeleştiri konusu yapılmışsa ne iyi! Bu bile kazançtır! Hiç olmazsa bir kez daha o tuzaklara düşülmemesi için!

Ceyhun BALCI, 27.08.2014

BELGRAD

MAVİLİ YEŞİLLİ BEYAZ ŞEHİR:

BELGRAD

Küçüle küçüle nüfusu yedi buçuk milyona düşen Sırbistan’ın 1.5 milyondan fazla insan barındıran başkenti Belgrad’a uçuyoruz. Uçağımız Nikola Tesla Havaalanı’na teker koymadan önce bu güzel kenti havadan izleme şansı yakalıyoruz. Kentin özgün ikonları St Sava, Kızılyıldız Stadı, Kale Meydan, Tuna ve Sava, göz alabildiğine uzanan yeşillik bizlere henüz karaya ayak basmamışken görsel şölen sunuyor. Daha iyi bir başlangıç olabilir mi?

İzlenimimiz karaya ayak bastıktan sonra da değişmiyor. Alandan otele geniş bulvarlardan mavi-yeşil cümbüşü eşliğinde yol alıyoruz.

Belgrad beyaz kent demek. Tarihsel kalenin (Kale Meydan) surlarının yapımında kullanılan kireçtaşına borçlu adını. Tuna’yı en önemli kollarından Sava’yla buluşturan Belgrad için beyazdan çok mavi/yeşil sıfatı daha yaraşır görünüyor. Tuna’nın güneyine konuşlanmış olan Yeni Belgrad (Novi Grad) Sava’nın batısında yer alıyor. Yüksek yapılaşma ve modern binalar kentin bu bölgesinde. Buna karşın, rahatsızlık veren bir durum yok gözler önüne serilen manzarada. Geniş bulvarlar, göz alabildiğine uzanan yemyeşil parklar modern yapılaşmayı gölgelemede son derece başarılı. Başka deyişle modern yapılar doğayı değil, doğal ve tarihsel doku modern yapıları baskılıyor.

IMG_0776
Asıl sözü Eski Belgrad’a (Stari Grad) saklıyoruz. Sava’nın doğusundaki eski kent adı üstünde Belgrad’ın tarihsel belleği. 1521’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı topraklarına katılan Belgrad kabaca dört yüzyıl Osmanlı yönetimi altında kalmış. Türk mimarisi taşıyan ayakta kalabilmiş yapıların bir elin parmakları kadar olduğunu söylemeliyiz. Buna inat diller arası alışveriş ve etkileşimin izlerinin silinemediği gözlemleniyor. Kale Meydan, Taş Meydan, Teraziye, Dedinje, Topçider, Karaburma, Çukur Çeşme, Sebil, Delice Çeşme, zapun, maymun, sarma gibi akla ilk gelen örneklere eklenebilecek pek çok Türkçe sözcük bugün de varlığını sürdürüyor eski Osmanlı yurdu Belgrad’da.

IMG_0187P1120887

IMG_0568IMG_0469

Eski kentin yapılarının yanı sıra meydanları, cadde ve sokak adları Sırp ve Balkan tarihinin özeti gibi gösteriyor kendisini. Kral Milan, Kral Aleksandr, Kral Peter, Knez Mihaila, Despot Stefan, Çar Duşan, Kara Corc, Kraliçe Lubiça, Slavia, Republik, Studentski. George Vaşington, Roosvelt, Yuri Gagarin, Paris ve Fransa unutulmamış Belgrad’da.

Belgrad, kentlerin kültürleri ve uygarlıkları yok etme değil de yaşatma mekânı olduğunu kuvvetle düşündüren bir şehir izlenimi bırakıyor ilk bakışta.

Eski Belgrad Tuna’nın kuzeyine Pançevo Köprüsü ile bağlanırken, batıda Sava’yı aşarak yeni kentle bağlantı sağlayan 4 köprü var. En eskisi ve yoğun kullanılanı aynı zamanda yayalara da açık olan Brankov.

IMG_0828IMG_0831

Yaklaşık çeyrek yüzyıl önce çökertilen Yugoslavya’dan Sırbistan’a geçiş hiç de acısız ve kansız olmadı. Sırplarla Boşnaklar, Boşnaklarla Hırvatlar ve Hırvatlarla Sırplar kıyasıya savaştılar! Hepsi Slav olan ama dinsel ya da mezhepsel farkları başarıyla öne çıkartılarak düşmanlaştırılan Yugoslavya sırf bu nedenle çökmekle kalmayıp, kan gölüne dönüştü. Epeyce kan döküldüğünü, acı çekildiğini yaşı uygun olup da anımsamayanımız yok gibidir. Sokakta rastladığımız yaşları eskiyi anımsamaya engel pek çok genç bunun ne kadar farkında diye mırıldanmadan edemiyoruz.

Bunca acı yetmemiş gibi Belgrad XXI. yüzyıla bile savaşla merhaba demek durumunda kalmış. NATO bombardımanı kitlesel olmasa da ölüm ve yaralanmalara yol açmış. Geçtiğimiz bin yılın sonunda yaşanan bu travmanın izlerini kentin göbeğindeki kimi yapılarda sürmek olası. Bir Balkan geleneğine dönüştüğü kolaylıkla söylenebilecek duruma burada da rastlıyoruz. NATO bombardımanı sırasında vurulan Knez Miloş caddesindeki yapılar oldukları gibi korunmuşlar.

P1120860 P1120862

Belgrad yazıya yansıyan güzelliğini ve doğa dostu kent kimliğini biraz da yakın geçmişe borçlu. Tito önderliğindeki Nazi karşıtı direniş ve onu izleyen Yugoslavya deneyiminin Belgrad’a damga vurduğu kesin. Belgrad, planlı kentleşme ve kamu yararından ödünsüzlüğün canlı anıtı gibi duruyor karşımızda.

IMG_0606 IMG_0608 IMG_0609

Kale Meydan Belgrad’ın tarihsel kalesi. Kentin bu en eski yapısında da hiç kuşkusuz Osmanlı izlerinin varlığı görülebiliyor. Kale içindeki Damat Ali Paşa türbesi uzaktan da seçilebilen bir Türk yapısı olarak boy gösteriyor. Kale oldukça iyi durumdaki surları, burçları ve Askeri Müze olarak kullanılan yapılarıyla kentin önde gelen tarihsel mekânı. Kale Meydan yeşilliğin yanı sıra seyir terası işlevi gören burçlarıyla Sava-Tuna kavuşmasına kuş bakışı tanıklık etmek için de son derece iyi bir seçenek. Kale ve içindeki türbenin yanı sıra Uzun Mirkova Caddesi’ndeki Bayraklı Cami ve Şeyh Mustafa türbesi ayakta kalmış az sayıdaki Osmanlı yapıtından diğer ikisi. Bugünkü Öğrenci Meydanı (Studentski Trg)’nın eski bir Osmanlı mezarlığı üzerinde yer aldığını o sırada oralarda bulunan bir Belgradlı’nın kulağımıza fısıldadığını sözlerimize ekleyelim. Osmanlı’nın Kosova Savaşı’yla başlayan süreçte Belgrad ve Sırplar üzerinde izi silinmez travmatik bir etki yarattığını söylemek yanıltıcı olmaz. Ayakta kalan pek az yapı ve kendisi değil ama adı kalan diğerleri bu travmanın önde gelen kanıtları sayılmalı. Bu (kendince haklı) öfkenin bugünün Belgradlılarına yansımadığının altını özellikle çizmekte yarar var.

P1130076 P1130089 P1130090 P1130094 P1130104 P1130106

Kale Meydan’a sırt verip doğuya ilerlediğimizde kendimizi yayalaştırılmış Knez Mihailova Caddesi’nde buluyoruz. Canlı kalabalık kentin kalbinde olduğumuzun göstergesi. Cadde girişindeki tarihsel yapı Belgrad Kütüphane’si. Hemen yakınındaki Etnoğrafya Müzesi ile biraz ilerideki Zepter Sanat Müzesi ziyarete değer yerler. Sağlı sollu sıralanmış kafe ve lokantaları geçtikten sonra biraz ilerideki meydancıktaki Delice Çeşme önemli bir başka tarihsel yapı olarak boy gösteriyor. Knez Mihailova’da dikkat çeken bir başka nokta da kitapçıların çokluğu ve içlerindeki ilgili kalabalıktı.

P1120871IMG_0131

Knez Mihailova, doğuda Teraziye Caddesi ile birleşiyor. Teraziye’nin hemen başında pek çok ünlüye ev sahipliği yapmışlığıyla da tanınmış olan tarihsel Moskova Oteli ben buradayım diyor. XX. yüzyılın başında açılmış olan otel adından da anlaşılacağı gibi dönemin önemli Rus yatırımlarından birisi olmuş. Alfred Hitchcock, Jean Paul Sartre, Rebecca West, Ivo Andriç, Nicola Pasiç, Robert de Niro otel konuklarından yalnızca bir kaçı.

IMG_0352

Teraziye daha sonra Kral Milan Caddesi adını alarak Slavya Meydanı’na doğru görkemli bir şekilde uzanmayı sürdürüyor. Belediye’nin yanı başındaki küçük parkta Drina Köprüsü’nün yazarı Nobelli İvo Andriç’le hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmuyoruz.

IMG_0746

Slavya Meydanı’ndan Oslobodenya Caddesi’ne sapıp uzaklardan da bütün görkemiyle kendisini gösteren St Sava’nın yolunu tutuyoruz. Kent olarak Belgrad ve ülke olarak da Sırbistan azınlıklar bir yana bırakıldığında ezici üstünlükle Ortodoks. St Sava da Ortodoks mezhebinin kentteki (belki de ülkedeki) en önemli mekânı. Sırp Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu olmanın yanı sıra Ortraçağ Sırbistanı’nın önemli kişiliği olan St Sava’nın adı bu kutsal yapıda ölümsüzleştirilmiş. Bakım ve onarım çalışmalarına karşın ziyarete açık.

P1120951 P1120961

Yürüme uzaklığının ötesindeki Yugoslavya Tarihi Müzesi’ne Türkiye’de artık tarihte kalmış olan troleybüsle erişiyoruz. Geçmişe özlem duygularımız harekete geçiyor. Sürücülerin yaklaşım ve inceliğinin unutulacak gibi olmadığını belirtelim. Girişte Tito zamanında onun yakınında bulunduğu anlaşılan emekli bir subay tarafından karşılanıyoruz. Tito’yu anlatan kitabını satma girişimine karşılık vererek sevindiriyoruz bu sadık Titoseveri.

41DLrv8CvGL._SY344_BO1,204,203,200_IMG_0675 IMG_0686

Dedinje bölgesindeki müze bileşkesinde üç yapı var. İlki Yugoslavya tarihine ilişkin nesneler içeriyor. Daha çok gazete kesikleri ve basılı diğer gereçlerden oluşan bu bölümün çok da çekici olduğunu söyleyemeyiz.

İç tarafta yer alan birisi Tito’ya verilen armağanların sergilendiği diğeri de Tito’nun mozolesinin bulunduğu ve Çiçekler Evi olarak da adlandırılan diğer iki müze çok daha etkileyici ve görkemli. Titoseverler için çıkıştaki anı ürünleri ve başka çeşitli nesnelere ilgi göstermemek olmazdı.

Belgrad’a gelmişken ziyaret edilmesi mutlaka gerekli olan bir başka yer Nikola Tesla Müzesi. Bugünkü Hırvatistan sınırları içinde dünyaya gelen Tesla ilk gençlik yıllarını izleyerek yaşamının önemli bölümünü hem eğitim hem de çalışma amaçlı olarak Viyana, Budapeşte, Prag, Paris ve ABD’de geçirmiş. Kendisini Sırp Ortodoks olarak tanımlayan Tesla’nın bu yaklaşımına Sırplar da onu sahiplenerek karşılık vermişler. Tesla Müzesi bu sahiplenişin görkemli anıtı. Eski bir yapı bu amaçla düzenlenmiş. Buluşlarından örnekler rehberli müze turu ile yakından tanıtılırken, ziyaretçilerin de katılımıyla gerçekleştirilen etkileşimli gösteriler pek çok bilginin belleklere kazınmasını sağlıyor. Sayıları 250’yi aşan patentli buluşuyla Nikola Tesla’nın başka birçok dahi gibi sıradan, sıkıntılı ve bir köşede unutulmuş bir yaşam sürmüş olması ironik bir durum. Bugün yaşamımızın sıradanları arasına girmiş olan pek çok buluş ve kolaylığı Nikola Tesla’ya borçlu olduğumuzu anımsadığımızda iyi ki onun adını taşıyan müzeye gelmişiz diyoruz.

IMG_0229 IMG_0230

IMG_0300 IMG_0301 IMG_0312

Su ve ağaç kenti Belgrad’ı bir de Tuna ve Sava’dan seyretme fırsatını kaçırmamak gerek. Sava ve Tuna’daki tekne gezisi güzellikleri farklı bir açıdan görmek için iyi bir seçenek. Büyük Savaş Adası çevresindeki turumuz, Zemun önlerinden yeniden girilen Sava’daki köprü altı geçişleriyle tamamlanıyor.

IMG_0805 IMG_0812 IMG_0817 IMG_0822 IMG_0839

Otele dönüşte Prenses Lubiça Konağı ve Aziz Mihail Katedrali’ne göz atmadan geçmiyoruz. Katedralin yan sokağındaki ”?” lokantasının öyküsü ilginç. XVIII. yüzyıldaki işletmecisi lokantaya Katedral Sokağı ile başlayan bir ad vermiş. Din adamlarının böyle bir adın kullanılamayacağı uyarısıyla telaşa düşen işletmeci bir düşüneyim diyerek soru işareti koymuş lokantanın adı yerine. Ad arayışını bırakıp “?” işaretini işyerinin adı olarak kullanır olmuş. Belgrad’da Türk zevkine uygun yemek bulamamak gibi bir sorun yok. Hatta, onlar Sırp kahvesi deseler de yemeğin sonunda Türk kahveniz bile hazır.

IMG_0467 IMG_0470 IMG_0473

Belgrad’a üç gün fazla diye düşünüp başka kentlere yönelmeyi tasarlamışken sonunda Belgrad’ı bitiremediğimizi fark ettiğimizde artık çok geçti.

Yeni Belgrad’ın kuzey batısında Tuna kıyısındaki Zemun’a bir kaç saat ayrılmalıydı. Tarihi taş devrine dayanan Zemun günümüzde Belgrad’ın bir ilçesi. Gardoş tepesinden doyumsuz bir Belgrad ve Tuna manzarası sunan Arnavut kaldırımı yolları, görkemli katedralleri Tuna kıyısındaki yeşil alanlarıyla hayranlık uyandırıcı. Tepedeki Janos Hunyadi (Sibinjanin Janko) Kulesi’ni görüntüleyip yokuş aşağı köy yolundan düze inerken ıssızlık ürpertmedi desek yalan olur. Nikolayevska Kilisesi ve Kutsal Bakire Meryem Kilisesi’ne göz attıktan bir kaç yüz metre sonra içine düştüğümüz insan seli şaşırtıcıydı.

IMG_0406 IMG_0410 IMG_0411 IMG_0423 IMG_0432

Belgrad akşamını Skadarlija’da otantik ortamı Sırp mutfağıyla birleştiren bir lokantada geçirmeye niyetleniyoruz. Üç Şapka ya da İki Geyik veya bir başkası Sırp mutfağı örnekleriyle tanışmak için oldukça çekici görünüyorlar. Bir de öğüt! Belgrad’da porsiyonlar oldukça büyük! Bu nedenle, iki kişiye bir porsiyonla başlayıp, duruma göre ek istekte bulunma seçeneğini aklınızdan çıkartmayın.

DÜNYAYI AYDINLATAN ADAM!

???????????

 

İÇİMİZDEN BİRİSİ

Bugün yaşamınıza girmiş olan pek çok buluş ya da kolaylıkta onun payı vardır desem! Bu kadar da abartılmaz diyebilirsiniz!

Sokakta yürürken pek çok vatandaşımızın elinde içinde emar görüntüleri bulunan poşetler görürsünüz. Pek çoğunun üzerinde onun adı yazılıdır. Çünkü, aygıtın gücü onun adıyla anılır. Manyetizmanın söz konusu olduğu pek çok alanda ve buluşta silinmesi olanaksız izler bırakmıştır!

TV izlerken kanalları değiştirmek için kullandığımız kumanda aygıtı ya da otomobilimizin kapısını açıp kapatan anahtardaki düzeneği de ona borçlu olduğumuzu unutmamalıyız.

Uzaklarda üretilen elektriğin evlerimize, işyerlerimize ulaşmasında; artık bağımlısı olduğumuz elektrik enerjisinin hemen her alandaki kullanılabilir olmasını da ona borçlu olduğumuzu söyleseler tepkiniz ne olurdu?

Neon ve floresan ampulünün de onun buluşlarından olduğunu bilir miydiniz?

general-58w-polylux-floresan-lamba

neon

IMG_0312

Kendisini Sırp Ortodoks olarak tanımlamış. Şimdiki Hırvatistan sınırları içinde yer alan, zamanında Avusturya-Macaristan sınırındaki Smiljan’da 1856’da doğmuş. Okuma-yazması olmasa da çevresinde ev gereçleri mucidi olarak tanınan bir anne ile din adamı bir babanın 5 çocuğundan birisi. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geride bıraktıktan sonra Viyana, Graz, Budapeşte, Prag ve Paris’le başlayan gezici yaşamının geri kalanını ABD’de geçirmiş.

1884’te cebinde birkaç sentle ayak bastığı Ellis Adası’nda başlayan ABD serüveni bu ülkenin yurttaşlığına kabul edilmesiyle sürmüş. İnişli çıkışlı bu serüvende yolu Thomas Alva Edison’la kesişmiş. Mucitliğinin yanı sıra paragöz bir işadamı da olan Edison’la yolları Edison’un sözünde durmaması üzerine kısa süre içinde ayrılmış.

İlkelerinden ödün vermeyen tutumuyla çoğu zaman sınırsız kazanç fırsatlarını elinin tersiyle itmekten kaçınmamış! Edison’la birlikte kazandıkları 40 bin dolarlık Nobel Ödülü’nü de almaktan vazgeçecek kadar kararlı ve ilkeli bir mucit/bilimciden söz ediyoruz.

Edison’la yaşam boyu süren tartışma ve çelişme içinde olmuşlar. Edison’u bir doğru akımcı, onu ise alternatif akımcı olarak tanımlamak hatalı olmaz. Santrallerde üretilen elektrik enerjisi bugün konutlarımızda kullanılabiliyorsa eğer; bu, onun alternatif akımcılığı sayesindedir. Edison’un doğru akımcılığına kalsa bu enerjinin kilometrelerce öteye taşınması ancak birkaç kilometrede bir kurulacak aktarma istasyonları ile olası olabilecekti. Enerji kayıpları ve pahalılık da cabası olacaktı. Edison’un paragöz yaklaşımı ile onun akılcı yaklaşımıdır gerçekte zaman zaman karşı karşıya gelen ve çatışan.

Edison’un doğru akımla çalışan ve çok daha az dayanıklı olan akkor ampullerinin yaşamımızdan henüz çıkmış olduğunu anımsarsak ticaretin onun güdümündeki lobiciliğin gücünün nelere muktedir olabildiğini bir kez daha fark etmiş oluruz.

O, radyonun da mucidi gerçekte. Oysa, pek çoğumuz Markoni’yi biliriz radyonun buluşçusu olarak. Onun yayımlanmış makaleleri ve patentli buluşları üzerine radyoyu geliştiren Markoni böylelikle Nobel ödülü sahibi olmuştur. Amerikan Yüksek Mahkemesi 1943’te aldığı bir kararla bu durumu doğrulamış ve radyonun gerçek mucidi olarak onu mahkeme kararıyla belirlemiş ve dünyaya duyurmuştur.

1943’te New York’ta bir otel odasında 87 yaşında yaşamını yitirdiğinde yoksul ve yoksun durumda olduğu gerçeği de parayı bilime tercih etmediğinin an önemli göstergesidir.

İnsan türünün bu eşsiz ve benzersiz üyesine ülkesi Sırbistan sahip çıkmış.

Belgrad’ın uluslararası havaalanı onun adıyla anılıyor.

Yeni Belgrad’daki görkemli bir bulvar onun adını taşıyor!

Yontusu Belgrad Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nin önünü süslüyor.

Belgrad’da onun adını taşıyan çok görkemli görünmese de kapsamı ve içeriğiyle görkemli sıfatını hak eden yapı hiç kuşkusuz adını taşıyan müzedir. 1952’de Tito döneminde düzenlenerek müzeye dönüştürülen yapı bugün de varlığını sürdürmektedir. Müze, ziyaretçilerini rehberli, anlatımlı ve etkileşimli bir programla karşılamakta ve buluşları tanıtılırken, yapılan gösteriler ziyaretçilere akıcı bir izlence sunmaktadır.  İsteyenler müzede onunla ilgili kitaplardan edinebilmekte; farklı bölümlerde yaşamından kesitleri izleyebilmekte, kişisel eşyalarını görme fırsatı bulabilmektedir. Hatta, bir köşeye yerleştirilmiş vazo içindeki külleri önünde ona saygı ve şükran sunma fırsatı bile esirgenmemektedir ziyaretçilerden.

IMG_0299IMG_0301 IMG_0304IMG_0306

Bilmiyorum anlatabildim mi onu yeterince sizlere?

Onunla ilgili olarak yazdıklarımın eksiği çok fazlası yoktur!

Ceyhun BALCI, 08.08.2014

IMG_0316IMG_0322 IMG_0328 IMG_0332

BELGRAD-İZMİR HATTI

BELGRAD-İZMİR HATTI

IMG_0211 IMG_0212 IMG_0219 IMG_0222

Dinlencede ülkeden uzak olmakta hiç bir sakınca yok! Hele hele, “Kahkaha atan kadın iffetsizdir!” diyen ama aynaya bakmayı unutanların sözünün geçtiği bir ülkede yaşıyorsanız! Dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına geldiğinizde gecikmeli de olsa bu incilerden haberdar oluyorsunuz. Bir de Türkiye’nin bir seçime gitmekte olduğunu fark ettik bu vesileyle. Havalanındaki seçim sandıklarını görmesek inanamakta güçlük çekebilirdik!

IMG_0257 IMG_0280

Gezeceğiniz yeri önceden çalışınca uçağınız teker koymadan önce kenti gözden geçirme şansınız olabiliyor. Sava’yla Tuna’nın buluştuğu kent Belgrad’a inerken St Sava Katedrali’ni, Kızılyıldız ve Partizan stadları ile onlara eklenen mavi ve yeşili fazlasıyla fark edebildik.

Yetmiş yedi bin kilometrekare yüzeyde 7.5 milyon insan barındıran Sırbistan minyatür bir ülke. Başkent Belgrad göreceli olarak büyük bir kent. Her 5 Sırptan birisi burada yaşıyor. Buna karşın çılgın insan hareketleri gözlemlenmiyor bu kentte. Belki de bu nedenle, Belgrad metrosuz bir şehir. Otobüs, tramvay ve bizler için tarihte kalmış olan troleybüs kitle taşımacılığı için fazlasıyla yetiyor. Dolmuş, korsan taksi ya da halk otobüsü gibi akılla açıklanması olanaksız taşıt araçlarına rastlanmıyor Belgrad’da.

IMG_0335P1130236

Yapılaşma Eski Kent tarafına neredeyse sokulmamış. Sava’nın batısındaki Yeni Belgrad’daki yükek yapılaşma hiç de albenili görünmüyor.

Kentin korunan eski tarafıyla modern yapılaşmaya açılmış olan yeni bölgesindeki ortak özellik doğal ve tarihsel dokunun özenle korunmuş olması. Çevresi yeşil alanlarla bezeli geniş bulvarlar ve caddeler sanki bir kaç yüz yıl sonrası gözetilerek tasarlanmış izlenimi veriyor.

Ülkemizdeki kuş bakışı kent görünümlerini kanıksamıştık. Belgrad yolculuğu bu derdimizi depreştirdi. Hem İzmir’de hem de İstanbul’da denizin mavisine karışan karanın beton rengi utanç duygumuzun harekete geçmesinden başka işe yaramamış oldu.

Bu muydu insanlık?

Bu muydu uygarlık?

Bu muydu gelişmişlik?

Bu beton denizinin bir işlevi vardı kuşkusuz! Patlayan inşaat sektörü, krizlerle yaşamaya alışık bir ülkeyi 15 yıla yakın bir zaman aralığında krizden uzak tutmuş, istikrara kavuşturmuştu!

Her yılın bu aylarında şu kadar günlük suyu kaldı denilen büyük kentlerimizle karşılaştırıldığında Belgrad su varsılı bir şehir. Su bolluğuna iklim koşulları eklendiğinde Belgrad’ın yeşil-mavi varsıllığı anlaşılabilir!

IMG_0817 IMG_0819 IMG_0820 IMG_0831

Buna karşılık İzmir ya da İstanbul’un yeşil yoksunluğu nasıl açıklanabilir?

Son bir kaç gündür tanıklık ettiğim manzaralar bir kez daha başımın önüme eğilmesine yol açtı!

İnsanlık tarihinin önemli köşe taşlarından birisi olan Bereketli Hilal’e yakıştıramadın gördüklerimi!

Ceyhun Balcı, 30 Temmuz 2014