VERİTAS : HARVARD VE MIT

Sözcük anlamı “gerçek” demek yazının başlığını oluşturan Latince sözcüğün.Biraz uzatılacak olursa “gerçek her neredeyse, ara bul” anlamı da çıkartılabilir. Boston’daki dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi’nin savsözü (motto) olarak kullanılıyor.Gerçeği her neredeyse arayıp, bulmak her şekilde bir üniversiteye, gerçek bir üniversiteye yaraşan eylem.

TFGVLW5S
Boston’a kadar gitmişken; zaman kısıtlı olsa da yarım günümüzü kenti doğu-batı ekseninde ikiye bölen Charles Irmağı kuzeyine ayırdık. Hem Harvard ana yerleşkesi hem de MIT (Massachussets Institute of Technology) neredeyse komşu gibi yerleşmişler Cambridge bölgesine. Zaman kısıtı olmayanlar için özellikle MIT kent merkezine yürüme uzaklığında denebilir. Bir yandan spor yaparken diğer yandan da eşsiz manzara eşliğinde çevre daha iyi tanınabilir. O kadar da değil! Böylesi zahmete katlanamam derseniz metronun kırmızı hattının Alewife yönüne gidenine bindiğinizde ırmağı geçtikten sonraki üçüncü istasyonda inerseniz kendinizi Harvard Meydanı’nda bulursunuz.

Kent merkezinin gürültü ve karmaşasından uzakta ama kent merkezine de bir o kadar yakındasınızdır. Bizde olduğu gibi görkemli bir nizamiye girişi ararsa gözleriniz yanılırsınız. Çoğunlukla kırmızı tuğladan yapılma eski yapıların arasına serpişmiş neoklasik görünümlü çok daha dikkat çekici olanların yanı sıra bir kilise bile görürsünüz Harvard yerleşkesinde. Pek çok kapısından birisi yoluyla yerleşkeye adım atabilirsiniz.

Üstelik, girişte ne turnike, ne üst araması ne de kimsin, nesin sorularıyla karşılaşmadan!
Girişin hemen yakınında üniversiteye adını veren John Harvard’ın oturan bronz heykelini mutlaka görmeli ve görüntülemelisiniz. İnsanoğlu her hangi bir alanda olduğu gibi burada da aşırılığa kaptırmış kendisini. İdolleştirme ve göklere çıkarma davranışları karşısında şaşkınlığa düşmemelisiniz. Harvard heykelinin her iki ayağı elini sürüp öpenler sayesinde pırıl pırıldır.

Kalabalık anlarda heykelle fotoğraf çekimi için bir süre sıra beklemek gerektiğini de eklemekte yarar var. Heykelle ilgili üç yanlışı da düzeltmekte yarar var. Heykelin altındaki kurucu ve 1638 tarihleri yanlıştır. Üniversite Harvard tarafından değil Massachussets Körfez Kolonisi tarafından kurulmuştur. Kuruluş tarihi 1638 değil 1636’dır. Ayrıca, heykelde betimlenen kişi John Harvard değildir. Heykelin yapıldığı 1884’te Harvard’a ait tek görsel belge 1764 yangınında yok olmuştur. Heykelin yapımına esin kaynağı olan görsel Harvard’a değil Sherman Hoar’a aitti.
John Harvard üniversitenin ilk bağışçısıdır. Bu nedenle de geçmişi 400 yıla varan bu kurum onun adıyla yaşamakta ve onun adını yaşatmaktadır. Kuruluş tarihi Püritanların bölgeye ayak basışından 16 yıl sonra 1636 olarak geçmiş kayıtlara. Tam da burada o tarihlerde coğrafyamızda neler olmaktaydı, hükümdar kimdi sorusu belirdi belleğimde. Harvard kurulurken Osmanlı Takiyüddin’in gözlemevini yerle bir edip, akılla tanışmak yerine akılla savaşma kararlılığını sergileyeli yarım yüzyıla yakın zaman olmuştu. İmparatorluğun başında IV. Murat vardı. Revan Seferi’ne hazırlanırken; İstanbul’daki yangınları gerekçe göstererek tütün kullanımını yasaklamış, insanları bir araya getiren sosyal ortamları denetim altına almıştı.
John Harvard’ın ilk bağışçı olduğunu söylemiştik. Bağışladıkları arasında 400 ciltlik kitap koleksiyonu ve parasal tutarı 779 paunda varan taşınmaz varlığının yarısı vardı. İlk bağışçı oluşu üniversitenin adının Harvard olmasındaki önemli etken oldu.
Harvard, Meksika’daki İspanyol üniversitesi ile Kanada Quebec’teki Fransız üniversitesinden sonra anakaranın üçüncü üniversitesi olma unvanına da sahiptir.
Amerikan Başkanları John Adams, John Quincy Adams, Rutherford Hayes, Theodore Roosvelt, Franklin Delano Roosvelt, John Fitzgerald Kennedy, George W. Bush ve Barack Obama Harvard mezunudur. Bu örnekler gereğince Harvard’a başkan yetiştiren kurum unvanı verilmesi yanlış olmayacaktır.
Bugüne dek Harvard kökenlilerin kazandığı Nobel Ödülü sayısı 48’dir.
Harvard kuruluşundan bu yana paralı bir öğretim kurumu olmuş. Parasal ekonominin şimdiki gibi yaygınlaşmadığı XVII. yüzyılda öğrencilerin tarımsal ve hayvansal ürünlerle bile ödedikleri olmuş okul bedelini. 1825’te yıllık ücretin 20 dolardan 25’e çıkartılması yerleşkede çatışma ve gösterilere neden olmuş. Harvard var olduğundan bu yana ödeme gücü olmayanlara yardım edilmesi için düzenekler oluşturmuş.
Harvard kurulduğu çağda her ne kadar Rönesans başlamışsa da dinsel otorite etkinliği sürmekteydi. Dolayısı ile Harvard’ın başlangıçtaki durumu günümüz laik yaklaşımından oldukça uzaktaydı. Üniversite Başkanı olanlar aynı zamanda din adamı kimliği taşımaktaydılar ve dinsel etkinliklerini üniversitedeki görevlerinin yanı sıra sürdürmekteydiler.
Harvard, laikleşme konusunda da bir ilki başarmış kendi bölgesinde ve 1708’de ilk kez din adamı kökenli olmayan bir başkan göreve gelmiş. Bu olayla birlikte Harvard’ın başlangıçtaki savsözü olan “İsa ve Kilise için Gerçek!” laikleşmeyle birlikte “VERİTAS”a dönüşmüştür.
Harvard yerleşkenin bulunduğu bölgeyi de etkisi altına almıştır. Öğrenci ve akademisyen yoğunluğunun arttığı bölgede yerleşke dışında da üniversitenin izleri belirginleşmiştir zamanla.
Zaman kıtlığı yoksa bir tam gününüzü burada geçirmeniz işten bile değil. Yalnızca yerleşkenin derinliklerinde yer alan müzeler ziyaret edilecek olsa bile bir günü burada geçirmeniz için yeterli gerekçe oluşmuş olur.
Kitabevleri, hediyelikçiler ve başkaca dükkânlar Harvard etkisiyle var olmuş ve ayakta kalabilmeyi sürdürmektedir.

 

indir

 

urfadan-harvarda

Harvard’la ilgili Türkçe kaynak arayanlara yardımcı olabilecek bir kitap. Yararlı olacağı muhakkak!

Harvard’a ayırdığımız sürenin sonuna gelince metroyla geri dönerken ikinci durakta inip MIT’ye de uğramalı diyoruz. MIT Müzesi’ni görmek için bir durak sonra Central’de inmek gerekirken; MIT yerleşkesi için Kendall durağında iniyoruz. Metrodan çıkar çıkmaz MIT yerleşkesinın yanı başında olduğumuzu anlıyoruz. Burada ilginç olan adet yerini bulsun diye bir kapı olsun yapılmamış olması.

MIT
Modern sanat yapıtlarının serpiştirildiği yerleşke yaz dinlencesi nedeniyle olmalı son derece ıssız ve sessiz göründü gözümüze.


MIT’nin kuruluşuna ilişkin düşünce bir yer bilimci ve eğitimci olan William Barton Rogers’ındır. POLİTEKNİK türünde bir eğitim kurumu kurulması ilk olarak 1846’da akla gelmiş olsa da kuruluşu MIT adıyla 1861’de tamamlanmıştır. Bu türden etkinliklerini önceleri Virginia’da başlatan Rogers’ın zaman içinde Boston’un aldığı dış göçle artan kentleşmesi, entelektüel çevrelerinin güçlülüğü ve kölelik karşıtı hareketlerin merkezine dönüşmesi Boston’u seçmesi sonucunu doğurur. Bunun üzerinden çok geçmeksizin de Boston “Amerika’nın Atinası” ve “Evrenin Merkezi” olarak anılmaya başlar.

images

MIT Kurucusu : Wiliam Barton Rogers (1804-1882)

MIT 1861’de kurulduğunda Amerikan İç Savaşı’nın da başladığını anımsamakta yarar var. Bu ortamda ilk öğrencinin kaydı için 1865’in beklenmesi gerekmiştir.
İlk kız öğrenci 1873’te mezun olurken; aynı yıl bir Kanadalı’nın kayıt olmasıyla MIT uluslararasına açılmış.
Aleksander Graham Bell buluşu olan telefonu ilk kez 1876’da MIT’de denemiş.
1883’te MIT ilk Çinli öğrencileriyle tanışmış.
1887’de ise Thomas Edison elektrik mühendisliği eğitiminde kullanılması amacıyla ampul ve dinamo armağan etmiş MIT’ye.
1892 yılı MIT için önemli bir dönüm noktası olmuş. İlk siyahi öğrenci okula kayıt olmuş.
Yüzyıl tamamlanmadan 1899’da ilk Teknoloji Gösterisi gerçekleştirilmiş.
1909’da Havacılık Kulübü kurulmuş.
Titanik Davası’nda MIT bilirkişi olarak görevlendirilmiş.
1927’de ilk analog bilgisayar İntegraf adıyla üretilmiş.
1938’de Wright Kardeşler’in adını taşıyan Rüzgâr Tüneli hizmete girmiş.
İlk sayısal bilgisayar olan Whirlwind I kullanıma alınmış.
1956’da Fizik dalında William Shockley’in buluşuyla almaya yaraşır bulunduğu Nobel’le birlikte MIT Nobel aboneliğini başlatmış.
1958’de ilk nükleer reaktör olan MITR I çalıştırılmaya başlanmış.
Kadim felsefe ve Cesur yeni Dünya gibi kitapların yazarı olan Aldoux Huxley 1960’ta MIT’de ders vermeye başlamış.
1961’de NASA’yla Ay programına ilişkin sözleşme imzalanmış.
İlk uydu televizyonu iletimi 1962’de MIT’de başarılmış.
1969’da aya ayak basan ikinci insan olan Buzz Aldrin MIT kökeniyle kuruma büyük onur kazandırmış. Aya ilk ayak basan Neil Armstrong’un “İnsan için Küçük, İnsanlık için Büyük Adım” sözleri insanlığın belleğine işlenmiş.
1970’lerden başlayarak Nobel ödüllerinin biri diğerini kovalamış.
1992’de Mikroelektronik Laboratuvarı’nın etkinleştirilmesi bilişim çağına önemli katkıda bulunmuş.
1996’da İnsan Gen Haritası’nın çıkartılmasında önemli adım atılmış.
1997’de MIT kökenli Kofi Annan BM Genele Sekreteri olmuş. İzleyen yıllarda Nobel Barış Ödülü verilecektir.
Sayabildiğim kadarı ile MIT’nin aldığı Nobel ödülü sayısı üç basamaklı olmaya yaklaşmış durumdadır. Bugüne değin MIT ya da MIT kökenliler 87 Nobel ödülü kazanmışlar.
Boston’da bulunan eğitim kurumları kuşkusuz Harvard ve MIT’den oluşmuyor. Dorukta olan bu iki kurumun yanı sıra çok daha fazlası kentin çeşitli bölgelerine dağılmış olarak Boston’un bilgi ve bilim kenti özelliğini perçinliyorlar.

BOSTON SOKAKLARINDA

Bir kenti ve o kente sinmiş kültürü tanımanın önemli ve vazgeçilmez yolunun sokaklara vurmak olduğunu düşünürüz. Bu nedenle özellikle sınırlı süreli gezilerde müze ve benzeri kapalı mekânlar yerine seçimimiz sokaklar olur. Bu seçimi gerçekleştirmek bakımından oldukça şanslıydık. Hava çoğunlukla bulutlu ama pek az yağmurluydu. Bulutlardan oluşan şemsiyeyle gezmek işimizi kolaylaştırdı.
Otelimiz merkez konumlu olduğu için dışarıya adım attığımız andan başlayarak kenti yaşamaya başlamak gibi bir ayrıcalığımız vardı.
Otelimizin yakınında olduğu için Maparyum ziyareti sonrasında yakındaki gösterişsiz ve hatta tabelası olmayan Bodega’yı fotoğrafladık. Bodega bildiğiniz bakkal dükkânı.

BODEGA : Tabelası bile olmayan bakkal dükkânı

İlginçliği Boston gibi büyük bir kentte varlığını sürdürmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’de bile bakkalların büyük kentlerde neredeyse silindiğini ancak ilçe ve köylerde var tutunabildiklerini düşündüğümüzde Boston’un orta yerindeki Bodega’nın ayrıcalığı daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Yine otel yakınında kırmızı tuğladan yapılma ikiz görünümlü yapılardan birisinin itfaiye diğeri de mimarlar birliğince kullanılmakta olduğunu gördük. Yıkalım da yerine gökdelen dikelim diyen akıl mı eksiktir? Yoksa, bunu aklından geçirenler vardır da onlara fırsat mı verilmemiştir? Bilemedik!

BOSTON MİMARİ OKULU

Otelimizin hemen arkasında yer alan Prudential Center içinde alışveriş merkezi de olan bir gökdelen. Onu benzerlerinden ayıran en üst katındaki seyir terası. İsteyen parası karşılığında buraya çıkıp Boston’u yüksekten izleme zevkini tadabiliyor. Biz bu seçeneği değerlendirmek yerine sokaklara daha fazla zaman harcamayı yeğledik.


Otelimizi Halk Bahçesi ve Boston Common’a bağlayan biri diğerine koşut caddelerden başlıyoruz Boston’u tanımaya. İlki Boylston! Doğuya doğru yürürken karşımıza çıkan Copley metro istasyonundan 7 gün sınırsız toplu ulaşım olanağı veren kart ediniyoruz. Böylelikle her seferinde bilet alma telaşından kurtulurken, tutum da sağlamayı hesap ediyoruz. Boston, metrosu, bağlantılı otobüs hatları, tramvayı ve bunlarla bütünleşmiş deniz ulaşımı olanakları ile gerçek anlamda kitle taşımacılığı yapılan bir kent. Metro haritası bu konuda yeterli bilgi verecektir. Boston’daki metronun ABD’nin ilk metrosu olduğunu ve XIX. yüzyılın sonuna varılmadan hizmete girdiğini not edelim.


Yürümeyi sürdürdüğümüzde Boston Halk Kütüphanesi ve onun hemen karşısındaki Eski Güney Kilise bütün görkemleriyle karşımızdalar. Halk Kütüphanesi ABD’nin bu türden ilk yapısı. Kütüphane 1848’de kurulmuş. Bugünkü binası ise 1895’te hizmete girmiş. Önündeki geniş meydandan yolun karşısına geçerek aldığımız kareler yapının görkemini artırdı gibi geldi bize. Gelmişken içeriye de adım atıp dışarıdaki görkemin içeride de eksik olmadığını gözlemlemiş olduk. Girişteki heykeller, özlü sözler ve insanlık tarihini etkilemiş kişiliklerin adları bilgi mabedindeyiz dedirtecek etkileyicilikteydi.

Karşı köşede ise Covenant Kilisesi ile yan yana yükselen Eski Güney Kilise Kuzey İtalya Gotik mimarisinin seçkin bir örneği olarak selâmlıyor tarih ve kültür tutkunlarını. Kilise cemaatinin varlığı 1669’a dayansa da inşaatın tamamlanması 1850’yi bulmuş. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın pek çok aşamasında önemli etkisi ve rolü olmuş.


Halk Kütüphanesi’nin karşısındaki bir başka önemli yapı Trinity Kilisesi. Copley Meydanı’nı tamamlayan üçüncü önemli yapı. Onarımda olduğu için örtülerle donatılmış olması görkemini baskılamaktaydı biz fotoğrafladığımızda. Fotoğraflara çok yansımasa da Amerikan Mimarlar Birliği’nin ülkenin en önemli 10 yapısından birisi saydığı tarihsel bir varlık Trinity Kilisesi. İnşaatı XIX. yüzyıl sonlarında tamamlanarak kullanıma açılmış. Yanı başında yer alan John Hancock Kulesi eskiyle yeninin buluşması görüntüsü veriyor.


Public Garden’a vardığımız noktada Arlington Kilisesi’ni görüyoruz.


Boylston Caddesi’nden Arlington Caddesi yoluyla ilk sola dönüşümüzde Newbury’de buluyoruz kendimizi. Burası tarihsel yapılardan çok kentin alışveriş merkezi olma özelliğinde. Çok katlı olmayan eski yapılar çoğunlukla mağazalara ve aralarına serpiştirilmiş yeme içme yerlerine dönüştürülmüş. Alışverişten hoşlananlar için cennete eşdeğer bir yer olduğu kesin Newbury Caddesi’nin. Burada ilgimizi çeken yapı American Genealogy Society (Amerikan Soyağacı Derneği) binası oldu. Konuya ilişkin belgeliğinin son derece varsıl olduğu yazılı kaynaklarda. Özellikle, öjenik konulu çalışmalarda da adı çokça geçen bir kurum.


Newbury’i hızla kat edip Massachusets Bulvarı’na varıyoruz. Sağa dönüp ilk sağ caddeye girdiğimizde kendimizi Commonwealth Avenue’de buluyoruz. Bulvar tanımına dört dörtlük uyan bir yerdeyiz. İki tarafı ağaçlıklı ama ortası da neredeyse iki yanındaki caddeler genişliğinde ağaçlarla bezeli sık aralıklarla yerleştirilmiş heykellerle donatılmış bulvar insanın içini açan, dinginlik duygusunu güçlendiren bir ferahlık sunuyor.
Ortada yer alan ağaçlıklı ve bol heykelli bölümde yürüyenlere, oturup dinlenenlere ve günlük koşanlara rastlanıyor. Belli ki, rant ve para hırsı bu güzellikten vazgeçilmesine yetmemiş, yetememiş Boston’da. Tam da burada ülkemiz büyük kentlerini getiriyoruz gözlerimizin önüne! Bu denli geniş bulvar düzenlemeleri tarihte kaldı yazık ki! Vazgeçtik böylesi geniş ve iç ferahlatan kent mekânlarından! Doğal afette toplanacak yer yokluğunu konuşur durumdayız.

 

Commonwealth Türkçe’ye “Ortak Gönenç” olarak çevirilebilir. İngiliz Uluslar Topluluğu’nu çağrıştırsa da Boston ve yer aldığı eyalet Massachusets için de geçerliliği olan yerel bir niteleme olarak sıkça kulağımıza çalınıyor Commonwealth. Bu bulvarda ve Boston’un halkın kullanımına açık kamusal alanlarında başıboş sokak hayvanlarına rastlamanız olanak dışı. Buna karşılık sokakta sahiplerince gezdirilenlerden anlaşıldığınca neredeyse her evde bir hayvan besleniyor. Başıboş sokak hayvanlarının yokluğu parklarda ve ağaçların bulunduğu hemen her yerde sincapların varlığına fırsat vermiş oluyor.


Kafamızda ülkemizle ilgili düşünceler yoğunlaşırken bir kez daha Halk Parkı ve Boston Common’a erişmiş olduk. Boston’un orta yerindeki akciğerlerinin tadını çıkartmak için her iki parkı kat ettik.


Public Garden’a girişte Boston’un mottosu da sayılan özlü sözleri okuduktan sonra George Washington’un atlı bronz heykelini selâmladık. Onun biraz solunda ilk Boston yazımıza konu olan Eter Anıtı’nı bir kez daha fotoğraflayıp, tıp biliminin gelişmesine önemli katkılar verenleri saygıyla andık.

 

Zamanımızı biraz da Beacon Hill bölgesinde geçirmeye karar verdik. Beacon Hill altın kaplı kubbesiyle kentin önemli yapılarından olan Hükümet Konağı’nın yanı sıra Siyahi Miras Yolu’nu da içeren adı üstünde bir tepe. Özgürlük Yolu kadar uzun ve kapsamlı olmasa da Beacon Hill bölgesini gezme fırsatı sunması bakımından bu yolu yürümek istiyoruz. Boston, Amerikan Devrim tarihinde önemli yere sahip diye yazmıştık önceki yazılarımızda. Eşzamanlı olarak siyahların köleliğinin sonlandırılması çabalarıyla da ünlenmiş. Beacon Hill hem bu çabalara hem de Boston’daki siyahi topluluğa mekân olmuş.

Boston_African-American_Heritage_Trail
Hükümet Konağı yanındaki Joy Caddesi’nden başlayan tur Eski Boston olarak adlandırabileceğimiz bölgede dar caddeleri kesen çok daha dar sokaklarda sürdü ve sonlandı. Bölgeye hiçbir şekilde çok katlı bina yaptırılmasına izin verilmemiş. Dar sokakların her iki yanında sıralanan eski evler eşsiz fotoğraf karelerinin oluşması için deklanşöre basmamızın yeterli olacağı denli hoş bir ortam sundu bizlere yürüyüş boyunca. Zaman darlığı nedeniyle ziyaret edemesek de Afro Amerikan Tarihi Müzesi, Nichols Müzeevi, Harrison Gray Otis Evi ve Eski Batı Kilisesi bölgenin önemli yapıları olarak belleklerimizde yer etti.

 

ABD’nin diğer büyük bütün kentleri gibi Boston’da da bir Çin Mahallesi var. Üstelik merkeze yürüme uzaklığında. Her ne kadar San Fransisko ve New York’taki eşdeğerleri ölçüsünde büyük ve görkemli değilse de; pagodadan adım attığınız andan başlayarak kendinizi Çin’de buluyorsunuz. Başta lokantaları olmak üzere hemen her şey var burada. Deyim yerindeyse küçük ölçekli bir Çin Boston’un merkezine iliştirilmiş gibi.

 

Boston bir eğitim ve kültür kenti olarak diğer Amerikan kentlerinde yok olmaya yüz tutan kitabevlerinin yaşam bulmayı sürdürebildiği bir kent. Başta üniversiteler olmak üzere diğer zincir kitabevlerinin hatırı sayılır kitapseverin ilgisini çekiyor oluşu elbette sevindirici bir durum. Belki bizler biraz eski kafalı ve tutucu olabiliriz. Ama, kâğıdın ve mürekkebin kokusuyla, sayfaların hışırtısı başka şeylere değişilmez diye geçiriyoruz içimizden.


Kent sokaklarından artırabildiğimiz birkaç saati Charles Irmağı kıyısındaki Esplanade’de geçirdik. Çok da iyi geldi. Yeşille mavinin içi içe geçtiği Esplanade’de hamak kurup aylaklık edenlerin yanı sıra ırmakta kürek çekip kano sporu yapanlara rastladık. Hatta, yasak olduğu halde gizliden gizliye balık tutan ürkek bakışlılar da gözümüzden kaçmadı.

ETER ANITI

Her türden gezme eylemimizde genel tarihsel, doğal ve kültürel varlıklara odaklanıyoruz doğal olarak. Hekim oluşumuz tıp tarihine ek ilgi gösterme görevi veriyor bizlere.

Hem yurtiçi hem de yurtdışı gezilerde tıp tarihine ilişkin izleri sürmeyi ayrıca heyecan verici buluyoruz.

Ön hazırlık bu gibi gizleri bulmada yardımcı bir unsur.

Önceki Boston yazılarımızda sözünü ettiğimiz Public Garden’a batı yönünden girer girmez ABD’nin ilk Başkanı George Washington’un atlı bronz heykeli çıkıyor karşınıza. Çevreye göz atmayı göz ardı edip yolunuza devam ederseniz solunuzda kalan bir anıtı es geçmiş olursunuz. Çok da silik, görünmez değildir oysa bu anıt. Pembe renkli granitleriyle dikkat çekici olduğu bile söylenebilir.IMG_6382 2

Önceden hazırlanmışsanız ve o anıtın oradaki varlığından haberdarsanız Waşington heykelinden sonra bu anıta yönelirsiniz.

“Eter Anıtı”ndan söz ediyoruz. Ne ilgisi var diye soranlar çıkacaktır.

Boston’daki ilkler üzerine kurduğumuz ilk yazımızda kısaca değinmiştik. Başka pek çok ilk gibi eter anestezisi de yeryüzünde ilk kez Boston’da uygulanmıştır. Massachusets Genel Hastanesi’nde 1846 yılında ilk kez uygulanan eter anestezisi tıpta yeni bir çağın başlangıcını da simgelemektedir

Ether Anıtı olarak da bilinen bu eserin “İyi Samiriyeli” adıyla da anıldığını ekleyelim. Samiriye İsrail topraklarında hüküm sürmüş Samiriye Krallığı’ndan köken alan bir ad. Aynı zamanda şefkatli, merhametli anlamında da kullanılıyor.

Heykelde bir Samiriyeli yolda bulduğu bir yaralıya yardımcı olmaktadır. İncil’de de yer alan bir öyküden esinlenilmiştir. On iki metreyi aşkın yüksekliğiyle Public Garden’ı süsleyen bu anıtın tıp tarihinin ötesinde bir anlam taşıdığı da muhakkaktır. Eterle başlayan anestezi çağından önce pek çok hastanın cerrahi girişimler sırasında ağrıya bağlı olarak yitirildiği düşünüldüğünde devrimin boyutu daha iyi kavranmış olacaktır.

Eter anestezisi ilk olarak Diş hekimi William Thomas Green Morton ve Dr John Collins Warren işbirliğiyle 1846’da uygulanmış. Morton’un eter uyguladığı bilincini yitirmiş hastadan Dr Warren kitle çıkartma işlemi yapmıştır. Anestezi eşliğinde ilk çalışan cerrah olma onurunu kazanan John Collins Warren’ı daha önceki yazılarımızdan birisine konu olan “Boston’da Bir Kayıp Müze” yazımızdan anımsayacaksınız. https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2017/07/09/bostonda-bir-kayip-muze/

WTG_Morton

Eter anestezisini ilk uygukayan Diş Hekimi William Thomas Green MORTON

 

xjohn-warren.jpg.pagespeed.ic.eJfFK7I79Y

Anestezi eşiliğinde çalışan ilk cerrah John Collins Warren

Mermer ve granitten yapılma anıtın yazıtlarının yanı sıra kaidesinde aslan yüzlü çeşmeleri de bulunmaktadır.

Tıpta çağ değiştiren bir uygulama için böylesi alçakgönüllü bir anıt sizce de az değil midir?

MAPARYUM : BOSTON’DA BİR YERKÜRE

Boston’un Atlas Obscura’lık ziyaret noktalarından bir başkasıydı Maparyum. Türkçe’ye Haritalık olarak çevirilebilir. Yaklaşık 10 metre çaplı renkli camdan yapılma bir dünya haritasını başka şekilde nitelemek de söz konusu olamazdı. Dünya haritasının yer aldığı camkürenin yapıldığı 1935’deki durumu yansıttığını anımsatmak gerek. O günden bugüne dünya haritasının pek çok kez değiştiğini söylemeye gerek yok.Bu bilgiyle göz atınca küreye ilk işimiz haritada Türkiye’yi bulmak oldu. 1939’da Türkiye’ye katılan Hatay Suriye toprağı olarak görünüyordu. Elbette o zaman için doğruydu bu bilgi.

FullSizeRender

Maparyum görkemli bir kubbesi olan 3 katlı estetik bir yapının zemin katında yer alıyor. Anlatımlı ücretsiz tur eşliğinde süren ziyaret 10-15 dakikada sonlanıyor. Seksen yıl öncenin dünya haritasını, ülke sınırlarını anımsamak; bugün değil haritada belleklerde olmayan ülkelerin varlığını düşünmek ilginç dakikalar geçirmenize yetip de artıyor.

maparyum dom 1

Maparyum’un yer aldığı yapıya dönecek olursak; Christian Science Society’nin etkinlik mekanıdır. Kurucusu Mary Eddy Baker’ın adını taşıyan kütüphane ve araştırma merkezi bizlerin Türkiye’de tanışık olduğu dinsellikle uzaktan yakından ilintili olmayan bir ortam sunuyor.

ABD gibi yayılmacılığı vazgeçilmez hedef olarak koyan ülkelerde haritacılık ve ondan kaynaklanan kültür son derece önemlidir. Öyle yaygındır ve özümsenmiştir ki bu kültür; oralarda rastladığınız birisine yol soracak olsanız harita üzerinden ve yönleri kullanarak tanımlar aradığınız adresi. Batı ülkelerinde uzaklara ilgi sıradan olmanın ötesinde günün birinde oraların fethedilmesi gerekebileceği dürtüsünün de etkisiyle gösterir kendisini.

Fotoğraflamanın yasak olduğu renkli yerkürenin yapımı 1932-1935 arasında 3 yılda tamamlanmış. Toplamda 35 bin dolar harcanmış. Yerküre meraklıların ilgisine sunulmakla birlikte tartışmalar sona ermek bilmemiş. Yerküre yerinde dursa da dünya haritası olduğu gibi kalmamış! Doğal olarak savaşlar, çatışmalar, yıkımlar haritanın sürekli olarak değişmesi sonucunu doğurmuş. Bu nedenle bir grup harita güncellenmeli savını desteklerken; bir diğer grup bunun aynı zamanda bir sanat yapıtı olduğundan hareketle haritanın 1935’teki haliyle korunmasını savunmuş. Uzun tartışmalardan sonra güncellenmemesi kararına varılmış. Bu ilginç yeri ziyaret edenlerin sayısı 80 yılda 10 milyonu aşmış.

Mapparium_2017-Header_Image_1100x550px

Bu bağlamdaki korumacılık maparyumun ışıklandırma ve seslendirme aygıtlarıyla donatılmasına engel olarak görülmemiş. LED teknolojisi kullanılarak eklenen ışıklandırma Maparyum’un çekiciliğini artırmış doğal olarak.

Kürenin olağanüstü akustik ortam sunması nedeniyle de çekici olduğu söylenmelidir. Örneğin, kürenin merkezindeyken fısıldanan sözcükler küresel yüzeyin sesi soğurmadan yansıtmasıyla abartılı biçimde işitilirken; çıkartılan ses olduğu gibi geri dönmektedir. Buna karşılık, merkezden uzaktaki fısıltı tüm küreyi kat edip uzaktaki bir noktaya belirgin biçimde ulaşmakta ve kolaylıkla işitlebilmektedir. Buna karşılık böylesi bir ses ise merkezde bulunan birisince son derece güç işitilebilmektedir.

Bu merkezin var olmasında önemli emeği ve payı olan Mary Eddy Baker’dan da bir kaç tümceyle de olsa söz etmekte yarar var.

mary eddy baker kütüphanesi

Christian Science (Hıristiyanlık Bilimi) kurumunu kuran Mary Eddy Baker (1821-1910) dinsel önderliğinin yanı sıra yazar ve öğretmen unvanlarını da taşımaktadır. 1908’de dünyaca tanınan Christian Science Monitor adlı yayın organını çıkartmaya başlamıştır.

“Herkes kutsaldır, hiç kimseyi incitme!” ilkesini rehber edinmiştir.

Batıda bizdekinin tersine dinselliğin akılcı bir yörüngede yer alması dinsel çevrelerin tercihi olmaktan çok dinselliğin toplumsal yaşamda tutunma isteğinden de kaynaklanmaktadır denebilir. Öteki dünya üzerine kurulu bir söylem ve ilkeler bütününün pek çok Hıristiyan ülkesinde varlığını sürdürme bağlamında en küçük şansı olamayacağı içindir Maparyum ve benzeri girişimlerin yaşama geçirilmesi. Uzunca süre inat edilse de son zamanlarda evrim kuramının bile kilisece yadsınmaktan vazgeçilmesi bu düşüncemizi destekler nitelikte bir gelişmedir.

Not : Yasak olduğu için camküre içinde görüntü alamadık. Anlatmakla yetindik. Elektronik ortamda bulunabilen görüntülerle yetinmek zorunda kaldık. Girişteki görüntüler bize aittir.

BOSTON’DA SIRA DIŞI BİR MÜZE : ISABELLA STEWART GARDNER

IMG_6881

IMG_4623

Birkaç günlük gezilerde yalnızca kent mi gezilmeli? Yoksa, bu geziye müzeler de eklenmeli mi? Kısıtlı zamanda kenti tanımayı yeğliyoruz. Bir önceki yazıdaki kayıp müze ile bu yazının konusu olan İsabella Stewart Gardner Müzesi’ne ayrıcalık yapıyoruz. Güzel Sanatlar Müzesi’nin yanı sıra Harvard ve MIT yerleşkelerindeki irili ufaklı müzeleri göz ardı ediyoruz.
Isabella Stewart Gardner Müzesi’ni seçmekle yerinde bir karar verdiğimizi mekâna ulaştığımızda anlıyoruz.


Müze adını veren Isabella Stewart Gardner tarafından kurulmuş. 1840’ta New York’ta doğan Isabella Stewart Gardner 4 çocuklu bir ailenin 1881 sonrasını görebilen tek evladı olmuş. Durum böyle olunca ailesi tüm varlığını ona adamış. Ailesiyle birlikte yaptığı Avrupa gezilerinde sanatsal düşünce ve eğilimleri şekillenmiş. Bu arada okul arkadaşı Julia Gardner’ın erkek kardeşi Jack’le evlenmiş. Deniz ticareti yaparak hatırı sayılır bir servet edinmişler. Evladı Jackie’nin ölümüyle yıkım yaşayan Isabella eşi Jack tarafından hekimlerin de tavsiyesiyle Avrupa gezisine götürülmüş .
İzleyen yıllarda gezilerin rotası Afrika’ya ve Japonya’ya da yönelmiş. Böylelikle edebiyattan müziğe; resimden heykele uzanan geniş yelpazedeki derinleşmesini sürdürmüş.


1891’de ölen babası Isabella’ya 1.75 milyon dolarlık bir servet bırakmış. Kısa süreli yasın ardından çıkılan Avrupa turu koleksiyon için nesne toplama fırsatı doğurmuş. Kocası Jack’in ölümünün ardından Isabella bugünkü müzenin oturduğu alanı satın almış. Yapının yükselmesi sonrası 1903’te müze Boston halkının ziyaretine hazır duruma getirilmiş.
Isabella gençlik dönemi olan 1870’lerde moda ve mücevhere tutkunken, 1880’lerde bu eğilim yerini sanatsal nesnelere bırakmış. Bu müze tam da bu eğilim değişikliğinin yansıması sayılmalıdır. 1919’da inme geçiren Isabella 1924’te yaşamını yitirdiğinde geride bugün de varlığını sürdüren görkemli müzeyi bırakmış.
Palazzo biçemli müze Gardnerların İtalya gezilerinden esinlenmelerinin ürünüdür.
Müzeye girer girmez karşılaşılan avlu sera tropikal bitkileri de içeren etkileyici bir ortam sunuyor ziyaretçiye. Çeşitli hayvanların ses efektleriyle de tamamlanan manzara sıra dışı bir ortam seriyor gözler önüne. Avluda yer alan frizler, kabartmalar ve amforaların yanı sıra ortadaki zeminde yer alan II. yüzyıl Roma mozaikleri dikkat çekicidir.


Zemin katta avlu çevresinde yer alan Sarı, Mavi ve Macknight odalarda antikadan heykele resimden ev eşyasına varıncaya kadar pek çok nesne görülebilir.
Daha da iyisi müzede düzenlenen rehber eşliğindeki ücretsiz müze turuna katılmaktır.
Bugünün koşullarında o zaman kurulan bu müzeyle başarılanı kafalarda canlandırmak zor olabilir. Kuşkusuz şişkin bir cüzdan olmazsa olmazdır. Ancak, XIX yüzyıl sonuyla XX. yüzyıl başının iletişim ve ulaşım olanakları göz önüne alındığında bir kaç anakaradan toplanan binlerce sanatsal ve tarihsel nesnenin anlam ve önemi anlaşılabilir.
Bu arada, tarihsel ve sanatsal nesnelerin ait oldukları topraklardan uzaklara taşınmasına ilişkin soru işaretleri de oluşabilir kafalarda. Kuşkusuz önemli bir sorundur. Ama, bir kitabı dolduracak oylumda olduğu için bu konuya ilişkin görüşler değinmiyorum bile…

BOSTON ÖZGÜRLÜK YOLU

freedom trail rögar

Boston’la ilgili ilk yazımızda kısaca değinmiştik. Boston Birleşik Devletler tarihinde önemli rol üstlenmiş bir kent. Bu durum Amerika’nın İngiltere’den bağımsızlaşması ABD haline gelmesi sürecinin Boston’da anıtlaştırılması düşüncesini ortaya çıkartmış olmalıdır.

ÖZGÜRLÜK YOLU’nu izleyerek Amerikan Devrimi tarihinin önemli köşe taşlarını görüp, bilgilenebilirsiniz.

Özgürlük Yolu adıyla anılan açık hava müzesini rehber eşliğinde gezebileceğiniz gibi yolun başlangıcındaki Turist Danışma Merkezi’nden edineceğiniz belgeler kılavuzluğunda da gezebilirsiniz.

Kendi turunuzu yaparken özen göstermeniz gereken tek şey yere döşenmiş kırmızı tuğlalarla oluşturulmuş çizgiyi izlemenizdir. Yanınızda bir de harita varsa yola koyulabilirsiniz.

freedomtrail

Özgürlük Yolu gezisine Beacon Hill’deki altın kubbeli State House (Hükümet Konağı)’dan başlamadan önce Boston Common’dan kısaca söz etmekte yarar var. 1634’te kurulan Boston Common ABD’nin en eski halka açık parkıdır. Anglikan bakan William Blackstone tarafından 30 paunda satın alınan yaklaşık 200 dönümlük alanın finansmanı için hane başına 6 şilin vergi salınmış. Alan başlangıçta otlak olarak kullanıldığı gibi süreç içinde askersel amaçlarla da değerlendirilmiş. İlerleyen zamanda park gerektikçe kutlama alanı olarak da işlev görmüş.

IMG_6510

Yapımı 1798’de tamamlanan Hükümet Konağı’nın kubbesi daha sonra 23 ayar altınla kaplanmış. İkinci Dünya Savaşı sırasında karartma zorunluluğu nedeniyle griye boyanan kubbe 1997’de yeniden özgün altın görünümüne kavuşturulmuş.

Özgürlük Yolu’nun bir sonraki durağı olan Park Caddesi Kilisesi 1809’da yapılmış. Yaklaşık 70 metrelik kulesi yapıldığında kentin yüksek yapılarından birisi olarak yükselmiş. Görkemli mimarisi ile insan hakları ve sosyal adalet gibi yüce amaçlara ev sahipliği yapmış. Amerikan ulusal marşının da ilk olarak basamaklarında seslendirildiği bu cemaat kilisesi bugün de etkinliğini sürdürmektedir.

Park Caddesi Kilisesi’nin biraz ilerisinde yer alan 1660’da yapılmış Granary Burying Ground (Tahıl Silosu Mezarlığı) ABD’nin en önemli evlatlarının uyuduğu yerdir. Samuel Adams ve James Otis ilk akla gelen adlardandır.

Kral Şapeli ve Mezarlığı 1688’de Kraliyet Valisi tarafından kral onuruna yaptırılmıştır. Başlangıçta Püritan olmayan bir kilise için hiç kimsenin toprağını satmaya razı olmaması üzerine Boston’u işgal altında tutan İngiliz askerlerinin kullandığı bir şapel olarak yapılmış. 1754’te tamamlandığında İngiltere’deki her hangi bir kilise kadar görkemli olmasına özen gösterilmiş. Mezarlığında John Winthrop’un yanı sıra Mayflower’dan karaya ayak basan ilk kadın olan Mary Chilton sonsuz uykularını sürdürmektedirler.

Bir sonraki uğrak yerimiz olan Boston Latin Okulu 1636 tarihinde kurulmuş. Amerika’nın en eski kamu okuludur. Bahçesini Benjamin Franklin heykeli süslemektedir. Özgürlük Bildirgesi imzacısı 5 önemli kişi olan Franklin, Samuel Adams, John Hancock, Robert Treat Paine ve William Hooper bu okula devam etmiştir.

Biraz ilerideki Eski Köşe Kitabevi bugün bir Meksika lokantası olarak işlev görüyor. 1718’de yapıldığında ilk olarak eczane olarak kullanılmış. 1828’den sonra 20. yüzyılın başına dek kitabevi ve basımevi olarak hizmet vermiş.

IMG_6683

IMG_6695

Doğrudan Amerikan Devrimi ile ilintili olmasa da kitabevinin hemen karşısındaki İrlanda Kıtlığı anıtı göz ardı edilmemesi gereken bir önemli noktadır. XIX. yüzyıl ortalarında İrlanda’da patates ürününü vuran hastalık besin kıtlığına yol açınca 1 milyon dolayında İrlandalı yaşamını yitirirken bir o kadarı yeni dünyaya göç eder. Böylelikle Boston İrlandalı baskın bir kente dönüşür. Kentin NBA takımı Celtics’in armasındaki yonca kentin İrlandalı köklerinin simgesidir. Boston, bugün de anavatan toprakları dışında en çok İrlanda kökenlinin yaşadığı kent unvanını korumaktadır. Boston Logan Havalimanı’na indiğimizde alanda bulunan iki İrlanda uçağı (Air Lingus) da bu kanımız destekler niteliktedir.

Vaşington Caddesi üzerindeki Eski Toplantı Evi 1729’da Püritan buluşma evi olarak yapılmış. 1773’te burada yapılan toplantıda rıhtımdaki İngiliz gemilerine yüklenmesi gereken çayın denize dökülmesi kararı alınmıştır. Bu son derece önemli ve tarihsel karar izleyen yıllarda Çay Partisi kavramına yaşam verecek ve Amerikan Devrim tarihinin önemli köşe taşlarından birisine dönüşecektir.

Bir sonraki durak olan Eski Hükümet Konağı da Amerikan Devrimi’ni ete, kemiğe büründüren önemli olaylara ev sahipliği yapmıştır. Özgürlük Bildirgesi de 18 Temmuz 1776’da bu yapının balkonundan halka duyurulmuştur.

Eski Hükümet Konağı’nın hemen yanı başında Kırmızı Ceketlilerin 1770’de 5 suçsuz insanı katlettiği Katliam Yeri olarak tarihsel önem taşır.

IMG_6701

Bir sonraki uğrak yeri olan Faneuil Hall her ne kadar bu amaçla yapılmamış olsa da devrim sürecinin önemli mekanlarındandır. Burada yer alan diğer yapılarla birlikte bugünkü alışveriş ve yeme-içme ağırlıklı özelliğiyle Özgürlük Yolu’nun mola yeridir. Biraz dinlenmek ve soluklanmak için bire birdir.

IMG_6710

IMG_6712

 

Amerikalılar 1764’te burada Pul ve Şeker Yasası’nı kınayan gösteriler gerçekleştirmiştir. Devrimden sonra mimar Charles Bulfinch tarafından yeniden tasarlanan ve uyarlanan haliyle toplumsal ve politik tartışmaların yapıldığı mekâna dönüştürülmüştür. Bu işlevini bugün de sürdürmektedir.

Yeterince dinlenip güç topladıktan sonra yola çıkma zamanı gelmiştir.

Hanover Caddesi’ni kat ettikten sonra varılan 1680 yapımı Paul Revere Evi Boston’un varlığını sürdüren en eski yapısıdır. 1770’te Paul Revere tarafından 213 pounda edinilmiştir. Paul Rever 1775 yılının 18 Nisan gecesi Lexington’a yaptığı tarihsel yolculuk sonunda orada bulunan devrimciler John Hancock ve Samuel Adams’a İngilizlerce tutuklanacakları haberini vererek iç savaşın yazgısını değiştirmiştir.

Charles Irmağı’nı aşıp karşı yakaya geçmeden önce Eski Kuzey Kilisesi ve Copp Tepesi Mezarlığı mutlaka görülmelidir.

1723’te yapılmış olan Eski Kuzey Kilise yaklaşık 65 metrelik kulesiyle Boston’un ayakta kalan en eski kilisesidir. Kulesine asılan fenerler iç savaş sırasında şifreli bir haberleşme için kullanılmıştır. Asılan fener sayısı birse İngilizler karadan, ikiyse denizden geleceklerdir şifreye göre. Bu önemli misyonuyla Eski Kuzey Kilise Leksington ve Konkord savaşlarındaki utkunun habercisi olmuştur.

1659’dan bu yana kullanılmakta olan Copp Mezarlığı Boston’daki en büyük kolonyal gömüttür. Buraya çoğunlukla sıradan Bostonlular gömülmüştür.

Charlestown Köprüsü’nden keyifli bir yürüyüşle karşı tarafa geçme zamanıdır.

Biz öncelikle Bunker Tepesi’ne yöneldik. Bu tepede 17 Haziran 1775’te yapılan Bunker Tepesi Savaşı Devrim Savaşları’nın ilk büyük çatışması olarak da anılır. Her ne kadar buradaki savaş İngiliz yengisiyle sonuçlansa da kolonyal güçlerin iyi eğitimli ve donanımlı İngilizlere karşı koyabileceğini göstermesi bakımından önemli ölçüt oluşturmuştur.

Yetmiş metreyi aşkın yükseklikteki granit Dikilitaş’ın yapımına savaşın 50. yıldönümü olan 1825’te başlanmış ve ancak 1842’de tamamlanabilmiştir. Nefesine güvenen 300’e yakın basamağı tırmanarak doruğa ulaşabilir. Eşsiz Boston manzarası bu zahmeti karşılıksız bırakmayacaktır.

Buradan kısa bir yürüyüşle ırmak kıyısına inildiğinde eski tersanede ABD’nin ilk savaş gemisi olan USS Constitution görülebilir. Bugün 200 yaşını aşan gemi zamanında Brezilya, Batı Hint Adaları ve Afrika kıyılarında yelken şişirmiştir. Günümüzde doğal olarak emeklidir ve bir müze gemi olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

Özgürlük Yolu yürüyüşünün sonunda aynı yoldan geri dönmek yerine vapurla geçmeyi yeğledik Boston merkezine. Kısa da sürse iyi geldi deniz havası bu yorgunluğun üzerine.IMG_6808

BOSTON’DA BİR KAYIP MÜZE

Ülkemizin ya da dünyanın her hangi bir noktasına gitmeden önce okuyup araştırmayı tercih ediyoruz. Sınırlı zamanda olabildiğince çok yeri görmek; mutlaka görülmesi gereken yerleri atlamamak bakımından bu alışkanlığın edinilmesinin yararlı olduğunu düşünüyoruz.
Rehber kitaplar ve internet siteleri önde gelen yardımcımız oluyor bu seçkiyi oluşturmada. Onlarda da yer almayan ziyaret noktaları için farklı bir kaynağı bilginize sunmakta yarar görüyoruz.
http://www.atlasobscura.com/

book_og_imageGezi rehberleri olağanın ötesine geçmeyen biçemleriyle sıradışı noktalara göndermede bulunmaktan uzak kalabiliyorlar.
Hekim olmamızdan da kaynaklanan dürtüyle çok daha tanınmış ve ulaşılması kolay noktayı bir yana bırakarak Warren Anatomi Müzesi’ne çeviriyoruz yönümüzü. Adres elimizde olduğuna ve toplu taşıma araçları da bu noktaya eriştiğine göre önümüzdeki engel yok. Yaşanabilecek serüven de cabası diyerek koyuluyoruz yola.
Metronun yeşil hattının Heath’e gidenine binerek yol boyunca ilginç görüntüleri belleğimize katarak ilerliyoruz. Güzel Sanatlar Müzesi ve yine güzel sanatlarla eğitimi veren kurumlarının renkli görüntüleri eşliğinde göz açıp kapayana dek ineceğimiz durağa gelmiş oluyoruz. Adrese göre bir sonraki sokağa girdiğimizi epeyce ilerledikten sonra anlıyoruz. Geri dönmek yerine tam da önünde bulunduğumuz Harvard tıp yerleşkesinin yapılarının birinin önünde aradığımız yeri sormayı deniyoruz. İş arasında dinlenmekte olduğu izlenimi edindiğimiz çalışan beklediğimizin ötesinde ilgiyle karşılıyor sorumuzu. Yirmi üç yıldır burada çalıştığını ama böylesi bir müzenin adını duymadığını söylese de elimizdeki adrese ulaştırmak için bizi peşine takarak hastanenin içinden geçmemizi sağlıyor. Aradığımız adresteki caddeye çıkardıktan sonra biraz ilerideki yapının girişindeki danışmaya sormamızı salık veriyor.


Bir kaç dakika sonra doğru yerde olduğumuzu anlıyoruz. Müze ücretsiz. Ancak, ziyaretçilerin kişisel bilgilerini yazmaları isteniyor girişteki ziyaretçi defterine. Bu formaliteyi de hızla tamamlayıp 4. kata yöneliyoruz. Ortası boşluktan oluşan ve çepeçevre yerleşimli tek kat üzerine konuşlu müzeyi ilgiyle gezmeye başlıyoruz.
Gezinin sonunda fotoğraf çekmenin yasak olduğunu anlayana dek epeyce kare çekmiş olduğumuzu fark ediyoruz.


Arayıp, bulma serüveni ziyaret süresinden uzun süren müzeyi gezmiş olmanın coşkusuyla tamamlıyoruz sayılı dakikaları.
Biz hekimler için tanıdık adlarla karşılaşıyoruz müzede. Yaptıkları buluşlarla tıp tarihine geçen bu kişiliklerle ilgili çok şey söylemeye gerek yok.
Müzeye adını veren Warren’a bir kaç tümceyle değinmekte yarar var. John Collins Warren müzeyi 1847’de oluşturmuş. O tarihte Harvard Tıp Fakültesi anatomisti olarak da çalışmaktaymış.
Geçmişte hekimlik eğitiminde önemli rol oynayan müze günümüzde daha çok tıp tarihi açısından önem taşıyan bir mekana dönüşmüş görüntüsü veriyor.
Müzede yer alan bir özlü söz var ki; çok sözle anlatılacağı tek tümceye sığdırıyor!
“MORTUİ VİVOS DOCENT!”
“ÖLÜLER DİRİLERE ÖĞRETİR!”

IMG_6874
Boston’a yolu düşüp de sıradışı yerler görme tutkusu olanlara önerilir…