GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER

“Geldikleri gibi giderler!”
Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918, İstanbul

 

imece

İmeceye katılacaklar için gerekli bilgiler

 

Tarihe geçmiş bu sözleri duymayanımız yoktur. Mustafa Kemal bu sözleri Adana’dan İstanbul’a henüz dönmüşken söylemiştir. Rasim Ferit (Talay) tanıktır.

Mondros’un hemen ertesidir. Emperyalist devletler silah zoruyla geçemedikleri Çanakkale’yi ellerini, kollarını sallayarak geçmişler İstanbul Boğazı’na demirlemişlerdir. İstanbul sokaklarına düşman çizmesi değmemiş olsa da payitaht fiilen işgal altındadır.

Mustafa Kemal Haydarpaşa Garı’ndan karşıya geçerken bindiği Kartal 2 İstimbotu’nda söylemiştir bu tarihsel sözleri.

Tarih bilincinin yokluğu, tarihe saygı eksikliği ve değerbilmezlik bir araya gelince; bu tarihsel sözlerin söylendiği Kartal 2’nin varlığının sonlanması da şaşırtıcı değildir. Neyse ki, vicdanlı, vatansever ve değerbilir insanların soyu tükenmemiştir Türkiye’de. Jilet olmak için gün sayan Kartal 2 yok olmaktan kurtarılmıştır.
Bu son derece saygıdeğer girişim için ön alanların varlığı önemli güvence olsa da; imece geleneğimizin de devreye sokulmasında yarar vardır.

İmeceye katılanların her 100 TL’li katkısı bir kişinin adının Kartal 2 onarıldıktan sonra ölümsüzleşmesi demek olduğunu biliniz!
Bu saygın projeye katkınız son derece değerli ve anlamlı olacaktır.

gemi

İmeceye katılanlara gönderilen Onur Belgesi

KUZEY KORE-ABD DORUĞU ÜZERİNE

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Başkanı Kim Jong Un ve ABD Başkanı Donald Trump’ın 12 Haziran’da Singapur’da gerçekleştirdikleri görüşme sonrasında açıklanan sözleşme tarihsel önemdedir. Pek çok ülke ve kişi tarafından önemsenmeyen Kuzey Kore bu sözleşmeyle emperyalist saldırganlığa karşı önemli bir başarı elde etmiştir.
Kore Yarımadası ve Dünya Barışı için önemli bir girişim olan bu görüşmenin sonunda varılan antlaşma da son derece anlamlıdır.

1. ABD ve KDHC, HER İKİ ÜLKE HALKLARININ DA ARZUSU OLAN DÜNYA BARIŞININ VE GÖNENCİNİN SAĞLANMASI DOĞRULTUSUNDA ADIMLAR ATMA KONUSUNDA SÖZLEŞMİŞLERDİR

2. ABD VE KDHC, KORE YARIMADASI’NDA DENGELİ VE UZUN SÜRELİ BARIŞ ORTAMININ OLUŞTURULMASI İÇİN ÇABALARINI BİRLEŞTİRME KARARLILIĞINDA OLACAKLARDIR

3. KDHC, 27 NİSAN TARİHLİ PANMUNJOM DEKLERASYONU’YLA UYUMLU ŞEKİLDE KORE YARIMADASI’NIN NÜKLEERDEN ARINDIRILMASI ÇABALARINI SÜRDÜRECEĞİ GÜVENCESİ VERMEKTEDİR.

4. ABD VE KDHC SAVAŞ TUTSAKLARI VE KAYIPLARI SORUNUN ÇÖZÜMÜ, BELİRLENENLERİN ÜLKELERİNE GERİ VERİLMESİ DOĞRULTUSUNDA ÇABA GÖSTERMEK İÇİN SÖZLEŞMİŞLERDİR.

 

maxresdefault

Tarihte bir ilk olan iki ülke arasındaki bu sözleşmenin KDHC açısından önemli bir başarı olduğunun altı çizilmelidir. Her fırsatta yüksek perdeden saldırganlık gösterisi sergilemesine alışılan ABD’nin masaya oturtulmuş olması önemli bir dönüm noktasıdır.
Bu başarıda KDHC’nin kararlı tutumunun yanı sıra bölge ülkelerinin kararlı ve ödünsüz duruşunun önemli etkisi olduğu kuşkusuzdur.
Tüm dünya için ve özellikle ülkemizin bulunduğu bölge için dersler de içeren bu sözleşme iyi okunmalıdır.
Dünyaya ve dünyadaki çeşitli bölgelere uzaklardan yapılan emperyalist etki ve müdahaleleri önlemenin biricik yolu bölge ülkelerinin ve toplamda dünyanın emperyalizmden çeken ülkelerinin birlikte ve kararlı duruşundan, dayanışmasından geçtiği aklıdan çıkartılmamalıdır.

YAŞASIN DÜNYA HALKLARININ ANTİEMPERYALİST DAYANIŞMASI VE KARARLILIĞI!

TÜRK MİLLETİ

60146

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin bir şeylerin tetiğini çektiği kesindir. Basmakalıp deyişle: “Türkiye’de hiçbir şey 15 Temmuz öncesindeki gibi olmayacaktır!
Bir süreden beri Türkiye’nin pek çok yerinde meydanları dolduran insanlar özlenen bir tablo oluşturdular. Pek çok açıdan eleştirebilirsiniz meydanları dolduranları. Şuydu, buydu; çevreye zarar ve rahatsızlık verdiler diyebilirsiniz. Sırası geldikçe bunlardan söz ettik, yine ederiz.
Türkiye’de yaşayan herkes ve özellikle de; siyasetle uğraşanlar meydanlara yansıyan bu tabloyu iyi okumakla yükümlüdür. Yakın zamana dek Türkiye’de “Türk Milleti” ve bayrak gibi vazgeçilmezler tartışmaya konu edilirken; İstanbul Yenikapı’da Türk bayrağı altında toplanan milyonları hiç kimse göz ardı etmemelidir.
“Türk Milleti”, ünifırmalı teröristlerin kendisini bombalamasını, ateş altına almasını beklese de artık kendisine gelmiştir.
15 Temmuz’dan önce sıkça değinilen “kutuplaşma” ve “toplumsal yarılma” yerini hiç olmazsa bir konuda birleşme ve dayanışmaya bırakmıştır.
Darbe girişiminin bastırılmasına üzülenler, üzülmeseler bile burukluk yaşayanlar bu darbe girişiminin arkasındaki güçlerdir.

unutturulmak-istenen-devrimci-atatrk-17-728
Tüm partilerin görüş ve siyaset farkı olmaksızın aynı meydanda toplanmış olması kendi yandaşlarına da verilmiş açık ileti olarak okunmalıdır.
Düne kadar adı Anayasa’dan silinsin denilen Atatürk bugün milleti birleştirme adına bir kez daha sahnededir. Kuşkusuz Atatürk’ü kullananlar da çıkabilir, içtenliklerine kuşkuyla yaklaşılabilir. Ancak, Türk Milleti’nin birleştiği bugünlerde Atatürk imgesinin öne çıkmakta oluşu her şeye karşın önemsenmesi gereken bir gelişmedir.
Gelişmelerin ortaya çıkarttığı tabloya dudak kıvıranlar olduğunu görüyorum özellikle yakın çevremde ve düşündaşlarımda.
Onlara böyle bir lüksümüz olmadığını anımsatmakta yarar görürüm.
Biraz geriye gidelim!
Milli Mücadele yıllarında o soylu harekete öncülük eden Mustafa Kemal’in çevresine toplayabildiği herkes katıksız biçimde onun gibi mi düşünüyordu?
Örneğin, Mustafa Kemal ile Tuncelili feodal bey Diyap Ağa’yı ya da Mondros Mütarekesi’ne imza koymuş olan ve padişahın lokması boğazımdan geçti diyerek saltanatla gönül bağına göndermede bulunmakta sakınca görmeyen Rauf ORBAY’ı yan yana getiren gerekçe neydi?

VATAN KAYGISI VE BİR AN ÖNCE BİR VATAN KAZANMA DUYARLILIĞI İLK BAKIŞTA BİRİ BİRİNE BENZEMEZ GÖRÜNENLERİ BİR ARAYA GETİREN ÇİMENTOYDU!

Türkiye’de 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden bu yana olanlar ve ortaya çıkan manzara bu açıdan değerlendirilirse kuruntulardan ve saplantılardan uzaklaşılmış olur.
Özetle, Türkiye’de birliğine, bütünlüğüne yönelen tehlikeleri fark etme yeteneğine sahip bir millet olduğu ortaya çıkmıştır. Türk Milleti’ni kimin, nasıl yönlendireceği, nasıl gönlünü ve oyunu kazanacağı siyaset kurumunun kaygı konusu olmak durumundadır. İpuçları da hazırdır!

İSTANBUL HEKİMLERİNE!

İzmir seçimleri bitti! İstanbul’dan sana ne diyeceklere yazacaklarımı okumalarını salık veriyorum! Her ne kadar öncelikle İzmir’den sorumlu olsak da; TTB düzleminde başarı elde etmek, o düzlemi işgalden kurtarmak gibi bir hedefimiz de olduğu için İstanbul’a ya da başka bir ile karışmak gibi bir hakkımızın olduğu kesindir.

Başta ilgisizlik onu izleyerek de korkutma İstanbul’daki hegemonyanın önde gelen nedenidir. Zaman zaman ortaya çıkan oluşumların gerek güçbirliği yapmadaki eksiklikleri ve gerekse “korkutma” % 15-20 katılımlı seçimlerde sonucun önceden belirlenmesi anlamına geldi.

Hekim sayısı ve ona koşut delege sayısı göz önüne alındığında İstanbul seçimleri kilit önemdedir. İstanbul devrilirse TTB’ye egemen olan anlayışı yerinde tutmak olanaksızlaşır!

İzmir’de çok işe yaradı! Karşımızdaki grubu TTB üzerinden sıkıştırdık. Öyle işe yarayan bir aygıt oldu ki; başka hiç bir şey söylemeye gerek kalmadı! İzmir’de olduğu gibi İstanbul’da da TTB’ye güvensizlik ve öfke üst düzeydedir. TTB çizgisini izleyenlerin seçim kazanmasının önüne geçmenin yolu onların TTB konusundaki görüşlerini ortaya koymaktır. Bu yapıldığında verebilecekleri biricik karşılık romantik çığlıklar olacaktır!

İstanbul’daki meslektaşlar!

TTB’den yakınıyorsanız, TTB’nin bir meslek örgütü çizgisine çekilmesini arzu ediyorsanız elinizdeki oy gücünü verimli şekilde kullanmalısınız!

Seçenek var mı diye soracaklara yanıtım hazır!

CUMHURİYETÇİ HEKİMLER NE GÜNE DURUYOR?

Haydi İstanbullu meslektaşlar, değişim için, meslek örgütü bir oda ve TTB için bu kez duruma el koyun!

http://www.cumhuriyetcihekimler.org/

Ceyhun BALCI, 20.04.2016

TÜMÖD BİLDİRİSİ

 

tumod_akademisyenler_nereye_hak_arayisi_degil_aymazlik_h88535_a3ec9

Akademisyenler nereye?
Hak Arayışı Değil, Aymazlık!

Bir gurup akademisyenin Güneydoğu’daki olaylardan yola çıkarak yaptıkları açıklama, kamu vicdanını rencide edici, Üniversite camiasını lekeleyici niteliktedir. Hedef tahtasına konan, yürütülen operasyonun yanlışları/doğruları değil “kasıtlı ve planlı kıyımla” suçlanan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Hendekler, mayınlar, silahlar demokratik hak arayışının araçları mıdır?
Güneydoğu’daki çatışmaların bir tarafını (gayri-meşru olanı) örterek ,gizleyerek kamuoyunu yanıltmak, aymazlıktır. Üstelik, dikkat edilsin, kullanılan dil Cumhuriyet’le çatışan gayri-meşru örgütün dilidir.
“Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikası” ifadesi örgütün propagandası değilse, nedir? “Hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturması” gibi ifadeler anlaşılabilir gibi değildir. “Kürt siyasi iradesinden” kasıt nedir? Ne isteniyor? Altına imza koyan Akademisyenler metni okumadılar mı yoksa?
Daha da vahim olanı, “uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesi” talepleridir. Türkiye Cumhuriyeti’ne saldıranların yabancı gözlemcileri bölgeye çağırmaları, bölgede casusların kaynadığı bir ortamda, olsa olsa yangına körükle gitmektir.
Aymazlıkta RT Erdoğan’ın payı büyük
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kişileri karşı kullandığı sözcükler ve YÖK’ü göreve çağırması, yanlışı bir başka yanlışla çözme girişimidir. Gelinen noktadan Cumhurbaşkanı Erdoğan da sorumludur. Açılım adıyla yürütülen ne idüğü belirsiz süreçte muhatapları, “akil adamları” bugün saldırdığı kişilerdir. Neo-liberal süreçte ulusal değerleri çiğnenen Üniversite, YÖK ile terbiye edilemez
“Akademisyenler Bildirisi” adındaki bu metin Üniversiteyi yaralayıcı niteliktedir. Unutmayalım, Cumhuriyet’in değerleri bölgenin itildiği etnik- mezhep çatışmalarına karşı güvencedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğüne ve ulusun birlikte yaşama iradesine bağlı kalacağımızı, TC’nin kamu/özel üniversitelerinde göre yapan Akademisyenler olarak kamuoyuna ilan ediyor,
Tüm akademisyenleri bu çıkmaz yoldan biran önce çıkmaya çağırıyoruz.
T Ü M Ö D(Tüm Öğretim Elemanları Derneği) adına Prof. Dr. Kürşat Yıldız

SURİYE’DE OLANLARIN FARKINDA MIYIZ?

SURİYE’DE OLANLARIN FARKINDA MIYIZ?

561510820f254407f0fe1fc3

Pek çok uzmanın da doğruladığı gibi Suriye’deki vekalet savaşı Rusya’nın alana çıkmasıyla son buldu. Uzayan karmaşayı sonlandırma yolundaki Rusya hamlelerinin biri diğerini izliyor.

Suriye ile 911 km sınırımız var. Ne yazık ki; geçtiğimiz 4 yıl boyunca Türkiye bu en uzun sınır komşusuna yönelik pis bir vekalet savaşının onursuz taşeronu olmuştur. Daha açık deyişle; Türkiye, Suriye yangınına benzin dökmekten geri durmamıştır. Daha da kötüsü Türk siyasetinin ve onunla koşut olarak Türk toplumunun bu utanmazlığa ve hıyanete sessiz kalmış olmasıdır. Bir kez daha seçime giderken; TBMM’ye girmesine kesin gözüyle bakılan partilerin bu konuda en küçük bir düşünce ve tasarımlarının olmadığı üzüntüyle gözlemlenmektedir.
Rusya öncelikle 300 km çaplı bir alanda her türlü uçuşu olanaksız kılan bir hava şemsiyesi oluşturmuş durumda. Bu güvenli ortamda Suriye’nin bütünlüğüne yönelmiş tehditlerle mücadele amansızca sürdürülmektedir!

http://www.tgrthaber.com.tr/dunya/rusya-suriye-de-ucusa-yasak-bolge-kurdu-91248

Bugün gelen bir başka haber çok daha ilginç! Rusya Suriye’deki başı bozuk takımını Hazar Denizi’nden fırlattığı füzelerle de vurmuş. Ne gerek var diye düşünülebilir. Hazar’dan füze fırlatılması bir gereklilikten çok gövde gösterisini de amaçlamış olabilir. Eylemli değilse de söylemli olarak Rusya müdahalesine çatlak ses çıkartan herkese verilen bir iletidir bu!
http://www.hurriyet.com.tr/rusya-hazar-denizinden-vurdu-30256441

Bir başka habere göre Suriye’de konuşlu bozguncu toplulukların bombardıman karşısında kaçmaktan başka çarelerinin kalmamış olması!
Dört yıl boyunca sivillerin kaçışına ve sığınmasına adres olan Türkiye anlaşıldığı kadarı ile bu kez serserilerin sığınağına dönüşecektir. İlk alınan haberler Türkiye’yi yöneten iş bilmezlerin gönül bağı içinde olduğu bu tiplerin görmezden gelindiği yönünde.

http://www.aydinlikgazete.com/dunya/teror-gruplari-turkiyeye-kaciyor-h77161.html

Rusya’nın Suriye’ye yardım amacıyla savaş alanında boy göstermesi Türkiye için de önemli bir fırsattı! Taşeronluktan vazgeçilip, ülkenin yararı gözetilmiş olsa bırakınız Rusya’yla hava sahası didişmesine girişilmesini; işbirliğine bile gidilebilirdi.
Dört yıldır pek çok kez yinelendiği gibi Suriye’nin birliği, dirliği ve esenliği Türkiye’nin iyiliği anlamına gelmektedir. Şam’da namaz sevdasından ve kirli emperyalist planlara aracı olmaktan çark edip Türkiye’nin çıkarları öncelense yapılacak şey çok açıktı!
Türkiye’nin de katıldığı bir süpürme harekâtıyla Suriye serserilerden hızla temizlenirken; Türkiye için öncelikli tehlike olan PKK unsurlarıyla savaşımda da önemli adımlar atılabilirdi.
Bu işbilmezliğe ve hıyanete karşın Rusya’nın Suriye’deki etkinlikleri Türkiye yararına sonuçlar doğuracaktır.
Bakmayın bizim çakma efelere!
Enerjisinin % 50’sini tümüyle dışa bağımlı olduğu bir kaynaktan, Rus doğal gazından elde eden bir ülkenin Rusya’yla değil itişmeye, çekişmeye bile gücü yoktur, olamaz!
Seçime giden Türkiye’nin yönetil(e)mediği anlaşılmaktadır bu gelişmelerden!
Daha da kötüsü, seçime giren ve TBMM’ye girme olasılığı bulunan hiçbir partinin de Türkiye’yi (Türkiye’den) yönetmek gibi bir niyetinin olmayışıdır!
Ceyhun BALCI, 07.10.2015

GEZİNİN YILDÖNÜMÜNDE SEÇİMLER

GEZİNİN YILDÖNÜMÜNDE SEÇİMLER

Gezi olaylarının 2. yıldönümünde Türkiye’yi sarsan bu bir ay için pek çok şey söyleyen çıkacaktır. O zaman Gezi’yi darbecilikle eş tutanların, bugünlerde Gezi’yi dillerinden düşürmemeleri bu olaya kayıtsız kalınamayacağının göstergesi.

Türkiye dört partinin katıldığı bir seçime götürülüyor. Daha doğrusu parlamentoda 4 partinin yer alması üzerinden bir oyun oynanıyor.

Bu kurgu üzerinden yapılan güdülemenin (ne yazık ki) işe yaradığı görülüyor!

Bu kurgunun hedefe erişmesi için AKP’den ne pahasına olursa olsun kurtulmalı algısı fazlasıyla başarılmış durumda! Cumhuriyetçi ve çağdaş duruşlarından kuşku duyulamayacak olan Bekir Coşkun, Emin Çölaşan ve Fazıl Say gibi önemli kişiliklerin bu oltaya takılmış olması bu algı operasyonunun başarısının belgesidir.

Bunun bir kurgu ve hiçbir işe yaramayacak oyalama olduğunu anımsatmakta yarar var! Bu anımsatmayı Gezi günlerine dönerek yapmak belki yararlı olur.

Gezi olayları patlak verdiğinde Türkiye’nin pek çok yerleşiminde alanlara egemen olan renk bayrak kırmızısı ve Atatürk olmuştu. Bu manzara karşısında telaşa düşen AKP’nin yanı sıra hedefine giden yolun kapanacağı kaygısına düşen o zamanki HDP (o kadar çok ad ve kılık değiştiriyorlar ki bir önceki adlarını anımsamak güç olabiliyor) de bireysel katılımlar bir yana bırakıldığında Gezi’yi darbecilikle yaftalamakta sakınca görmemişti. Bu çok önemli ayrıntıyı bugünlerde AKP’den kurtulmanın temel gerekliliği olarak HDP’yi görenlere özellikle anımsatmakta bilmem yarar olur mu? Yoksa, sürüleştirilen ve düşünmekten alıkonulan yığınlar bildiklerini mi okurlar? HDP’yi denemek bedelsiz görünebilir ilk bakışta; ama, sonrasında gerçekleşmesi neredeyse kesin olan gelişmeler karşımıza çıktığında bedelin misliyle ödenmesi kaçınılmaz olacaktır!

Farklı şekilde ifade etmek gerekirse, dinci gericiliği rehber edinmiş faşizan gidişin çaresi hiçbir şekilde etnikçi faşizm eğilimi olamaz! Olsa olsa, önümüze sakal/bıyık ikilemini anımsatan bir durum çıkartır bu tercih!

Seçimde ne yapmalı? Kime oy vermeli?

Bunca sakınca ve çekince sıralandıktan sonra okur doğal olarak ne yapmalı, kime oy vermeli diye soracaktır! Bu sorunun yanıtı verilmezse yazı eksik kalmış olur!

Türkiye seçimlere gün sayarken sorunun kayıtsız, koşulsuz bir AKP karşıtlığına indirgenmiş olması gözlerimizi görmez, kulaklarımızı işitmez ve dillerimizi söylemez kılmış durumda!

Geleneksel baraj masalları, oyları birleştirme adı altında pazarlanan kurnazlıklar seçmenleri bir kez daha vicdanları ve gönülleriyle değil çaresizlikleriyle davranmaya zorluyor!

Türkiye siyasetinde son birkaç yılda kendisini gösteren benzeşme ve aynılaşma seçimden sonra daha da belirginleşip, yerleşikleşme eğilimi gösterebilir. TBMM’de yer almaları uygun görülen dörtlünün Türkiye’nin sorunları karşısındaki edilgenliği, sessizliği ya da benzerlik gösteren yaklaşımları bu kaygıların somut dayanakları olarak karşımızda durmaktadır.

Bu doğrultudaki bir gelişmenin seçimler sonrasında Türkiye’de yeni bir siyaset adresi gerektirebileceği ortadadır. Bu nedenle, seçmen birkaç gün sonraki seçimde mühürü basmadan önce vicdanıyla baş başa kaldığında biraz daha öngörülü ve ileri görüşlü davranma göreviyle karşı karşıyadır!

Bu öngörü ve vazgeçilmez gereklilik bilinciyle oyumu baraj korkusundan bağışık bir biçimde kullanmayı hem kendime hem de yaşadığım ülkeye karşı sorumluluğun gereği olduğunu düşünüyorum. Daha önceki pek çok seçimdeki dayatmayı aşmanın, kafalardaki barajı bir kenara bırakmanın tam zamanıdır!

Bu gerekçelerle, medya ve egemen güçlerin baskısına inat bir 5. partinin TBMM’ye girmesi yaşamsal önemde gerekliliktir inancındayım. Barajı aşsın ya da aşmasın bu 5. güce güç katmanın tarihsel sorumluluk olduğu kanısındayım.

Şimdiden görüyorum ki; Türkiye bu seçimden sonra uzun süre seçimsiz kalamayacaktır. Ortaya çıkacak karmaşa ve çok özel koşullar hiç de uzak olmayan bir erimde yeni bir seçimi kaçınılmaz kılacaktır! İşte o zaman bu yeni siyaset odağı çok ama çok gerekli olacaktır.

Beşinci güç olduğu tüm engellemelere karşın yadsınamayan Vatan Partisi’nin bu seçimdeki oyumun adresi olacağını bu yazıyı okuyanlara duyurmakta sakınca görmüyorum!

Ceyhun BALCI, 03.06.2015