İZMİR ATATÜRK LİSESİ

Yazın bu sıcak gününde İzmir’de bir araya gelen yüzlerce kişi kamuoyunun dikkatini çekmeyi amaçladılar. İzmir’in en köklü eğitim kurumlarından 129 yaşındaki İzmir Atatürk Lisesi’nin mezunlar derneğinin yaptığı çağrıya uyan çok sayıda ve hemen her kesimden insan bu anlamlı eyleme destek verdi.

İzmir Atatürk Lisesi mezunu değildim ama oradaydım!

Rahmetli babam ve uzun ömürlü olsun dayım bu lisenin mezunlarıydı. Buranın mezunu olmasam da onlar aracılığıyla çokça öykü dinlemişliğim vardı burayla ilgili!

Özellikle babamın Atatürk Lisesi yıllarının II. Dünya Savaşı’na denk düştüğünü eski nüfus cüzdanına basılan “EKMEK KARNESİ VERİLMİŞTİR” damgalarından biliyorum. Belki zorlu ama bir o kadar da başların dik, alınların ak yüzlerin de pak olduğu yıllar olduğuna kuşku yok o dönemin.

Hemen her yere musallat olan dincilik İzmir Atatürk Lisesi’ne ayrıcalık yapacak değildi! Bu yaz okul yönetimiyle dinciliği iş edinmiş kimi vakıflar arasında bir işbirliği protokolü yapılmış. Eğitim kisvesi altında çağdaş değerlere sırt çeviren, kadın-erkek ayrımını öğrencilik yıllarından başlayarak yerleştirmeyi amaçlayan ve bunlar kadar önemlisi tabana selam çakan bu uygulama adını taşıdığı büyük insana gönülden bağlı Atatürk Liseliler’e durumdan görev çıkarttırmış.

Her ne kadar okulun öğrencilerini kapsamasa da, okulun eğitim programıyla ilintisi olmasa da bu durum seslerin yükseltilmesi gereğini doğurmuş!

Ağırlıklı olarak mezunlardan oluşan ama onlara eklenen duyarlılardan ve meslek odaları, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinden destek alan topluluk huzurunda yapılan basın açıklaması ortalama yurttaşın da bu gibi önemli durumlarda görev başı yapması gereğine güzel bir örnek oldu.

Her ne kadar yakınlarım aracılığıyla Atatürk Lisesi’ne yakınlığım olduysa da; sayamayacağım kadar çok dost ve arkadaşımın bu seçkin okulun mezunu olduğunu da eklemem gerek sözlerime!

Atatürk Liselilere Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıktıkları için sonsuz teşekkürler, şükranlar…

Bizlere böylesi anlamlı bir girişime destek olma fırsatı yarattıkları için de teşekkür borçluyuz değerli dostlarımıza…

Cumhuriyet’in tapusu olan Lozan’ın adını taşıyan meydanda okullarına ve dolayısı ile Atatürk’e ve Cumhuriyet’e sahip çıkan Atatürk Liseliler öncülüğünde İzmir yine yaptı yapacağını…

Ceyhun Balcı, 9 Ağustos 2017

İSTANBUL’UN (ÜLKEMİZİN) HALLERİ

DE_twrPWsAQWgnx-e1500359543150.jpg

İstanbul’a ve orada yaşayan dostlarımzıa geçmiş olsun! Çok değil 10 gün önce de benzer dilekte bulunmuştuk. Bu dileklerimizin sonu gelecek gibi değil. Bugün İstanbul için dile gelen dileklerimizin yarın Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Adana ya da bir başka kentimiz için söz konusu olabileceğinden kaygılıyız.

Bir ya da iki yılda bir yurtdışına çıktığımızda gittiğimiz ülkeyi gezip, görmenin ve kültürünü tanımanın yanı sıra kentlerini ve gündelik yaşamını da izlemeye çalışıyoruz.

Bu gözlemlerimiz sonucunda şu saptamayı acı da olsa yapmaktan geri duramıyoruz!

Türkiye gezip, gördüğümüz ülkelerle karşılaştırıldığında son derece pis olmasının yanı sıra kural ve yasaların tanınmadığı bir ülkedir. Dahası, Türkiye’nin doğal, kültürel ve tarihsel varlıkları her geçen gün hızla yıkıma uğratılmakta ve övünç kaynağımız eşsiz zenginliklerimiz geri dönüşü olmaksızın yok edilmektedir.

İstanbul’a kısa sürede düşen 40-50 kilogramlık yağışın kenti göle çevirmesi, insanların boğulmaktan kurtulması, toplu ulaşımın felç olması, kent yaşamının durması boşuna değildir. Etkili ve yetkililer başlarını öne eğecek yerde pişkin bir biçimde doğayı suçlamayı seçmektedir. İnsan uygarlığı çok gelişmek ve ilerlemekle birlikte yağmur, kar, fırtına, sel ve deprem gibi felaketlerin önüne geçme olanağı henüz yaratılabilmiş değildir. Ancak, yine de insan aklına güvenilmelidir. Kentleşmeyi doğaya ve insana saygı çerçevesinde yapan ülkelerin bu bağlamdaki deneyimleri yol göstericidir.

Yağmursa yağmur, karsa kar! Bu gibi doğa olaylarını yalnızca Türkiye yaşamıyor. Avrupa ve Asya ülkelerinin de bu konuda ülkemizden geri kalmadıkları çok iyi bilinir.

Bu konuyla ilgili bir anı paylaşmalıyım!

2008 yılındaki Hong Kong ziyaertimiz sırasında şehir turu yaptıran rehberimiz anlatmıştı. 2008 yılının haziran ayında Hong Kong’a bir günde 500 (beş yüz) kilogram yağış düşmüş. Bu boyutta yağışın yarattığı olumsuz etkiler trafik sıkışıklığından öteye geçmemiş. Böylesi nicelikte bir yağışın ülkemizin her hangi bir yerine düşmesi durumunda olabilecekleri aklımıza getirsek bile dile getirmek istemeyiz.

main_14169448143_69683fbaee_z

Hong Kong’da yağmur….

Bir hafta on gün önce ve bugün İstanbul’da yaşananlar uygarlığa sığacak gibi değildir.

Suçluluk duygusu taşımayan pişkin yönetenlerimizin tersine bu akıl almaz durumun sorumlusunun hepimiz olduğunu bir kenara not edelim.

Bu kabul yönetenlerimizi temize çıkartmayı amaçlamıyor elbette!

Ülkemizin başına son 60 yılda geçen yerel ve genel yöneticilere bir selam gönderelim!

Onların içinden de son çeyrek yüzyılda görev yapmışlara ayrı bir parantez açalım!

Can kaybı yaşanmaması şanstır belki! Ama, bu olumlu durumun kocaman olumsuzluğu gölgelememesi gerektiği de kesindir.

Mantar gibi biten rezidanslar, AVM’ler; kentin akciğerlerine hançer gibi sokulan köprüler ve otoyollar; doğal afet toplanma alanlarına göz diken paragöz inşaatçılık anlayışını sanık sandalyesine oturtmak gerekiyor.

Bu yapılmadığı sürece kendi kendimize geçmiş olsun demeyi gelenekleştirir; uygar dünyayla aramızın açılmasını ağzımız bir karış açık izlemeyi sürdürürüz.

Bilinmelidir ki; kentler uygarlığın aynasıdır! En küçük sağanakta boğulmaktan zor kurtulan insanlar kentte yaşasalar da kentli olamazlar. Onları bu hallere koyanlar da uygar bir ülkede yaşasalar insan içine çıkamazlar.

800-duck-boat-splashdown-20x11

Boston’da turistik amaçla kullanılan karada ve suda gidebilen motorlu taşıt

AHLÂK VE WİKİYASAK

Soyadı Kuzu kendisi kurt siyasetçimiz kurtla kuzunun diyaloğunu anımsattı. Kurt, kuzuyu yemeye kararlı olunca suyunu bulandırsa da bulandırmasa da yiyecektir. Bizim Kuzu namlı kurt da öyle.

kurt-ile-kuzu-masali-la-fontaine-masallari-fabli

Anayasa hukukçusu sıfatını bir yana bırakıp fotomontaj yapıyor (ya da yaptırıyor) ve ortaya çıkan sahte eserle yapacağını yapıyor. Foyası meydana çıkınca da olsun ben hedefime vardım diyerek pişkinlik anıtı inşa etmekten geri kalmıyor.

Şu ortamda demokrasiden dem vurup, halkımız gereken yaptırımı uygular deseniz katıla katıla güldürmüş olmaz mısınız insanları!

İş dönüp dolaşıp şu noktaya gelmiş olmuyor mu?

Halkımız kendine gelip de gereğini yapmazsa istediğini yapabilirsin! İnsanımız günün birinde namusu, ahlakı ve doğruluğu anımsasın diye duacı olmaktan başka umarımız kalmamış oluyor.

Yeterince zaman ve olanak tanısalar halkımıza dünya dönmüyor ne kendi ne de güneşin çevresinde diye propaganda yapar ve onları ikna edebilirim diye düşünüyorum! Bir şeyler vardır ki; halkın takdirine bırakılmayacak denli ivedi ve önemlidir.

Siyasi ahlak da işte o şeylerden biridir!

************************************************************

Bir şeylerin eksikliği ancak yokluğuyla anlaşılabiliyor. Wikipedia neredeyse her gün başvurduğum bir sanal ortamdı. Yok olduğu zamandan bu yana eksikliği belirginleşti.

Hemen belirtmekte yarar var!

Wikipedia da kusursuz ve eksiksiz değildi. Basılı ansiklopediler için de söz konusuydu bu durum. Onlarda ilgili yanlışlığın giderilmesi için bir sonraki basımı beklemeniz gerekirdi. Wikipedia’da ise bazı kurallara uyarak düzeltme olanağı her zaman vardı yanlışlığı! Bu uygulamayı yapmış birisi olarak yazıyorum bu satırları.

Dünyanın en varlıklı Başkanı mı dediler size?

vikipedi_neden_acilmiyor_vikipediye_erisim_engeli_h800

Emrinize amade bilişim ordusunun bir kaç dakikaklık girişimiyle düzeltilebilecek bir yanlışlıktır (!) bu!

Çeşitli yöntemlerle Wiki’ye erişim de olası! Değişik yazılımlarla Türkiye’deki yasağın aşılması hiç de zor değil!

Bilişim ve iletişim çağında bir kaç tümcelik (yanlış) bilgi için neredeyse tüm arama motorlarında her hangi bir konuda yapılan aramada üst sıralarda yer alan bir bilgi deposunu yasaklamış olmanın yarattığı saygınlık aşınmasının ne yazık ki giderilmesi neredeyse olanaksız!

Bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak başımın önüme eğilmesine neden olan bu durum karşısında utançtan yerin dibine geçiyorum…

ADALET

adalet

Hava, su ve gıdadan sonra en temel insan gereksinimi! Onun yokluğu yaşamımızı sona erdirmese bile toplumsal düzeni ve toplumun ülkeye güvenini derinden sarsabiliyor.
Her fırsatta dile getirdikleri için biliyoruz! Son derece OSMANLICI bir yöneten topluluğumuz var! Osmanlıcılıklarının öykünme ve çağdaş yaşam karşısına Osmanlı’yı koyma heveslerinden kaynaklandığını söylemek daha doğru olur!
İçi boş, dayanaksız bir Osmanlıcılıktır sergiledikleri.
Böyle olmasa, Osmanlı’nın 600 yıl boyunca ADALET kavramını önemsediğini bilirlerdi, bilmekle kalmaz iyi kötü uygulama çabası içinde olurlardı.
Osmanlı, çıkışlarında da, inişlerinde de önemsemiştir ADALET kavramını. DAİREİ ADLİYYE olarak tanımladığı devletin olmazsa olmaz ödevlerinin sıralandığı silsilede ADALET yokluğunun yaratacağı felaketlere her fırsatta değinilmiştir. Her ne kadar yıkılmaktan kurtulamasa da Osmanlı bu duyarlılığı sayesinde 600 yıl tarih sahnesinde kalabilmiştir.

0000000727421-1

Bugün de varlığını sürdüren YARGITAY, DANIŞTAY, SAYIŞTAY gibi yargı kurumlarının köklerinin Osmanlı’da olmasına şaşırmamak gerekir. Cumhuriyet’le Osmanlı’yı ayıran önde gelen fark kurumların varlığından çok o kurumların ortaçağ karanlığına tutsaklığına son verilmesi olmuştur.
İnsan aklına özgürlük veren Cumhuriyet’le birlikte başka pek çok alanda olduğu gibi ADALET konusunda da köklü ve devrimci değişiklikler geçirilmiştir yaşama.
Yine Osmanlı’ya dönersek, ADALET öylesine önemsenmiştir ki; yokluğu korkunun başlıca kaynağı olmuştur özellikle yönetenler ve de saltanat sahibince. Osmanlı, pek çok konudaki aymazlığına, duyarsızlığına karşın ADALET konusunda özenli olma çabası içinde olmuş; hiç olmazsa temel ilkeleri ortaya koymaya çalışmıştır.
Bugünün Türkiyesi’nde ADALET’i iki dudak arasından çıkacak sözlere uyarlayanlar hiç olmazsa şimdilik rahat ve kaygısız olabilirler.
İnsanlık tarihinin değişmez tunç yasasıdır!
ADALET’in kendisinin değil duygusunun bile yitirilmesi hiç kimselerin, hiçbir kudretin önüne geçemeyeceği sonuçlara yol açmıştır.
Bugünün kudretlileri ADALET dağıtmak yerine onu bir yerlerde biriktirerek bir süre daha önüne set çekebilirler.
Ancak, o set önünde sonunda yıkılır ve dağıtılmayan adaletin azgın suları karşısına çıkanı önüne katarak sürükler.
Bugün, bu adaletsizliği yaratanların gücü ve kuvveti kendilerini bile azgın sele kapılmaktan koruyamaz!

Mahmut_Esat_Bozkurt_banner

Adaletin mumla arandığı bugünlerde saygıyla anılmalı…

Bu korkunç tabloda olan ülkenin dirliğine, düzenine, birliğine olacaktır. Adaletin olmadığı her geçen gün ileride yaşanacak tufanda ortaya çıkacak hasarın büyümesinden öte bir sonuca yol açmayacaktır.
Bu nedenle, Türkiye’de nicelikçe olmasa bile nitelikçe bu duruma son verme gücüne sahiplerin bir an önce harekete geçip gereğini yerine getirmesi gerekmektedir.

 

3997

Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığı boyut değiştirdi. Dayanaksız ve kaçamak saldırılar yerini iğrençliğe bıraktı. Bunda şaşılacak bir yan yok. Osmanlı aşıkları Mustafa Kemal’in karşısına ancak Abdülhamit’i çıkartabildiyse eğer sövmekten, hakaret etmekten başka çarelerinin kalmayışı da şaşırılacak durum olmasa gerektir.
Namus yoksunlarının adlarını ve sözde sıfatlarını anarak tanıtımlarını yapmaya gerek yok.
Atatürk’le ilgili bilgileri geliştirmenin ve paylaşmanın bu gibi çukurları ikna etmede etkisi olmayacağını öngörebiliriz. Ancak, dilleri varmasa da Atatürk düşmanlığını içlerinde saklayanlara söylenecekler yazmakla bitecek gibi değildir.

ata-500x500
Yazının başlığındaki sayısal değer Atatürk’ün okuduğu kitapları ifade eder. Bırakınız okumayı bu kadar kitabı edinip, şöyle bir göz atmış olmak bile eşsiz bir kültürel zenginliğe denk düşer. Bu sayısal değere inanmakta ikileme düşenlere Anıt Kabir Derneği’nin 24 ciltlik “Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar” külliyatını anımsatmakla yetinelim.
Kitapların tümünü tek tek sıralayamayız belki! Ama, ağırlıklı olarak tarih, coğrafya, felsefe gibi alanlarla ilgili olduğunu belirtmekle yetinebiliriz.
Atatürk kayıtsız, koşulsuz sevilmek zorunda değildir. Yaptıklarıyla ortaya çıkan eser yoktan var edilen bir ülke ve millet olsa da; hiç kuşkusuz bu süreçte birilerinin çıkarlarını zedelemiş olmalıdır. Bu kaçınılmazdır. Bu kaçınılmazlık da ona karşı düşmanlığın ve saldırganlığın önde gelen gerekçesi sayılabilir.
Bilimsel düzlemde eleştirmek, farklı şeyler söylemek de bir şekilde anlayışla karşılanabilir.
Ama, kaba saldırganlık ve belden aşağı vuran aşağılayıcı biçem olsa olsa o dili kullananların niteliğini ortaya koyar! Ki, bu durum bile insanım diyen herkesi fazlasıyla üzer ve öfkelendirir.
Atatürk’e cinselliği aracı ederek saldıranlara günümüzde çocuklarımızın topluca ve savunmasızca bulunduğu cezaevleri ve öğrenci yurtlarında onlara yapılanları anımsatmakta yarar var. Sesi olmakta sakınca görmedikleri sahiplerinin rezilliklerini de yazmalarını dileyelim.
Bir de Atatürk’ün Cumhuriyet’i ilân etmeden sonra çocuklar için düşündüklerini anlatacak bir yazıyı okumalarını salık verelim.
https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2013/11/26/mehmet-fuat-umay/
KAHROLSUN ATATÜRK’E DİL UZATMA NAMUSSUZLUĞUNU GÖSTEREBİLEN ALÇAKLAR!

İNSANLIĞIN UTANÇ SAYFASI

 

suriye hakkinda yalanlarinizi durdurun

Tarihin farkına yapılırken değil de yazılırken varılır çoğunlukla. Yakında yazılırken daha iyi anlaşılacaktır şu anda yapılmakta olan utanç sayfası.
Beş-altı yıldır kundaklanan, yangın yerine dönüştürülen Suriye artık sanık sandalyesine de oturtulmak istenmektedir. Uzunca süredir yankılanan ESED çemkirmelerine “uygar dünya”nın “artık yeter” böğürtüleri eklenmiştir.
Kilometrelerce uzaktan gelip ülke kundaklamak, yetinmeyip kundakladığı ülkeleri dinsel, mezhepsel ve etnik dilimlere ayırmak, yeri gelince onların üzerine bomba yağdırmak uygarlığın olmazsa olmazlarındandır. Kendi ülkesinde nükleer bomba istifçiliği yapmak, bitmiş savaşın sonunda teslim olmuş Japonya’yı nükleer denek yerine koymak da sorun değildir adınızın önünde uygar yazıyorsa.
Kundaklanan Suriye bir süredir ayağa kalkma belirtileri göstermeye başlamıştı. Egemenlik alanını genişletmekte ve güç kazanmaktaydı. Yaşamın olağan akışına hiç uymazdı kimyasal silah kullanmak bunca güçlenmiş ve egemenleşmişken.
Başka deyişle kimyasal süsü verilmiş bu saldırının arkasında birileri aranacaksa eğer Suriye kurgusunda umduğunu bulamayanlara bakmak gerekir.
Türkiye’de yakalarında basın rozeti taşıyanların önemli bölümü de bu utanç sayfasında yer alma yarışına girmiş gibiler. Soru sormak, akla, mantığa uygun mu diye araştırmak yerine önlerine konanı obur iştahıyla tüketen gazeteci müsveddeleri ortalıkta kol geziyor.
Bir kişinin aklına kimyasal saldırıya uğramış olduğu savlanan, çırpınan insanlara ayakta terlik üstte başta uyduruk giysilerle hortum tutanların yarattığı çelişkiyi sorgulamak gelmiyor.
Yüzünü bir süreden beri bölgeye dönmüş olan Türkiye en üst perdeden, RTE’nin ağzından ESED çemkirmelerini yeniden seslendirir oldu. Pusula şaştı ki ne şaştı!
Bağlantıdaki yazı insanlığın bugün yazmakta olduğu utanç sayfası konusunda uyarıcı.
https://www.aydinlik.com.tr/ozgurluk-meydani/2017-nisan/kimyasal-yalanin-bilinmeyenleri
Elbette anlayana…

HOLLANDA’YLA KAPIŞMAK

indir

Almanya, Hollanda ve onları izleyebilecek diğer Avrupa ülkelerinin tutumları anlaşılabilir ve kabul edilebilir değildir. Ana muhalefetin bu gelişmeler karşısında sergilediği tutum da son derece doğru ve yerindedir. Aşağılayıcı tutuma karşı milli duruş doğru olduğu gibi düşman yaratma ustalarının bu yolla oy devşirme cinliklerine de engel olmaktadır.

Bizim Dışişleri Bakanı’nın Hollanda’ya gürleyen sözlerini işitince keşke bir şeyleri bilmez olsaydım diye söylendim kendi kendime.

“Siyasi, askersel zaferler ne denli büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, elde edilen zaferler devamlı olamaz, kısa zamanda söner”
(Mustafa Kemal ATATÜRK)

Umarım ve dilerim ki; Dışişleri Bakanı’nın gürlemesi iç kamuoyunu ayartma amaçlıdır. Diğer türlüsü başımıza bir iş daha açmaktan başka işe yaramayacaktır.

Hollanda 40 bin kilometre kare yüzölçümüne sahip, 17 milyon nüfuslu küçük ama dev bir Avrupa ülkesi. Kişi başına gelir 40 bin USD düzeyinde. Toprak yoksulu ve yoksunu bu küçük ama güçlü ülkenin yaklaşık 500 yıldır dünya fatihi olmak gibi bir özelliği var. Osmanlı baş aşağı giderken yönü hep yukarı olmuş bir ülkeden söz ediyoruz.

Mustafa Kemal Yunan’ı İzmir’de denize döktükten sonra huzur bulmayıp yukarıdaki sözleri edebildiyse nedensiz değildir. Belleklerinizi yoklarsanız yeryüzünde özgürlüğünü ve bağımsızlığını silah zoruyla kazanmış pek çok irili, ufaklı ülke olduğunu fark edersiniz. O uzun listedeki pek çok ülkenin adını söylemeye diliniz dönmez, pek çoğunun da böyle bir savaş verdiğini unutmuş bile olabilirsiniz.

Tarihten silinenlerin ortak hatası zafer sarhoşluğuna kapılmaları ve ekonomik bağımsızlığı gerçekleştirmeyi ciddiye almamış olmalarıdır.

Hollanda’yla ilgili başka bilgiler de paylaşılabilir. Onların içinden birisi ne demek istediğimizi bizden daha iyi anlatmaya yetip de artacaktır.

Bu toprak yoksulu ülkenin tarım ve hayvancılık alanındaki bütçe fazlası 45 milyar dolardır. Bu bilgiyi edindikten sonra köylerini boşaltmış; en iyi bildiği iş olan tarım ve hayvancılığı unutmuş, yetinmeyip karnını doyurmak için milyar dolarları ülke dışına gömenlerin esip, gürlemesinin oy avcılığından öteye geçmemesi dileğimi bir kez daha yinelemekten başka şey gelmiyor elimden.