DİL BAYRAMINDA BİR SORU

 

 

 

dil-bayramı

Ya Atatürk’ün yaptığında bir yanlışlık var ya da bizim bugün yaptığımızda!

Bu Dil Bayramı’nda birkaç yüz sözcüğe indirgenen gündelik dilimize değinmeyeceğim. Ya da yine diksiyondan ve vurgudan yoksun kitle iletişim aracı sunucularından da söz etmeyeceğim!
Sayısal ortam iletişimine yansıyan kısaltma ve yabancı sözcük egemenliği de bu bayram gününü zehir edecek boyutta olduğuna göre ona da girmeyelim!
Sorum şudur!
Başta tıp, mühendislik ve işletme fakültelerimiz olmak üzere yüksek okullarımızda yabancı dilde eğitim-öğretim yapma sevdası her geçen gün tırmanıyor.
Amaç ve hedef nedir?
Bilen varsa anlatırsa sevineceğim! Böylelikle içimi kemiren bir soruya karşılık bulmuş olacağım!
Saygılarımla…
Ceyhun Balcı, 26 Eylül 2017

ÖLÜM

Yaşamın her alanında kendisini gösteren sorunlar ve aksaklıklar ölüm durumunda yerini inanılmaz bir ağır başlılığa, düzene ve intizama bırakıyor. Ölen değilse de geride kalanlar bu olumlu ortamı deneyimleme fırsatı yakalamış oluyor.
Hastane işlemlerinden başlayarak, mezarlıklar müdürlüğünde süren hızlı hizmete belediyelerin sosyal ve insani yardımları ekleniyor.
Ankara’da yaşanan ürpertici ve utanç verici mezarlık olayı bu alanda alışık olunmayan bir olumsuzluk olması bakımından dikkat çekici.
Bir süre önce, bugünlerde fındık fiyatına isyan eden Karadenizli kardeşlerimiz aslanlar gibi kükreyerek terörist olduğu gerekçesiyle bir cenazenin gömülmesine engel olarak, tabutun orta yerde kalmasını sağlamışlardı!
HDP milletvekilinin annesinin cenazesi için gösterilen vahşet korkutucudur.
Bir vatandaş olarak böyleleriyle aynı toprağa basmaktan, aynı havayı içime çekmekten, aynı suyu içip aynı ekmeği yemekten dolayı utanç duyduğumu söyleyemiyorum. Bu ve benzeri sayısız vahşet karşısında ister istemez ar duygumuz da nasırlaştı! Ama, korku ve ürperti duygularımın henüz yeterince tepkili olduğunu da fark ediyorum!
İnsan görünümlü aşağılık varlıklar!
Geç de olsa uygarlığı yakalayan bu ülkeyi daha nerelere sürükleyeceksiniz? Daha ne gibi hünerler sergileyip de başımızı önümüze eğdireceksiniz?
Duracağınız, buradan öte gideceğimiz yer yok, yapacağımız şey kalmadı demenizi dört gözle bekliyorum!

ÖLÜYE BİLE RAHAT VERMEYECEK KADAR ALÇALDINIZ MI?
BİZLERİ BU DÜNYAYA GELDİĞİMİZE PİŞMAN ETMEYİ SÜRDÜRECEK MİSİNİZ?
BU YAZIYI YAZMAK, DUYGULARIMI KÂĞIDA DÖKMEK DE FAZLASIYLA İÇ KARARTICI OLDU!
ORTAÇAĞIN SONLANDIĞI BİR DÜNYA VE YAŞAM İÇİN ÇOKÇA ÇALIŞMAMIZ, ÇABALAMAMIZ GEREĞİ HİÇ BU KADAR BELİRGİNLEŞMEMİŞTİ!

İnsanlıkla ilintisi biyolojik benzerlikten ibaret olan bu yaratıkların anlaması söz konusu değil!
Ama, bir genel bilgi olsun diye anımsatmakta yarar görüyorum!
Bu ülkede Cumhuriyet’in ilk yıllarında İzmir Kültürpark’ın yapımı sırasında telef olan atların heykelinin dikilmesi bilgeliği sergilenmiştir.

http://www.dagarcikturkiye.com/cumhuriyetin-atlari-yd-2097.html

Bilgeliğin kol gezdiği bu toraklarda dolaşıp duran siz yaratıklar kimlerden ürediniz, türediniz?

Kimlerin çocuklarısınız?

a1(18)

BAŞKA BİR KURBAN BAYRAMI MÜMKÜN!

0000000639140-1

 

Gelenekler, görenekler ve benzeri toplumsal alışkanlıklar kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Gelenekleri ve görenekleri toptancı bir yaklaşımla olumlamak ve ne pahasına olursa olsun yaşatmaya çalışmak biz insanların sıkça düştüğü hatalardan birisi olabiliyor.
Kurban Bayramı!
Hayvan dostlarımızın kara günü desek de olur…
Pek çok hayvan kibir ve üstünlük duygusunu aşamamış insanların gazabına uğrayacak.
Hayvanlara eziyetin, işkencenin ve her türden kötü davranışın bini bir para olacak önümüzdeki birkaç gün boyunca!
Gölleri, ırmakları ve hatta denizleri kana boyamalar bugünlerin değişmez haber değeri taşıyan gelişmeleri olacak. Bu utanç kareleri gökdelenler arasında dana kovalayan insan müsveddelerince tamamlanacak.
Kurban kesmenin dinsel bir gereklilik olmadığını aydın ilahiyatçılarımız sayesinde öğrendiğimize göre gelenek ve görenekten öteye geçmeyecek bu eylemleri eleştirmekten ve değişmesi ya da en azından olumlu niteliğe kavuşturulması doğrultusunda çaba göstermekten kaçınılmamalı.
Çok açık ve yalındır!
Bir gelenek ve görenek insanlık tarihinin derinliklerinden bugüne varlığını koruyabilir. Bu sağkalımın olumluluk doğurmak gibi bir güvence sağlaması ne yazık ki söz konusu değildir.
Örneğin, uygulama kurban kesmek gibi bu çağda mutlaka düzenlenmesi ve günün koşullarına uyarlanması gereken türdense bu gelenek ve göreneğin olumsuzluğa eşdeğer bir durumu simgelediği rahatlıkla söylenebilir. Kurban kesme ritüelinin sanallaştırılmasında yarar olduğu kesindir. Kurban kanı akıtmak yerine kurbanlığa eşdeğer bir parasal niceliğin vakıf, dernek ya da hayır kurumu aracılığıyla çok daha verimli değerlendirilmesi olasıdır.
Özetlemek gerekirse olumsuz ve çağa uymayan unsurlar içeren gelenek ve görenekler bir insan topluluğunca kendince haklı gerekçelerle de olsa yaşatılıyorsa eğer onu yaşatan topluma “HASTA TOPLUM” unvanı kazandırması kaçınılmazdır.
Acı gerçek budur…
Doğayla çelişen bir geleneğin gözden geçirilmesi ve çağdaş niteliklere kavuşturulması geleneğin aşınması değil tersine değer kazanması sonucunu doğuracaktır.
Bu yapıldığında kazanılacak unvan “SAĞLIKLI TOPLUM” olacaktır.
Seçim bizim elimizdedir.
Gündelik yaşamın din eliyle yönlendirilmesi ve şekillendirilmesinin önündeki engel demek olan koruyamadığımız LAİKLİK’in önemi bu örnekle bir kez daha ortaya çıkmış olmaktadır…

Ceyhun BALCI, 31.08.2017

İZMİR ATATÜRK LİSESİ

Yazın bu sıcak gününde İzmir’de bir araya gelen yüzlerce kişi kamuoyunun dikkatini çekmeyi amaçladılar. İzmir’in en köklü eğitim kurumlarından 129 yaşındaki İzmir Atatürk Lisesi’nin mezunlar derneğinin yaptığı çağrıya uyan çok sayıda ve hemen her kesimden insan bu anlamlı eyleme destek verdi.

İzmir Atatürk Lisesi mezunu değildim ama oradaydım!

Rahmetli babam ve uzun ömürlü olsun dayım bu lisenin mezunlarıydı. Buranın mezunu olmasam da onlar aracılığıyla çokça öykü dinlemişliğim vardı burayla ilgili!

Özellikle babamın Atatürk Lisesi yıllarının II. Dünya Savaşı’na denk düştüğünü eski nüfus cüzdanına basılan “EKMEK KARNESİ VERİLMİŞTİR” damgalarından biliyorum. Belki zorlu ama bir o kadar da başların dik, alınların ak yüzlerin de pak olduğu yıllar olduğuna kuşku yok o dönemin.

Hemen her yere musallat olan dincilik İzmir Atatürk Lisesi’ne ayrıcalık yapacak değildi! Bu yaz okul yönetimiyle dinciliği iş edinmiş kimi vakıflar arasında bir işbirliği protokolü yapılmış. Eğitim kisvesi altında çağdaş değerlere sırt çeviren, kadın-erkek ayrımını öğrencilik yıllarından başlayarak yerleştirmeyi amaçlayan ve bunlar kadar önemlisi tabana selam çakan bu uygulama adını taşıdığı büyük insana gönülden bağlı Atatürk Liseliler’e durumdan görev çıkarttırmış.

Her ne kadar okulun öğrencilerini kapsamasa da, okulun eğitim programıyla ilintisi olmasa da bu durum seslerin yükseltilmesi gereğini doğurmuş!

Ağırlıklı olarak mezunlardan oluşan ama onlara eklenen duyarlılardan ve meslek odaları, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinden destek alan topluluk huzurunda yapılan basın açıklaması ortalama yurttaşın da bu gibi önemli durumlarda görev başı yapması gereğine güzel bir örnek oldu.

Her ne kadar yakınlarım aracılığıyla Atatürk Lisesi’ne yakınlığım olduysa da; sayamayacağım kadar çok dost ve arkadaşımın bu seçkin okulun mezunu olduğunu da eklemem gerek sözlerime!

Atatürk Liselilere Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıktıkları için sonsuz teşekkürler, şükranlar…

Bizlere böylesi anlamlı bir girişime destek olma fırsatı yarattıkları için de teşekkür borçluyuz değerli dostlarımıza…

Cumhuriyet’in tapusu olan Lozan’ın adını taşıyan meydanda okullarına ve dolayısı ile Atatürk’e ve Cumhuriyet’e sahip çıkan Atatürk Liseliler öncülüğünde İzmir yine yaptı yapacağını…

Ceyhun Balcı, 9 Ağustos 2017

İSTANBUL’UN (ÜLKEMİZİN) HALLERİ

DE_twrPWsAQWgnx-e1500359543150.jpg

İstanbul’a ve orada yaşayan dostlarımzıa geçmiş olsun! Çok değil 10 gün önce de benzer dilekte bulunmuştuk. Bu dileklerimizin sonu gelecek gibi değil. Bugün İstanbul için dile gelen dileklerimizin yarın Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Adana ya da bir başka kentimiz için söz konusu olabileceğinden kaygılıyız.

Bir ya da iki yılda bir yurtdışına çıktığımızda gittiğimiz ülkeyi gezip, görmenin ve kültürünü tanımanın yanı sıra kentlerini ve gündelik yaşamını da izlemeye çalışıyoruz.

Bu gözlemlerimiz sonucunda şu saptamayı acı da olsa yapmaktan geri duramıyoruz!

Türkiye gezip, gördüğümüz ülkelerle karşılaştırıldığında son derece pis olmasının yanı sıra kural ve yasaların tanınmadığı bir ülkedir. Dahası, Türkiye’nin doğal, kültürel ve tarihsel varlıkları her geçen gün hızla yıkıma uğratılmakta ve övünç kaynağımız eşsiz zenginliklerimiz geri dönüşü olmaksızın yok edilmektedir.

İstanbul’a kısa sürede düşen 40-50 kilogramlık yağışın kenti göle çevirmesi, insanların boğulmaktan kurtulması, toplu ulaşımın felç olması, kent yaşamının durması boşuna değildir. Etkili ve yetkililer başlarını öne eğecek yerde pişkin bir biçimde doğayı suçlamayı seçmektedir. İnsan uygarlığı çok gelişmek ve ilerlemekle birlikte yağmur, kar, fırtına, sel ve deprem gibi felaketlerin önüne geçme olanağı henüz yaratılabilmiş değildir. Ancak, yine de insan aklına güvenilmelidir. Kentleşmeyi doğaya ve insana saygı çerçevesinde yapan ülkelerin bu bağlamdaki deneyimleri yol göstericidir.

Yağmursa yağmur, karsa kar! Bu gibi doğa olaylarını yalnızca Türkiye yaşamıyor. Avrupa ve Asya ülkelerinin de bu konuda ülkemizden geri kalmadıkları çok iyi bilinir.

Bu konuyla ilgili bir anı paylaşmalıyım!

2008 yılındaki Hong Kong ziyaertimiz sırasında şehir turu yaptıran rehberimiz anlatmıştı. 2008 yılının haziran ayında Hong Kong’a bir günde 500 (beş yüz) kilogram yağış düşmüş. Bu boyutta yağışın yarattığı olumsuz etkiler trafik sıkışıklığından öteye geçmemiş. Böylesi nicelikte bir yağışın ülkemizin her hangi bir yerine düşmesi durumunda olabilecekleri aklımıza getirsek bile dile getirmek istemeyiz.

main_14169448143_69683fbaee_z

Hong Kong’da yağmur….

Bir hafta on gün önce ve bugün İstanbul’da yaşananlar uygarlığa sığacak gibi değildir.

Suçluluk duygusu taşımayan pişkin yönetenlerimizin tersine bu akıl almaz durumun sorumlusunun hepimiz olduğunu bir kenara not edelim.

Bu kabul yönetenlerimizi temize çıkartmayı amaçlamıyor elbette!

Ülkemizin başına son 60 yılda geçen yerel ve genel yöneticilere bir selam gönderelim!

Onların içinden de son çeyrek yüzyılda görev yapmışlara ayrı bir parantez açalım!

Can kaybı yaşanmaması şanstır belki! Ama, bu olumlu durumun kocaman olumsuzluğu gölgelememesi gerektiği de kesindir.

Mantar gibi biten rezidanslar, AVM’ler; kentin akciğerlerine hançer gibi sokulan köprüler ve otoyollar; doğal afet toplanma alanlarına göz diken paragöz inşaatçılık anlayışını sanık sandalyesine oturtmak gerekiyor.

Bu yapılmadığı sürece kendi kendimize geçmiş olsun demeyi gelenekleştirir; uygar dünyayla aramızın açılmasını ağzımız bir karış açık izlemeyi sürdürürüz.

Bilinmelidir ki; kentler uygarlığın aynasıdır! En küçük sağanakta boğulmaktan zor kurtulan insanlar kentte yaşasalar da kentli olamazlar. Onları bu hallere koyanlar da uygar bir ülkede yaşasalar insan içine çıkamazlar.

800-duck-boat-splashdown-20x11

Boston’da turistik amaçla kullanılan karada ve suda gidebilen motorlu taşıt

AHLÂK VE WİKİYASAK

Soyadı Kuzu kendisi kurt siyasetçimiz kurtla kuzunun diyaloğunu anımsattı. Kurt, kuzuyu yemeye kararlı olunca suyunu bulandırsa da bulandırmasa da yiyecektir. Bizim Kuzu namlı kurt da öyle.

kurt-ile-kuzu-masali-la-fontaine-masallari-fabli

Anayasa hukukçusu sıfatını bir yana bırakıp fotomontaj yapıyor (ya da yaptırıyor) ve ortaya çıkan sahte eserle yapacağını yapıyor. Foyası meydana çıkınca da olsun ben hedefime vardım diyerek pişkinlik anıtı inşa etmekten geri kalmıyor.

Şu ortamda demokrasiden dem vurup, halkımız gereken yaptırımı uygular deseniz katıla katıla güldürmüş olmaz mısınız insanları!

İş dönüp dolaşıp şu noktaya gelmiş olmuyor mu?

Halkımız kendine gelip de gereğini yapmazsa istediğini yapabilirsin! İnsanımız günün birinde namusu, ahlakı ve doğruluğu anımsasın diye duacı olmaktan başka umarımız kalmamış oluyor.

Yeterince zaman ve olanak tanısalar halkımıza dünya dönmüyor ne kendi ne de güneşin çevresinde diye propaganda yapar ve onları ikna edebilirim diye düşünüyorum! Bir şeyler vardır ki; halkın takdirine bırakılmayacak denli ivedi ve önemlidir.

Siyasi ahlak da işte o şeylerden biridir!

************************************************************

Bir şeylerin eksikliği ancak yokluğuyla anlaşılabiliyor. Wikipedia neredeyse her gün başvurduğum bir sanal ortamdı. Yok olduğu zamandan bu yana eksikliği belirginleşti.

Hemen belirtmekte yarar var!

Wikipedia da kusursuz ve eksiksiz değildi. Basılı ansiklopediler için de söz konusuydu bu durum. Onlarda ilgili yanlışlığın giderilmesi için bir sonraki basımı beklemeniz gerekirdi. Wikipedia’da ise bazı kurallara uyarak düzeltme olanağı her zaman vardı yanlışlığı! Bu uygulamayı yapmış birisi olarak yazıyorum bu satırları.

Dünyanın en varlıklı Başkanı mı dediler size?

vikipedi_neden_acilmiyor_vikipediye_erisim_engeli_h800

Emrinize amade bilişim ordusunun bir kaç dakikaklık girişimiyle düzeltilebilecek bir yanlışlıktır (!) bu!

Çeşitli yöntemlerle Wiki’ye erişim de olası! Değişik yazılımlarla Türkiye’deki yasağın aşılması hiç de zor değil!

Bilişim ve iletişim çağında bir kaç tümcelik (yanlış) bilgi için neredeyse tüm arama motorlarında her hangi bir konuda yapılan aramada üst sıralarda yer alan bir bilgi deposunu yasaklamış olmanın yarattığı saygınlık aşınmasının ne yazık ki giderilmesi neredeyse olanaksız!

Bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak başımın önüme eğilmesine neden olan bu durum karşısında utançtan yerin dibine geçiyorum…

ADALET

adalet

Hava, su ve gıdadan sonra en temel insan gereksinimi! Onun yokluğu yaşamımızı sona erdirmese bile toplumsal düzeni ve toplumun ülkeye güvenini derinden sarsabiliyor.
Her fırsatta dile getirdikleri için biliyoruz! Son derece OSMANLICI bir yöneten topluluğumuz var! Osmanlıcılıklarının öykünme ve çağdaş yaşam karşısına Osmanlı’yı koyma heveslerinden kaynaklandığını söylemek daha doğru olur!
İçi boş, dayanaksız bir Osmanlıcılıktır sergiledikleri.
Böyle olmasa, Osmanlı’nın 600 yıl boyunca ADALET kavramını önemsediğini bilirlerdi, bilmekle kalmaz iyi kötü uygulama çabası içinde olurlardı.
Osmanlı, çıkışlarında da, inişlerinde de önemsemiştir ADALET kavramını. DAİREİ ADLİYYE olarak tanımladığı devletin olmazsa olmaz ödevlerinin sıralandığı silsilede ADALET yokluğunun yaratacağı felaketlere her fırsatta değinilmiştir. Her ne kadar yıkılmaktan kurtulamasa da Osmanlı bu duyarlılığı sayesinde 600 yıl tarih sahnesinde kalabilmiştir.

0000000727421-1

Bugün de varlığını sürdüren YARGITAY, DANIŞTAY, SAYIŞTAY gibi yargı kurumlarının köklerinin Osmanlı’da olmasına şaşırmamak gerekir. Cumhuriyet’le Osmanlı’yı ayıran önde gelen fark kurumların varlığından çok o kurumların ortaçağ karanlığına tutsaklığına son verilmesi olmuştur.
İnsan aklına özgürlük veren Cumhuriyet’le birlikte başka pek çok alanda olduğu gibi ADALET konusunda da köklü ve devrimci değişiklikler geçirilmiştir yaşama.
Yine Osmanlı’ya dönersek, ADALET öylesine önemsenmiştir ki; yokluğu korkunun başlıca kaynağı olmuştur özellikle yönetenler ve de saltanat sahibince. Osmanlı, pek çok konudaki aymazlığına, duyarsızlığına karşın ADALET konusunda özenli olma çabası içinde olmuş; hiç olmazsa temel ilkeleri ortaya koymaya çalışmıştır.
Bugünün Türkiyesi’nde ADALET’i iki dudak arasından çıkacak sözlere uyarlayanlar hiç olmazsa şimdilik rahat ve kaygısız olabilirler.
İnsanlık tarihinin değişmez tunç yasasıdır!
ADALET’in kendisinin değil duygusunun bile yitirilmesi hiç kimselerin, hiçbir kudretin önüne geçemeyeceği sonuçlara yol açmıştır.
Bugünün kudretlileri ADALET dağıtmak yerine onu bir yerlerde biriktirerek bir süre daha önüne set çekebilirler.
Ancak, o set önünde sonunda yıkılır ve dağıtılmayan adaletin azgın suları karşısına çıkanı önüne katarak sürükler.
Bugün, bu adaletsizliği yaratanların gücü ve kuvveti kendilerini bile azgın sele kapılmaktan koruyamaz!

Mahmut_Esat_Bozkurt_banner

Adaletin mumla arandığı bugünlerde saygıyla anılmalı…

Bu korkunç tabloda olan ülkenin dirliğine, düzenine, birliğine olacaktır. Adaletin olmadığı her geçen gün ileride yaşanacak tufanda ortaya çıkacak hasarın büyümesinden öte bir sonuca yol açmayacaktır.
Bu nedenle, Türkiye’de nicelikçe olmasa bile nitelikçe bu duruma son verme gücüne sahiplerin bir an önce harekete geçip gereğini yerine getirmesi gerekmektedir.