ÇOCUK KATİLLERİ

Geçtiğimiz günlerde belki de ajanslara bile düşmemiş olan bir katliam değil ilgi çekmek öğrenilme şansı bulamadı. Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyon güçleri (ABD güdümlü saldırganlık olarak da anlayabilirsiniz) Kuzey Yemen’deki Saada kentinin pazaryeri yakınlarında düzenledikleri saldırıyla 30’u aşkın çocuğun ölümüne neden oldu. Her ne kadar saldırı Suudilerce gerçekleştirilmiş olsa da; minik bedenleri yakıp geçen bombalar ABD yapımıydı. ABD’nin bölgedeki sadık gücü Suudilerce kullanılmışlardı.

Ayrıntılı bilgi için :

http://www.informationclearinghouse.info/50051.htm

yemeni

Bu senaryoyu okuyunca DE JAVU diye haykırmak geçti içimden. Yer, zaman ve oyuncular değişmek üzere bu oyun kim bilir kaçıncı kez sahnelendi yerkürede!

Başbağlar’da çeyrek yüzyıl önce sergilenmiş olan bu kanlı oyun daha bir kaç hafta önce bir anne ile bebeğini aramızdan almadı mı?

ABD’nin kara gücüm dediği PKK/PYD’nin de bu durumdan rahatsızlık duymak şöyle dursun gurur duyduğu fotoğraflara yansımaktadır günümüzde.

images

Küresel azılı emperyal güç ABD kimi zaman kendi işini kendisi görse de çoğu zaman maşa kullanmayı tercih ediyor!

Tıpkı Başbağlar’da, Hakkâri’de PKK’yi, Yemen’de Suudi’leri kullandığı gibi!

Her ne kadar bu gibi katliamların ardında PKK ya da Suudiler var gibi görünse de gerçek fail ABD emperyalizmidir.

Hiç akıldan çıkartılmamalıdır bu yalın gerçek!

Dünyanın bir numaralı petrol tüketicisi ABD, petrol fiyatları düşük, kendi toplumunun gönenci yukarılarda kalsın diye bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden suçsuz insanların kanına girmekten çekinmemektedir.

Hakkını yemeyelim!

ABD emperyalizmi ülkemizde ve dünyanın aklınıza gelebilecek başka yerlerinde öylesine karmaşık ve cin fikirli oyunlar sahneliyor ki günümüzde!
Bugün Türkiye’de ABD’nin kara gücü PKK/PYD’nin siyasi uzantısı olduğunu saklama gereği duymayan siyasi parti görünümlü yapıyı Türkiye’deki iktidar değişikliğinin umudu olarak pazarlayıp, ülkeyi kuran partiyle yan yana getirebiliyor.

Ülkemizi ve dünyayı anlamanın önde gelen koşulu emperyalizmi anlamaktan ve ve ona her koşulda karşı durmaktan geçiyor!

TOZ DUMAN İÇİNDE TÜRK SİYASETİ

Dolar 6’yı, Avro 7’yi zorluyor. Türkiye aylardır, hatta yıllardır beklenen krizde. On beş yıldır başarıyla pazarlanan tozpembe tablo gerçek rengine büründü. Krizin gelişi bu denli uzayınca başta iktisatçılar olmak üzere sosyal bilimcilerin pek çoğu kendinden kuşku duymaya başlamıştı.

Olmayan parayla sağlandığı sanılan gönençle birlikte yok edilen üretimle ayakta kalınabileceği yanılsaması duvara çarptı. Beklenmeyen durum değildi. Ama, insanoğlu çoğu zaman olduğu gibi bu süreçte de yaşanacakları öngörmek yerine beklemeyi yeğledi.

On beş yıl sürdürülen karşılıksız edinimlerin bedeli ödenecek. Bu yapılamazsa edinilenler yitirilecek!

Durum bu kadar ortadayken Türk siyasetinin sergilediği görünüm iç parçalayıcı!

Bugün yaşananların bir numaralı sorumlusu olan mevcut iktidarın yerine koyacak siyasi unsurumuz yok!

Kurultay için toplanan imzaların sayımı bitse de kurultay kavgası bitmiş gibi görünmüyor. Türkiye’nin tek adam rejimine geçişini eleştirir görünen muhalefetin de bal gibi tek adam yapısında olduğu ortada. Partinin vitrini ve yönetimi değiştirilse de tepedeki tek adamın bir yerlere kımıldamaya niyeti yok! Hem siyasi hem de ekonomik açıdan muhalefetin ortaya seçenek bile koyamadığı anlaşılıyor.

Türk siyasetinin değişmez yazgısı korunuyor!

İstifa yerine istifade!

Bugün zorlayacağı zirveleri kafamızda canlandırmakta güçlük çektiğimiz döviz ve ekonomik göstergeler kadar; Türk siyasetinin içine düştüğü açmaz da bir o kadar umut kırıcı bir tablo seriyor gözlerimizin önüne! Biri dışında kişiler gitsin! Yenileri gelsin durumu kurtaralım anlayışıyla oyalanmak isteniyor kitleler. Buna karşılık ülkenin kurucu partisinin çoktandır köklerinden kopmuş olmasından söz eden bile yok!
Seçenek umudun önde gelen kaynağı! Seçenek olmayınca umut kıtlığı şaşırtmıyor.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ VE İZMİR TABİP ODASI YÖNETİMİNİ KINIYORUM!

Yüreğimizi dağlayan anne ve 11 aylık yavrusunu hedef alan alçak terör eylemi kişi ve kurumları kınama bildirileri yayınlamaya zorladı!
Bu zorlamadan TTB ve İzmir Tabip Odası yönetiminin de payına bir şeyler düşmüş olmalı ki; olayı kınamışlar. Görünürde olumlu olan bu metinlerin ortak noktası kınar gibi yapmaktır.

Görüntüyü kurtarmak, kınadın mı sorusuna ona ne şüphe yanıtı verebilmektir temeldeki amaç. Bu önemli saptamayı niyet okuma yoluyla değil her iki kuruluşun bildirilerine yansıyan dile dayanarak yaptığımı vurgulamakta yarar görüyorum.

Emperyalizmin kara gücü olmakta sakınca görmeyen sözde solcu gerçekte Seyit Rızacı, Şeyh Saitçi ayrılıkçı terör örgütü PKK’nın göz ardı edilmemesi gereken bir başka önemli özelliği de “bebek katili” oluşudur. Bundan 25 yıl önce Başbağlar’da sergilenen bebek katili davranışı Hakkâri’de yinelenmiştir. Efendileri olan emperyalistler gibi vicdandan, insaftan ve mertlikten yoksundurlar. Hedefe giden yolda her davranışı ve eylemi hak olarak görmektedirler.

PKK terör örgütü ve onun siyasal düzlemdeki uzantısı HDP tanınmayan, bilinmeyen yapılar değiller.

Burada, bu açıklığa karşın onlara destek olan, onlarla omuzdaş olmakta sakınca görmeyenlere birkaç çift sözümüz olmalı!

Adı anılan her iki yapının meslek örgütü, sendika, dernek, demokratik kitle örgütü görünümlü bir bağlaşıklar topluluğu olduğu hiç ama hiç akıldan çıkartılmamalı!

Yine unutulmamalıdır ki; tetiği çeken, tuzağı harekete geçiren kanlı eller kadar bu emperyalist kurguya bir şekilde dahil olanlar, sessiz kalanlar ve kendilerince ustaca seçildiği sanılan sözcüklerle örtülü destek sunanlar da bir o kadar sorumlu ve kusurludur.
Türkiye’deki 150 bin hekimin meslek örgütü olmakla görevli olan bu kuruluşların daha önce de pek çok kez yaptıkları gibi renksiz, kokusuz ve ruhsuz bildirilerle terörü kınar gibi yapıp ona destek çıkmaları kabul edilebilir gibi değildir.
Hekimlerin, Tıbbiyeli kimlikleriyle yaşadığımız ülkenin temelinde harçları olduğu düşünüldüğünde bu yaşadıklarımızın çok daha dehşet verici olduğunu saptamak kaçınılmaz olmaktadır.
Türkiye kurulduğunda da kocaman bir şehitlikti. Aradan geçen yıllar bu niteliği değiştirmedi, geliştirdi yazık ki! Özellikle, emperyalist kurgunun bir parçası olarak harekete geçirilen ayrılıkçı terör ülkenin bu görünümünde yeni mekânların oluşması sonucuna yol açtı.
Her birimiz şu anlatacaklarımı doğrulayabilir.
Her gün evimden işyerime gelene kadar kat ettiğim yaklaşık 10 kilometre boyunca adları şehitlerle anılan parkların, okulların önünden geçiyorum. Başka deyişle, şehitlikleri selâmlamış oluyorum. Bu duruma Anadolu’nun hemen her kentinde ve kasabasında da rastlamak olasıdır.

Dolayısı ile, ayrılıkçı teröre verilen şehitler aramızda olmasalar da gündelik yaşamımızın parçası durumundadırlar. Bir bakıma belleğimize çivilenmişlerdir. Bu ortamda yaşayan bizlerle alay edercesine, acımızı depreştirircesine sözde kınama bildirilerini kaleme alma cüreti gösterenleri kınıyor, ülkemizin ruhuna ve değerlerine aykırı davranışlarından dolayı bu kurumlarımızı yönetenlerin durumlarını gözden geçirmelerini istiyorum.

Bir örnekle sonlandırıyorum satırlarımı…

İzmir Tabip Odası bildirisinden bir bölümce :

“…..Dava ile yeniden sivillere yönelik katliam ve saldırıların yüreğimizdeki yarattığı sızı alevlenmişken, Hakkari’den gelen bir haber ile yeniden sarsıldık. Bir anne ve bebeğinin tuzaklanmış patlayıcı ile katledilmesinden derin acı hissettik……”

Bu bölümü okuduğunuzda sanırsınız ki; bomba ete, kemiğe bürünmüş, kendi kendine yola çıkıp kendini tuzaklamış.

Hanımefendiler, beyefendiler;

Bu bombayı bir üreten, bir getiren ve bir de yerleştirip tuzaklayan yok mudur? Bunu yapanların üyesi olduğu terör örgütü PKK değil midir? Eğer böyleyse bu örgütün adını anmaktan korkmanız ve kaçınmanız nedendir?

Terör örgütünü tanıyoruz, biliyoruz!

Sizlerin vicdanı da mı nasır bağladı?

Yok mudur bir diyeceğiniz?

Kınama görünümlü rezalete ne diyorsunuz?

Yazıklar olsun terörü adıyla, sanıyla anarak kınama yapamayan sizlere…

635779736473585684

ADANA DEMİRSPOR : KARŞITLIKTAN YANDAŞLIĞA…

Neredeyse 10 yıl olmuş!

Adana Demirspor İtalyan kulübü Livorno’yla omuz omuza verip iyiden, doğrudan, emekten ve elbette spordan yana ses vereli.

O zamanki heyecan ve coşkum bugün gibi aklımda!

Dayanamayıp katılmışım o coşkuya!

Bir yansı sunumu hazırlamışım Ankaragücü’nü de işin içine katarak…

Ankaragücü o tarihteki işgal girişimine varlık nedenine yaraşır bir dirençle karşı koymuş, saldırganları savuşturmuştu.

Parasal açmazın da kolaylaştırmasıyla Adana Demirspor da teslim alındı diye okuyoruz gazetelerden. Cüzdanı şişkin birileri çöreklenmiş kulübün başına.

Paranın sözünün en çok geçtiği alanlardan biri olan futbolda hiç kuşkusuz ses getirecektir sıcak paranın soğuk yüzü!

Ya geçmiş, ya ruh, ya değerbilirlik?

Ne siz sorun ne ben söyleyeyim!

Güle güle Adana Demirspor!

Teşekkürler yaşattığın güzellikler için!

Yeni Adana Demirspor’a hoşgeldin demek gelmiyor içimden…

İçimden gelen, Adana Demirspor’un da Ankaragücü’nün izinden giderek işgalcileri başından savmasını dilemektir.

news-photo

 

Yansı sunumu için :

https://get.google.com/albumarchive/113712996036446725753/album/AF1QipOistseCP7Lt857RkD4JZ2VklBMAYtyEGDPnGSF

VİCDANSIZ TEMMUZ

 

Sıcak temmuzla birlikte ateş, kan, barut ve yanık kokusu hiç sektirmeden kendini gösterir. Üzerinden 25 yıl geçse de acılar küllenmemiştir. Dün olmuş gibi sıcaktır yaşananlar.

İnsan yakmak ortaçağda kaldı sanılır. Naziler bile hiç olmazsa önce öldürüp sonra yakmışlardır. Çeyrek yüzyıl önce diri diri insan yakmak eylemi Sivas Madımak’ta yaşama geçirilmiştir. Bilgeliğin, insanseverliğin beşiği olan Anadolu’nun orta yerinde.

510

Madımak aradan yıllar geçse de unutulmadı. Madımak’ın kahramanlarından birisi şu günlerde BİLGE DEDE konumuna yükseltilse ve önemli bir ayrıntı unutulsa da vahşetin unutulması olanaksız.

Vahşetin yaşandığı gün bu dehşetin yaşanmasının önüne geçmekle görevli siyasilerin ve devlet ileri gelenlerinin demeçleri arşivlerden bulunup okunsa olayın ağırlığıyla orantısız hafiflik gözler önüne bir kez daha serilmiş olur.

tansu

temel

mesut

erdal

Ölümcül Temmuz 2 Temmuz’da Sivas’ta yaşananlardan ibaret değildir oysa.

Bu olaydan 3 gün sonra Erzincan’ın kuş uçmaz, kervan geçmez köyü Başbağlar’da yaşananlar da Madımak’la boy ölçüşecek türdendir. Yediden yetmişe 33 vatandaşımızın delik deşik edilen bedenlerine ilişkin görsellere aradan geçen bunca yıldan sonra bile bakabilmek, bakılabilse de etkilenmemek olanaksız.

Tam da burada, bir haksızlıktan söz etmek gerekiyor. İleri gelenlerinden birisi BİLGE DEDE yapılsa da unutulmayan Madımak’a karşı unutulan, yok sayılan Başbağlar utanç kaynağımızdır.

Türkiye’ye uzun yıllardan bu yana egemen olan sen-ben, biz-siz kavgasının izleri sürülebilir Başbağlar unutkanlığında. Gözden ırak olan gönülden de ırak mı tutulur oldu? Madımak’ta yitirilen cansa Başbağlar’da yitirilen ne?

Hiroşima’yı anıp, Nagazaki’yi unutmak, hatta böyle bir şey olmadı edsıyla davranmak kabul edilebilir mi?

Üç gün arayla yaşanan, Türk halkını derinden yaralayan ardışık iki vahşete ilişkin duyarsızlık neden?

Eski sağ-sol hastalığımızın depreşmesi mi söz konusu?

Basın tarandığında kimi kendini bilmez sefil yaratıkların Madımak’ın intikamı Başbağlar’da alındı yollu nitelemelerine rastlayabilirsiniz.

Başbağlar’ın iyiden iyiye unutulması, şimdilerde ise hiç olmamış muamelesi görmesinin güncel PKK seviciliğiyle bağlantısı var mıdır?

Madımak’ı unutmamakta kararlı olan ama buna karşılık Başbağlar söz konusu olduğunda belleğini yitirmiş görünen Türk entelijensiyası, üzerine yapışan bu utanç etiketinden kurtulmalıdır.

Madımak’ta da, Başbağlar’da da yitirilen bizim canlarımızdır. Birinin diğerinden farkı daha az tanınmış olmak ya da hiç tanınmamış olmak mıdır?

Çoğunluğu hızlı solculardan oluşan unutkanlar yaptıklarını gururlarına yedirebiliyorlar mı?

Büyük ölçüde bilinçli olduğunu düşündüğüm bu unutkanlığın yaratıcılarını ve sürdürücülerini kınarken hem Madımak hem de Başbağlar kurbanlarını saygıyla anıyorum.
Ruhları şad olsun!

Artlarından sergilenen ikiyüzlülük ve vicdansızlık hepimize ders olsun!

Kaygılarımla…

 

2 Temmuz 2018

DERSİM ?

 

diyap ağa

Seçime gün sayıyoruz! Sizce ülkenin sorunları sıralansa aklınıza gelenler neler olurdu? Ortalama yurttaş güvenlikten, terörle mücadeleden ve elbette hayat pahalılığı ve bıçak sırtındaki ekonomiden söz ederdi.

Halkın oyunu isteyen siyasetçilerimizin gündeminde DERSİM’le ifade edilen başı, sonu belirsiz; belirsiz olduğu kadar tehlikeli ve yapay bir gündem var.

Şu anda hapiste olan temiz yüzlü, saz çalan ve elbette iyi yürekli olduğundan kuşku duyulmayan ama epeyce ayrılıkçı partinin Cb adayı Şeyh Sait ve Seyit Rıza aşkını bir kez daha ilân ediyor. Sorsanız mangalda kül bırakmayacak düzeyde solculuk taslar. Ama, iş ayrılıkçılığa ve ortaçağ özlemciliğine, feodal ve dinci beylere övgü dizmeye gelince herkesi sollar!

Seyit Rıza aşkı konusunda yalnız değil bu mahpus adayımız!

Cumhuriyet’i kuran partinin de Dersim üzerinden Seyit Rıza aşığı olduğu anlaşılıyor seçim sonrası Dersim Araştırma Komisyonu kurulması sözü verişinden.

Denebilir ki; seçim eğik düzlemindeyiz. Önce gönülleri sonra da oyları kazanmaktır amaç. Seçim sürecinde olur böyle şeyler! Pragmatizmin siyasetteki yeri hiç kuşkusuz sanılandan fazladır. Ama, bir ülkenin varlık nedenini kumar öğesi gibi ortaya sürmek ne ilkelilikle ne de pragmatizmle açıklanamaz. Aradan geçen 80 yıldan sonra Dersim’i kaşımak Cumhuriyet yıkıcılarına yarar.

Dersim’de bundan 80 yıl önce neler olmuştur? Kuşkusuz bilinmelidir! Ama, o olayların ortaya çıkma nedenleri ve baş oyuncuları da tanınmalıdır. Yalnızca Milli Mücadele döneminde Anadolu’da çıkan ayaklanma sayısı 21 (yirmi bir)’dir. Cumhuriyet’in kurulması sonrasında da bu ayaklanmalar sürmüştür. En bilinenleri Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyanlarıdır.

Hepsinin ortak noktası ortaçağın hortlatılmasıdır. Hemen tümünde dış destek ve hiç olmazsa özendirme söz konusudur.

Dersim’de henüz 15 yaşındaki Cumhuriyet’e ayaklanma karşısında gereken yapılmıştır. Yapılanların eksiği varsa bile fazlası yoktur.

Bugün Dersim üzerinden oy devşirmeyi tasarlayanlara sormak gerekir!
Seyit Rıza adlı bir ortaçağ artığının öncülüğündeki başkaldırı karşısında alttan alınıp ödün verilerek tarihin çarkının geri dönmesine izin mi verilmeliydi? Bu her şeyden önce insanlığa, temelinde kan ve can olan Milli Mücadele’ye ihanet olmaz mıydı?

Aradan geçen 80 yıldan sonra yaşananları hem de Dersim adıyla anmak, Cumhuriyet’in kendisini savunma hakkını görmezden gelmek ve bu yolla tarihi yargılamak kabul edilebilir bir şey olamaz.

Devlete vergiyi sorgulayan, devletin otoritesini sarsmak isteyen ve kendi küçük dünyasında Cumhuriyet’i yok sayıp zorbalığını sürdürme özlemiyle yanıp tutuşan Seyit Rıza ve benzerlerinin birkaç gün sonraki seçimlere oy devşirme malzemesi olabilmesi acı ve bir o kadar düşündürücüdür.
Kitleleri halkla ilişkiler yöntemleriyle güdüleyebilen ve Cumhuriyetçi, Atatürkçü kesimleri bile ayrılıkçılık ve bölücülük yedeği yapabilenlerin kulakları çınlasın!

Seksen yıl sonra Dersim söylemleriyle ortaya çıkanlar bu gibi defolu ürünlere alıcı çıktığı sürece satıcı olmayı sürdürecekler yazık ki!
Sorun olumsuz konumdakilerin yanına giderek, onlarla birlikte saf tutarak değil, olumsuz konumdakileri kendi yanına çekerek çözülür. Oysa oy, gönülse gönül kazanılır!

Tarihten örnek vermek gerekirse; Mustafa Kemal, Dersimli Diyap Ağa’yla Milli Mücadele ortak paydasında buluşmuştur. Buna karşılık, Cumhuriyet’e başkaldırma densizliği gösteren Seyit Rıza’ya ise demir yumruğunu indirmekte ikileme düşmemiştir.

Cumhuriyet sırtından hançerlenerek korunmaz! Tersine, Cumhuriyet’i her fırsatta hançerleme peşinde olanların karşısına kararlılıkla dikilerek korunur.

BAŞKAN YARDIMCILIĞI ?

Parlamentonun zayıflatılıp Cb’nin güçlendirildiği yeni sistemin ilk seçimine giderken buyurgan dil, tek adamcı yaklaşım adayların söylemlerine de yansımış durumda.
Bir yandan ayrılıkçı terörle mücadele edilirken diğer yandan da bu söylemler aracılığıyla güç ve kuvvet verilmiş oluyor bölücülüğe. Tahmin edilebileceği gibi Kürt oylarının kazanılması amaçlanıyor. Bunda hiçbir sakınca yok elbette! Ancak, HDP’nin o oyların kayıtsız, koşulsuz sahibiymiş gibi görülmesinin yanı sıra Başkan Yardımcılığı için de mutlaka bir Kürt’ün atanacağı sözünün verilmesi dağda kaybedenlerin ovada güç kazanmakta olduğunu gösteriyor.
Seçim atmosferinde kazanma güdüsüyle bu gibi söylemleri sıradanlaştıranların fark etmesi gereken bir şeyler olduğu kesindir.
Kürt nitelemesiyle insanlarımızın bir bölümüne olumlu gibi görünen ayrımcılık yapılması Türkiye’nin varlık nedeniyle de, ulus devlet ilkesiyle de bağdaşmaz.
Bir etnisitenin adını andığınızda Çerkez, Pomak, Gürcü, Boşnak, Laz ya da bir başka etnisitenin isteğine nasıl karşılık vereceğinizi de hesap etmelisiniz.
Bu gibi söylemleri seçim sürecinin yarattığı ortamda çok da düşünmeden dile getirenlere Atatürk’ün şu özlü sözü bıkıp, usanmaksızın anımsatılmalıdır!

aleviler-10-638