YARIM GÜNDE ROMA!

ROMA

PİSA KURT

Remus ve Romulus savaş tanrısı Mars ve Rhea Silvia’nın ikiz evlatlarıdır. Soyağaçları araştırılıdığında Truva’dan kaçan Afrodit’in oğlu, Hektor’un kuzeni Aeneas’a rastlanır. Söylenceye göre terk edilen kardeşleri dişi bir kurt emzirir, büyütür. Kardeşler de kurdun kendilerini bulduğu yerde Roma kentini kurarlar. Remulus’un kendisiyle alay ettiği için Remus’u öldürmesiyle yolları ayrılmış olur.

Efsanenin İtalya’ya Etrüskler aracılığıyla geldiği düşünüldüğünde Türklerin mağarada çocuk besleyen dişi kurt söylencesine benzerliğe şaşırılmamalıdır.

Bu efsaneyi simgeleyen dişi kurt, Remus ve Romulus imgesine İtalya’nın hemen hemen her kentinde ilgili ilgisiz her yerde rastlarsınız. Her ne kadar İtalya yalnızca Roma değilse de, Roma’nın İtalya’ya eşdeğer bir algı yarattığı su götürmez bir gerçektir.

Adıyla, sanıyla imparatorluğun başkentidir Roma. Kesintisiz 3000 yıllık uygarlığın izlerini taşıyan sayılı dünya kentinden birisidir. Ölümsüz kent, dünyanın başkenti, eskil batının ve Hıristiyanlığın başkenti sahip olduğu pek çok sıfattan yalnızca bir kaçıdır. Roma’daki çiftçi/çoban yerleşiminin izleri İÖ 14. yüzyıla tarihleniyor.

Roma Cumhuriyeti’nin kuruluşu Etrüsk egemenliğinin sonlandığı İÖ 509’a rastlıyor. Roma İmparatorluğu’nun egemen olduğu topraklar Manş’ın ötesinden, Akdeniz havzası ve Basra Körfezi’ne uzanacak denli geniş bir alana yayılmış. İmparatorluğun çöküşünden sonra barbar istilalarından da payına düşeni alan yaşlı başkent XV. yüzyılda yeniden dünyaya gelmiş. Papa Devleti Vatikan’a ev sahipliği yapmasının yanı sıra, 1871’deki Birleşik İtalya Krallığı ve 1946’daki İtalya Cumhuriyeti başkentliği ile sürmüş Roma’nın öndelik serüveni. Roma için çağlar boyu başkent olmuş bir kent nitelemesi hiç de yanlış olmaz.

 big

Roma’nın İÖ 509’deki kuruluşu Etrüsk uygarlığının sonu anlamına da gelmiş. Bu gelişmeyle o zamanki adı Tiber olan kent Roma olmaya doğru ilk adımı atmış.

Roma 3 milyonluk nüfusuyla İtalya’nın en büyük, AB’nin ise 4. büyük kenti konumunda.

Roma adını taşıdığı imparatorluktan kalıt yapıtlarla bezeli. Kent merkezine bir Roma kemerinin altından geçerek giriliyor. Bu sıra dışı giriş bir bakıma kentte göreceklerinizin muştucusudur.

P1110809

Kentlerin ırmaklarla arkadaşlığı ya da bütünleşmişliği geleneği Roma’da da bozulmuyor. Tiber, Roma’yı süsleyerek ve can vererek ikiye ayırmış oluyor. Denize çok uzak olmasa da deniz kıyısı olmayan Roma böylelikle su özlemini gideriyor. Roma dönemi kalıntılarının önemli bölümü Tiber’in doğusunda yer alırken; kent içinde kent, devlet içinde devlet olan Vatikan batıda yakada yer alıyor.

Doğu yakada gezintiye başlamadan önce Vatikan’la aynı tarafta, batıda yer alan Sant Angelo Kalesi’ne parantez açmakta yarar var. İmparator Adrianus tarafından tasarlanan ve yaptırılan kalede Adrian’ın mozolesi yer alıyor. Doğu yakaya adını taşıyan köprüyle bağlanıyor. Sonraları papalık kalesi ve hapishanesi olarak çıkıyor tarih sahnesine. Hapishane olduğu dönemdeki ünlü konukları arasında Giordano Bruno, heykeltraş Benvenuto Cellini ve Fatih’in sürgündeki oğlu Cem Sultan ilk akla gelenler.

ROMA ST ANGELO KALESİ

HALK MEYDANI (PİAZZA POPOLA)

Piazza Popolare (Halk Meydanı)’den güneye doğru ışınsal olarak yönelen üç cadde yürüyüş uzaklığındaki pek çok Roma mekânına ulaşmak için elverişli görünüyor. Meydan Neoklasik Roma’nın özgün alanlarından. Demiryolları gelişmeden önce Rimini’ye giden Via Flaminum yolunun başlangıç noktası olmuş. 1826’ya dek halka açık infazların yapıldığı alan olarak da kullanılmış. Meydanın ortasını II Ramses döneminden kalma özgün Mısır dikilitaşı süslüyor. Roma’ya İÖ X. Yüzyılda İmparator Augustus tarafından getirilmiş ve ilk olarak eğlence yeri ve hipodrom olarak kullanılan Circus Maximus’a yerleştirilmiş. Halk Meydanı, 1793’te kent planlaması ve mimarlıktaki yaratıcı dehasıyla tanınan Giuseppe Valadier tarafından tasarlanmış.

 ROMA POPOLARE MEYDANI (7) ROMA POPOLARE MEYDANI ROMA POPOLARE MEYDANI (2)

İSPANYOL MERDİVENLERİ

En doğudaki Babuino Caddesi’nden ilerleyerek kendimizi travertenden İspanyol Merdivenleri önünde buluyoruz. 1723-26 arasında De Sanctis tarafından yapılmış. Aynı adlı meydandayız! Meydan adını XVII. yüzyıldan bu ana bu meydanda bulunan İspanyol Büyükelçiliği’ne borçlu. Meydanın ortasını Pietro Bernini (1627) elinden çıkma Barcaccia Çeşmesi süslüyor. 135 basamağı tırmanınca XII. Louis döneminden (1503) kalma ve kentteki en etkileyici Fransiskan kiliselerden birisi olan Trinita dei Monti’nin önündeki aynı adlı meydana ulaşmış oluyorsunuz. Bu küçük meydanda bile bir dikilitaş eksik değil. Sallustian Dikilitaş’ı kaidesiyle birlikte 30 metreyi aşkın yükseklikte. Halk Meydanı’ndaki II. Ramses’in Flaminyan Dikilitaşı’nın kopyası olarak yapılmış. Dikilitaşın bulunduğu noktadan İspanyol Meydanı’nın görkemi çok daha iyi seriliyor gözler önüne.

Merdivenlerin hemen doğusundaki alçakgönüllü yapı Keats-Shelley müze evi. 1821’de tüberkülozdan yaşamını yitiren ünlü şair John Keats yaşamının son günlerini bu evde geçirmiş. Ev sonradan Keats ve arkadaşı Percy Bysshe Shelley’e adanmış. Keats-Shelley Evi olarak ünlenen yapıda bu ikili dışındaki başka pek çok ünlü yazarla ilgili sayısız nesne ve yapıt sergileniyor.

ROMA İSPANYA MEYDANI TABELA ROMA İSPANYOL MERDİVEN KATEDRAL ROMA İSPANYOL MERDİVEN PANORAMA ROMA İSPANYOL MERDİVEN PINAR (3)ROMA KEATS SHELLEY EVİ (2) ROMA KEATS SHELLEY EVİ

TREVİ ÇEŞMESİ

Roma’nın en güzel çeşmesi olmayabilir ama en tanınmışı olduğundan kuşku duyulamaz. 1732-1751’de yapılan bu ünlü eserde baskın yapı ortadaki Neptün Sarayı’dır (Zafer Takı). Susuz kalan Roma askerlerinin suya eriştiği yer olarak kabul edilir. Askerlere yol gösteren Bakire Rölyefi bu efsaneyi simgeler. Kalabalık nedeniyle çeşmeye yaklaşmak sorun olabilir. Roma’daki önde gelen turist ritüeli mekânlarından birisidir. Suya atılan metal paralar eşliğinde dilekler tutulur. Atılan paraları toplayanlar bu işi yapmak için uzaklaşmanızı bile beklemezler. Mıknatıslı değnekleri bu iş için bire birdir. Alan da veren de memnundur nasılsa!

ROMA TREVİ ÇEŞMESİ PARALAR ROMA TREVİ ÇEŞMESİ ROMA TREVİ INAR ROMA TREVİ MEYDANI TABELA TREVİ ÇEŞMESİ

 

VENEDİK MEYDANI

Corso Caddesi Halk Meydanı’nı görkemli Venedik Meydanı’na bağlıyor. İtalya’nın hemen her kentinde görebileceğiniz Vittorio Emmanuel heykellerinin belki de en göz alıcı olanı bu meydandakidir. İtalyan Birliği anısına yapılmış olan bu meydan 1911’de tamamlanmış. Meydanın diğer önemli iki unsuru Meçhul Asker ve Roma Anıtı. Meydanı tamamlayan Anayurt Altar’ı tüm bu görkeme fon oluşturuyor. İtalya tarihi müzesi olarak da nitelenebilir bu etkileyici meydan ve ortasındaki anıtsal yapılar.

ROMA SÖNMEYEN ATEŞ ROMA VENEDİK MEYDANI (3) ROMA VENEDİK MEYDANI (7) ROMA VENEDİK MEYDANI (8) ROMA VITTORİO EMMANUEL (3)

ESKİL ROMA

Buraya kadar gelmişken madalyonun diğer yüzüne bakmadan geçmemeli diyerek Venedik Meydanı’nın güneydoğusuna yöneliyoruz. Bir kaç adım ötede bambaşka bir dünya var. Görkemli sunağıyla Venedik Meydanı ve Vittorio Emmanuel II anıtı Eskil Roma dönemiyle modern İtalya arasına çizgi çekmiş gibi. Trajan Sütunu imparatorluk dönemi Romasına geçişi belirleyen en önemli yapı.

Roma Forumu ve Palatino Tepesi pek çok Roma yapıtını barındıran aynı zamanda yeşil bir alan. Biraz daha ötedeki Kolosseo ve onun yakınındaki Konstantin Takı uzaktan da olsa kendilerini gösteriyorlar.

Kolosseo yalnızca İtalya’nın değil, dünyanın da en büyük amfitiyatrosu. Taş ve harçtan yapılma yapı Roma döneminin en önemli yapıtlarından birisi sayılıyor. İS 70’de Vespasian döneminde başlayan yapımı 80’de Titus döneminde bitirilmiş. Domitian döneminde eklemeler yapılmış. Bu üç imparator Flavian hanedanından olduklarından Kolosseo Flavian Amfitiyatro adıyla da anılıyor. Seksen bine varan izleyici kapasitesine sahip bu mekanda tiyatro yapıtlarının sergilenmesinin yanı sıra vahşi hayvan ve gladyatör dövüşlerinin de yapıldığı biliniyor. Bir an için kulak kabartıp vahşi hayvan kükremelerini ya da insan çığlıklarını ve belki de klasik mitoloji temalı oyunların repliklerini derinden de olsa işitmeyi denemek için yanına yaklaşmakta yarar var!

ROMA FORUM (2) ROMA FORUM (3) ROMA FORUM ROMA FORUMLAR ROMA KOLOSSEUM (7) ROMA KOLOSSEUM (11) ROMA NTAKI 

PANTHEON

Halk Meydanı’ndan Ripetta Caddesi boyunca güneye ilerleyince bir başka önemli anıtsal yapıyla, Pantheon’la kesişiyor yolumuz. Yunanca tüm tanrıların tapınağı demek. Gerçekte bir pagan tapınağı. Antik Roma’nın tüm tanrıları için tasarlanmış ve inşa edilmiş olmakla birlikte bugün saygın ve tanınmış kimselerin anıt mezarı olarak işlev görüyor. Tıpkı Paris’teki eşdeğeri gibi Roma’daki de ülke için önem taşıyan kişilerin sonsuza dek uyuduğu mekân olmuş. Bugün de ayakta kalabilmiş olan Roma Pantheonu’nun tasarımının Trajan’ın mimarı Şamlı Apolodorus’a ait olduğunu söyleyenlerin yanı sıra Hadrian’ın mimarlarına ait olduğunu öne sürenler de yok değildir. Alınlığında yazdığına göre ise “III. kez Konsül olan Lucius’un oğlu Marcus Agrippa tarafından yaptırılımıştır” İS VII. yüzyıldan bu yana Hıristiyan Kilisesi olarak kullanılan Roma Pantheonu’un 43 metre çaplı görkemli kubbesi yapıldığı dönem için sıra dışı bir mimarlık başyapıtıdır. Kubbenin tepesindeki 9 metre çaplı göz yapının güneş ışığı ile aydınlanmasına olanak verir. Azize Meryem ve Şehitlere adanmış bir mabettir. En iyi korunmuş eskil Roma yapılarından birisidir.

ROMA PANTEON (3) ROMA PANTEON GİRİŞİ İÇERİDEN ROMA PANTEON İÇİ ÇARMIHTA İSA ROMA PANTEON İÇİ HEYKEL (2) ROMA PANTEON KUBBE OYUKLARI ROMA PANTEON KUBBE ROMA PANTEON ÖNÜ ÇEŞME ROMA PANTEON ÖNÜ OBELİSK (2)

Burada yatan en önemli kişilerden birisi de yontuları İtalya’nın hemen hemen tüm kentlerinde boy gösteren İtalyan Birliği’nin önde gelen ikonu Kral Vittorio Emmanuel II’dir. Çağdaş İtalyan Birliği’nin mimarının ebedi uykusunu Roma’nın bu çok önemli mekanında sürdürüyor oluşunda elbette şaşılacak bir durum yoktur.

Pantheon önündeki Rotunda Meydanı ve o meydanı süsleyen çeşme de dikkate değer yapılardır.

Pantheon’dan sonra güneye yürüyüp Vittorio Emmanuel Bulvarı’nı geçerek Campo di Fiori Meydanı’na varılır. Kendi halinde ve gösterişsiz duruşuyla dikkatlerden kaçabilecek bu meydanda yalnızca İtalyan tarihinin değil insanlık tarihinin de önemli bir sayfasının yazıldığı unutulmamalıdır.

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2014/06/01/bir-aydinlanmacinin-huzurunda/

ZAMANIN DURDUĞU YER : POMPEİİ

 

ZAMANIN DURDUĞU YER : POMPEİİ

Yıl İ.S. 79. Aylardan ağustos! Günlerden 24! Pompei her zamanki olağan günlerinden birini yaşarken yanı başındaki görkemli Vezüv’ün gazabına uğrayacağından habersizdir. Bundan 17 yıl önce İS 62’deki büyük deprem bile yıkıcılığına karşın Pompei’de zamanı durdurmayı başaramamıştır oysa. İlk kez patlamasa da Vezüv’ün tarihte böyle öfkelendiği hiç görülmemiştir. Vezüv, Pompei’de zamanı durduran patlamadan önce ben geliyorum demiştir. Öncü yer sarsıntılarına kulak asan olmamıştır. Vezüv, kenti boyu 6 metreye varan lav seline boğmadan önce Pompeili her ne yapıyor idiyse katılaşmış ve sonsuza dek öylece kalakalmıştır. Başka deyişle zaman durmuştur Pompei’de!

POMPEİ VEZÜV (2)POMPEİ VEZÜV

 

Oysa, ünlü gezgin-coğrafyacı Strabon İS 20’de Vezüv’ü sönmüş bir yanardağ olarak geçirmiş kayıtlarına. Vezüv’ün öfkesine tanık olanlar da yok değil! Yeğen (Genç) Plini, amcasını da yutan Vezüv’ün dehşet verici patlamasını gözlemlemiş ve bununla da kalmayıp belgelemiş. Anlatıları bugün de okunuyor.

Yeryüzünde zamanın durduğu bir yer varsa orası Pompei’dir. Pompei 24 Ağustos 79’da yanı başındaki Vezüv’ün kustuğu lavlarla sözcüğün tam anlamıyla tarihe gömülmüştür. Kent gün yüzü görmek ve yeniden doğmak için 1748’i beklemek zorunda kalmıştır. Rastlantı sonucu başlayan kazılar bugün de sürdürülüyor. Bugün için 66 hektarlık Pompei’nin 45 hektarlık bölümü kazılmış durumdadır. İtalyan Birliği Pompei kazılarını da olumlu yönde etkilemiş. Geçmişte parçalı İtalya’da egemenlerin farklı amaçlarına malzeme olan kazılar çok daha akılcı ve bilimsel bir yörüngeye girmiş. Böylelikle, kazılar başlayana dek unutulan ve gerçek adı yerine La Civita olarak anılan kent adına, Pompei’ye kavuşmuştur.

POMPEİ YIKINTI

Kazılar yalnızca Pompei kentinin yeniden doğuşunu değil, aynı zamanda tarihini ortaya koymada da yararlı olmuş. Osklarla başlayan Pompei tarihinde Yunanları, Etrüskleri, Samnitleri ve son olarak Romalıları görüyoruz. Roma döneminde özerklik ayrıcalığı olan Pompei yalnızca dışişlerinde Roma’ya bağlıymış.

Pompei, kentte zamanı durduran Vezüv’ün eteğinde bir yerleşim.  Geçmişi İÖ 7. yüzyıla tarihleniyor. Kentin dokusunda Etrüsk ve Yunan etkisinin izleri belirgin.  İÖ 5.yüzyılda kente gelen Samnit topluluklarıyla birlikte kentleşme hızlanmış. Kireçtaşından yapılma kale bu dönemden kalma. İzleyen süreçte Roma topluluğuna bir bağlaşık cumhuriyet olarak katılmış.

POMPEİ VEZÜV (5)

İnsanlığın ilgi alanına yaklaşık 250 yıl önce giren Pompei eskil kentine Stabia Kapısı’ndan girer girmez kusursuz bir tiyatro ile karşılaşıyoruz. Yarım tiyatro biçemli yapı sayısını bilemediğimiz kadar çok olan Anadolu’dakilere  benziyor. Yunan biçemli. Ama, Pompei Yunanlı olduğu kadar Romalı bir kent. Doğusundaki Roma biçemli amfitiyatrosu bunun en sağlam kanıtı.

POMPEİ AVLU (2) POMPEİ AVLU POMPEİ TİYATROPOMPEİ TİYATRO (2)

Kentin Marina, Vezüv, Stabia ve Sarno adlarıyla anılan kapıları var. Stabiana, Abbondanza ve Marina ise ana caddeleri.

POMPEİ VİA (2)

Kentin cadde ve yolları ölçülüp biçilerek yapılmış. Yollara belirli aralıklarla yerleştirilen yükseltiler yağmurlu günlerde yayaların üzerinden yürümesi için tasarlanmış. Atlı arabaların güvenli şekilde geçişine izin veren bu yükseltilerin bir tür hız kesici olarak da mı tasarlandığını aklımıza getirmeden edemiyoruz.

POMPEİ LAKA

Pompei’nin içlerine ilerleyip Forum’a ulaşılıyor. Kentin kalbindeyiz.

POMPEİ MEYDAN (2) POMPEİ MEYDAN (3) POMPEİ MEYDAN

Apollon Tapınağı Forum’un birincil yapısı. Yalnızca yayaların kullanımı için tasarlanmış.

P1110401

Pompei kentinin bir başka önemli özelliği çok sayıda hamamın varlığı. Kadınlar ve erkekler için farklı tasarımları olan Pompei hamamları tarım yapan, üreten, ticaretle uğraşan ama tüm bu etkinlikleri arasında spor yapmayı unutmayan kent halkının hijyenine verilen önemin de göstergeleri olarak boy göstermekte!

POMPEİ HAMAM KUBBE POMPEİ HAMAM KURNA

Pompei halkı tüm bunların yanı sıra tiyatroya da düşkünmüş. Geleneksel biçemli tiyatro bunun canlı kanıtı. Eliptik biçimli amfitiyatro ise gladyatör dövüşlerinin mekânı olmuş.

Pompei’de Mısırlı tanrı İsis’e rastlamak kimseyi şaşırtmamalı! Tüccar Pompei, İsis’i İskenderiye’den kente taşımış. O dönemde de bir tür küreselleşmeden söz etmek olası bu örnekten yola çıkarak.

Venüs kültünün dikkat çekiciliği Pompei’nin aşka bakışını ve bu kavrama verdiği önemi yansıtması bakımından önemlidir. Priapus’un varlığı bu imgeyi tamamlamaktadır. Erotizmin bu denli baskın olduğu yerde genelevlerin varlığı da şaşırtıcı olmasa gerek. yol gösterici olarak kullanılan imge ilginç!

POMPEİ ZEMİN FİGÜR

Ayrıca, Roma mitolojisinin en büyük tanrısı Jüpiter’in adını taşıyan tapınak da unutulmamalı! Boşuna değildir en büyük gezegene Jüpiter adının verilmesi. Güneşe en yakın gezegen olan Merkür’ün aynı zamanda Pompei kentinin önemli uğraş alanı olan ticaret tanrısının adı olduğunu da ekleyelim.

POMPEİ YIKINTI (2)

Kazılar sonucu çıkartılan nesnelerin sergilendiği depolar ve cam bölmelere de göz atılmalı! Başta amforalar olmak üzere pek çok nesnenin yanı sıra Vezüv’ün gazabına uğrayan taşlaşmış insan kalıntıları 79 yılının sıcak 24 Ağustos gününe yolculuğa çıkartmış oluyor ziyaretçileri.

POMPEİ AMFORA POMPEİ İNSAN (2) POMPEİ İNSAN (3) POMPEİ İNSAN (5) POMPEİ İNSAN

Dünyanın başka pek çok yerine zamanın durduğu yer yakıştırması yapılır. Bir hata ve yanılsama söz konusudur. O yerlerin hemen hiç birisinde zaman Pompei’de durduğu gibi durmamıştır. Vezüv tanıktır ki; 79 yılının 24 Ağustos günü Pompei’de durmuştur yaşam. Hem de sonsuza dek hiç sürmemecesine! Öpüşürken, sevişirken, yürürken, alış veriş yaparken, ekmek ya da şarap yaparken taşlaşmış insan fügürleri cansız kanıtlarıdır bu zaman durmasının! Dehşeti uzaklardan izleyip belgeleyen Genç Plini gibiler dışında Pompei kentinin içinde olup da sağ kalabilen yoktur Vezüv’ün gazabından!

Ceyhun Balcı, 23.07.2014

 

 

VENEDİK ADALARI

VENEDİK ADALARI
LİDO, MURANO, BURANO…

adsız2

Suda yüzen, kendisi de adacıklar topluluğu olan Venedik’in bir de adaları var! Günümüzde Venedikliyi bıktıran sayılara erişen gezginler geçmişte Venedik tacirleri olarak boy göstermekteydi. Varlığını suya ve ticarete borçlu olan Venedik öteden beri denizcilik ve onun önemli bir parçası olan ticaretle yoğurulmuş.

Venedik, Adriyatik kıyısında yer almakla birlikte Adriyatik’e hasrettir. Lido Adası tıpkı bir dalgakıran gibi set çeker Venedik’in önüne. Böylelikle, Venedik Lagünü oluşur. Venedik’teki her hangi bir rıhtımdan bineceğiniz tekneyle doğuya yol aldığınızda lagün içindeki önemli üç adaya ulaşırsınız.

Murano, Burano ve Torcello!

Murano ve Burano’yla yetindik!

Doğuya ilerlerken sağımızda boylu boyunca uzanan Lido uzunca bir süre eşlik etti yolculuğumuza. Lido kumsaldan oluşan ince, uzun bir sahil şeridi! On bir kilometre uzunluğundaki ada her yılın Eylül ayında Venedik Film Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Lido kumsalıyla Adriyatik sefası yapma olanağı sunuyor meraklısına. Tarihte ise, 1202’deki 4. Haçlı Seferi öncesinde binlerce askere yola çıkış noktası olmuş. Şerit biçimli Lido adasına ün kazandıran bir başka özellik de adada geçen yüzyılın ilk yarısında patlama yapan genelevler olmuş.

Venice_Film_Festival_logo.svg

Venedik’in gezginleri büyüleyen görkeminin yanı sıra geçmişteki varlığını borçlu olduğu ticari yapılar da Murano yolunda solumuzdaki kıyı boyunca sıralanmıştı. Venedik Lagünü, Roma döneminden başlayarak hemen her dönemde önemli meta olan tuz üretiminin merkezi olmuş. Kıyı boyunca sıralanmış depoların pek çoğunda tuz saklanmış. Öylesine önemli bir değer olmuş ki tuz, Latincesi sale sözcüğünden İngilizce salary, yani aylık, maaş kavramı türetilmiş. Anlaşılacağı gibi geçmişte emeğin karşılığını ödemede bile kullanılmış tuz.

VENEDİKTE TUZ HALİ

Murano adası rıhtımına adım atar atmaz kendimizi cam atölyesinde bulduk. Cam işleme gösterisini alışveriş izledi. Özellikle, kadınların burada üretilmiş takıdan, süs eşyasına varıncaya değin geniş yelpazedeki ürünlere hayır demesi oldukça güç! Grupların biri diğerini izlediği için alışveriş biter bitmez adayı terk ediyoruz. Yoğun bir gezgin trafiği var anlayacağınız. Bugüne kadar yaşatılan cam sanatının geçmişi XIII. yüzyıla dayanıyor. Bu işin Murano’da yalıtılmış bir alanda yapılmasının nedenine ilişkin iki olasılık var. Birincisi, kendince sırları olan bu sanata ilişkin püf noktalarının bu şekilde korunması. Diğer olasılık ise, yüksek dereceli fırınların yarattığı yangın tehlikesinin Venedik’ten uzak tutulması çabasıdır.

 

MURANO CAMEVİMURANO CAM SANATI (9)

MURANO CAM EVİ İÇİ (2)

Bir sonraki adamız Burano!

Canlı renkleriyle eski yapıları, eğik çan kulesi, kanalcıkları, adacıkları ve köprücükleriyle minyatür Venedik’te gibiyiz. Burano’da 3000 dolayında insan yaşıyor.

BURANO RENKLİ EVLERBURANO KANAL (2)

Ada yerleşime 6. yüzyılda Roma döneminde açılmış. Kadınlarının el emeği, göz nuru ürünü iğne oyalarıyla ünlenmiş. XVI. yüzyılda Burano’nun iğne oyaları Venedik egemenliğindeki Kıbrıs’a kadar yayılmış. XIX. yüzyılda gerileme gösteren iğne oyacılığı, okulunun açılmasıyla yeniden patlama yapmış. Zaman alıcı ve emek yoğun bir ürün! Doğallıkla da pahalı.

P1120254 P1120255

Buranolu ünlü müzisyen ve besteci Baldassero Galuppi’nin (1706-1785) yontusu adanın ana meydanını süslüyor.

P1120251

Bataklığın üzerinde yapıldığı için zamanla eğilen çan kulesi Burano’nun uzaklardan seçilebilen bir başka özgün yapısı.

P1120270P1120252

Dönüş yolunda Venedik’i bir kez daha panoramik olarak görme fırsatı yakalayacağımız için seviniyoruz!

VENEDİK KIYI (2)VENEDİK ANTREPOVENEDİK KIYISIVENEDİK KİLİSE (2)

 

NAPOLİ(ten)

NAPOLİ

Hiç gidip görmeyenimiz bile Napoli’yle az da olsa tanışıktır. Çikolatasını, pizasını ve makarnasını yemişliğimiz, ezgisini dinlemişliğimiz vardır! Hiç olmazsa adı kulaklarımıza yabancı değildir.

Antenli çatılar ya da çamaşırlı balkonların kenti mi desem! Böylelikle, gelişmişliği biçime yansıyanlarla değerlendirenleri yüreklendirebileceğimin farkındayım.

NAPOİ ANTENLERNAPOLİ VİRANE (3)

Yoksa, öğle güneşi kenti mi demeli Napoli için! Güney İtalya’nın bu önemli kenti Öğle Güneşi bölgesinde yer alıyor. Tam bir Akdenizli. Akdeniz’in kızgın öğle güneşinin Napoli’de siestayı özendirmemesi olası mı?

Yüz ellinci yılında Birleşik İtalya’nın yeniden bölünmesi dillendiriliyor. Partisi bile var! Zengin ve çalışkan(!) ve de üretken(!) kuzey tembel ve uyuşuk güneyi sırtından atma çabası içinde. Kuzey Ligi Partisi açıkça bunu savunan söylemleriyle yandaş toplamayı başarıyor. Bu durumda Napoli’yi İtalya’nın sırtındaki kambur olarak mı görmeli?

VENEDİKTE AYRILIKÇI GRAFFİTİ

Napoli’nin Neapolis özgün adı anımsanırsa eski kente inat Yeni Kent olduğu anlaşılır. Yunanlar kurmuş Napoli’yi! 2800 yıllık geçmişe sahip. Bu denli geriye giden tarihe İtalya’nın başka pek az yerinde rastlanabileceğini not edelim.

Gönençli ve huzurlu Roma döneminin dışında kent Bizanslılardan Gotlara, Normanlardan Aragonlara varıncaya dek pek çok egemenlik yaşadı! Bunca gelen gidene karşılık özgürlük kentin vazgeçemediği tutkusu oldu. Yabancı egemenliğinin dorukta olduğu dönemlerde bile Napoli hiç bir zaman tam anlamıyla egemenlik altına alınamamış.

Roma ve Milano’yu izleyerek Neapolis İtalya’nın 3. büyük kenti. Metropolde 3-5 milyon dolayında insanın yaşadığı bilgisini paylaşmış olalım.

Napoli Körfezi’nin resimlenmeye değer Santa Lucia kıyılarına göz atmakta yarar var. Vezüvlü bir Napoli fotoğrafı fırsatı yakalanabilir.

P1110445

Belediye Meydanı’ndan kalabalığa uyup onların aktığı yöne yürümekle hataya düşmemiş olursunuz. Cıvıl cıvıl bir Akdeniz kentinde bir yandan çevreye bakınırken diğer yandan Plebisit Meydanı’nı es geçmemelisiniz. Akşamki konsere için ısınma turlarına başlayan meydanın ortasındaki platformdan yayılan gürültülü müziğe kulak asmadan meydanı keşfetmek gerek. Meydanın yarı eliptik biçimli batı tarafında San Fransesko di Paola Bazilikası’nın kubbeleri ve onların hemen önünde yer alan Dor biçemli sütunlar ve üçgen alınlık sözcüğün tam anlamıyla Yunan etkisi sunuyor gezgin gözlere.

NAPOLİ MEYDAN (3)

Meydanın doğusunda ise Kraliyet Sarayı yer alıyor. Avlusuna adım atıp bir kaç kare fotoğraf almayı unutmamak gerek. Sarayın meydana bakan cephesindeki girintilere yerleştirilmiş heykeller meydana aynı zamanda bir açık hava heykel müzesi görünümü kazandırmış oluyor. Saray 17. yüzyıl başında zamanın Napoli Valisi Fernandez Ruiz de Castro’nun rezidansı olarak yapılmış.

NAPOLİ BELEDİYE NAPOLİ CARLO NAPOLİ GALERİ (2)

Meydanı geride bırakıp kuzeye ilerlendiğinde ancak bir meydancık sayılabilecek Trieste e Trento’ya varılıyor.

NAPOLİ GAMBRİNUS HAVUZLU MEYDAN

Adını Toledolu Pedro’dan alan Toledo Caddesi kendinizi kaptırmak için iyi bir seçenek. Yapıldığı XVI. yüzyılda caddenin kentte asillerin yerleşimini kolaylaştırmayı amaçladığı biliniyor. Bu görkemli caddede ilerlerken ara sıra objektifi yan sokaklara çevirmeyi unutmamakta yarar var.

NAPOLİ BAYRAKLI SOKAK

NAPOLİ ARA SOKAK (2) NAPOLİ DAR SOKAKNAPOLİ VİA TOLEDO

Deniz tarafındaki sokaklara sapmayı düşünmekle iyi edersiniz! O sokaklardan birisi sapma düşüncenizi ödüllendirerek sizi Anjou (Angevin) Kalesi’ne götürür. Muhteşem bir ortaçağ yapısı karşınızdadır. Şimdilerde yapım ve onarım çalışmalarıyla sarmalandığı için görkemi biraz olsun gölgelense de bu ortaçağ kalesinin hakkını verip bolca resimlemek gerek!

NAPOLİ KALE (4) NAPOLİ KALE (5)

XIII. yüzyılda Napoli Krallığı başkentinin Palermo’dan Napoli’ye taşınması kararı üzerine Napolili I. Charles’ın buyruğu ile yapılmıştır. Yeni Kale olarak da anılır.

Plebisit Meydanı’na geri dönerken rastlaştığımız ahşap at günün sürprizi olarak çıktı karşımıza. Bir başka dar sokağın derinlerindeki rüzgar gülü bu kentte şaşırtıcılıkların hiç tükenmeyeceğini muştular gibidir.

NAPOLİ TAHTA AT YAZITI NAPOLİ TAHTA ATNAPOLİ RÜZGÂR GÜLÜ

Son durağımız Galeri Umberto I. Kraliyet Sarayı yakınındaki bu görkemli alışveriş merkezi İtalyan Birliği’nin öncüsü Kral II. Vittorio Emmanuel’in oğlunun adını taşıyor. Tıpkı, Milano’daki gibi Napoli’deki galeri de İtalyan Birliği’nin anısına yaptırılmış. Ayrılıkçı Kuzey Ligi’ne inat dimdik ayakta duruyor.

NAPOLİ GALERİ ÇATI NAPOLİ GALERİ KUBBE NAPOLİ GALERİ UMBERTO NAPOLİ GALERİ ZEMİN

San Carlo Opera salonunun içine girmek yerine ön cephesini görüntülemekle yetindik.

NAPOLİ KONSER SALONU

Napoli defterini kapatmadan önce Trieste e Trento meydancığına bakan Gambrinus’ta bir akşam kahvesi yudumlayarak yorgunluk atmak keyifli Napoli gününe nokta koymak iyi bir fikir gibi geldi bizlere. Yolunuz düşerse aklınızda olsun!

NAPOLİ GAMBRİNUS (3)NAPOLİ GAMBRİNUS

HAYVANSEVER SİENA

SİENA

Gerçek anlamda bir UNESCO mirasında olduğunuzu aklınızdan çıkartmamalısınız Siena’da. Korunmuş yapılar ve tarih insanın kendisine saygısının kanıtları olarak dimdik ayakta bu kentte.

IMG_0761

 

İtalya’nın bir çok yerinde olduğu gibi Siena’da da var oluş Etrüsklerle tarihleniyor. Sonrasında Siena İmparator Augustus döneminde 28 Roma kolonisinden birisi olmuş. Jül Sezar onuruna kentin mahallelerini birleştiren Sena Julia hiç değişmemecesine kente ad olmuş.

200px-Hw-augustus

Roma’nın çöküşü sonrası Siena’da sırasıyla Lombard ve Fransız egemenliği dönemleri yaşanmış.

Siena X. yüzyılın başında Fransa’yı Roma’ya bağlayan kutsal Francigena Yolu’nun önemli uğrak yerlerinden birisiymiş. Bu dönemde kendisini gösteren ticari, tarımsal ve ekonomik gelişme Floransa ile rekabet ve buna bağlı olarak da çatışma anlamına gelmiş. Bu gelişmelere koşut olarak Siena bir banker kentine de dönüşmüş. Siena, 1260’da Montaperti savaşında Floransa’yı yenilgiye uğratmış.

1348’deki Kara Ölüm Veba salgını Siena Cumhuriyeti’nin çöküşüne giden yolun ilk taşlarını döşemiş. İzleyen dönemde Siena’ya egemen olan Mediciler “Yeni Devlet” dönemini başlatmış. Eskil dönemden bugüne ulaşan tek yapı 1624’te yeniden yapılandırılan bankacılık markası olan Monte dei Paschi Siena olmuş.

Cosimo_Grand_Duke

Siena denizden 322 metre yükseklikte, 55 bin nüfuslu bir kent. Çağı yaşayan bir Ortaçağ kenti demek uygun düşer.

Diğer İtalyan kentlerindeki uygulama burada da bozulmuyor. Otobüsten kent merkezinden uzakta iniliyor. Merkeze yürüyerek gitmekten başka seçenek elbette yok! Doğrultumuz kentin kalbi Campo Meydanı!

SIENA CAMPO MEYDANI TABELA

Dar sokaklardan ilerlerken bazı evlerin üzerindeki hayvan kabartıları dikkatimizi çekiyor. Anladığımız kadarıyla salyangozlar mahallesinden geçmekteyiz. Leopar, kaplumbağa ve dişi kurt gibi başka hayvan dostlarımızın adını taşıyan mahalleleri olduğunu öğreniyoruz Siena’nın. Dar sokaklardan ilerleyerek Siena’nın kalbine, Campo Meydanı’na erişiyoruz. Kuşbakışı deniz kabuklusu biçiminde olan eğimli bir alandayız. Zemin taşları güneş ışınları biçiminde yerleştirilmiş. Yol boyu kendisini gösteren atmosfer meydanı görmemizle birlikte katmerleniyor. Farklı bir dünyaya adım atmış gibiyiz.

IMG_0767IMG_0780

Karşımızda görkemli Torre del Mangia selamlıyor bizleri. Türkçeye Savurgan Kulesi olarak da çevrilebilecek kulenin yüksekliği 88 metre. Siena Katedrali ile eşit yüksekliği kilise-devlet eşitliğini yansıtıyor. Kulenin adına dönecek olursak ilk çancısı Giovanni di Balduccio tüm kazancını Siena tavernalarında yiyip içmeye harcadığı için yapımı 1348’de tamamlanan bu benzersiz kulenin adı bu şekilde anılır olmuş. Cremona’daki Torrazzo Kulesi (113 metre) ve Bologna’daki Asinelli’den (97 metre) sonra İtalya’daki üçüncü yüksek eski kuledir. Nefesine güvenen 400 basamak tırmanıp Siena’ya bir başka bakabilir bu görkemli kuleden.

IMG_0811IMG_0815 IMG_0816IMG_0817

Kulenin komşuluğunda Pallazzo Pubblico/Comunale (Belediye) yer alıyor. Meydanın ilk yapısı. Yapımına XIII. yüzyıl sonunda başlanmış. Yarım daire biçimli meydan çepeçevre ortaçağ yapılarıyla donatılmış. Hemen tümünün altında kafe-lokanta var. Merkezine doğru çukurlaşan yarım daire biçimli meydanı izlemek için bire bir mekanlar.

Meydanın ortasını süsleyen mermerden yapılma Gaia Çeşmesi görmezden gelinecek gibi değil. Yine mermerden yontulmuş pek çok kabartı arasında Adem ve Havva’nın yaratılışı, Cennet’ten kovuluşları ve Madonna ve Çocuk en çok dikkati çekenler.

IMG_0830

Campo Meydanı her yılın 2 Temmuz ve 16 Ağustos günlerinde önemli bir etkinliğe sahne oluyor. Palio denilen at yarışları yerel olmakla birlikte küresel üne sahip. Siena’nın 17 mahallesi kendi en iyilerini seçerek bu iki yarışa gönderiyorlar. Doksan saniye süren yarış için hazırlıklar haftalar öncesinden başlıyor. Campo Meydanı’nın zemini yarışa uygun duruma getiriliyor. Biniciler ata eyersiz olarak biniyorlar. Özgün bir at yarışı olan Palio’nun beceri gerektiren bir spor olduğuna kuşku yok. Meydana yürürken kimi evlerin üzerinde gördüğümüz hayvan kabartıları anlamını bulmuş oluyor. Siena mahalleleri çoklukla hayvanların adıyla anılıyor.

IMG_0825

Siena’nın Campo Meydanı’na açılan dar sokakları da yürünmeye değer bir atmosfer sunuyor korunmuş mekan meraklılarına.

IMG_0846

Kente özgü bir tür macun olan Pan Forte denenmeye değer. Kurutulmuş meyvelerin içine kuruyemiş karıştırılarak hazırlanıyor. Cezeryeye benzer tatlı bir yiyecek.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Siena’da görmeye değer bir başka yapı Santa Maria Assunta Katedrali. Siena Duomosu. Yapımı çağına göre oldukça kısa sürmüş. 1229’da başlayan inşaat 1300’de tamamlanmış. Gotik biçemli katedralin oymalı-kakmalı mermer işçiliği de hayranlık uyandırıcı. Gündüzleri taşlaşıp, geceleri canlanarak katedrali kötülerden koruyan gargoylların yanı sıra bir İtalya klasiği olan Dişi Kurt ve Remus-Romulus burada da eksik değil! Her ne kadar Roma’nın simgeleri olsalar da; İtalya’nın hemen her kentinde boy göstriyor oluşları bir bakıma İtalyan varlığının simgesine de dönüştüklerini n göstergesi midir diye sormadan edemiyor insan!

IMG_0785 IMG_0791IMG_0788

IMG_0796 IMG_0799

Geceleme kentimiz olan Montecatini’ye doğru yola çıkarken Siena’daki akıl hastanesinin önünden geçiyoruz. İnsanları deli edenin bu kent mi yoksa başka kentlerin delilerinin iyileştirildiği bir mekan mı sorusuna yanıt bulamıyoruz.

IMG_0855

MONTECATİNİ
Toskana’da bir kaplıca kasabası. Yirmi bini aşkın nüfusuyla dingin bir kent! Geceleme yerimiz olduğu için gün batımında varıyoruz.

P1110941

Montecatini’ye. Tepesindeki kale bir zamanlar güç savaşlarına sahne olduğunu düşündürüyor. XV. ve XVI. Yüzyıllarda yörenin egemenleri kendi halinde görünen bu kaplıca kentini ele geçirme çabası içinde olmuşlar.

P1110934

Kasaba sokaklarında yapılacak kısa bir yürüyüş ilk bakışta hesaba katılmayacak bu İtalya köşesinde güzelliklerle buluşmaya fırsat verebilir.

Kaplıcasıyla iyilik dağıtan Montecatini Floransa sayfiyesi olarak da işlev görmekte!

Gecelemeye, günün yorguluğunu atmaya geldiğimizi sandığımız şirin bir kasabada kimi güzelliklerin varlığını başımızı dışarı çıkartmasak, adımımızı sokağa atmasak elbette anlayamazdık!

P1110939 P1110946

BİR KAÇ SAATTE VENEDİK

BİR YÜZEN KENT : VENEDİK
117 adacık, 150 kanal ve 400 köprü! Böyle bir kente Venedik’ten başka ad yakışmazdı. Su ve onun üzerinde yüzen tarihsel korunmuşluk Venedik demek! Bugün pek çoğumuzun uygarlık olarak tanımladığı pek çok nesne ve yapı Venedik’te yasaklı. Gezmek, görmek serbest ama gün batımında terk etmek koşuluyla!

VENEDİK KANALDA GONDOLAR
Trenle gelirseniz Santa Lucia Gar’ında inip yürümek ya da gondol kiralamak zorundasınız! Karayolunun son durağı ise Tronchetto Sonrası vaporetto ile….

VENEDİK TRONCHETTO RIHTIMVENEDİK TREN İSTASYONU
Kısacası Venedik’te uygarlığa yer yok! Venedik’e değer katan da biraz bu yasak!
Venedik, ses benzerliği olan Venuto bölgesinin Adriyatik kıyısındaki paha biçilmez kenti.
Bir lagün üzerine kurulmuş. Bataklık tabanındaki kil tabakasına çatılan ahşap kazıklar üzerine kondurulmuş tüm yapılar. Bu nedenle, Venedik de tıpkı Pisa gibi eğik kuleler diyarı olmuş.

VENEDİKTE ESKİ EĞRİ ÇAN KULESİ
Başlangıçta Bizans’ın bir parçası olan Venedik 9. yüzyılda bağımsız Venedik Cumhuriyeti’ne evrilerek tarih sahnesindeki asıl ününü edinmiş. Şekspir’in ünlü Venedik Taciri eserinin de çağrıştırdığı gibi Venedik ticaretle var olan ve yükselen bir kent devleti.
XIII. yüzyılda İstanbul’un da talan edilmesiyle sonuçlanan 4. Haçlı Seferi’nin önde gelen düzenleyicisi olmuş. Yine aynı yüzyılda Çin’e giderek Kubilay Han’ın huzuruna çıkan tüccar Marko Polo da bir başka ünlü Venedikli.
Bir sonraki yüzyılda, 1348’deki kara ölüm veba salgını da Venedik’te derin izler bırakmış. Vebanın izlerine Venedik’te bugün bile rastlamak olası. Özellikle, hediyelik eşya satıcılarında Mardi Gras maskelerine benzer nesnelere rastlarsınız Venedik’te. Bir de, gaga burunlu maskeli, siyah kostümlü mankenlere! Gaga burunlu olanlar veba döneminde hastalıktan korunma amacıyla kullanılmış. Mardi Gras maskeleri ise veba salgının sonundaki şölenlerden kalma. Şölen geleneği bugün de sürdürülüyor.

P1120211
Rıhtımda Venedik’e ayak basar basmaz kentin en önemli mekânına yöneliyoruz. İtalya’da Vittorio Emmanuel’siz kent yoktur desek abartmış olmayız. Burada da en güzel yerde atının üzerinde II. Vittorio Emmanuel ile selâmlaşıyoruz. Her ne kadar Venedik duvarları “Birlikten Ayrılalım!” yazılarıyla donatılmış olsa da İtalya Birliği’nin mimarı hâlâ saygı görüyor olmalı! Sayısız kanaldan en büyüğü olan Büyük Kanal’ın ağzına doğru yürüyoruz. Aziz Zekeriya Kilisesi çok sayıda kutsal mekândan birisi olarak boy gösteriyor. San Marko Meydanı’na ilerlerken üzerinden geçtiğimiz son köprü İç çekişler Köprüsü (Ponte dei Sospiri). Dükler Sarayı ile Hapishane’yi bağlayan bu köprü adını hapishaneye giden tutukluların Venedik’e son kez bakıp iç çekmesine borçlu. San Marko’nun girişinde sağımızda Dükler Sarayı solumuzda ise Ulusal Kütüphane’yi görüyoruz. Görkemli ve meydanın olmasa olmaz unsuru saat kulesi de unutulmamalı. Meydanın girişindeki Aslanlı San Marko sütunları kapı işlevi görüyor. Meydana adını veren aziz kişilik San Marko’nun naaşı Venedikli tüccarlar tarafından İS 828’de Mısır’dan kaçak olarak getirilmiş. Müslüman gümrükçüleri naaşı domuz yağı bulunan fıçılara saklayarak atlatmışlar.

VENEDİKTE KANAL (3)SAN MARKO ASLANLI SÜTUN
Meydanın günümüzdeki önemli mekânlarını sayarken kafeler unutulmamalı. Goethe, Hemingway, Mark Twain, Thomas Mann ve Marcel Proust gibi pek çok ünlünün Florian’da kahve yudumlamışlığı var. Buradaki kafelerden birinde yapılacak kahve keyfinin pahalıya patlayabileceği akılda tutulmalı! Hele bir de müzik dinletisi eşliğinde olursa!

VENEDİK SAN MARKO KAFE
Meydandaki ilk izlenim Roma dışındaki hemen her türlü etkinin varlığı oluyor. Bizans kökenli soğan kubbeler, Yunan biçemli istavrozlar ve Suriye-Mısır-Filistin mermerleri. Venedik bunca, kültürel alışverişi büyük ölçüde Haçlı Seferleri’ne borçlu. San Marko Meydanı girişteki meydancıktan sonra çok daha geniş ve görkemli. San Marko Katedrali az önce değindiğimiz etkileşimli Venedik imgesini yansıtan bir vitrin görünümünde. Ön cephesindeki fresklerde Osmanlı bile betimlenmiş.
Meydanın üç kenarını çevreleyen revaklara göz atıyoruz. Ellerinde dövizler taşıyan göstericiler ilgimizi çekiyor. Venedik kanalının kruvaziyer trafiğine kapatılması için kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını anlıyoruz.

SAN MARKODA GEMİ KARŞITLARI

Uygarlık deniz yoluyla bile gelmesin diyenler var! Haksız sayılmazlar. Uygarlık bir kez geldiğinde olanları anımsamak yeterli.

SAN MARKODA KATEDRAL (2) SAN MARKODA KATEDRAL FRESKLERİ (3)

SAN MARKO KATEDRAL SAN MARKO MEYDANI
Venedik’e ayrılmış birkaç saatte iki seçeneğimiz var! Gondol sefası ya da Venedik sokakları. İkinci seçeneği benimsemek çok zamanımızı almıyor. Hangi rotayı izlemeli sorusu beliriyor zihinlerimizde! Elimizde bir harita olduğuna göre önce Rialto Köprüsü diyoruz. Sonrasını orada kararlaştırırız. Gezginin doğaçlama davranması gereğini unutmuyoruz. Henüz sabah saatleri olmasına karşın Venedik hızla kalabalıklaşıyor. Venediklilerin bu kalabalıktan hoşnutsuzlukları yüzlerine yansıyor. Bugünkü varlığını ve geçimini konuklara borçlu olan Venedikli’nin bu çelişkili tutumunu açıklamak pek de olası değil.
Rialto Köprüsü’nün payına da epeyce insan düşmüş kalabalıktan. Köprü kendi ününün yanı sıra, yanı başındaki Rialto Pazarı’yla da çekim merkezi olmuş belli ki.

VENEDİK RİALTO KÖPRÜSÜ (3)VENEDİK RİALTODA PAZARYERİ
Zaman darlığı kararsızlık hakkı tanımıyor. Calatrava’ya yol almaya başlıyoruz. Tümüyle doğaçlama bir rota izliyoruz. İstesek de kaybolamayız!
Motorlu taşıttan, dolayısı ile de gürültü, patırtıdan bağışık dar Venedik sokakları yürürken huzur bulmak için bire bir. Kanallar, adacıklar, köprü(cük)lerin biri diğerini izliyor. Yeryüzünde bundan daha keyifli bir yürüyüş rotası var mıdır diye mırıldanmaktan alamıyoruz kendimizi.

VENEDİK DAR SOKAK VENEDİK SAN MARKO ABBARA
Dar sokaklar, kimi zaman abbaralar, hiç umulmadık anda karşımıza çıkıveren meydancıklar ve elbette onlara eşlik eden katedraller, kiliseler, şapeller ve eski yapılar fotoğraflanmayı ve hayranlıkla izlenmeyi fazlasıyla hak ediyorlar.

VENEDİKTE KATEDRAL (2) VENEDİKTE KİLİSE (2)
Dolambaçlı yollardan Büyük Kanal’ın kuzey kıyısına vardığımızda uzunca süredir ilk kez uygarlıkla buluştuğumuzu fark ediyoruz. Eski Venedik’in yerini uygar(!) Venedik’e bıraktığı yerdeyiz. Karşımızda Santa Lucia Tren Garı ve onun da solunda Büyük Kanal üzerindeki 4. ve son köprü Calatrava! Calatrava ünlü İspanyol mimar Santiago Calatrava tasarımı. Milwaukee’deki Calatrava tasarımı müze kadar görkemli bir görüntü vermiyor.

VENEDİK CALATRAVA KÖPRÜSÜ (2) VENEDİK TREN İSTASYONU (2)
Cam-ahşap karışımı Calatrava Köprüsü’nü görünce kaygılarımızın yersiz olduğunu anlıyoruz. Ben buradayım demeyen, ortama uymuş alçakgönüllü görünümü tam da burası için tasarlanmış dedirtecek türden. Abartılı görkem, ortamdaki tarihsel dokuyu ezen bir görüntüye yol açardı. Calatrava (iyi ki) bu hataya düşmemiş!
Kısa zamanda Venedik bu kadar!
Daha fazlasını hak eden bir güzelliğin tadı damağımızda kalıyor!
Hoşça kal Venedik!

ORTAÇAĞIN MANHATTAN’I

ORTAÇAĞ GÖKDELENLERİ
SAN GİMİGNANO

san_gimignano_map

İtalya’daki başka pek çok yer gibi San Gimignano’nun da ilk yerleşimcileri Etrüskler olmuş. Bölgede konuşulan yerel lehçe ve yer adları da Etrüsk’leri çağrıştırır. Kasabanın tepesindeki kale Etrüsklerden sonra kente egemen olan Roma döneminden kalma.
San Gimignano adını Hıristiyanlık sonrasına borçlu.
Roma’nın yıkılması sonrasında ise önce barbar saldırıları ve onu da izleyerek Lombard egemenliği altına girmiştir San Gimignano. Lombardların, İtalya’nın güneyine bağlanan yol üzerindeki bu kasabanın Bizans’a karşı güvenliğine özel önem verdikleri bilinir.
İzleyen dönemde kendisini gösteren İspanyol egemenliği San Gimignano’ya yapılan yatırımların sıfıra yaklaşması sonucunu doğurmuş. Yoksulluk ve sefalet anlamına da gelen bu gelişmenin bir olumlu sonucu ortaçağ yapılarının yıkılarak yerlerine Barok biçemli yenilerinin yapılmasının önlenmesi olmuş. Belki de böylelikle bugün San Gimignano’ya Ortaçağ’ın Manhattan’ı diyebildiğimiz söylenebilir.

IMG_0873
San Giovanni yolundan ilerleyip Becci kapısından San Gimignano’ya giriyoruz. Sayıları bir düzineyi aşkın olan ortaçağ gökdelenlerinin arasındayız. Bugün için bir anlam taşımayan 50 metrelik ortaçağ yapıları yapıldıkları tarihin koşulları göz önüne alındığında önemsenmeyi ve hatta saygı duyulmayı fazlasıyla hak ediyorlar.

P1110923
Sarnıç (Sisterna) ve Katedral kentin iki önemli meydanı. Yer yer kemerli geçitlerle bezeli dar sokaklardan etkilenmemek olanaksız. Bu büyüleyici ortamdan kendinizi alıp da kentin kıyılarından verimli Toskana vadisine ve bağlarına da göz atmanızda yarar var. Nefes kesen manzaralar ayaklarınızın altında olacaktır.

IMG_0859

IMG_0890
Günümüzde 7000 kişilik nüfusuyla alçakgönüllü bir kasaba olan San Gimignano’nun ortaçağda sahip olduğu ün hiç kuşkusuz kestirebileceğimizden de ötedeydi.

IMG_0891
Kule zenginliği konusunda San Gimignano hiç kuşkusuz İtalya’daki tek kent değil. Ancak, başka kentlerdeki pek çok kulenin doğal afet, kentsel yapılaşma ve başka nedenlerle tarihe karıştığı düşünüldüğünde San Gimignano’daki 14 ortaçağ kulesinin ayakta kalmış olmasının önemi daha iyi anlaşılabilir.

IMG_0878
Sarnıç Meydanı geçmişte kentin ticaret merkezi olmuş. Meydanı ortasındaki travertenden yapılma sekizgen kuyu süslüyor. Şeytan Kulesi (Torre del Diavolo) meydanı çevreleyen önemli yapılardan bir başkası. Uzunca bir yolculuğa çıkan sahibi dönüşünde kuleyi bıraktığından daha uzun bulmuş. “Yapımını şeytan tamamlamış!” deyip çıkmış işin içinden. Meydandaki bir başka önemli yapı Pucci Kulesi ile birlikte Tortoli Sarayı.

P1110919
Sarnıçın komşuluğundaki diğer önemli meydan Katedral’den almış adını. Eski kentin kalbi de sayılan bu meydanda Kollegiata Katedrali önde gelen yapı. Podesta ve Komün Sarayları da meydanı süsleyen önemli diğer yapılar. Podesta Kulesi 51 metre, Komün sarayının kulesi olan Büyük Kule ise 53 metre yüksekliğe sahip. Meydanın doğu tarafındaki Paltoni-Salvucci Sarayı ikiz kuleleriyle dikkat çekiyor.
Zaman tünelinden çıkıp gelmiş duygusu yaratan bu ortaçağ kasabasına hayranlığınızı fotoğraf makinenizin deklanşörüne basarak da yansıtabilirsiniz.