BİR SEÇİM ANALİZİ VE KİTABA ÇAĞRI…

Sayın ……,

Seçim sonuçları üzerinde çeşitli yorumlar yapılıyor başarının nedenleri sıralanıyor. Ancak, hiç bir yorum gerçek nedene değinmiyor veya değinemiyor
BAŞARININ TEK NEDENİ KAPALI KAPILAR ARKASINDA İNSAN HAYATI ÜZERİNE KURGULANAN STRATEJİDİR….
7 Haziran Seçimleri’nden hemen sonra Cumhurbaşkanı ERKEN SEÇİM dedi…..
%10 oy kaybetmiş bir liderin bunu söylemesi için çok güçlü bulguları, dayanağı olmalı idi…AKP’ nin %2 oy kaybı AKP’ nin yok olması demekti…. adeta intihar ….
Neydi güvencesi…..AKP’ nin çok güçlü iç ve dış analistleri,araştırmacıları, stratejistleri var…
Hatırlarsınız 17-25 Aralık olduğu gün darbe ve paralel kelimeleri ortada yoktu. Bu uzmanlar akşama kadar toplantılar yaptılar ve bu olayı darbeye ve paralelcilerin üzerine yıkarak sıyrıldılar. Başarılı da oldular!
AKP stratejistleri şu planı yaptılar….Hatırlayınız Önce AKP’nin ortaya attığı ÇÖZÜM sürecini buzdolabına koydular…Böylece PKK ‘yı tahrik ettiler… PKK cinayetlere başladı….terör hortlatıldı…7 Hazirandan bu yana korucu,uzman çavuş,polis,asker ölümleri ile terör kurbanları 300 yaklaştı…. Suruç ve Ankara toplu katliamları ile doruğa çıkarıldı…PKK ‘dan da operasyonlar sonucu pek çok kişi öldüğü halde Kandil’den ve İmralı’dan ses çıkmadı….Bu olaylar MİT, CİA ve Mossad’ın güdümünde tezgahlandı…
Yüzlerce insan ölürken AKP sürekli olarak bu olayların güçlü hükümet olmamasından kaynaklandığı (sanki engel olan vardı),koalisyonların bu sorunları çözemeyeceği algısı yarattı…….özetle stratejisini insan hayatı üzerine kurdu…patlayan bombalar oyumuzu artırıyor sözünü de söylemekten çekinmediler…
Halk ne yapacaktı? Muhalefetin anlaşıp hükümet kurması ,muhalefet partilerinden hiç birinin iktidar olacak oyu alması mümkün görülmüyordu….….Zaten ortada AKP’nin her dediğine körü körüne inanan seçmen oyunu güçlü hükümet ihtimalinden yana kullandı…
İşte AKP’nin İNSAN HAYATI üzerine kurduğu strateji sonucunu verdi ve AKP kazandı…..AKP bu stratejisinden emin olmasaydı secimi bile yaptırmazdı….
ÖZETLE AKP BU BAŞARISINI HALKININ HAYATI ÜZERİNE KURGULAMIŞ VE MAALESEF BAŞARILI OLMUŞTUR….
İKTİDARI UGRUNA HALKINI FEDA EDEBİLEN İKTİDARLARDAN KURTULMAMIZ DİLEGİ İLE …..
Not:İktidar uğruna kardeş katlini onaylayan Osmanlı anlayışına özlem duyan bir parti için 300 kişinin kanının ne önemi var
.

682137

İŞ ADAMLARINA, ŞİRKET SAHİPLERİNE CAGRI

Bu yıl promosyon kitap!

Ülkemizde yaşadığımız bütün olumsuzlukların nedenini eğitime bağlarız.Doğrudur……
Türk toplumu okumuyor….

Oysa ABD’de bir yılda basılan kitap sayısı 85.121, Japonya’da 42.217, İngiltere’de 64.761, Almanya’da 64.761, ülkemizde ise sadece 6.151’dir.
Kitap okuyanların nüfusa oranları ise Japonya’da % 14, ABD’de % 12, Almanya’da % 11, İngiltere’de % 11, bizde ise sadece % 0,01”dir.
Öyleyse teşhisi doğru koyalım: Bu bir skandaldır. Utanılacak bir tablodur. Atatürk’e ve bütün ecdada ihanettir. Ülkenin geleceğini karartmaktır.

Evet ülkemiz insanı okumuyor…..Şikayet ediyoruz….söylüyoruz…yazıyoruz…….ama insanlarımızı daha çok okumaya yöneltmek için ne yapıyoruz…..Gelin bir şeyler yapalım..
Değerli dostlar, şirket sahipleri

Yılbaşlarında, bayramlarda müşterilerinize hediye (promosyon) veriyorsunuz. Ama neden aklınıza sadece çakmak, küllük, takvim, saat, kalem, çanta, bardak vs gelir de KİTAP gelmez.
Biz “Neden promosyon piyasasına kitap da girmesin?” diyerek Türkiye’de bir ilki başlatmak üzere kolları sıvadık.

Lütfen siz de “Bu ülkede kitap okunmuyor ki… Niye versinler?” demeyin.Kültür duvarına bir tuğlada siz koyun…
O nedenle şirketlere bir önerimiz var:
Gelin, bu yılbaşında müşterilerinize kitap da hediye edelim.
NEDEN KİTAP?
Her şeyden önce eskimez, kırılmaz, bozulmaz, atılmaz. + Gelecek kuşaklara bile kalacak kadar uzun ömürlüdür. + Bir kültür ürünüdür. Müşteriniz onore olur. + Rakiplerinizle aranızda fark yaratır. + Markanızın prestijini artırır. + Kitap okuyucusunun artmasına destek vermek suretiyle bir sosyal sorumluluğunuzu da yerine getirmiş olursunuz. + Sadece müşterilerinize değil; çalışanlarınıza da verebileceğiniz en güzel hediyedir.
Promosyon ürünlerinin üzerine basılmış firma ismi bir gün silinebilir ama kitap için böyle bir şey hiçbir zaman söz konusu olmaz.
Ayrıca kitaba sunuş yazınız eklenir. + Türk kültürüne verdiğiniz desteğe teşekkür edilir. + Ön kapağa “…….….’ın kültür-eğitim hizmetidir” anonsu, arka kapağa reklamınız girer.
Lütfen unutmayın: Müşterinizi en fazla memnun edecek hediye; kendisinin ve çocuklarının başarısına katkı yapacak hediyedir ve o da çakmak, anahtarlık, takvim, kalem, çanta, masa seti vs değil; kitaptır. Ancak bu kitapların nasıl ve ne tür kitaplar olduğu çok önemlidir.

ÖZGEÇMİŞ
NAZMİ KAL

1938 Yılında Rize’nin Ardeşen ilçesinde doğdu.
8 yaşında iken akrabalarının bulunduğu Akçakoca’ya ailesi ile göçtü. Hasançavuş köyünde eğitmenli okulda 3 yıl okudu. İlkokulun 4 ve 5. sınıflarını Melenağzı köyünde bitirdi. Akçakoca Ortaokuluna kaydoldu. Ortaokulu bitirdikten sonra Bolu Öğretmen Okuluna gitti. Bolu Öğretmen Okulundan sonra 1958 de bitirdi. Zamanın fakir Üniversitesi Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünü kazandı. 1961 yılında bitirdi. Aynı yıl Nezaket İnce ile evlendi. Mesudiye Ortaokulu Fransızca öğretmenliğine atandı. 1965 yılında Bozüyük Ortaokulu’na nakledildi. 1966 yılında Yedek subay okuluna gitti. Teğmen olarak kıta hizmetini Eleşkirt’te yaptı. Terhisten sonra 1968 yılında Afyon Ticaret Lisesi Fransızca öğretmenliğine atandı. 1970 yılında TRT’ de açılan prodüktörlük sınavına girdi. 2800 kişinin katıldığı sınavda kazanan 40 kişiden biri oldu ve TRT’de prodüktör olarak göreve başladı.
Yarış 73, Ülkeler Yarışıyor, Eşinizi Tanıyor musunuz? gibi yarışma programlarının hem yapımcılığını, hem yönetmenliğini üstlendi. Yakın tarihimizle ilgili Cumhuriyetin İlanını Yaşayanlar, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, Atatürk’ün Hayatı, İsmet İnönü ve İnönü Zaferleri, Lozan Anlaşması, Celal Bayar gibi programlar üretti.
Fransa’nın verdiği bursu kazanarak 1976 yılında ve 1982 yılında iki kez Fransa’da staj yaptı.
1980 yılına kadar bazı programlarında röportajlar yapan Kal 1980 yılında bir sınav daha kazanarak kendi programlarını sunma yetkisi aldı.
1980 i takib eden yıllarda haftalık ve aylık periyodlarda seri programlar hazırlamaya başladı. Atatürk’ten Anılar, İş Dünyası, Ayın Konusu programlarını hazırladı ve sundu. 1990 yılında ekranların ilk ekonomi programı Ekonomi Dosyası’nı hazırlayıp sunmaya başladı. Program 2003 yılında da devam ediyordu. 1990 da ilk kez tüketicilerin bire bir sorunlarına dönük çözüm getirici program hazırladı. Binlerce tüketicinin sorunlarını çözdü. Ülkemizde tüketici bilincinin ve hak arama duygusunun gelişmesine katkıda bulundu. Bu yapımlar Tüketici Yasasının çıkmasını hızlandırdı. Kal o dönemde “Tüketici Babası” olarak hafızalara yerleşti.
Nazmi Kal pek çok ödül aldı. 1983 yılında “Neden Hedef Türkiye?” yapımı ile Günaydın Gazetesinin en iyi haber program ödülü, 1990 da Bir Kelime Bir İşlem ile Hürriyet Gazetesinin en iyi yarışma programı ödülü, 1991 Cengiz Polatkan ödülü, 1992-93-94 yıllarında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinin “En İyi Ekonomi Programı” ödülü.
Nazmi Kal Beşiktaş Jimnastik Kulübü, Ankara Briç Kulübü, Ankara Gazeteciler Cemiyetleri üyesidir. Nazmi Kal’ın İsmet İnönü’nün Televizyona Anlattıkları, Atatürk İle Yaşadıklarını Anlattılar adlı iki kitabı ve Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmış makaleleri var. Fransızca biliyor.
Tolga adında bir oğlu, Tanju Dökmeci ve Tülin Şekerci adında iki kızı olan Kal’ın Melih, Melin Dökmeci ve Emir Kal adlarında 3 de torunu bulunuyor.

BİR DAKTİLOYA BAKARAK DİLLER HAKKINDA ÖĞRENDİKLERİM

Dil Bayramı ertesinde saygıdeğer Prof Dr Tuğrul PIRNAR hocamızdan gelen iletiyi paylaşmayı anlamlı buldum.

Öncelikle Prof Dr Tuğrul PIRNAR hocamın sunuşunu ve hemen ardından da paylaştığı yazının Türkçe’sini ilgiyle ve elbette bilgilenerek okuyacağınızı söylemekte sakınca görmüyorum!

Sevgili Dostlar,

Uzun yıllar büyük bir keyifle kullandığım F klavyeli daktilo makinaları tarihe karıştı, yerini şimdi bilgisayarlarda da kullandığımız QWERTYU klavyeli yazıcılar aldı. Aslında bu Türkçe yazılım için büyük bir kayıptı ama ticari endişelerle F klavyeli bilgisayarlar da hiç geliştirilmedi,

Ekteki yazıyı okuma zahmetine katlanırsanız sizi temin ederim ödülünüz çok büyük olacak. Dahi Atatürk’ün Türk milletine kazandırdığı latin harfleriyle Türkçe yazma ve okuma mucizesini, daktilo ile yazmak için özel bir klavye geliştirme çabaları, bütün deha ve çabasını bu projeye yönelten , Dr. İhsan Sabri Yener tarafından 1943-1955 yılları arasında sürdürülmüş, başarıyla taçlandırılmıştır.

Size sunduğum yazıda bu işin uzmanı bir Amerikalı, F klavyesinin üstünlüklerini büyük bir yetki ve inandırıcılıkla sunuyor. Okurken heyecanlanmamak mümkün değil. Türklerin (pek de haksız olmayarak) hep aşağılandıkları bugünkü evrensel ortamda, bir alanda herkesten daha başarlı olduklarını çok bilimsel ve inandırıcı bir şekilde kanıtlayan bu yazı hepimiz için sevinç ve övünç kaynağıdır.

İçten sevgilerimle,
TUĞRUL PIRNAR

Bağlantıdaki Marcin Wichary yazısını dilimize Tevfik Uyar kazandırmış.

View story at Medium.com

SARISÜLÜK BİR KEZ DAHA ÖLDÜRÜLDÜ

İKİNCİ SARISÜLÜK CİNAYETİ

Av.Hüseyin Özbek
İstanbul Barosu Genel Sekreteri 19 Eylül 2015

Etem Sarısülük Gezi eylemleri sürecinde polis kurşunuyla yaşamını yitirdi. Sanık polisin yargılanması halen sürüyor. Bu süreçte kamuoyu Etem’le ilgili haberlerden Sarısülüklerin aile hikayesini de öğrenmiş oldu: Devrimci Öğretmen mücadelesinden gelen, düzenin acımasız çarkı toplum dışına savurunca, sisteme sırtını dönüp inzivaya çekilen baba, evlatlarına kol kanat geren tipik Anadolu kadını anne, sırt sırta verip yaşamın zorluklarına direnen kardeşler.
Sarısülük cinayeti, sisteme karşı direnişin ölçüsüz polis şiddeti sonucu ölümle sonlandırılmasının travmatik sembolü olarak uzun yıllar unutulmayacak bir örnek teşkil etmektedir. Bundan sonraki süreçte de bir masumiyet ve mağduriyet simgesi olarak hep hatırlanacaktır.
Etem Sarısülük’ün Orta Anadolu’dan, Çorum’dan Alevi Türkmen kökenli, protest gelenekten solcu kimliği, mağduriyet ve masumiyet katsayısının olağanüstü artmasına yol açmaktadır. Bireysel aile trajedisinin politik ve mezhepsel kişilik üzerinden kolektifleşmesine, süreç içinde derinleşip genişleyecek bir nitelik kazanmasına neden olmaktadır.
Bu girişten sonra sözü Etem Sarısülük’ün ağabeyi Mustafa Sarısülük’ün Ankara 2. Bölge 1. Sıradan HDP milletvekili adayı gösterilmesine getirmenin zamanıdır. Halkların Demokratik Partisi’nin politikasını belirleyen üst irade, partinin siyasal Kürtçü, etnikçi hüviyetinin sol ve mezhep makyajıyla olabildiğince perdelenmesini istemektedir.
Etem Sarısülük, Alevi inanç ve kültür kodlarının günümüze uyarlanmasında Kerbela kültünün mağdur ve mazlum tarafını, canına kast edenler ise zalim tarafın sembolüne dönüştürülebilecek travmatik özellikler içermektedir. Postmodern Kerbela’nın Hüseyin’i olarak algılanabilecek bir mazlûmiyet simgesini etnik bölücülüğün malzemesi yapma girişimi sanılandan, görülenden öte bir hesabın ürünüdür.
Etnik ayrılıkçı hareketin nihai amacı Türkiye’den ve komşu ülkelerden koparılacak topraklar üzerinde emperyalizmin vesayeti altında Bağımsız, Birleşik Kürdistan’dır. KCK sözleşmesi ve PKK’nın geçmişten günümüze siyasal pratiği bu amacın asla değişmediğini göstermektedir. Bolca kullanılan sol soslu barış ve demokrasi söylemlerinin ülkenin batısına ve sol tribüne yönelik taktiksel bir kandırmaca, etnik hüviyeti perdelemeye yönelik sis bombası olduğu görülmelidir.
Mustafa Sarısülük’ün, Alevi inanç ve kültüründen gelen yurttaşlarımıza yönelik bir mühre olarak HDP vitrinine konulduğu anlaşılmaktadır. Uçar avcısı ava çıkarken yanına aldığı kafese canına kıyacak olduklarının hemcinsini alır. Av mahalline geldiğinde kafesteki ayağı bağlı mühreyi dışarı salar. Mühre ötmeye başlayınca yerde gökteki uçarlar kafese doğru süzülmeye başlar. Avcıya gizlendiği siperden tetiği çekmekten başka bir şey kalmaz. Siyasal Kürtçülük vitrinin mührelerinin yüksek perdeden dillendirdikleri emek ve demokrasi söylemleri bu yalın gerçeği örtmeye yetmemektedir. Çünkü kapatıldığı kafesten ne zaman çıkarılacağına, nerede av yapılacağına, ne zaman öteceğine, ne zaman susacağına kafesin sahibi karar verecektir!
Türkiye’nin 1000 yıllık Alevi inanç ve kültürünü siyasal Kürtçülüğün gayya kuyusunda yok etmek, 100 yıllık sol birikimini etnik bölücülük lokomotifine son kompartıman olarak eklemek hesabının arka planı iyi görülmelidir. Fıratsız, Diclesiz, GAP’sız Türkiye tasarımının sol kotadan ya da mezhep kotasından mühreliği rolü verilenlerin bir kez daha düşünmesi gerekmektedir.
Dünyada ilk kez emperyalizmin yenilebileceğini, emperyalizme rağmen bağımsız bir devlet kurulabileceğini kanıtlamış, mazlumlara direniş modeli olmuş onurlu bir geçmişe sırt çevirmenin ömür boyu sürecek utancından kurtulmanın tek yolu var.
Mazlum figanıyla zalim çığırtkanlığından tez elden vazgeçip kapatıldığı mühre kafesini parçalayarak mazlumlardan yana kanat çırpmak…

SÜMER KRALİÇESİNİN MEKTUBU

muazzez-ilmiye-cig-int

Kemal KILIÇDAROĞLU

Cumhuriyet Halk Partisi

Genel Başkanı

Doğu PERİNÇEK

Vatan Partisi

Genel Başkanı

6 Eylül 2015

Pek Sayın Başkanlar,
101 yaşıma geldiğim şu günlerde artık devrimlerimizi değil ülkemin elden gitmesini görerek içim yanar, kan ağlarken sizlerin bir araya geldiğinizi görmek beni bir an olsun ferahlatti. Akıl ve mantık bunun olmasını gösteriyordu ama memlekette akıl ve mantık kalmadı ki; mantıklı eleştiriye bile kimse dayanamıyor, yapan ya hapse gidiyor ya işten atılıyor. Böyle bencil bir ortamda sizlerin bir araya gelmesi gönüllerimize su serpti ama asıl önemli olan sonu. Sen bunu alacaksın, ben bunu istiyorum dalaşması ile aranızın kapanmaması gerek. Artık, sen ben davasını bırakarak çabuk anlaşıp birleşmenizi, ayrıca diğer partileri de aranıza çekmenizi, eğer bir seçim olursa bu doymaz, hırslı, vatanı yok etmeye çalışan politikacıya ve ona uyan, şakşaklayıcılara yalnız iyi bir ders vermenizi değil, vatanımızın bu çirkef politikacılardan kurtarmanızı istiyoruz, zorluyoruz sizi. Başarılar dileği ile,

Muazzez İlmiye Çığ

Not : Bir iç savaş eşiğindeyiz. Öyle bir şey olursa istekleriniz, egolarınız bir işe yaramaz. lanetlenirsiniz. İnsanımıza, bu güzel vatanımıza çok yazık olur. insanlarımız gidecek yer, yiyecek bir şey bulamaz, çocuklarını yemek zorunda kalır, vaktiyle Sumer halkında olduğu gibi. o yüzden bu yaşımda çok çok üzüntülüyüm.

HA BU DA SANA SON DERS OLSUN!

HA BU DA SANA SON DERS OLSUN!

Av Cemil CAN

Bu yaz tatilinde atımı yükseklere sürmeye karar verdim.

Yolculuğa ise kötü bir haberle başladım: Tarih 20 Temmuz 2015 Pazartesi. Canlı bomba Adıyamanlı Şeyh Abdurrahman Alagöz, Urfa’nın Suruç ilçesinde, kesin sonucu açıkladı…

Basın açıklaması sırasında; tekbir makamında; 3 kez, aynı sloganı attı ve fitili ateşledi…

Kendi ile birlikte; 32 gencin vücudu parçalara ayrılıp, havada uçuştu…

Bu nasıl bir inançtır, bu nasıl bir insandır, anlamak mümkün değil!..

Birkaç saat içerisinde; başta gençleri bu hüzünlü ölüme sürükleyenler olmak üzere, tek sermayeleri; insan cesedi üzerinden siyaset yapmak olanlar; sahalara indiler… Bu trajik olay, acımasızca sömürülmeye başlandı…

İnsanoğlu hakikatten ilginçtir; yaşama dair bir sözü ve iddiası bulunmayan canlı bomba Şeyh Abdurrahman, attığı slogan ile kendinden önceki canlı bombalara öykündüğünü de itiraf etti…(1)

***

Yol düzgün fakat yolculuğum kötü geçiyor; yolu görmeden gidiyorum diyebilirim… Radyolar ha bire, Suruç katliamında ölen gençlerin, cenaze törenlerini haber veriyor…

Ordu’dan geçerken, Otogar’dan hemen sonra, görünmez bir el direksiyonu sağa kırdı. İtiraz edemedim: Eskipazar, Uzunisa, Fındıklı tabelaları önümden hızla geçti gittiler… Derken; Gürgentepe, Gölköy, Güzelyayla, Mahmudiye…

Mesudiye’de durdum. Gördüğüm ilk çocuğa Ilışar Mahallesi’ni ve mezarlığı sordum. Hava buğulu, toprak yakıyordu…

Ailesinin isteği üzerine, gece yarısı toprağa verilen Aydan Ezgi Şalcı‘nın mezarı başında öylece dikildim. Onun için adını kalın puntolarla yazmak ve Fatiha okumaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu…

Şehit olduysa, zaten Fatiha’ya da ihtiyacı olmaz diye mırıldandım, geri döndüm…

Yolda Aydan’ın ailesinin durumunu düşündüm. Bir hiç uğruna ölen genç kızlarının mürüvvetini bile göremediler. Üstelik, sanki utanılacak bir şey yapmış, bir ayıbı varmış gibi, çocuklarını gece yarısı toprağa verdiler…

Belli ki, “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü bu gibi durumlar için söylenmişti…

Tabelalar önümden akıp akıp gidiyordu…

***

Of İlçesi yolumun üzerindedir.

Koray’ın mezarını da ziyaret etsem iyi olur, hemşerimdir. Koray Çapoğlu da aynı gün toprağa verilmişti…

O da Aydan ile aynı kaderi paylaştı; sanki toprağa verilmemişte de aile mezarlığına gizlenmişti…

Düğün yapamadığı gibi, cenazesine en yakın arkadaşlarının katılmasına da izin vermediler!..

Bu kararı el yordamı ile alan ailesi, yerden göğe kadar haklıdır…

Kısa yaşamında gençliğimi gördüğüm Koray’la, uzun uzun konuşmaya karar verdim:

Ne de olsa mahremim sayılırdı… Solaklı Vadisi’nin parmakla sayılacak kadar az olan solcularından biriydi.

Eee! Benim de o kadarına hakkım var zaten; ne de olsa eski toprağım, Koray gibilerin abisi sayılırım…

Başlıyorum:

-Ulan oğlum!

-Sosyalist düşünceyi benimsemiş olmana bir şey diyemem. Bu düşünceyi benimseyen herkes, başımın tacıdır. Bu yönünle, gözümde giderek büyüyorsun… Ölme nedenini ise, bir türlü içime sindiremedim, sindiremeyeceğim…

-Bu yüzden, kendi başıma iken bile “Koray’ın anısı önünde saygıyla eğiliyorum” diyemiyorum…

-Çünkü, öldürülmenizde çok ciddi şüphelerim var. Zaten onları konuşmak için burada değil miyim!Yoksa mezarlıkta işim ne! Denizin kıyısında otururdum…

***

-Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nu (SGDF) dediğiniz örgüt, “Halkların Demokratik Kongresi” bileşenlerinden biri olan; Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) gençlik yapılanmasıdır.(2)

-Hadi itiraf et, bunu bilmiyordun!

-HDP’nin Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, ESP’nin kurucusu ve ilk Genel Başkanı (3) olduğunu da ilk benden duyuyorsun!..

-Kürt milliyetçilerinin, BDP adlı bir partisi varken, HDP’yi kurma nedenlerini hiç sorgulamadın mı?

-Nasıl ki, Kürtler, “Türkiye partisi” görüntüsü ile halkı aldatmak için BDP varken, HDP’yi kurdular, aynı şekilde; Türk solunu aldatıp, gençleri PKK’nın peşine takmak için de SGDF’yi kurdular…

-SGDF, ESP’nin gençlik yapılanmasıdır!(4)

-Kobani’nin 3 yıl önce boşaltıldığını, IŞİD kuşatmasından sonra, bir günde 180 bin Suriyelinin Türkiye’ye sığındığını (5) ve bu insanların halen bizimle yaşadığını da mı bilmiyordun?

-ABD’nin hava bombardımanı ile Kürtlerin teslim aldığı bu küçük Suriye kasabada; her Allah’ın günü; PYD ile IŞİD çatıştığına göre, çocukların bulunmadığı böyle bir yerde; “oyun parkı” ve “kütüphane”ye ihtiyaç duyulmayacağını da mı kestiremedin?

-Gerçekten de Kobani’yi “yeniden inşa” etmeye mi gidiyordunuz? Buna samimi olarak inandın mı?

-Çoğunuzun pasaportu bile yoktu yeğenim. Türkiye gibi bir ülkede; bir kaç saat içerisinde, pasaport çıkartılabileceği yalanına nasıl inandırıldın?

-Bu kadar saf, nasıl olabilirsin Oflum!

***

-CHP İzmir Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Evsen’in: ”Barış için atılan hiçbir adım yarım kalmayacak” sloganı ile Kobani’ye çocuk oyuncakları toplayacaklarını duyurması,

-CHP Aydın Gençlik Kolları’nın da aynı yalanla aldatılıp, tuzağa düşürülmesi; (6)

-CHP Ankara İl Gençlik Kolları‘nın da aynı tezgahın içerisine yerleştirilmesinde tanık olduktan sonra, seninle yüz yüze konuşmaya karar verdim… (7)

-Bu yüzden geldim…

-Bizim çocuklar, ”Aydın’dan Kobani’ye Umut ve Barış Köprüsü” adıyla kampanya başlatmışlar…

-Güler misin, ağlar mısın!

-Emperyalizme karşı, ilk zaferi kazanan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün kurduğu partinin gençlik kollarının, ne hale geldiğini ve kimlerin eline geçtiğini gördükçe, senin aldatılmanı çok görmüyorum oğlum…

-Bu yüzden de seni suçlamıyorum…

-Beni duyuyor musun “Çaplı” soyadlı, çapsız çocuğum?

-Obama’nın “kara gücümüzdür” dediği PKK ile sizin SGDF’nin, aynı amaca hizmet ettiklerine zerre kadar kuşkum kalmadı artık!..

-Kürtler, “Kobani Kantonu”nu kurup, Batı’nın yardımıyla özerklik ilan edeceklerini gizlemiyorlar ki…

-Sonra Kobani’yi, diğer kantonlarla birleştirip, Akdeniz’e uzanan Suriye Kürdistanı’nı inşa edecekler…

-Sonrasının, senin gibiler için malum olması gerekir!…

-Daha sonra ise, sıra Türkiye’nin bölünmesine gelecektir elbette!

-Bunu anlamamak için kör, sağır ve akılsız olmak gerekir!..

-Kobani,Türkiye’ye ihanetin adıdır çocuğum; “Bağımsız Kürdistan”a giden yolda, sadece bir kilometre taşı sayılır…

***

-Seninle birlikte ölenlerin arasında, neden bir tek HDP yöneticisi bulunmuyor, hiç düşündün mü?

-Kürtler, böylesine ses getirici, ciddi bir eylemi sahipleniyorlar ama, onlardan aranızda bir tek tecrübeli siyasetçileri yok!.. Nedendir acaba?

-Bu durumu olağan kabul edebilir misin?

-PKK, sizlerin öldürülmesini bahane ederek, Türkiye’yi ateşe verdi: Olaydan bir gün sonra, bu katiller iki polisimizi (8) şehit ettiler… Güya, intikamınızı alıyorlar. Kanınız hala yerde mi değil mi söyler misin delikanlım!?..

-Aslan yeğenim!

-Çık şu mezarından da anlat bakalım; sizi kalleşçe öldüren o polisler miydi?

-Haaa! Aklıma gelmişken söyleyeyim: ABD’nin kara gücü olmayı kabullenen PKK‘lılar, Suruç olayının intikamını almak için Kars, Ağrı ve Iğdır tarafında da onlarca kamyonu ateşe verdiler…

-Yoksa, Ağrı’da kamyonları yakılan, gariban şoförler mi aranıza girip, o hain bombayı patlatmışlardı? Eğer öyleyse, onlardan da intikamınız alındı!?.. Rahat uyuyun!..

-Bu gece rüyama gel ve bana bir cevap ver çocuğum!

***

-Taze bedenin, bu fani dünyadan göç ettikten sonra, küresel güçler 76 milyona neler yaşattı biliyor musun?

-Bir kısmını anlatayım da dinle:

-Üzerini örten o kutsal toprak henüz kurumamışken, İstiklal Caddesi’nde terörü lanetlemek üzere, bir yürüyüş yapıldı… Y-CHP‘nin şaşkın milletvekili Mahmut Tanal, her zamanki gibi protestocuların arasındaydı…

-Anlayacağın, kafa karışıklığından Millet olarak ne yapacağımızı şaşırdık:

-Bu yüce Milletin yaşayan ölüleri, güya katilinizin arkasındaki güçleri kınamak için; 40 bin kişinin katili Öcalan’ın posteri altında yürütüldüler!..(9)

-Komik ötesi bir durum değil mi?

-Bundan sonrasını da sen anla artık!..

-Şehit misin yoksa Niyazi mi ona göre bir karar ver!

***

-Siz aramızdan ayrıldıktan sonra, Y-CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da sahnedeki yerini aldı.

-O da SezginTanrıkulu ile aynı makamdan aynı türküyü okudu tabi!.. (10)

-Öldürülme nedeninizi, hedefinize bağlayarak, şunları söyledi: “Gençlerin hedefi Kobani’de kütüphane kurmaktı, biz de CHP’li belediyeler olarak hem yasını tutacağız, hem de kütüphane ve çocuk parkını inşa edeceğiz”!..

-Siyaset adamı mı etki ajanı mı sen ona da karar ver.

-Demek ki, bu reziller, ne yapmak istediğinizi sizden daha iyi biliyorlardı!..

-Unutmadan söyleyeyim: Y-CHP’nin Genel Başkanı Dersimli Kemal de sizler için, 3 günlük yas ilan edilmesi teklifinde bulunmuş!…

-Bu defa konuşurken, suç üstü yapılmış gibi yüzü bir tuhaftı, sesini de ilk defa bu kadar tiksindirici buldum…

-Bana, bir işgal subayının yatıştırıcı konuşmasını anımsattı!..

-Hazret, “yas ilanı”nda; PKK’nın öldürdüğü 40 bin kişiyi unutmuş.5 bin güvenlik görevlisi aklına hiç gelmedi. Öldüğünüz gün Adıyaman’da arazi çalışması sırasında şehit edilen Onbaşı Müsellim Ünal’ı,herhalde “Niyazi Defteri”nde kayıtlı sandı!..

-Böyle günlerde, onun görevinin gerçeği gizlemek olduğunu duymuştum. Doğru bir tespit yapılmış, inanıyorum, o da görevli biridir…

***

-Sen gittikten sonra yeğenim, Suriye tarafından askerimize ateş açılmış. Bu katiller, bir astsubayımızı daha şehit ettiler…(11)

-Hatırlatmadan geçmeyeyim: İstanbul’da arkadaşlarının cenazelerini, güpe gündüz otomatik silahlı PKK militanları karşıladı!.. Cesaret işi tabi?!

-Polis, yasa dışı bu duruma müdahale edemedi! O da bir başka utanılacak yanımızdır, aramızda kalsın! Ankara’dan emir bekliyorlardı, bir türlü gelmedi…

-Sen gittikten iki gün sonra çocuğum, Diyarbakır’da trafik kazası yalanı ile pusuya düşürülen iki polis memurundan biri şehit oldu…(12)

-Telsiz konuşmalarından tespit etmişler, katiller Suriye tarafına kaçtı…

-Sizleri öldüren bombayı, sanki o trafik polisleri patlattı da, PKK bu kalleş eylemi ile intikamınızı almış oldu!..

-Sonuç olarak; bir büyük ihanette, yem olarak kullanıldın Koray’ım!…

-Samimi kanaatim budur…

-Bu şekilde mezar taşına yazıyorum…

-Fatiha’ya ihtiyacın var mı bilmiyorum, varsa benden sonra gelen ilk ziyaretçin okusun…

***

-İçimde kalmasın. Hakkındaki düşüncemi burada söyleyeyim: Kim ne derse desin, ben yüzde 1500 hain olmadığına eminim…

-Of‘un Lega Mahallesi’nden çıkıp, sağ görüşlü olarak bilinen ailene rağmen, solcu olmayı başarabilmen, her türlü takdirin üzerindedir. Bu yönünle, benim için daha çok değerlisin…

-Lakin, solculuğu doğru öğrenememişsin oğlum!

-Hiç kusura bakma ama öyle çocuğum…

-Solcu dediğin yürekli olur, doğrudur; Bolivya ormanlarında Che, Gemerek’te Deniz Gezmiş gibi yaşar… Emperyalizme karşı savaşır, gerektiğinde de bu yolda canını da verebilir!..

-İnsanları ancak böyle bir ölüm, ölümsüzleştirir…

-Solcu dediğin yiğit; safta PKK uşağı gibi değil, Kurtuluş Savaşı’mızın bir neferi gibi durur…

-Mazluma yoldaş olur, her türlü zulme ve haksızlığa karşı mermi gibi dikilir…

-Solcular, asla emperyalizmin maşası olan PKK/HDP gibi örgütlerin yanında yer almaz, kuyruğuna takılmazlar!..

-Kobani yalanlarına inanmayacak kadar da birikimli ve zeki olurlar…

-Ahhh! Öyle olduğuna bir inanabilsem; yemin ederim burada, şu anda, yine şapkamı çıkartır, mezarının başında ihtiram nöbeti tutarım…

-Solculuk; bir yaşam tarzıdır çocuğum; herkes bunu anlayamaz…

-Bayağı bir mürekkep yalamayı da gerektirir.

-Solcunun kendine duyduğu öz saygı, bu soylu düşüncesinden kopup gelir…

-Bu yüzden, gerçek solcuların önünde hep önümü ilikleyerek konuşurum!..

-Hadi, sen de bana önümü iliklet be çocuğum!..

***

-Sen öldükten sonra, neler yaşadığımızı özetledim işte…

-Bir tek Devlet erkanının Ankara’da toplandığını ve Ordu’nun teyakkuzda olduğunu söylemedim…

-Onu da bilmeyiver…

-Ve şimdi söyle çocuğum, yaptığın eyleme değdi mi?

-Bu muydu yaşamından beklediğin?

***

-Hukukta “Cui Bono” (13) diye Latince bir söz var. Bayağı işe yarıyor…

-Kobani’ye; oyuncak götürmek, park yapmak ve kütüphane açmak aldatmacasıyla başlatılan olayları, ayrıntısı ile biliyorsun artık…

-Bu elindeki temel veri olsun…

-Bu yöntemle durumu analiz edip, varacağın sonucun kimin yararına olduğunu tespit et istiyorum…

-Sonra da sizeöykünen gençlere anlat. Aksi halde hakkımı helal etmiyorum!

-Bari bu genç yaşında, bu yaşanılası ve ölümlü dünyadan göç ederken, bir işe yara be oğlum!..

***

-Dün akşam merak edip, internetten dernek tüzüğünüze baktım.

-Kurucunuz; tek amacınızı “Sosyalist düşünceyi yaymak”(14) olarak ilan etmiş!..

-Sonuçlardan yola çıkarak, söyler misin çocuğum; birkaç gündür bu millete yaşattıklarınızın sosyalist düşünce ile ne ilgisi var?

-Yaşamının önemli bir bölümünü bu düşünceyi anlatmak için ayıran birine, bana anlat ve ikna et bakalım…

-Bu kadarına da hakkım var!..

***

-İngilizler, Suruç olayının hedefini “IŞİD’e karşı TSK’yı, PKK yanında savaştırmak” olarak açıkladılar…

-Duydun mu?..

-Times dergisi; “Erdoğan, IŞİD’e karşı mücadele edenler arasında sahada fark yaratan tek güç olan Kürtlerle işbirliği yapmalı” sonucuna varmış!…

-Fatiha yerine, bu cümleyi bir daha okuyayım istersen…

-İngiliz basını, Kürtlere sahada fark yaratan tek güç diyor…

-Peki, bu övgüye ne diyorsun?.. Hiçbir şey anlatmıyor mu sana?

-Fena halde kullanıldınız demeye dilim varmıyor ama durumunuzu anlatmak için başka sözcük de bulamıyorum…

-Umarım bu yaşanılanlardan bir ders çıkartabilirsin!..

-Habu da sana son ders olsun!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Canlı Bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz, patlamadan önce: 3 kez “Arin’den Sibel’e Yürüyoruz Zafere” sloganını attırdı…

Arin dedikleri Arin Mirkan’dır. Sibel ise Sibel Bulut… Afrinli Arin, Ekim 2004’te Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken;canlı bomba eylemi yaparak ölmüştü.

http://www.evrensel.net/haber/93395/arnin-fedailigi-ypgnin-direnis-tutumudur

Sibel ise, Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) militanıdır, o da Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken öldürüldü. Sibel ile ilgili MLKP Rojava açıklaması şöyleydi: “Onur ve Özgürlük Savaşında Ölümsüzleşenlerin Bayrağı Kobane’de dalgalanıyor. Sibel Bulut Yoldaş ölümsüzdür.”

http://www.evrensel.net/haber/99772/mlkpli-sibel-bulut-koban-de-yasamini-yitirdi

(2) https://tr.wikipedia.org/wiki/Ezilenlerin_Sosyalist_Partisi

(3)https://tr.wikipedia.org/wiki/Figen_Y%C3%BCksekda%C4%9F

(4)http://www.milliyet.com.tr/sosyalist-genclik-dernegi-gundem-2090164/

(5) http://www.gazetevatan.com/30-bin-suriyeli-kobani-ye-dondu-751553-dunya/

(6)http://www.milliyet.com.tr/chp-genclik-kollari-ndan-kobani-ye-yardim-aydin-yerelhaber-894245/

(7) http://www.antalyaajans.net/gundem/chp-gencligi-koban-ye-dogru-yola-cikiyor-h29435.html

YERLİ ŞEKERE VEDA

Yerli şekere veda, Türkiye glikoza bulanacak!

Yerli şekere veda, Türkiye glikoza bulanacak!
Yusuf Yavuz

pancar2
Türkiye seçimlere kilitlenmişken 3 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu Kararı ile Nişasta Bazlı Şeker olarak bilinen NBŞ üretimi kotası yüzde 30 oranında arttırıldı. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, pancar şekerine alternatif olan NBŞ’ye ayrıcalık tanınmasının pancar üreticisini ve yan sektörleri olumsuz etkileyeceğini belirterek, “Ülkemizde pancar çiftçisinden esirgenen kaynaklar AB’nin pancar, ABD ve Arjantin’in mısır üreticilerine ve çokuluslu agro-sanayi tekellerine aktarılacaktır” açıklamasında bulundu.
Bir zamanlar dünyanın önde gelen pancar üreticileri arasında anılan Türkiye’de 1998 yılında 22 milyon ton olan şeker pancarı üretimi 2014 yılında 17 milyon tona gerilerken, çiftçi sayısı ise 450 binden 130 binlere kadar düştü. Bunun üstüne bir de şeker pancarına alternatif olan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) ürünlerine yönelik kotanın arttırılması Türk pancar üreticisinin kabusu haline geldi.
BAKANLAR KURULU’NDAN GLİKOZ LOBİSİNE YÜZDE 30 KOTA KIYAĞI
Türkiye seçim tartışmalarına odaklanmışken, 3 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile NBŞ üretimi için 250 bin ton olarak belirlenen kota yüzde 30 oranında arttırıldı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, stratejik bir ürün olan şeker pancarı tarımının Türk tarımı ve ekonomisi açısından milyonlarca ailenin ve bireyin geçimi ve geleceği anlamına geldiğine dikkat çekerek, “Tüm güçleri ile şeker pancarından yapılan şekerin yerini glikoz, izoglikoz ve fruktoz şurubuna bıraktırmak isteyen lobiler var güçleriyle çalışmaktadırlar. Amaç ülkemizin, çiftçimizin çıkarı değil, şeker pancarının sürdürülebilir üretimi değil, topluma sağlıklı, doğal şeker yedirmek ise hiç değildir. Pancar şekerine alternatif bir ürüne ayrıcalık tanınarak kota artırımının tarım sektörünü ve pancar sanayinin desteklediği yan sektörleri olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Mevcut kanunda bile AB ortalamalarının çok üzerinde üretim kotası verilen NBŞ’lerin kotasının daha da artırılması pancar şekeri sanayi ve pancar üreticilerini olumsuz yönde etkileyecektir” görüşünü dile getirdi.
TÜRKİYE’DEKİ NBŞ KOTASI AB’DEN ÜÇ KAT FAZLA
Türkiye’nin yüzde 1,3’lük payla şeker pancarı üretiminde Brezilya, Hindistan ve Çin gibi ülkelerden sonra dünyada 15. sırada yer aldığını anımsatan ZMO Başkanı Güngör, “Türkiye’de 300 bin hektar alanda şeker pancarı ekilmektedir. 1998 yılında 22 milyon ton olan şeker pancarı üretimi, 2014 yılında 17 milyon tona gerilerken, çiftçi sayısı da 450 binden 130 binlere düşmüştür. Burada amaç, şeker fabrikalarının özelleştirilmesidir. Şeker pancarında son 10-12 yıl içerisinde yaşanan 2,5 milyon tonluk üretim daralmasının hayvancılığa yansıması, 6,5 milyon ton yaş pancar küspesi ve 900 bin ton melasın kullanılamaması şeklinde olmuştur. NBŞ kota oranlarının ülkemizde AB ülkelerine oranla yaklaşık 3 katı oranında fazla uygulanmasının sadece et üretimine olumsuz yansıması yaklaşık 250 bin tondur” açıklamasında bulundu.
ŞEKER AÇIĞI AB’DEN İTHAL EDİLEREK KAPATILACAK
Bir yandan şeker pancarı üretimine kotalar getirilmesi; öte yandan da çiftçinin üretimini sürdürememesi sonucu ortaya çıkacak olası şeker açığının ihracat geri ödemeleri ile desteklendiği için ‘daha ucuza’ şeker üreten ülkelerden ve özellikle AB’den ithal edilerek kapatılacağının altını çizen Güngör, açıklamasında ayrıca şunları dile getirdi:
TÜRK PANCARINDAN ESİRGENEN KAYNAKLAR ABD VE ARJANTİN MISIRINA
“Bu süreçte ucuz üretim yaptığı bahanesiyle nişasta kökenli şekerlere tanınan ayrıcalıklar sürdürülecek; ayrıca sanayide kullanılan şekerler tamamen mısırdan elde edilen şekerlere dayandırılacaktır. Ülkemizde pancar çiftçisinden esirgenen kaynaklar AB’nin pancar, ABD ve Arjantin’in mısır üreticilerine ve çokuluslu agro-sanayi tekellerine aktarılacaktır. Sonuç olarak, Türkiye’de NBŞ kotalarının sürekli olarak artırılmasına bir son verilmeli ve AB kota seviyelerine uygun olarak yeniden düzenlenme yapılmalıdır. Şeker üretim maliyetlerini düşürmek için şeker pancarı tarımı desteklenmelidir. Kamuya ait şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden vazgeçilmeli; pancarın yetiştirilmesinden şeker üretim ve pazarlanmasına değin tüm süreçte üreticilerin söz ve karar sahibi olacakları örgütlenmeler egemen olmalıdır.”
ÜRETİCİLER TEPKİLİ, PANCARDA YÜZDE 50 DÜŞÜŞ VAR
Bakanlar Kurulu’nun NBŞ kotasını yüzde 30 arttıran kararının ardından konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan şeker pancarı üreticileri ise üretimdeki büyük düşüşe dikkat çekiyor. Konya’nın Ilgın ilçesinde yaşayan pancar üreticisi Tahir Çiftçi, bölgedeki pancar üretiminde yüzde 50’lilere varan oranlarda düşüş yaşandığını belirtiyor. Mazot, sulama ve elektrik gibi giderlerin pancardaki üretim maliyetini yükselttiğini dile getirne Çiftçi, “pancar üretimini bırakan üretici arayış içinde. Kimisi patates ekiyor, kimisi de silajlık mısır ekmeye yöneliyor. Pancar kotasıyla ilgili de büyük sorunlar yaşanıyor. Kota uygulaması denetimsizlikle birleşince kota rantçıları ortaya çıkmaya başladı. Bu da gerçek pancar üreticisini güvence altına almak yerine daha çok mağdur ediyor” görüşünü dile getirdi.
‘PANCARDA KOTA RANTIYLA DEVLET SOYULUYOR’
Adının açıklanmasını istemeyen Ilgınlı bir başka pancar üreticisi ise pancar kotasındaki akıl almaz rant oyunları hakkında çarpıcı iddialarda bulundu. Ilgın’da yüzde 70 ila 80 arasında kuraklık yaşandığına dair Tarım İlçe Müdürlüğü’nün raporları bulunduğuna dikkat çeken üretici, “kuraklık olduğu için kotasını dolduramayan üreticilere para cezaları kesilirken, yüksek kota hakkını elinde bulunduran rantçılar, uzak köylerden hayali pancar alımı yaptırılarak adeta ödüllendirildi. Burada 10 yıldır bir tezgah kurulmuş. Hayali alımlarla milyonlarca liralık pancar kotası rantı dönüyor. Devlet soyuluyor. Allah korkusu olan bir yetkilinin gelip incelemesini istiyoruz. Ilgınlı pancar üreticisi mağdur ediliyor. Bu konudaki sorunlarımızı bir çok kez yetkililere aktardık ama bir sonuç alamadık. Pancar üreticisinin rant kıskacından çıkarılmasını istiyoruz” diye konuştu.
GLİKOZUN ÜLKEYE DE HALKA DA FAYDASI YOK
Nişasta Bazlı Şeker’in Türk üreticisine büyük darbe vuracağını dile getiren Ilgınlı pancar üreticisi, “pancar, yaşam için, toprak için, ülkemiz için çok değerli bir bitki. Yeşil yapraklarıyla oksijen üretimine de katkı yapıyor. Glikozun benim ülkeme, halkımıza bir faydası yok” görüşünü dile getirdi.
08.06.2015

KORKACAK BİR ŞEY YOK!

KORKACAK BİR ŞEY YOK!

HDP barajı aşarsa_1

HDP baraji gecerse_11

Y-CHP’ye ve HDP’ye oy verecek kalın kafalı arkadaşlarıma bir kez daha söylüyorum:
CHP’nin işgal altında olduğunu; işgal birliğinin başında Dersimli Kemal’in bulunduğunu kabul ettiğinize göre, ne diye Y-CHP’ye oy vermekte ısrar ediyorsunuz?
“Atatürk’ün CHP’si değiliz”, “6 Ok’u yeniden yorumlamak gerekir”, “En hızlı dönüşen parti CHP’dir” ve “1930’ların CHP’si değiliz” diyen bir anlayışın, CHP ile bir ilgisi olmayacağı son derece açık değil mi?
CHP ile Y-CHP’nin tek benzer tarafı 6 Ok’lu bayraktır!..
AKP’yi iktidardan düşürmek için ne Y-CHP’ye oy vermek ne de HDP’ye barajı atlatmak geçerli yol değildir.
Bu siyasi iktidardan kurtulmanın tek yolu; tutarlı, kararlı, Atatürkçü ve 6 Ok’u programına yerleştirmiş ayrı bir siyasi oluşumda örgütlenip, iktidar mücadelesi vermektir…
“Bu defa da Dersimli Kemal’e oy verelim, başarısız olursa o zaman değiştiririz” diyenler, derin uykudadırlar ve hayal dünyasında geziniyorlar!
Seçmenerin bireysel kararları Y-CHP yönetimini değiştirmeye yetmez.
CHP’deki delege sistemini bilmeyenlere, Cumhurbaşkanlığı seçimi yenilgisinden sonraki kurultayı hatırlatıyorum.
Dersimli, Ekmeleddin’i aday göstermesine karşı gelenlere ne diyordu?
Her kararın bir faturası var…
Peki, o faturanın bedelini ödedi mi?
Hayır…
Tam aksine yenilgisinin sebeplerinin tartışılacağı kurultayda, bu konuya hiç değinmediği gibi, kurultay isteyen ulusalcıları tasfiye etti…
Böyle bir genel başkana güvenilebilir mi?
Bu seçim yenilgisinden sonra da aynı şeylerin yaşanacağından kimsenin kuşkusu olmasın.
Fala bakmıyorum…
Y-CHP’deki hastalık, Baykal’ın CHP’sinden gelmektedir; aynıdır, kronikleşmiştir ve tedavisine hiç başlanmamıştır…
Dersimli Kemal komutasındaki İşgal Birliği, Önder Sav’ın güvenilmez delege yapısına sızmış ve partiyi kolaylıkla ele geçirmiştir…
Dolayısıyla Dersimli Kemal ile ekibinin başarısız olma ihtimaline göre, yapılan konuşlanmalardan hiçbir sonuç alınamayacaktır!..
İktidar olmanın getireceği oy kaybına paralel, muhalefetin eski oyunu korumasını “başarı” gibi sunmak istiyor…
Muhalefette iken zayıflamayı başarabilen tek lider olan Dersimli Kemal’in başarı tanımı da bir acayiptir…
Bu durum açık-seçik görüldüğüne göre, AKP gibi, Y-CHP’den de kurtulmak şarttır!..
Dersimlinin, “haciz memuru” Kemal Derviş’e ekonomiyi teslim edeceği, PKK ile açılımı sürdüreceği, yeni anayasa yaparak anayasadan “Türk”ü ve “Türklüğü” çıkaracağı sır değildir!..
O halde Y-CHP’nin AKP’den ne farkı vardır?
Y-CHP’nin, Ordumuzun kahraman subaylarına, yurtsever aydınlarımıza ve gazetecilerimize kumpas kuran, üniversite ve KPSS sınav sorularını çalarak çocuklarımızın geleceğini karartan Cemaat’i koruyup kollayacağı da kesindir!..
Çünkü Y-CHP bir AB-ABD projesidir!..
Bunun için Y-CHP’nin olası iktidarı, küresel güçlerin iktidarı olacaktır…
Dersimli Kemal, AKP’nin iktidarına da karşı değildir!..
Onun bütün derdi, görevini yerine getirebilmektir!
Vitrine yerleştirerek kullandırdığı kişiler ise risksiz muhalefet yapabilmek için vatanı bile satabilirler.
Y-CHP görevini en iyi muhalefette iken yapabiliyor…
“Ordu darbecilerden temizlensin”, ”Bırakalım yargı çözsün” “Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur”, “Yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem”, Türbanı biz çözeriz” vb. gibi söylemlerle, AKP karşıdevriminin önündeki taşları kim temizlemiştir?..
Hakkını teslim etmek gerekir. Dersimli Kemal, görevini bu başlıklar altında eksiksiz olarak yerine getirmiştir…
Onun şimdiki görevi; Atatürkçülerin önünü kesmek, partileşmelerini engelleyip, “Yeni Anayasa” yapılmasına katılarak, karşıdevrimi güvence altına almaktır…
Y-CHP yönetimi, AKP iktidarının işlediği tüm suçlara göz yummak ve yardım etmek suçlarından yargılanacak durumdadır!..
Bunun için, AKP ile koalisyon yapmaya her zaman hazırdır…
Ancak bu şekilde kendilerini güvende hissedebilirler!
Halka gösterecekleri bahane; hiç şüphe yok ki “AKP’yi frenlemek” olacaktır…
Böyle bir koalisyonun anlamı; AKP’nin iktidarını sürdürmesi, ve karşıdevrimini tamamlamasıdır…
Bu bağlamda denebilir ki, Y-CHP, AKP iktidarından çok daha tehlikelidir!..
Çünkü AKP iktidarını tanıyoruz ve ne yapmak istediğini biliyoruz. Onlar bizi kandıramazlar…
Yürürlükteki programını çiğneyen Y-CHP’yi ise hiç tanımıyoruz!..
Y-CHP’nin, tanıdığımız CHP ile bir ilgisinin olmadığı açık-seçik ortaya çıkmıştır.
CHP’den dönüştürülmüş bir partidir ve biz ancak ne yaptığından görevinin ne olduğunu çıkartabiliyoruz…
O bakımdan Y-CHP’ye karşı önlem almamız oldukça zordur…
Hal böyle olunca; Y-CHP’yi destekleyerek tehlikeyi daha da büyütmek aymazlıktır ve en büyük akılsızlıktır…
Y-CHP’yi destekleyip güçlendirirsek, daha sonra yönetimini değiştirmek istesek de bunu başaramayız!
Y-CHP’yi eski CHP’ye dönüştürebilmek için, destekleyerek verdiğimiz gücün çok daha fazlasına ihtiyaç duymak zorunda kalabiliriz…
Bu gücü, yeni örgütlenme için harcamak çok daha doğru değil mi?
Aynı zamanda, zaman kaybını da önlemiş oluruz…
Belki biraz tuhaf gelecek ama, küresel güçlerin örgütü haline gelen Y-CHP’yi desteklememek bugün yurtseverliğin bir gereği olarak gündeme gelmiş bulunmaktadır…
Bu seçimlerin en doğru stratejisi; özü-sözü bir olan, eylemiyle-söylemiyle Atatürkçü çizgide duran, Vatan Partisi’ni desteklemektir…
Halkın iktidarının önü ancak bu şekilde açılabilir…
***
HDP’ye oy verip, barajı atlatarak, AKP’nin iktidardan düşürülebileceğini savunanlar, korkunç ve affedilmez bir yanılgı içerisindedirler…
Usta yazarlar; Bekir Coşkun ve Emin Çölaşan ile dünya çapındaki piyanistimiz Fazıl Say gibi iyi niyetinden kuşku duyulmayan yurtseverler, aritmetik bilimine uzak olduklarından, küresel güçlerin yalanları ile kolayca aldatılabilmektedirler!…
Bu tanınmış kişiler, kendi aldatılmışlıkları bir yana, sevenlerini de aldatmak gibi bağışlanamaz bir hata yapmaktadırlar!..
HDP’nin barajı geçmesi ile kazanacağı milletvekilleri, ilk bakışta AKP’nin kaybedeceği milletvekilleri gibi gözükse de, gerçek asla böyle olmayacaktır…
AKP, kaybettiği milletvekillerini HDP üzerinden tekrar kazanmış olacaktır!..
Çünkü AKP ile HDP/PKK aynı projenin ortaklarıdır…
Bunu sağır sultanlar bile duymuştur.
Dolmabahçe’de 10 madde üzerinde yaptıkları anlaşmayı unutmuş olamazsınız!
Bu iki partinin milletvekilleri toplamı, hükümeti kurmaya yeterse, birlikte koalisyon kuracaklarına kimsenin şüphesi olmasın!
Aksini düşünmek budalalıktır…
Çünkü bu iki parti, Büyük Orta Doğu Projesi’nde gönüllü olarak rol almayı kabul etmişlerdir…
Bunu da unutmuş olamazsınız!
Dolayısıyla HDP’nin barajı aşması ile AKP iktidardan düşürülemez!..
Tam aksine yeniden AKP’nin iktidara getirilmesi sağlanmış olacaktır…
AKP ile HDP’nin oyları koalisyona yetmez ise, bu defa devreye Y-CHP sokulacaktır.
Y-CHP, bu yarışta eküri at olarak koşmaktadır.
Çünkü Y-CHP de birinci sınıf bir ABD projesidir…
AKP’den kısa vadede olmasa bile, orta vadede kurtulmanın tek yolu: Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye’yi şiar edinmiş, yakın geçmişte anti-emperyalist, anti-faşist mücadelesi sınanmış, Atatürk İlkelerini tam özümsemiş ve 6 Ok’u programının merkezine yerleştirmiş olan Vatan Partisi çatısı altında örgütlenmektir…
***
PKK’nın Meclise sokulması sonucunu doğuracak olan HDP’ye baraj atlatma tuzağına düşmemek için (Vatan Partisi’nin yok sayıldığı) yukarıda TAHMİNİ veriler üzerinden yapılan aritmetik hesabı incelemekte yarar vardır…
Bu iki tablo, hükümet seçenekleri hakkında fikir vermesi bakımından önemlidir.
Küresel güçlerin yaratmaya çalıştığı algıya uygun olarak seçilen; fakat gerçeğe yakınlığı tartışmalı olan bu verilerle bile, yaşatılmak istenen korkunun gerçekleşme olasılığının oldukça zayıf olduğu görülmektedir…
Bu çalışmada; AKP’nin oy oranı yüzde 41’den başlatılmış ve yüzde 51’e kadar alınmıştır. Buna rağmen, tek başına iktidar olması ve anayasayı değiştirecek güce ulaşması oldukça zor görünmektedir…
TÜRK TOPLUMU; ARİTMETİK BİLİMİNDEN BİRAZ UZAKTA DURDUĞU İÇİN “HDP BARAJI AŞARSA, AKP TEK BAŞINA İKTİDAR OLAMAZ” YANILGISINA DÜŞÜRÜLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR…
YOĞUN BİLGİ KİRLİLİĞİ ALTINDA, AYDIN BİLDİKLERİMİZ BİLE KOLAYLIKLA BU TUZAĞA DÜŞEBİLMEKTEDİR…
AŞAĞIDAKİ TABLOLARIN BİRİNCİSİ; HDP’NİN BARAJI AŞMASI VE AŞAMAMASI DURUMLARINA GÖRE, AKP’NİN ALABİLECEĞİ MİLLETVEKİLİ SAYISINI VE İKTİDARA GELME OLASILIĞINI GÖSTERMEKTEDİR…
GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ GERÇEĞİ TAM OLARAK YANSITMAYAN BU TABLO GERÇEKLEŞSE BİLE, KORKULACAK BİR ŞEY YOKTUR!..
BU NEDENLE;
VATAN’IN BÜTÜNLÜĞÜ İÇİN VATAN PARTİSİ’NE OY VERİLMESİNDE HİÇBİR SAKINCA BULUNMAMAKTADIR!..
BENİM OYUM VATAN PARTİSİ’NİNDİR!..
Av. Cemil Can, 04.06.2015/ANKARA