DİL BAYRAMINDA BİR SORU

 

 

 

dil-bayramı

Ya Atatürk’ün yaptığında bir yanlışlık var ya da bizim bugün yaptığımızda!

Bu Dil Bayramı’nda birkaç yüz sözcüğe indirgenen gündelik dilimize değinmeyeceğim. Ya da yine diksiyondan ve vurgudan yoksun kitle iletişim aracı sunucularından da söz etmeyeceğim!
Sayısal ortam iletişimine yansıyan kısaltma ve yabancı sözcük egemenliği de bu bayram gününü zehir edecek boyutta olduğuna göre ona da girmeyelim!
Sorum şudur!
Başta tıp, mühendislik ve işletme fakültelerimiz olmak üzere yüksek okullarımızda yabancı dilde eğitim-öğretim yapma sevdası her geçen gün tırmanıyor.
Amaç ve hedef nedir?
Bilen varsa anlatırsa sevineceğim! Böylelikle içimi kemiren bir soruya karşılık bulmuş olacağım!
Saygılarımla…
Ceyhun Balcı, 26 Eylül 2017

BAŞKA BİR KURBAN BAYRAMI MÜMKÜN!

0000000639140-1

 

Gelenekler, görenekler ve benzeri toplumsal alışkanlıklar kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Gelenekleri ve görenekleri toptancı bir yaklaşımla olumlamak ve ne pahasına olursa olsun yaşatmaya çalışmak biz insanların sıkça düştüğü hatalardan birisi olabiliyor.
Kurban Bayramı!
Hayvan dostlarımızın kara günü desek de olur…
Pek çok hayvan kibir ve üstünlük duygusunu aşamamış insanların gazabına uğrayacak.
Hayvanlara eziyetin, işkencenin ve her türden kötü davranışın bini bir para olacak önümüzdeki birkaç gün boyunca!
Gölleri, ırmakları ve hatta denizleri kana boyamalar bugünlerin değişmez haber değeri taşıyan gelişmeleri olacak. Bu utanç kareleri gökdelenler arasında dana kovalayan insan müsveddelerince tamamlanacak.
Kurban kesmenin dinsel bir gereklilik olmadığını aydın ilahiyatçılarımız sayesinde öğrendiğimize göre gelenek ve görenekten öteye geçmeyecek bu eylemleri eleştirmekten ve değişmesi ya da en azından olumlu niteliğe kavuşturulması doğrultusunda çaba göstermekten kaçınılmamalı.
Çok açık ve yalındır!
Bir gelenek ve görenek insanlık tarihinin derinliklerinden bugüne varlığını koruyabilir. Bu sağkalımın olumluluk doğurmak gibi bir güvence sağlaması ne yazık ki söz konusu değildir.
Örneğin, uygulama kurban kesmek gibi bu çağda mutlaka düzenlenmesi ve günün koşullarına uyarlanması gereken türdense bu gelenek ve göreneğin olumsuzluğa eşdeğer bir durumu simgelediği rahatlıkla söylenebilir. Kurban kesme ritüelinin sanallaştırılmasında yarar olduğu kesindir. Kurban kanı akıtmak yerine kurbanlığa eşdeğer bir parasal niceliğin vakıf, dernek ya da hayır kurumu aracılığıyla çok daha verimli değerlendirilmesi olasıdır.
Özetlemek gerekirse olumsuz ve çağa uymayan unsurlar içeren gelenek ve görenekler bir insan topluluğunca kendince haklı gerekçelerle de olsa yaşatılıyorsa eğer onu yaşatan topluma “HASTA TOPLUM” unvanı kazandırması kaçınılmazdır.
Acı gerçek budur…
Doğayla çelişen bir geleneğin gözden geçirilmesi ve çağdaş niteliklere kavuşturulması geleneğin aşınması değil tersine değer kazanması sonucunu doğuracaktır.
Bu yapıldığında kazanılacak unvan “SAĞLIKLI TOPLUM” olacaktır.
Seçim bizim elimizdedir.
Gündelik yaşamın din eliyle yönlendirilmesi ve şekillendirilmesinin önündeki engel demek olan koruyamadığımız LAİKLİK’in önemi bu örnekle bir kez daha ortaya çıkmış olmaktadır…

Ceyhun BALCI, 31.08.2017

30 AĞUSTOS VE ÇEŞME’DE BİR HEYKEL

Çeşme’ye yolu düşenler bilir! Çeşme Kalesi’nin hemen önünde boy gösteren heykelle Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve Afrika’dan küçükken getirip büyüttüğü aslanı betimlenir. Aslanla insanı yan yana getiren heykel ilgi odağıdır. Önünden geçip de bakmayan, bakıp da birkaç kare fotoğraflamayan yok gibidir.

2016101412165419_bd52bcc0881aa0823b013094659a6ec2
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Osmanlı döneminin donanma komutanlarından. 1770’deki Osmanlı-Rus Çeşme Deniz Savaşı sırasında Osmanlı donanmasına komuta eden kişi. Kuşkusuz kendisi ve leventleri kahramanca çarpıştıktan sonra yenik düşmüşlerdir. Yenilgi onların beceriksizliğinden çok Osmanlı’nın çağın gerisinde kalmasından kaynaklanmıştır.
Bu yenilgiye karşın başarılı bulunan Cezayirli Gazi Hasan Paşa İstanbul’a çağırılmış ve vezirliğe atandığı bildirilmiştir. Çeşme’den İstanbul’a giderken mola verdiği Ayvalık’ta şanına yakışır şekilde ağırlanınca cömertliği tutmuş ve “dile benden ne dilersen!” sözleri dökülüvermiştir ağzından. Fırsatı kaçırmayan Ayvalık Metropoliti, Paşa’dan vereceği buyrukla bundan böyle Rumlar dışında kalan Osmanlıların Ayvalık’a girişinin izine bağlamasını ister. Paşa isteği yerine getirir.
Bugün 30 Ağustos!
Yeryüzündeki ilk Bağımsızlık Savaşı’nın utkuya ulaştığı ve Cumhuriyet’e giden yolda ilk sağlam adımın atıldığı gün! Osmanlı uyruğu olarak yaşayanların din, dil, etnisite ve başka ayrımlardan kurtulduğu gün olarak da görülebilir 30 Ağustos. 30 Ağustos’tan sonra ülkede yaşayanlar bağımsız, başı dik, alınları ak ve yüzleri pak yurttaşlara evrilme şansı yakalarken; yurtlarının istedikleri yerine kimseden izin almadan gidebilme özgürlüğüne kavuştular.
Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının her fırsatta yüceltmeye ve şişirmeye çalıştıkları Muhteşem Osmanlı’nın sayısız olumsuzluğundan birisini özetleyen bu küçük ve önemsiz görünen olay bile 30 Ağustoslara, Cumhuriyet’e, Devrimlere, çağdaş yaşama sahip çıkmamız için çok sağlam bir gerekçe sunmuş olmuyor mu bizlere?
Türk unsurunun Osmanlı’da “Etrakı biidrak” (anlayışsız Türkler) olarak nitelendiği bilinir. Bir başka görüşe göre de Türklerin Osmanlı’dan bağımsızlığını kazana son millet olduğu söylenir.
Örnek bu nitelemeleri doğrulamıyor mu?
30 Ağustos Kutlu Olsun!

130443

Ceyhun Balcı, 30 Ağustos 2017

1 MAYIS’TA ENTERNASYONALİZM ÜZERİNE

8296586Bugün alanlara çıkma ve 1 Mayıs’ı doyasıya kutlama günü! Alanlarda neler işiteceğiz? Hiç değişmez şekilde yinelenen sözler bu 1 Mayıs’ta da arşivlerden çıkartılıp kitlelerin bilgisine sunulacak.
Özellikle, “ENTERNASYONALİZM” sözleri yankılanacak pek çok yerde. Geçmişe takılıp kalma hastalığı olanca ağırlığıyla duyumsatacak kendini; kim bilir kaçıncı kez!
Yılda bir gün bu sözlerin kullanılmasında sakınca yoktur nasıl olsa!
Ezilen ülkelerin emekçileri “ENTERNASYONALİZM” kavramının adından başka bir şeyinin ortalıkta olmadığını çoğu kez fark etmeyecekler bile.
Referandum haritasına göz gezdirirseniz Kocaeli gibi emekçi yatağından çıkan EVET oylarına şaşırırsınız.
Hiç şaşırmayın!
Kocaeli’deki çelişki yerel değil küresel ölçeklidir.
Örneğin, emperyalizmin kaleleri sayabileceğimiz pek çok batı ülkesinde de yaşanmaktadır benzer çelişkiler.
Her ne kadar finansal kapitalizm çağında yaşıyor olsak da, batı ülkelerinde hatırı sayılır bir emekçi kitlesinin varlığı yadsınmaz bir gerçektir.
O emekçiler nerededir? Kendi azgın yöneticilerine nasıl olup da dur dememektedir?
Devşirildikleri içindir suskunlukları!
Emperyalist saldırganlık elde ettiği ganimetlerin aslan payını tekellere ayırsa da; kendi iç dinamiklerinin dengelenmesi için de kullanmaktadır. Bölgemizin varsıllığı petrolden elde edilen gelirler batı ülkelerinin emekçilerinin susturulması için de kullanılmıştır. Sessizliği buna borçluyuz.
Özetle, bu 1 Mayıs’ta kimseler bana “ENTERNASYONALİZM” demesin! Ülkemi ve bölgemi kana bulayan, yüzlerinde petrol karası ve ellerinde kanla boy gösterenlerle dayanışmak için bir neden yoktur.
Bu 1 Mayıs’ta ve sonrakilerde; durum düzelene dek “MİLLİ” olmak kaçınılmaz gerekliliktir.
Bugünün önde gelen sloganı “MİLLİ MÜCADELE” olmalıdır…
1 Mayıs’ın kutlu olabilmesi biraz da bu çelişkinin farkına varılabilmesiyle olası değil midir?

23 NİSAN KUTLU OLSUN…

ataturkun-cocuk-sevgisi

TBMM’nin 97. Kuruluş Yıldönümü’nü geçen haftaki referandumla etkisizleştirilen TBMM gölgesinde kutluyoruz.

Milli Mücadele’yi her koşul altında TBMM yönetiminde yürütenlerin ülkesinde yaklaşık 100 yıl sonra yönetimi tekilleştirme histerisi yaşanıyor. Bu heves sahibini bir felakete sürükleyecektir. Bizi asıl kaygılandıran bu anlayışın Türkiye’yi de felakete sürükleyecek olmasıdır.

Bu karanlık tabloyu ortaya koyan referenadum sonucu diğer yandan da umutlarımızı yeşertmiştir. Her türlü baskı, yıldırma ve korkutmaya karşın Türk Milleti HAYIR’da direnmiştir. EVET sonucu ancak seçim usulsüzlükleri aracılığıyla alınabilmiştir. Türkiye’de bozulan işlerin yoluna girmesinin hiç de uzak olasılık olmadığı ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin Ulusal Egemenlik’ten yana her görüşten, her eğilimden güçlerinin bu 23 Nisan’ı uzak olmayan geleceği kurgulamayı düşünme fırsatı olarak değerlendirmesi gerekiyor.

Çocuklarına bayram armağan edebilme bilgeliği gösterenlerin anısına saygı gereği bu görev yerine getirilmeli. Taşlar yeniden yerine oturtulmalı; işler yoluna sokulmalıdır.

Geleneksel kör partici çekişmeci anlayış yerini Milli Egemenliği yeniden oluşturma ruhuna bırakmalı!

Ulusal Egemenlik ve geleceğimiz demek olan çocuklarımızın bayramı kutlu olsun!

HOŞGELDİN LENİN!

lenin moreno

https://www.aydinlik.com.tr/dunya/2017-nisan/ekvador-da-baskanlik-secimini-lenin-kazandi

Yaşam o kadar çok şeye gebe ki ; “ELVEDA LENİN” dedikten 30 yıl sonra “HOŞGELDİN LENİN” diyeceğimiz günlerin geleceğini kestiremezdik.

52715.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx
“HOŞGELDİN LENİN!”
Kolayca tahmin edilebileceği gibi adının esin kaynağı : Vladimir Lenin! Lenin uzaklarda olsa da tarih sahnesine bir kez daha çıkmış oldu!
Latin Amerika ülkesi Ekvador’da Rafael Correa’nın ardından onun izinden gidecek birisi olarak seçildi bu göreve Lenin!
Bilindiği gibi Latin Amerika’da çeyrek yüzyıldır farklı rüzgârlar esiyor. Venezüela’da Chavez, Bolivya’da Morales, Ekvador’da Correa, Uruguay’da Mujica bu rüzgârı estirenler olarak tarihteki yerlerini aldı. Lenin’in Ekvador’da başkanlığa seçilmesi son zamanlarda bölgeyle ilgili “HALKÇI dönemin sonu mu geliyor?” yollu kaygılara son vermesi bakımından da önemli bir kazanç. En azından Ekvador’un “Latin Amerika’nın Kesik Damarları”nı onarmayı sürdürme iradesi göstereceğini söyleyebiliyor oluşumuz bile iç daraltan ortam için fazlasıyla olumluluk sayılmalıdır.

241999
“HALKÇILIK” bizim sözlüğümüze 1920’de girdi. Dünya yazınına kazandıranın da bizler olduğu söylenebilir. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın faşizmle sarmalandığı dönemde Türk Mucizesi’ne eşdeğer yaratıların içi HALKÇILIK’la doldurulmuştur ülkemizde. Şimdilerde özgür insanı kapıkuluna dönüştüren sadaka kültürü bu soylu ve değerli kavramla özdeş tutulmamalı uyarısını unutmadan not etmekte yarar var!
Yazıya konu olan gazete haberine göz atılırsa Ekvador’da Correa döneminde gerçekleştirilenlerin gerçek anlamda HALKÇILIK olduğu anlaşılacaktır.
Lenin’in uzaklarda da olsa bir kez daha ortaya çıkmasının yanı sıra Halkçılık da çeyrek yüzyıldır Latin Amerika’da ete, kemiğe bürünmüş durumda! İnsanlığın bu fırsatı iyi değerlendirmesi “başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermesi” bakımından önemli.
“HOŞGELDİN LENİN, KOLAY GELSİN, BAŞARILAR DİLEĞİYLE”

BİR 14 MART ÖYKÜSÜ

200px-Mehmed_Kemal_Bey

MİLLİ ŞEHİT BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY

1884-1919

14 Mart’ı yaratan tarih yazıla yazıla, söylene söylene biraz olsun kavratılabildi. Tıbbiyelilerin İstanbul’un işgaline isyanla yetinmedikleri, Bandırma’da, Malta’da, Sivas’ta, Birinci Meclis’te, Milli Mücadele’de, Kuruluş’ta ve Devrimler’de ön alanlar oldukları az ya da çok öğrenildi!

Bu 14 Mart’ta çok bilinmeyen ya da bilinip de anlatılmayan bir öyküyü paylaşalım!

Birinci Dünya Savaşı Osmanlı’yı yangın yerine çevirmiştir. Dışarıdan saldıranlara içeridekiler eklenmiştir. Doğu’da devlet sözü alan Osmanlı tebası Ermeniler de bir şekilde kandırılanlar kervanına katılmışlardır.

Osmanlı hükümeti Ermeni Tehciri yoluyla baş etmeye çalışmaktadır sorunla. İttihat ve Terrakki’nin etkin olduğu hükümetin buyruğuyla Ermenilere göç ettirilmiştir. Yerel yöneticiler bu buyrukların uygulayıcısıdır.

İttihat ve Terakki hükümeti düşüp de yerine gelen işgalci güdümlü hükümet cadı avına çıkmakta gecikmez. Aralarında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in de bulunduğu kimi yerel yöneticiler Nemrut Mustafa Divanı’nda düzmece savlarla yargılanıp ölüme gönderilirler. Bu kurguda yer alan Nemrut Mustafa Divanı’na mahkeme demek hataların en büyüğü olur. İşgalcinin buyrukları doğrultusunda çalışan bu ihanet çetesi yargılamadan çok kendisinden isteneni yerine getirmektedir. Kemal Bey’in savunması boşa çırpınıştan öte anlam taşımamıştır. Karar bellidir! Kemal Bey işgalci isteklerinin karşılanması için 10 Nisan 1919’da Beyazıt Meydanı’nda sonsuzluğa uğurlanır.

Dirisine sahip çıkılamamış olan Kemal Bey’in ölüsü de ortada kalacaktır neredeyse. İşgalcinin koyu gölgesiyle kararmış olan İstanbul’da korku kol gezmektedir. Bir ölünün ardından yapılacak son görevden bile kaçılmaktadır.

İşte o dehşet ve korku dolu günde “Tıbbiyeliler” çıkar ortaya! Kemal Bey’in cenazesini ortada kalmaktan kurtarırlar. Son görev yerine getirilmiş olur böylelikle.
Kaymakam Kemal Bey’in ardından bir Tıbbiyeli tarafından söylenen şu sözler son görevin yerine getirilmesinden öte anlam taşımaktadır!

“Kemal sen ölmedin sen şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin, orada büyüyecek dalların o kadar dikenli olacak ki seni bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir. İntikamın behemahal (kesinlikle) alınacaktır”

Tıbbiyeliler boyun eğmeyeceklerini, ne pahasına olursa olsun vatana sahip çıkacaklarını ifade etmişlerdir gerçekte Kemal Bey’in ardından…

Milli Şehit Kemal Bey ve onun cenazesini ortada bırakmama soyluluğu sergileyen Tıbbiyelilerin yüce anısı önünde saygıyla…

14 Mart Tıp Bayramı Kutlu Olsun!