1 MAYIS’TA ENTERNASYONALİZM ÜZERİNE

8296586Bugün alanlara çıkma ve 1 Mayıs’ı doyasıya kutlama günü! Alanlarda neler işiteceğiz? Hiç değişmez şekilde yinelenen sözler bu 1 Mayıs’ta da arşivlerden çıkartılıp kitlelerin bilgisine sunulacak.
Özellikle, “ENTERNASYONALİZM” sözleri yankılanacak pek çok yerde. Geçmişe takılıp kalma hastalığı olanca ağırlığıyla duyumsatacak kendini; kim bilir kaçıncı kez!
Yılda bir gün bu sözlerin kullanılmasında sakınca yoktur nasıl olsa!
Ezilen ülkelerin emekçileri “ENTERNASYONALİZM” kavramının adından başka bir şeyinin ortalıkta olmadığını çoğu kez fark etmeyecekler bile.
Referandum haritasına göz gezdirirseniz Kocaeli gibi emekçi yatağından çıkan EVET oylarına şaşırırsınız.
Hiç şaşırmayın!
Kocaeli’deki çelişki yerel değil küresel ölçeklidir.
Örneğin, emperyalizmin kaleleri sayabileceğimiz pek çok batı ülkesinde de yaşanmaktadır benzer çelişkiler.
Her ne kadar finansal kapitalizm çağında yaşıyor olsak da, batı ülkelerinde hatırı sayılır bir emekçi kitlesinin varlığı yadsınmaz bir gerçektir.
O emekçiler nerededir? Kendi azgın yöneticilerine nasıl olup da dur dememektedir?
Devşirildikleri içindir suskunlukları!
Emperyalist saldırganlık elde ettiği ganimetlerin aslan payını tekellere ayırsa da; kendi iç dinamiklerinin dengelenmesi için de kullanmaktadır. Bölgemizin varsıllığı petrolden elde edilen gelirler batı ülkelerinin emekçilerinin susturulması için de kullanılmıştır. Sessizliği buna borçluyuz.
Özetle, bu 1 Mayıs’ta kimseler bana “ENTERNASYONALİZM” demesin! Ülkemi ve bölgemi kana bulayan, yüzlerinde petrol karası ve ellerinde kanla boy gösterenlerle dayanışmak için bir neden yoktur.
Bu 1 Mayıs’ta ve sonrakilerde; durum düzelene dek “MİLLİ” olmak kaçınılmaz gerekliliktir.
Bugünün önde gelen sloganı “MİLLİ MÜCADELE” olmalıdır…
1 Mayıs’ın kutlu olabilmesi biraz da bu çelişkinin farkına varılabilmesiyle olası değil midir?

23 NİSAN KUTLU OLSUN…

ataturkun-cocuk-sevgisi

TBMM’nin 97. Kuruluş Yıldönümü’nü geçen haftaki referandumla etkisizleştirilen TBMM gölgesinde kutluyoruz.

Milli Mücadele’yi her koşul altında TBMM yönetiminde yürütenlerin ülkesinde yaklaşık 100 yıl sonra yönetimi tekilleştirme histerisi yaşanıyor. Bu heves sahibini bir felakete sürükleyecektir. Bizi asıl kaygılandıran bu anlayışın Türkiye’yi de felakete sürükleyecek olmasıdır.

Bu karanlık tabloyu ortaya koyan referenadum sonucu diğer yandan da umutlarımızı yeşertmiştir. Her türlü baskı, yıldırma ve korkutmaya karşın Türk Milleti HAYIR’da direnmiştir. EVET sonucu ancak seçim usulsüzlükleri aracılığıyla alınabilmiştir. Türkiye’de bozulan işlerin yoluna girmesinin hiç de uzak olasılık olmadığı ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin Ulusal Egemenlik’ten yana her görüşten, her eğilimden güçlerinin bu 23 Nisan’ı uzak olmayan geleceği kurgulamayı düşünme fırsatı olarak değerlendirmesi gerekiyor.

Çocuklarına bayram armağan edebilme bilgeliği gösterenlerin anısına saygı gereği bu görev yerine getirilmeli. Taşlar yeniden yerine oturtulmalı; işler yoluna sokulmalıdır.

Geleneksel kör partici çekişmeci anlayış yerini Milli Egemenliği yeniden oluşturma ruhuna bırakmalı!

Ulusal Egemenlik ve geleceğimiz demek olan çocuklarımızın bayramı kutlu olsun!

HOŞGELDİN LENİN!

lenin moreno

https://www.aydinlik.com.tr/dunya/2017-nisan/ekvador-da-baskanlik-secimini-lenin-kazandi

Yaşam o kadar çok şeye gebe ki ; “ELVEDA LENİN” dedikten 30 yıl sonra “HOŞGELDİN LENİN” diyeceğimiz günlerin geleceğini kestiremezdik.

52715.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx
“HOŞGELDİN LENİN!”
Kolayca tahmin edilebileceği gibi adının esin kaynağı : Vladimir Lenin! Lenin uzaklarda olsa da tarih sahnesine bir kez daha çıkmış oldu!
Latin Amerika ülkesi Ekvador’da Rafael Correa’nın ardından onun izinden gidecek birisi olarak seçildi bu göreve Lenin!
Bilindiği gibi Latin Amerika’da çeyrek yüzyıldır farklı rüzgârlar esiyor. Venezüela’da Chavez, Bolivya’da Morales, Ekvador’da Correa, Uruguay’da Mujica bu rüzgârı estirenler olarak tarihteki yerlerini aldı. Lenin’in Ekvador’da başkanlığa seçilmesi son zamanlarda bölgeyle ilgili “HALKÇI dönemin sonu mu geliyor?” yollu kaygılara son vermesi bakımından da önemli bir kazanç. En azından Ekvador’un “Latin Amerika’nın Kesik Damarları”nı onarmayı sürdürme iradesi göstereceğini söyleyebiliyor oluşumuz bile iç daraltan ortam için fazlasıyla olumluluk sayılmalıdır.

241999
“HALKÇILIK” bizim sözlüğümüze 1920’de girdi. Dünya yazınına kazandıranın da bizler olduğu söylenebilir. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın faşizmle sarmalandığı dönemde Türk Mucizesi’ne eşdeğer yaratıların içi HALKÇILIK’la doldurulmuştur ülkemizde. Şimdilerde özgür insanı kapıkuluna dönüştüren sadaka kültürü bu soylu ve değerli kavramla özdeş tutulmamalı uyarısını unutmadan not etmekte yarar var!
Yazıya konu olan gazete haberine göz atılırsa Ekvador’da Correa döneminde gerçekleştirilenlerin gerçek anlamda HALKÇILIK olduğu anlaşılacaktır.
Lenin’in uzaklarda da olsa bir kez daha ortaya çıkmasının yanı sıra Halkçılık da çeyrek yüzyıldır Latin Amerika’da ete, kemiğe bürünmüş durumda! İnsanlığın bu fırsatı iyi değerlendirmesi “başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermesi” bakımından önemli.
“HOŞGELDİN LENİN, KOLAY GELSİN, BAŞARILAR DİLEĞİYLE”

BİR 14 MART ÖYKÜSÜ

200px-Mehmed_Kemal_Bey

MİLLİ ŞEHİT BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY

1884-1919

14 Mart’ı yaratan tarih yazıla yazıla, söylene söylene biraz olsun kavratılabildi. Tıbbiyelilerin İstanbul’un işgaline isyanla yetinmedikleri, Bandırma’da, Malta’da, Sivas’ta, Birinci Meclis’te, Milli Mücadele’de, Kuruluş’ta ve Devrimler’de ön alanlar oldukları az ya da çok öğrenildi!

Bu 14 Mart’ta çok bilinmeyen ya da bilinip de anlatılmayan bir öyküyü paylaşalım!

Birinci Dünya Savaşı Osmanlı’yı yangın yerine çevirmiştir. Dışarıdan saldıranlara içeridekiler eklenmiştir. Doğu’da devlet sözü alan Osmanlı tebası Ermeniler de bir şekilde kandırılanlar kervanına katılmışlardır.

Osmanlı hükümeti Ermeni Tehciri yoluyla baş etmeye çalışmaktadır sorunla. İttihat ve Terrakki’nin etkin olduğu hükümetin buyruğuyla Ermenilere göç ettirilmiştir. Yerel yöneticiler bu buyrukların uygulayıcısıdır.

İttihat ve Terakki hükümeti düşüp de yerine gelen işgalci güdümlü hükümet cadı avına çıkmakta gecikmez. Aralarında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in de bulunduğu kimi yerel yöneticiler Nemrut Mustafa Divanı’nda düzmece savlarla yargılanıp ölüme gönderilirler. Bu kurguda yer alan Nemrut Mustafa Divanı’na mahkeme demek hataların en büyüğü olur. İşgalcinin buyrukları doğrultusunda çalışan bu ihanet çetesi yargılamadan çok kendisinden isteneni yerine getirmektedir. Kemal Bey’in savunması boşa çırpınıştan öte anlam taşımamıştır. Karar bellidir! Kemal Bey işgalci isteklerinin karşılanması için 10 Nisan 1919’da Beyazıt Meydanı’nda sonsuzluğa uğurlanır.

Dirisine sahip çıkılamamış olan Kemal Bey’in ölüsü de ortada kalacaktır neredeyse. İşgalcinin koyu gölgesiyle kararmış olan İstanbul’da korku kol gezmektedir. Bir ölünün ardından yapılacak son görevden bile kaçılmaktadır.

İşte o dehşet ve korku dolu günde “Tıbbiyeliler” çıkar ortaya! Kemal Bey’in cenazesini ortada kalmaktan kurtarırlar. Son görev yerine getirilmiş olur böylelikle.
Kaymakam Kemal Bey’in ardından bir Tıbbiyeli tarafından söylenen şu sözler son görevin yerine getirilmesinden öte anlam taşımaktadır!

“Kemal sen ölmedin sen şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin, orada büyüyecek dalların o kadar dikenli olacak ki seni bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir. İntikamın behemahal (kesinlikle) alınacaktır”

Tıbbiyeliler boyun eğmeyeceklerini, ne pahasına olursa olsun vatana sahip çıkacaklarını ifade etmişlerdir gerçekte Kemal Bey’in ardından…

Milli Şehit Kemal Bey ve onun cenazesini ortada bırakmama soyluluğu sergileyen Tıbbiyelilerin yüce anısı önünde saygıyla…

14 Mart Tıp Bayramı Kutlu Olsun!

YILBAŞI AĞACI

sari-yildizli-kirmizi-fiyonklu-yilbasi-agaci-ve-ev-susleme

Hemen her yılbaşında yinelenen bir tartışma var!

“Yılbaşı ağacı bizim gelenek ve göreneklerimizden midir?”

Türkiye’de hemen her gün değişen iklim bu soruyu buyurgan bir biçimde gündeme getirir olmuştur. Özgürlük diyerek bugünlere gelenler “kaldırın şu yılbaşı ağaçlarını” demeye başlamışlardır kendilerini güçlü ve sorgulanmaz gördükleri yerlerde.
Yılbaşı ağacına nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan olan ülkelerde daha fazla rastlandığı doğrudur. Bu durum yılbaşı ağacının bir Hıristiyan göreneği olmasını gerektirmiyor.
Geçmişi Hıristiyanlık öncesindeki paganizme uzanıyor yılbaşı ağacının. Çok tanrılı dinlerde çam ağacı, yaprağını hiç dökmemesi nedeniyle sonsuzlukla özdeşleştirilmiş.
Yılbaşı ağacının geleneklerimizle olan ilintisi sorgulanınca Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ da devreye girerek iyi etmiş.
Çığ’a göre yılbaşı ağacı süslemesi ve altına bırakılan armağanlar eski bir Hun geleneğiyle ilişkilidir. Türklerin pagan dönemdeki inancına göre akçam ağacının dalları tanrı Ülgen’e kadar erişmektedir.
Bilindiği gibi geceyle gündüzün savaşı 22 Aralık’ta gündüzün utkusuyla sonuçlanır. Bu utku “NARDUGAN” (doğan güneş) olarak da bilinir. Gündüzün utkusunun onuruna çam ağacı altına armağanlar bırakıldığı da söylenir. Çam ağacının altına bırakılan armağanlar tanrı Ülgen’e yakarışların bir simgesidir. Bir sonraki yılda da aydınlığın utkusunu sağlaması için bir tür ön yakarıştır.
Her ne kadar çam ağacı geleneğini Hıristiyanlar imparator Konstantin’in IV. Yüzyılda topladığı İznik Konsili’ne dayandırma çabası içinde olsalar da geleneğin geçmişi çok daha eskilere dayanmaktadır.
İsteyen istediği inanç gereğince sürdürebilir çam ağacı geleneğini!
Kime ne!
Günümüzde güç kazanan yobazlık tarihsel bilgiye kulak ve değer verir mi? Bu soruya olumlu yanıt vermek zor ! Ama, yine de çam ağacının salt Hıristiyanlığa özgü bir nesne olmadığını bilmekte yarar var!
İlk bakışta Hıristiyanlığa mal olmuş bir gelenek gibi görünse de yılbaşı ağacı tüm insanlığa aittir.

2017 KUTLU OLSUN 2016’yı ARATMASIN…

İZBAN

İZBAN kısaltmasıyla İzmir’in yaşamına giren TCDD-İzmir Büyükşehir Belediyesi ortaklığında işletilen raylı taşıma sistemi başından bu yana İzmir kitle ulaşımına paha biçilmez katkılarda bulundu, bulunmakta ve yaygınlaşarak bulunmayı sürdürecektir.
Etkili ve yetkilileri bu seçeneği geliştirmeye çağırıyorum!
Teşekkürler İZBAN çalışanları!
Hem emeklerinizle bizleri taşıdığınız, ulaştırdığınız hem de GREV denen yalnızca ülkemizde değil dünyamızda da unutulmaya yüz tutmuş bir eylemin varlığını uygulayarak anımsattığınız için!
Sitemlerimiz sizler için İZBAN yöneticileri!
Toplu ulaşım gibi bir kentin olmazsa olmazını devre dışı bıraktıracak uyuşmazlık sergilediğiniz için! Çalışanlarınızın emeklerinin karşılığını bir an önce verin! Kenti ve kentliyi “ulaşamama” işkencesinden kurtarın!
GREV gerekçesiyle İZBAN’ın ve dolayısı ile de kitle taşımacılığının değeri bir kez daha anlaşılmış olmalıdır!

e7e27-izbande-grev-son-durum-izmirde-gerv-ne-zaman-bitecek

CUMHURİYET 93 YAŞINDA

Her geçen yıl daha fazla anlıyoruz değerini Cumhuriyet’in ve onun kurucusu ATATÜRK’ün…

img_6246

Kurucu ilkelerden uzaklaştıkça karmaşaya savrulan, yolunu şaşıran, ne yapacağını bilemez duruma düşen bir ülke ve o ülkenin halkı Cumhuriyet’in kurucusunu daha iyi anlamak ve bundan da önce tanımak göreviyle karşı karşıyadır.

Baş edilmesi olanaksız bir antiemperyalist olduğunu hiç aklımızdan çıkartmamalıyız Atatürk’ün!

Bu yanıyla sert ve köşeli yapısının tersine ülkesini yakan, yıkan bir ülkenin bayrağını yere serdirmeme erdemini gösterebilmesi; tutsak aldığı düşman ordusunun komutanını teselliye varan sıcaklık akla ilk gelen örnekler.

Şu soylu sözlere şapka çıkartmamak olası mı?

soylu sözler

Yıl 1923!

Bir yandan Cumhuriyet kurulurken diğer yandan Cumhuriyet’i yaşatamanın ve onu yükseltmenin sigortaları oluşturulmakta!

Avrupa’ya öğrenci gönderilecektir. Cumhuriyet insan kaynaklarını kendisi yetiştirene dek başkaca yol yoktur. Yüz elli başvurudan 11 kişi seçilmiştir.

O 11 kişiden birisi Almanya yolcusudur! Sirkeci Garı’nda Almanya’ya gideceği tren kalkmadan önce düşüncelere dalmıştır bu Türk Promete…

Yaban ellerinde ne yapacaktır, nasıl yapacaktır? Gitmekle kalmak arası bir yerlerdedir! Derin düşüncelere dalmışken adının anıldığını işitir!

Posta görevlisidir “Mahmut Sadiii, Mahmut Sadiii..” diye seslenen! Telgrafın var diyerek uzatır elindeki iletiyi.

Heyecanla bir solukta okuduğu telgrafın göndericisi Mustafa Kemal’dir!

Onca işin arasında güle güle demektedir Mahmut Sadi’ye!

“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum! Ateş topu olarak dönmelisiniz!”

Duygulanır Mahmut Sadi! Bir kaç dakika önce aklından geçenlerden dolayı utanç da duyar!

Kıvılcım olarak gidip ateş topu olarak dönenlerden birisidir Mahmut Sadi IRMAK! Tıp doktoru olmuş, yetmemiş profesör olmuş, o da yetmemiş ülkesinde Başbakanlık koltuğuna oturmuş!

Savaş alanlarında karşıtlarını titreten Mustafa Kemal barış zamanlarının da bilgesidir! Bu kısa telgraftan anlaşılan budur!

Şimdilerde aklına kapağı yurt dışına atmaktan başka şey getiremeyen bir kuşağın bu telgraftan ne anlayacağını kestirmek hiç de kolay değil!

Cumhuriyet’in 93. Yılında el kadar bebelerimiz bile insan kılıklı alçakların cinsel nesnesine dönüştürüldü! Pırıl pırıl genç kızlarımız güpegündüz, onlarca kişinin önünde insan görünümlü yaratıkların tekmeli tokatlı saldırılarına uğramakta!

Aklın ve uygarlığın ülkesi olsun diye kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu utanç verici koşullardan bir an önce kurtarılmalı!

Umarsızlıktan halkı suçlayanlara, umutsuzluk bataklığında çırpınırken ne yapacağını bilemeyenlere!

Bugünün Türk halkı 1919’dakinden, 1923’dekinden daha niteliksiz ve yeteneksiz değil!

Yeter ki, aklını kullanan, vatanını milletini seven önderler ortaya çıksın! Milletin önüne düşsün!

Başta kurucu Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Cumhuriyet’i var edenlerin yüce anısına saygıyla…