ALEKSANDER VON HUMBOLDT

1869 Berlin Tegel doğumlu Humboldt soyadının önündeki “von” ekinden de anlaşılacağı gibi aristokrat ve varlıklı bir ailenin oğludur. Kardeşi Wilhelm bugün “Hariciyeci” olarak tanımlanabilecek bir kamu görevlisi olarak Prusya’ya hizmet vermiştir. Ancak, Humboldt adının küresel üne kavuşmasında Aleksander’ın birkaç adım önde olduğunu eklemeliyiz.

alexander-von-humboldt-1

Aleksander von Humboldt (1769-1859)

Aleksander von Humboldt için birçok tanımlama yapılabilir. Gezgin, bilimci, yazar ya da çevreci nitelemelerinin tümü yakışır ona. Ancak, “BİLİMSEL GEZGİN” onu tanımlamada en uygun ve ayırt edici olanıdır. Yaşamı gezmek ve bu gezilerde edindiği bilgi, deneyim ve örnekleri bilimsel ortama katkıda bulunacak şekilde derlemekle geçtiği için “gezgin” nitelemesi mutlaka bulunmalıdır adının önünde.
Darwin’le eşzamanlı yaşamış olsa da ömrü Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı başyapıtını okumaya yetmemiştir. Buna karşılık ortaya koyduğu pek çok ilke ve saptamayla Darwin’den önceki Darwinci olarak anılmayı hak etmiştir.
Bilindiği gibi bilimsel devrimler zincirinin son ve çok önemli halkasının sahibi olan Charles Darwin tüm canlıların ortak atadan türediğini Evrim Kuramı’yla ortaya koyarak insanı tahtından etmiştir.
Humboldt, Darwin’in başyapıtı ortaya konmazdan çok önce doğayı oluşturan tüm unsurların biri biriyle etkileşim içinde olduğunu öne süren saptamasını yapmıştır. Ona göre doğada biri diğerinden ayrıcalıklı bir unsur yoktur. İnsanın kendisine ayrıcalıklı bir rol yüklemesi doğanın zararına bir durumdur. İnsanın salt kendi türü yararına atacağı her adımın doğayı geri dönüşü güç ya da olanaksız zararlara uğrattığı görüşündedir. Ona göre yeri geldiğinde tek hücreli bir canlı bile doğaya önemli katkıda bulunabilmektedir.
Aleksander von Humboldt gezginliğini bu eyleminden elde ettiği verileri olağanüstü biçimde analiz etmesi ve hemen hiçbir gezginin yapmadığı ölçüde bilimsel sonuçlara eriştirmesiyle süslemiştir. Hatta, Darwin’in onun izinden giderek Beagle gemisiyle dünya turu yapma düşüncesine esin kaynağı olduğu bile söylenir.
Darwin’in “Evrim Kuramı”nı dünyaya duyurduğu Türlerin Kökeni yapıtını okumamış olsa da Humboldt Darwin’le tanışmıştır. Darwin bu tanışmanın kendisini onurlandırdığını söylemekten alamamıştır kendisini.
Humboldt’un başka pek çok ünlü kişilikle tanışıklığı bulunmakla birlikte ABD’nin kurucu başkanlarından Thomas Jefferson ve Latin Amerika’nın Libertador’u Simon Bolivar’la olan tanışıklığı anılmaya değerdir.
Thomas Jefferson’a saygısı ve sevgisi sınırsız olmakla birlikte ABD’de köleliği sonlandırmadaki başarısızlığını görmezden gelmemiştir.
Simon Bolivar konusunda da yanıldığını saklamayacaktır Humboldt! Bolivar’ın kendisini de şaşırtan bir başarı elde ettiğine tanık olduğunu ifade edecektir ilerleyen yıllarda.
Humboldt’un bence çok önemli ve göz ardı edilmemesi gereken bir başka özelliği diğer emperyal aydınlarından farklı tutum almış olmasıdır.
Bilim, sanat ve edebiyat alanındaki eşsiz özellikleriyle adları akla gelebilecek sayısız Batılı aydın karşısında ona ayrıcalıklı konum sağlayan yaklaşım ve duruşunu yaşamı boyunca bozmamıştır Humboldt.

Berlin Humboldt Üniversitesi

Köleliğe karşı dik ve kararlı duruşunun yanı sıra emperyal ülkelerin kendi gönençleri için attıkları adımların çevre felaketine yol açmakta olduğunu yüksek sesle dile getirmekten geri durmamıştır.
Kendi ülkelerinin gelişmişliğine dayanarak kendileri dışındaki toplumları az gelişmişlik ve aşağı olmakla yaftalamaktan geri durmayan sayısız emperyal aydını ile karşılaştırıldığında Humboldt’un farkı çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu yazıya konu olan saptamalara esin kaynağı olan okuma önerisiyle sonlandıralım sözlerimizi.
Humboldt kendisi için kolay olan yolu seçmeyerek emperyal aydın rolünü üstlenmekten kaçınmıştır. İyi bir bilim insanı olmasının yanında bu özelliğiyle de yüceltilmeye hakkı vardır.

0001708813001-1

Doğanın Keşfi, Aleksander von Humboldt’un Yeni Dünyası, Andrea Wulf, Ayrıntı Yayınları, 2017

HAYIR DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAK

referandum-2017-ne-zaman-yapilacak-2662600

Yaklaşık 2 ay içinde Cumhuriyet tarihimizin belki de en can alıcı halkoylaması yapılacak. EVET sonucu dünyanın sonu olmasa da önemli bir yörünge değişikliğine yol açma potansiyeli yaratabilecektir.
Bu zaman aralığı HAYIR diyeceğinden kuşku duyulmayacaklara tarihsel bir sorumluluk yüklemekte. Geçenlerde bir TV kanalına çıkan HAYIR’cı bir dost durum çok iyi deyince dayanağı soruldu. Yanıtından dayanağının sosyal medyada estirilen rüzgâr olduğu anlaşıldı. Sosyal medyaya bakılırsa HAYIR en küçük sorun yaşamayacaktır. Ama, Türkiye kamuoyu sosyal medyadan oluşmamaktadır.
Öncelikle, bu tiyatroya aracı olmak istemem diyen az sayıda da olsa HAYIR’cının varlığı unutulmamalı. Onların sandığa gitmesi sağlanmalıdır.
Diğer yandan, HAYIR’cıların “tereciye tere satmaktan” vazgeçmeleri önemlidir. Zaman ve enerji kaybına yol açmaktadır bu yaklaşım. Sosyal medyadaki HAYIR’cı paylaşımların işe yarayabilmesi için hedef kitleye yaklaşım yeteneğine sahip olması olmazsa olmaz koşuldur. Pek çok parti ve kuruluş görüş açıklamış durumdadır.
HAYIR için iknası gereken ana gövde AKP ve MHP seçmenidir. Gerçek budur!
Bu kitleyi karşısına alan, onu aşağılayan, itip kakan söylem ve yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Daha anlaşılır şekilde anlatmak gerekirse Türkiye’nin yazgısı pek çoğumuzun “bidon kafalı, göbeğini kaşıyan” söylemleriyle dışlanan insanlarımızın elindedir.
Unutulmamalı!
Kurtuluş Savaşı bu halkla verildi. Cumhuriyet bu halkla kuruldu. Bu halk devrimlerin hiç olmazsa karşısında durmadı!
Bundan 100 yıl önce Türk halkının bugünkünden daha bilgili ve bilinçli olduğu öne sürülemeyeceğine göre ne yapılacaksa bu halkla yapılacaktır!
Bir çift söz de HAYIR çalışması yapmak yerine insanları HAYIR’dan uzaklaştıran, karşı tarafa iten, topluma umutsuzluk ve yılgınlık aşılayanlara! Sıfatları ve konumları her ne olursa olsun bu dostlarımızın bir süreliğine sahneden inmesinde yarar var! Biraz dinlenmek, tatile çıkmak ve kamuoyu yönlendiriciliğinden uzak kalmak emin olun herkese iyi gelecektir.
Ceyhun Balcı

NUTUK ZAMANI

 

nutuk

Atatürk’ün NUTUK adıyla bilinen yüce yapıtı bizlerle buluşalı 90 yıl oldu!

Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi, Atatürk’ün NUTUK’u da dimdik ayakta, bugün de geçerli!

Son zamanlarda kimi görsel yayın organlarında Nutuk’tan bölümler okunduğuna ve hatta bunun her gün yapıldığına sevinçle ve kıvançla tanıklık ediyoruz!

Bir yandan dinci gericilik diğer yandan da etnik bölücülük kıskacına alınmaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti’nde “Ne yapmalı?” “Neyi rehber almalı?” diyenlerin ikileme düşmeksizin başvuracağı bir eşsiz kaynaktır NUTUK!

Öncelikle kişisel kütüphanenizin olmazsa olmazıdır!

Diğer yandan, okulların, kurumların ve bir şekilde edinemeyenlerin güncel gereksinimidir!

Diyebilirsiniz ki kütüphanemde NUTUK var!

Buna karşılık şu soru sorulmalıdır!

Hangi NUTUK?

Kitabevlerinde NUTUK bulmak olası! Hem de pek çok türünü!

Ne yazıktır ki; ortalıkta dolaşan NUTUK’ların pek çoğu özensizce yayına hazırlanmıştır. Eksiklikleri ve yanlışları vardır!

Dolayısı ile doğrusuna, özenlice gözden geçirilmişine ve sıkça başvurulacağına göre sert cilt kapaklısına gereksinim sürmektedir.

Yılbaşı yaklaşırken dostlarınıza, öğrencilere, kurumlara NUTUK armağan ediniz!

Kaynak Yayınları’nın yukarıda özetlenen ölçütlere uygun son basım NUTUK’u bu yılbaşının armağanı olsun!

AZİZ SANCAR ÖĞRETMEYİ SÜRDÜRÜYOR!

IMG_5532Aziz Sancar, ülkemizin zor gününde yüzlerimizi güldürerek fazlasıyla iş başardı! Bir başka başarısı ise Nobelli olmanın ülkesine ihaneti gerektirdiği gibi bir izlenim yaratan Orhan Pamuk “efsanesi”ne son vermiş olmasıdır.

Ülkemiz, bedeni buralarda aklı uzaklarda insanlarla dolu. Her nedense bu tiplerin önemli çoğunluğu sanatçı, bilimci, yazar, çizer görünümlü. Ülkeyi sevmek, vatansever tutum almak bu gibilerin hoşgör(e)mediği bir durum.

Aziz Sancar başarılı bir bilimci olduğunu kanıtlamakla kalmadı! Çok iyi bir yurttaş, ayakları yere basan bir aydın olduğunu da kanıtladı geride bıraktığımız aylarda.

Bedeni uzakta olup gönlü Türkiye’de olmak da olanaklıymış dedirtti pek çoğumuza!

İzmir’deki Biyotıp Genom Merkezi’nde düzenlenen onur gününde en çok etkilendiğim görüntülerden birisi annesinin fotoğrafı olmuştu. Orhan Bursalı’nın kaleme aldığı “Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” kitabındaki bilgiler Aziz Sancar’ın öğretmeyi sürdüreceğini anlatır gibi. Mutlaka edinin! Bir solukta okuyacağınız güvencesini çekincesiz veriyorum!

Sancar’ın annesi için söylediği “Atatürk’e tapardı!” sözleri oldukça etkileyici. Kendimce söylendim bu sözleri okuyunca! “Nasıl tapmasın ki, toplumun yarısı demek olan kadını insan yerine koyan birisine tapılmaz da ne yapılır?”

IMG_5535

Aziz Sancar, aradan geçen yıllara karşın geçmişini ve zor günlerini hiç unutmamış. Öğrencilik yıllarında yalnızca okula giderken giyebildiği bir çift ayakkabının lüks bir nesne olması akıp giden yılların ardından unutulmamış!

Sancar’ın memleketi Savur’daki lisenin birincisine 7500 USD ödül verdiğini bu kitap sayesinde öğreniyoruz.

IMG_5533

Yaşam öyküsünün yanı sıra bilimsel buluşları da sıradan okuyucunun (olabildiğince) anlayabileceği şekilde yer almış kitapta. Bilimsel buluşlarını adlandırırken Yunus Emre Destanı ve Piri Reis Haritası gibi metaforlara başvurmuş olması da kökleriyle sıkı bağını ortaya koymakla kalmıyor. Aynı, zamanda pek çok ortamda aşağılanan, itilip kakılan ülkesini yücelten birer küçük jest olarak yerini alıyor bilim tarihinde.

Bu kitabı bir solukta okumakla kalmayacaksınız!

Aynı zamanda, bilim insanlarının, sanatçıların, edebiyatçıların ve başka ileri gelenlerin ortaya koyması gereken davranış konusunda ezberiniz de bozulmuş olacak. Çıta kendisine sırt çeviren, ülkesine, insanına kayıtsız kalan aydın tipinden; vatansever aydın tipine yükseliyor.

Aziz Sancar, kim bilir başka neler öğretecek bundan böyle?

Bunu bilmemiz zor ama ülkesine ve insanına tepeden bakan “çok ünlü kişi” figürünün kökten değiştiği kesindir!

Sağol, varol Aziz Sancar….

Bizlere bu kıvancı ve sevinci yaşattığın, gururlanmamızı sağladığın için…

Ceyhun Balcı

ERMENİ BELGELERİYLE : 1915

ERMENİ BELGELERİYLE
1915

Kitap_4674125
1915’in yüzüncü yıldönümünde iki cami arasında beynamaz gibiyiz! Bir yanda bilgiden yoksun tutuculuk! Diğer yanda, bildiği halde özürcülüğe ant içmiş hain takımı!
Oysa, bu konuda son yıllarda geometrik artış gösteren Türkçe kaynak patlaması yaşanıyor.
Bunlara bir de belgesel eklenmiş bulunuyor.
“Ermeni Belgeleriyle : 1915”
Serkan KOÇ’un çektiği doksan dakikalık son derece etkileyici belgesele devletin tek kuruş katkıda bulunmamış olması yönetenlerimizin bu soruna bakış açısını göstermesi bakımından anlamlı. Lozan’da, Berlin’de, Paris’te ve son olarak Strazburg’da bir avuç insanın Talat Paşa Komitesi önderliğinde ortaya koyduğu nitelikli işlerin değeri bu ilgisizlik karşısında daha iyi anlaşılmış oluyor.

screen-shot-2015-02-11-at-15553-pm image00168
İlk kez günyüzüne çıkmış röportajları da içeren belgeseli edinmeniz ve izlemenizi öneriyorum!
Bu işi geniş bir zamanda yapmanızda yarar var! Çünkü, sık sık durdurup geriye sarmanız ve bazı bölümleri yeniden izlemeniz gerekecek!
Her iki uçtaki tutuculuğu bilgiyle gidermek olası! Ancak, tek başına bilgi hıyanetin ilacı olamıyor ne yazık ki!
Namus da gerekli o hastalığın sağaltımı için! Olmayan namusun var edilmesi için ne yapılması gerektiği konusunda en küçük fikrim yok! Ama, gerçeklerin aranıp, bulunması ve bu tiplerin suratına tokat gibi patlatılmasıyla başlanmasında da sakınca olmasa gerektir!
Son söz : Bu çok değerli, emek ürünü belgeseli izlemeli ve izletmelisiniz!

HAVADAN SUDAN

HAVADAN SUDAN, KİTAP FUARINDAN

P1140452 (1)

Enis Musluoğlu’yla kitap fuarında…

Dağarcık Türkiye’den daha önce de söz etmiş olmalıyım. Aylık internet dergisi diyebiliriz. Şimdiden yaşamımıza giren ama geleceğimizin başat ortamı olacağından da kuşku duyulmayan alanın Atatürkçü ve bağımsızlıkçı temsilcisi.
Aylık 35-40 bin tıka erişen izlenirliğiyle Dağarcık Türkiye’nin şimdiden kendisini kanıtladığı söylenebilir.
Durum böyle olunca farklı hedefler koyup, atılımlarda bulunmayı göz ardı etmiyor DT!
Geçtiğimiz haftalarda Dağarcık Türkiye Yayınevi kurulmuştu. Her türlü basılı ve sanal yayıncılık öncelikli hedefti! Koşar adım giden Dağarcık Türkiye ilk yapıtını okurla buluşturdu.
“Havadan, Sudan” (DT Yayınevi, Nisan, 2015) Dumanı üstünde bir kitap. İlk yapıtın ayakları yere basan, anti emperyalist, ulusalcı ve devrimci bir çevre emekçisinin yazılarından oluşması da çok anlamlı! Yayın politikasıyla da uyumlu!
İzmir ve çevre hareketi denildiğinde Yusuf Savaş Emek adı ilgilisine yabancı gelmez! Kitap, Emek’in Aydınlık gazetesi ile Bilim ve Ütopya ve Ağaçkakan dergilerinde yayımlanmış yazılarından oluşuyor!

4356546565474676476
Gerçek anlamda çevrecilikle ilgili bilgilenmek, bununla yetinmeyip çevrecilik pratiğine ilişkin tarihsel resmi geçide tanıklık etmek isterseniz bu kitabın hoşunuza gideceği güvencesini verebilirim.
Yakın Kitabevi’nin yanı sıra fuar boyunca Salon 1’deki Dağarcık Türkiye standından da edinmeniz olanaklı.
Fuara uğrarsanız Dağarcık Türkiye yazarlarının kitaplarına da erişmeniz mümkün.
Çok daha önemlisi Dağarcık Türkiye’nin öncüsü, eşgüdümcüsü, yöneticisi, ön cephedeki savaşçısı Enis Musluoğlu’yla da tanışmış olursunuz!
DT bu yıl yayıncılığın dışında bir hedef daha koymuştu kendisine. Yusuf Savaş Emek’in gelenekleştirdiği Karaburun Ütopyalar toplantısının 20. si de DT tarafından düzenleniyor. 1-5 Temmuz’da Karaburun’da gerçekleştirilecek etkinlik programı önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacak.
Ceyhun BALCI, 20.04.2015