ALTINORDU GERÇEĞİ

Haberi okuyunca yazmamak olmazdı. İlk bakışta sporla ilgili görünse de pek çok toplumsal sorunumuzla ilgili çıkarımlar sağlayacak değerde.

https://skor.sozcu.com.tr/2018/08/08/altinorduda-caglar-soyuncu-heyecani-763210/

Yeni bir olgu değil. Ama, yine de Türk spor kamuoyu ve basınının yeterince irdelediği ve algıladığı bir durum da değil. Anlaşılmadığı basının Altınordu Futbol Kulübü yetkililerini karşısında bulduğunda sorduğu sorudan belli. “Yabancı oyuncu transferi yapacak mısınız?” sorusu Türk spor basınının sığ sularda dolaşan ve karaya oturmak üzere olan bir tekne olduğunun göstergesidir.

 

“İYİ BİREY, İYİ VATANDAŞ, İYİ FUTBOLCU!”

 

Üçlemesini rehber edinen Altınordu bu doğru ve değerli anlayışın meyvelerini toplamaya başladı. Bundan böyle onlara sorulacak soru yabancı futbolcu alımından çok yabancılara futbolcu satımı üzerine olmalıdır.

YERLİ VE MİLLİ OLMAK söylemle değil, eylemle olur. Altınordu FK’nin söylemi aşıp eylemi başarmış olması ayrıca övgüye değerdir.

Benzetmede hata olmazsa Altınordu FK yaptığı atılımla güçlü bir altyapı oluşturmuş ve futbolcu üretim fabrikası beklentilerini habere yansıdığı gibi gerçekleştirmeye başlamıştır.

AltinorduLogo

Spor sahalarını sözel ve fiziksel şiddetin yaşam alanına dönüştüren Türk futbol ortamı Altınordu’nun izinden giderek ortamda temizlik sağlayabilir.

https://odatv.com/yolun-acik-olsun-cocuk-09081855.html

Kulüplerin kasalarını doldurmaları için de fırsat sunan bir modeldir bu aynı zamanda.

Bu kez iyi kötüyü kovsun isteniyorsa işte fırsat!

Altınordu gerçeği ciddiye alınmalı.

Yetinilmeyip örnek alınmalı…

https://skor.sozcu.com.tr/2018/08/10/caglar-soyuncuden-inanilmaz-yukselis-sadece-4-yilda-764094/

FUTBOL, DİYANET, TİCARET

SİYASET-TİCARET-DİYANET üçlemesine ne kadar benziyor değil mi? Dünyanın hemen her yerinde her hangi bir amaca varmada din ve ticaret geçerli araçlar olabiliyor.
Bizim gibi ülkelerde dinselliğin gündelik yaşamdaki payı her geçen gün artarken özellikle Batı ülkelerinde dinselliğin olması gereken yere çekildiği ve geçtiğimiz yıllarda da modern yaşamla uyumlu bir konuma geldiği görülüyor.
Dünya Kupası tarihini incelerken rastladığım bir bilgi ilgi çekiciydi. Arjantin 1978 Dünya Kupası’na evsahipliği yapmıştı. Öncekilerde de faşist yönetimler karşısında iyi sınav veremediği bilinden FİFA işkencenin başını alıp gittiği, kayıpların sayılamaz olduğu zamanın Arjantin’ine bu düzenlemeyi vererek fazlasıyla günah işleyerek zalimin kendisini parlatması fırsatı sunmuştu.

boykot

the+World+Cup+logo+as+prison+fences+in+a+French+poster

 

torture

Dünyanın gözündeki izlenimi iki paralık olan Arjantin’in o dönemde imajını düzeltmesinde diyanetin kullanılmış olması bir hayli ilginç bir not olsa gerektir.
Arşivler karıştırıldığında Arjantin Katolik Kilisesi’nin Arjantin’deki askeri darbeyi İSA’NIN DİRİLİŞİYLE eş tuttuğu bilgisine rastlanır.

cunta cup

Yazının başında değindiğim gibi bugünlerde böylesi davranışa yeltenecek kilise kalmamış gibidir.
Günümüzde diyanetin yerini ticaretin aldığını söylemek olasıdır.
Son Dünya Kupası şampiyonu Fransa’nın önceki şampiyonluğunu kazandığı 1998’e uzanalım.
Brezilya finalde evsahibi Fransa’nın karşısına çıkacaktır. Takımın yıldızı Ronaldo maçtan önceki gece ciddi bir rahatsızlık geçirmiştir. Öyle ki, Ronaldo takım arkadaşı Cesar Sampaio’nun zamanında müdahalesiyle dilinin solunum yolunu tıkaması önlenerek bağlanmıştır yaşama.


Böylesi ciddi bir sağlık sorunu geçirmiş oyuncu, adı Ronaldo olsa da ertesi günkü maça çıkabilir mi? Doğal olanı maça çıkmaması ve belki de gözetim altında tutulmasıdır.
Ama, Ronaldo sahada gezinse de ertesi günkü maça çıkmıştır. Çıkartılmıştır demek daha doğru olur.
Bu akıldışı ve acımasız davranışın gerekçesi ise bir spor gereçleri üreticisinin Brezilya Milli Takımı ile yaptığı antlaşmanın maddelerinde gizlidir. Buna göre, firma Brezilya’nın senede en az 5 özel maç oynamasını, maç yapılacak takımları ve aday kadroya çağırılacak oyuncuları seçme hakkına sahiptir.


Dolayısı ile, sahada gezinse de, futbol adına ortaya bir şey koyacak durumu olmasa da Ronaldo’nun aslı değil ama hiç olmazsa sureti gereklidir pazarlamacılara.
Gelelim bugüne! Futbol sahalarında tanıtımlarına rastlanan bahis şirketleri güncel ticaret odakları olarak boy göstermektedir. Başka deyişle ortamdaki paranın ütülmesi işlevinde sıra kumarbazlara gelmiştir.
İnsanların dostluğunu ve kardeşliğini sağlamada önemli etken olduğu savlanan sporun ve özellikle de futbolun kendisinin özellikle temizlenmesi gereği gün gibi ortada değil midir?

çizgilerle dünya kupası

İyi ki VAR!

Bir Dünya Kupası daha sona erdi. Bir aylık maraton futbolseverler için göz açıp kapayana dek geçmiş olsa da bir aylık futbol şoku bu spordan zerrece zevk almayanlar için uzun sürmüş olmalıdır.
Dünya Kupası ilk kez bir Avrasya ülkesinde yapıldı. Kusursuza yakın bir düzenleme yapıldığını saptayıp Rusya’ya teşekkürü unutmamakta yarar var. Dünyanın en geniş zaman aralığı ülkesinde yapılmış olmakla birlikte takımlara daha uzun mesafeler kat ettirmemek ve daha da önemlisi maçların yayınından kaynaklı ticari kayıplara uğranmaması için en doğudaki maç kentinin Ural dağları izdüşümünden daha Doğu’ya belirlenmemesine özen gösterildi. Buna karşın Rusya’nın düzenlemesi ilginç ve renkli görüntülere sahne oldu.
Önceki şampiyon Almanya’nın grup maçları sonunda evine dönmesi kupanın en şaşırtıcı sonucu oldu.
Diğer yandan, her Dünya Kupası’nın tartışmasız en renkli ve göze hoş görünen futbolunu sergileyen Latin Amerika ülkelerinin ciddi bir bunalım ve açmaz içinde olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. Avrupa futboluyla uçurumun genişlememesi için Latinlerin harekete geçmesi zamanı geldi, geçiyor.
Yarı finale ulaşan takımlar arasında bir tek Hırvatistan’ın adı tahminler arasında geçmemiş olabilir. Bu küçük Balkan ülkesinin finale kalarak beklentilerin çok ötesinde bir iş başardığının altını çizmek gerek. Futbol disiplini ve temel bilgisiyle başardıklarını belirtmekte yarar var.
Belçika ve İngiltere de beklentilerin çok üzerinde başarım sergilediler.
Fransa için ayrı bir parantez açmakta yarar var. Gönlüm Hırvatlarla olsa da Fransızların sahaya yansıttıkları güç ve futbol anlayışına şapka çıkartmak gerekir. Hak ettikleri bir başarıya uzandılar. Yirmi yıl önceki Fransa şampiyonluğu sırasında dünyada bile olmayanların başarısı saygıyı hak etti.
Bu kupanın öncekilerden en önemli farkı ilk kez uygulanan VAR (Video Assİstant Referre)’dı. Başlangıçtaki kaygı ve kuşkuları ortadan kaldıran uygulama futboldaki hakem hatası payını en aza indirmede önemli işlev göreceğini daha ilk adımda ortaya koymuş oldu. Verilen penaltılar, iptal edilen goller, değiştirilen kart kararları uygulamanın önde gelen katkıları olarak kendisini gösterdi.

HAKEM HATALARI

 

 

180616124128-var-france-australia-super-tease

indir (1)

 

Söz hakemlikten açılmışken Türkiye olarak oyuncularımızla değilse de seçkin hakemlerimiz Cüneyt ÇAKIR, yardımcıları Bahattin DURAN ve Tarık ONGUN’la gururlandık.

cuneyt-cakir-yurda-dondu-iste-ilk-aciklamalar-11055541_o

Cüneyt Çakır ve yardımcıları

Bir de final maçını televizyonda anlatanlara sözümüz olsun. Maç anlatmak önemli bir iş Dünya Kupası maçı anlatmak bir o kadar daha önemli. Derinlikli ve tarihsel bilgiyle donanmış olmak olmazsa olmaz gereklilik. Fransa’nın genç yıldızı Mbappe’yle ilgili olarak Dünya Kupası finalinde oynamış ve gol atmış en genç oyuncu (19 yaş) bilgilendirmesi düzeltilmeye muhtaç. Bundan tam 60 yıl önce İsveç’te yapılmış olan Dünya Kupası finalinde İsveç’e gol atan efsane Brezilyalı Pele o tarihte 18 yaşındaydı.

pele-mbappe

Edson Arantes de Naskimento (PELE) ve Kylian Mbappe

Geçmişte faşizme selâm çakmakta sakınca görmeyen FİFA’nın günümüzde bu huyunu 40 yıl önce Arjantin’de bıraktığını varsaysak bile; paraya ve dolayısı ile yolsuzluğa selâm çakma geleneğinin yerleştiğini üzülerek görüyoruz. Katar gibi dünya kupası düzenlemesi için pek çok açıdan uygun olmayan bir ülkeye Dünya Kupası organizasyonunun verilmiş olması ibretlik bir durumdur. FİFA’nın bu olumsuzluktan sıyrılıp, derlenip toplanması, kendini temizlemesi dileğiyle…
Bilindiği gibi balık baştan kokar! FİFA bu durumdayken ülke federasyonlarının temiz olmasını beklemek fazlaca iyimserlik olur.

ÇIĞLIKLI GECE

Bu Dünya Kupası’nda ilk kez yüzüm güldü, keyfim yerine geldi desem yeridir. Emperyal ülkelere karşı komşuları, mazlûmları tutmak vazgeçemediğim tercihim. Dün akşam da taraflardan biri İngiltere olunca hiç düşünmeden Hırvat yandaşı oluverdim. İlk yarı hiç de iyi geçmemişti oysa. Kibirli ve kendini beğenmiş İngilizler neredeyse işi Hırvatlarla alay etmeye götüreceklerdi de devre arası imdada yetişti.

İkinci yarıda bambaşka bir Hırvatistan izledik. Deyim yerindeyse İngilizleri sahadan sildiler. İşin uzatmaya kalması bile şanssızlıktı Hırvatlar için. Uzatmada da olsa Hırvatların işi bitirmesi iyi oldu. Onların sevincini, Cüneyt Çakır gururuyla birlikte izlemek keyif verdi. Hırvatların sevinç çığlıkları geceye damga vurdu. Bir de minik Hırvatların sevimli görüntüleri…

2018-07-11t205516z_1216047864_rc1a66f5d5a0_rtrmadp_3_soccer-worldcup-cro-eng-1

2018-07-11t210507z_1580793120_rc13889de5e0_rtrmadp_3_soccer-worldcup-cro-eng

Dün akşamki maçın tarihi ilginç bir rastlantıyla bundan 23 yıl önce yaşanmış bir katliamınkine denk düştü. O geceye ölüm çığlıkları vurmuştu damgasını!

 

srebrenista-nedir-katliam_16_9_1531283618

belgrad-srebrenitsa-12-07-18

Serebrenitsa’da görüntüde Sırp katillerce ama gerçekte emperyalizmin özendirme ve gözetimi emperyal amaçlarla katledilen 8000 Boşnak’ın gecenin karanlığına karışan çığlıklarını düşünmek bile fazlasıyla ürpertici oldu. Hırvatlar dün gece sevinç çığlıkları atarken benim kulaklarımda Serebrenitsa çığlıkları yankılandı.

hollanda-asker_8836
Birkaç gün sonraki Dünya Kupası finalindeki diğer takım Fransa olduğuna göre gönlüm yine Hırvatlarla olacak.

Şimdi, 23 yıl önceye dönelim. Serebrenitsa’da Boşnakların silahlarını toplayan, buna karşılık Sırpları BM ve başka emperyal silahlarla donatan gücün asıl amacı yutulamayacak kadar büyük lokma olan Yugoslavya’nın bir daha derlenip, toparlanamayacak denli parçalanmasıydı. İşin ilginç yanı Yugoslavya’yı parçalama amaçlı bu emperyal projenin yine Yugoslavlarca gerçekleştirilmesiydi. Benzetmede hata olmazsa “çayın kuşu, çayın taşıyla vurulmuştu!” Bir tarafın silahlanmasına göz yumulurken, diğer tarafın silahsızlandırılması; üstüne üstlük orada bulunması gerekip de ortadan kaybolan Hollanda askerleri çığlıklı gecenin önde gelen ama görünmez oyuncuları olmuşlardı.

Bu olayın emperyalist planlı ve güdümlü bir tertip olduğu şimdilerde ortaya konan belgeler aracılığıyla iyiden iyiye anlaşılmıştır. Bir başka ilginç not da, o kanlı gecenin BM ve emperyalizm gözetimindeki eylemcilerinin aradan geçen zamanda birer birer ortadan kaldırılmış olmalarıdır. Çok iyi bilindiği gibi emperyalizm planlar, kurgular ve uygulatır. Uygulamayı yapan maşalarını da hiç şaşmaz bir şekilde ortadan kaldırarak ilerleyen zamanda kendi sorumluluğunun ortaya çıkmasını önleme refleksi gösterir. Kişiler ortadan kalksa da belgeler varlığını sürdürdüğü için günümüzde Serebrenitsa Katliamı’nın bir emperyal proje olduğu konusunda en küçük kuşku yoktur.
Serebrenitsa’da Yugoslavya’nın tabutuna çakılan son çivi olma rolüyle katledilen 8000 suçsuz insanın anısı önünde saygıyla eğilirken; insanlık tarihinin bu son derece karanlık sayfasının hiç ama hiç unutulmamasını diliyorum.

11 Temmuz gecesi 1995’de ölüm çığlıklarına, 2018’de sevinç çığlıklarına sahne oldu.
Eski Yugoslavya cumhuriyetlerini Yugoslavya’nın anısını canlı tutma çabası içinde olan birisi olarak Yugoslavya olarak algılamayı tercih ediyorum.
Gönlüm Yugoslavya’yla; o yoksa ondan geriye kalanlarla…

market-socialism

ADANA DEMİRSPOR : KARŞITLIKTAN YANDAŞLIĞA…

Neredeyse 10 yıl olmuş!

Adana Demirspor İtalyan kulübü Livorno’yla omuz omuza verip iyiden, doğrudan, emekten ve elbette spordan yana ses vereli.

O zamanki heyecan ve coşkum bugün gibi aklımda!

Dayanamayıp katılmışım o coşkuya!

Bir yansı sunumu hazırlamışım Ankaragücü’nü de işin içine katarak…

Ankaragücü o tarihteki işgal girişimine varlık nedenine yaraşır bir dirençle karşı koymuş, saldırganları savuşturmuştu.

Parasal açmazın da kolaylaştırmasıyla Adana Demirspor da teslim alındı diye okuyoruz gazetelerden. Cüzdanı şişkin birileri çöreklenmiş kulübün başına.

Paranın sözünün en çok geçtiği alanlardan biri olan futbolda hiç kuşkusuz ses getirecektir sıcak paranın soğuk yüzü!

Ya geçmiş, ya ruh, ya değerbilirlik?

Ne siz sorun ne ben söyleyeyim!

Güle güle Adana Demirspor!

Teşekkürler yaşattığın güzellikler için!

Yeni Adana Demirspor’a hoşgeldin demek gelmiyor içimden…

İçimden gelen, Adana Demirspor’un da Ankaragücü’nün izinden giderek işgalcileri başından savmasını dilemektir.

news-photo

 

Yansı sunumu için :

https://get.google.com/albumarchive/113712996036446725753/album/AF1QipOistseCP7Lt857RkD4JZ2VklBMAYtyEGDPnGSF

İDDİA UĞRUNA YİTİRİLEN YAŞAM : ANDERS ESCOBAR

Güney Amerika’nın kuzeyinde konuşlu Kolombiya 46 milyon nüfusu ve 1 milyon 144 bin km2 yüzölçümüyle yalnızca bölgenin değil dünyanın da hatırı sayılır ülkelerinden. Bir başka özelliği Güney Amerika’da her iki okyanusa kıyısı olan tek ülke olması.
Adını daha çok uyuşturucu baronlarının etkinlikleri ve geçtiğimiz aylarda barış yapılan FARC örgütünün eylemleriyle duyduğumuz bu Güney Amerika ülkesi adını kıtanın kâşifi Kolomb’dan alıyor. Kolombiya XIX. yy başında Bolivar’la birlikte mücadele vermiş Miranda tarafından kurulmuş.

Francisco_de_Miranda_by_Tovar_y_Tovar

Kolombiya’nın kurucusu Fransisko de Miranda (1750-1816)

b2ap3_large_Colombia-Map

Diğer Latin ülkeleri gibi Kolombiya’da da futbolun yeri başka. Kolombiyalılar bu büyülü spora aşkla ve tutkuyla bağlılar. Milli takımlarının başarısı her şampiyonada ama özellikle de Dünya Kupası’nda son derece önemseniyor.
Bu uğurda cinayet işlenmişliğinden bile söz etmek gerekir.

Cinayet de bir şey mi deyip Honduras-El Salvador Savaşı’nı anımsatacaklar da çıkabilir.

Biz yine de yirmi beş yıl önceye uzanalım!

Yer ABD! Yıl 1994! Dünya Kupası oynanıyor. Kolombiya-ABD maçı 2-1 ABD’nin üstünlüğüyle sonuçlanıyor. ABD’nin gollerinden birisini Kolombiyalı Anders Escobar kendi kalesine atıyor. Sanılıyor ki; bizdeki at-avrat-silah tutkunu bıçkınlar gibi bir Kolombiyalı da kendisine görev çıkartıyor bu “onur kırıcı!” durumdan!

Kolombiya takımı ABD’den döndükten sonra Escobar silahlı saldırı sonucun yaşamını yitiriyor. İşin aslı sonradan anlaşılıyor. Bir yer altı örgütünün ABD-Kolombiya maçı üzerine yüklü bir bahis oynadığı, Escobar’ın kendi kalesine attığı gol nedeniyle önemli nicelikte para yitirdiği ve Escobar’ın bu nedenle öldürüldüğü söyleniyor.

escobar

Kumarbazların öfkesinin kurbanı futbol emekçisi Anders Escobar’ın (1967-1994) Anısına Saygıyla…

Neden ne olursa olsun trajik ve unutulmaz bir olay!
Bu akşam Kolombiya-İngiltere ile oynayacak. Elbette, yaşamsal bir maç olabilir. Ama, hiçbir şekilde birilerinin yaşamına son verecek denli olamaz bu yaşamsallık.
Sporda ve özellikle futbolda dönen para arttıkça bu türlü risklerin de arttığı söylenebilir.
Spor-ticaret ve elbette bahis dengesinin iyi kurulması şart. İşe, spor alanlarındaki bahis reklamlarının yasaklanmasıyla başlanabilir.

DÜNYA KUPASI ÇEŞİTLEMESİ

İki haftadır Dünya Kupası’yla yatıp kalkıyoruz. Seçim kaynaklı kısa bir yoğunlaşma kaybından sonra önümüzdeki ayın ortasına dek 4 yılda bir yapılan bu spor düzenlemesi gündemimizin ilk sıralarında olmayı sürdürecek.

Başta hanımefendiler olmak üzere pek çok kişi yakınsa da bu durumdan güncel deyişle yapacak bir şey yok. Günlerin hızlıca akmasını dilemekten başka!

Dünya Kupası’yla tanışmam 1970’te henüz 9 yaşındayken oldu. Meksika’da yapılan o düzenlemedeki maçları radyodan bile dinlediğimi anımsamıyorum saat farkı nedeniyle.

mexico 70

Ancak, yine radyoda bu önemli spor olayıyla ilgili izlenceler yapıldığını anımsıyorum. Ve elbette bir de gazetelerden izlenmekteydi o yıllarda bu gibi düzenlemeler.
1974’te Almanya’daki kupa TV ile tanışmamızın da başlangıcıdır. Yayımlanan tüm maçları izlediğimi anımsıyorum. Evimize ilk giren TV’nin markası ITT Schaub Lorenz’di. Alman üreticinin Şili’de Allende’yi deviren darbede önemli pay sahibi olduğunu öğrenmem için yılların geçmesi gerekecekti. Bir de futbol balesi iz bırakmış belleğimde. Bir önceki kupanın şampiyonu Brezilya bu kupada başarılı olamayınca (oysa 4. olmuştu) teknik direktör Zagalo öfkeli taraftarların tepkisinden korkmuş ve saklanmayı yeğlemişti gazetelerin yazdığınca.

images

 

dogan-1

1974 Dünya Kupası’nda milli takımımız olmasa da efsane hakemlerimizden Doğan Babacan ülkemizi başarıyla temsil etti. Batı Almanya-Şili maçında Şilili Caszely’e gösterdiği kırımızı kartı yansıtan görsel kültler arasındaki yerini almıştır.

 

Spor ve onların içinde futbol öteden beri siyasetin koçbaşı olmuştur. Buna en belirgin örnek Arjantin’de düzenlenen 1978 kupasıdır. O yıllarda olanca zorbalığıyla kendisini gösteren cunta işkenceleriyle, ortadan kaybettiği kimselerle anılırken 1978 Dünya Kupası cuntanın imaj yenileme aracına dönüşmüştür. Bunun için vazgeçilmez gereklilik olan şampiyonluk uğruna şike bile yapılmış ve komşu Peru’nun Arjantin’den 6 gol yemesi sağlanmıştır. Böylelikle ilerleyen yıllarda sonlanacak olsa da faşizm zaman kazanabilmiştir. Arjantin bu hayırsız işlevinin yanı sıra tüm dünyada birahane kültürünü ateşlemesiyle de bir başka açıdan itici güç oldu. Hatta, dev bir bardaklarının adı o gün bugündür Arjantin adını taşır oldu.

Bizim için Dünya Kupası’na katılım fırsatı doğsa da parasal olanaksızlık buna engel olmuş ve kupada boy göstermek için 1954’ü beklememiz gerekmiştir.

maglia_turchia
turkey_shirt
maillot_turquie
camiseta_turquia
turkei_trikot
Dünya Kupası rekabeti başından bu yana Avrupa-Latin Amerika arasında gerçekleşmiştir. Güney Amerika’nın butik ülkesi Uruguay ilk şampiyonadan bu yana kupanın önde gelenlerinden olmuştur. Hatta, Brezilya’daki 1950 finalinde tüm zamanların en büyük stadyumu Maracana’da Brezilya’yı dize getiren Uruguay 200 bin Brezilyalıyı susturmasıyla da haklı bir ün kazanmıştır.

1280px-Flag_of_Brazil.svg

Brezilya bayrağında yer alan “DÜZEN VE İLERLEME” sözlerinin Brezilya için futbolda fazlasıyla karşılık bulduğundan kuşku duyulamaz!

Kupaya en çok uzanan Brezilya ilginç bir biçimde kendi evindeki düzenlemelerde (1950 ve 2014) kupayı alma başarısı gösterememiştir. 1950’de Uruguay’ın yarattığı düş kırıklığı bir önceki kupada farklı Almanya yenilgisiyle bir kez daha karabasan yaşatmıştır sambacılara.

brasil

 


Kupaya ikinci en çok sahip olan ülke Almanya 4 kez yaşamıştır bu sevinci. Bir önceki kupanın sahibi şu günlerdeki kupanın dışında kalarak sürprizin belki de en büyüğünü yaşatmıştır futbolseverlere. Şampiyonluk sayısını dörtleyen bir başka ülke de İtalya’dır. İlginç şekilde bu kupada elenmek bir yana başından bu yana yoktur.
PTT geleneğini sürdürerek her Dünya Kupası’nda anma pulları bastırıp meraklıların ilgisine sunuyor. Kupayı yerinde izleyemeyenler için geçtiğimiz yıllarda Paşabahçe’nin de cam anı eşyası ürettiğini anımsıyorum. Şimdilerde bu gelenek sürüyor mu bilemesem de!

Ortalama seyirci rekorunun ayaktopunun hiç de başat spor olmadığı ABD’deki kupada kırılmış olması bir başka ilginç not olsa gerektir. (Maç başına 68 bin)
Futbol son çeyrek yüzyılda artan hızla yalnız spor olmaktan çıktı. Doksanlı yıllarda futbol çevresinde dönen paranın 225 milyar dolar olduğu düşünülürse günümüzde bu paranın trilyon dolarları çoktan geçtiğini öngörebiliriz. Buna koşut olarak futbol giderek kirlenen, saflığı ve temizliği sorgulanan bir alana dönüştü.

Şu anda yapılmakta olan Rusya Dünya Kupası’nı TV aracılığıyla izleyenlerin sayısı 4 milyar eşiğini zorlamaya başladı. İzleyen çokluğu endüstriyi alana daha çok çekerken günümüzde dünya futbolunun tepe yöneticilerinin adlarının anıldığı sayısız skandal ve yolsuzluk haberi her geçen gün kanıksanır olmaktadır.

5a1fb591d3806c094c673779
Bu alandaki iştahın daha fazla kabartılması da söz konusudur. Örneğin, 2026’dan başlayarak kupanın 48 takımın katılımıyla düzenlenmesi söz konusudur. Bu sayısal değerin anlamı kabaca her 4 ülkeden birisinin kupada boy gösterecek olmasıyla açıklanabilir.
Dünya Kupası v-bugüne dek yalnızca bir kez Asya ve bir kez de Afrika’ya konuk olurken deyim yerindeyse Avrupa-Amerika arasında mekik dokumuş. Rusya’nın evsahipliğinde düzenlenen son kupanın günümüzün yükselen değeri olan bir Avrasya işi olduğunu söylemekte hiç sakınca yok.

2002.jpg

Fotoğraftakilerden birisi kaçak birisi de çiçeği burnunda meilletvekilidir. Epeyce politize bir kadro olduğu söylenebilir.

2002 Dünya Kupası’ndaki üçüncülüğümüzün yanı sıra ele geçirdiğimiz bir diğer unvan Dünya Kupaları tarihinin en hızlı golüdür.

FASTEST GOAL İN WORLD CUP

Rusya’daki maçlara yansıyan bir başka önemli ayrıntı futbolun her geçen gün daha fazla fiziksel güçle oynanır olması, takım oyunun daha çok öne çıkması ve ülkeler arası farkların (en azından turnuva maçlarında) giderek silinmesi olarak özetlenebilir. Bu durumun kişiselliği öne çıkartan, göze daha seslenen estetik zenginliğiyle kendini gösteren Latin Amerika futbolunun kan kaybı anlamına geldiği de özellikle sonuçlara yansımalardan daha iyi fark edilmektedir.

Nostaljiyle başlayan günümüzdeki olumsuzluklarla sonlanan yazıya karşın futbola ilgimin azalmadığını söyleyebiliyorum. Bireyleri olumsuzluklar aracılığıyla futboldan uzaklaştırabilecek öğe çokluğuna karşın ilginin artması da ilginç bir başka nottur. Takım sayısını artırmanın ilgiyi diri tutmada önemli bir etken olduğuna da kuşku yok.

Antiemperyalist tutumuyla tanınan Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun “Gölgede ve Güneşte Futbol”u tam da bugünlerde okunmak için yazılmış gibi…

galeano1

Son sözler bu yazıda Pele, Maradona, Messi,  Ronaldo yoktu diyenleredir! Onları da bu işi bilenler yazsın diyerek sıyrılmak en iyisidir benim için!

messi-pele-ronaldo-maradona-greatest-ever_3279018

 Geçmişe özlemle başladım futbol politikle bitirdim…