İZLANDA’YA ALKIŞ!

Dün geceki maç sırasında ve sonrasında bugüne dek aklımdan geçmeyen bir deneyim yaşadım. Yitirilen milli maçlar hemen her zaman üzüntü kaynağı olmuşken dün gece üzülemediğimi fark ettim.

Türkiye son çeyrek yüzyılda yoğunlaşan bir müşterileşme eğilimi yaşıyor. Üretmeyen, çaba göstermeyen, emek harcamayan ve dolayısı ile de akla ve bilime önem vermeyen bu eğilim her hangi bir nesne gibi başarıyı da parayla satın alabileceğini varsayar oldu.

Süper gibi cafcaflı adlarla anılan futbol ligimizin parasal değeri dudak uçuklatacak denli yukarılarda dolaşıyor. Bu değer patlamasının Türk sporunu her geçen gün komaya soktuğunu, can çekişir duruma sürüklediğini gören az sayıda insanın çığlığı kimseleri uayndırmaya yetmiyor.

Dün akşam üzülemedim! Hatta, kabul etmem gerekirse akıl adına bilim adına ve elbette en yüce değer emek adına sevindim bile! Bu nedenle İzlanda’yı alkışlıyorum.

Biz dün akşamki maçı Eskişehir’de yitirmedik. Son yıllarda ülkemizde futbol adına sergilenen hemen her maç dünkü yenilgimizin öncü bir halkası sayılmalıdır bence. Maç sırasında anlatacak şey bulamayan yorumcunun paylaştığı bilgi bu maçı nerelerde yitirdiğimizi anlatır gibiydi. Geçen haftalardan birisinde oynanan Karabük-GS maçında takımlar sahaya çıktığında top koşturanlar arasındaki Türk sayısı yalnızca 3’müş. Bu durumu Lucescu’nun da maçlarda izleyecek Türk oyuncu göremiyorum serzenişiyle dile getirdiğini anımsıyoruz.

Bir başka bilgiye göre 80 milyonluk Türkiye’nin 7-18 yaş arası okullu nüfusu 20 milyon dolayındadır. Bu kadar zengin insan kaynağını göz ardı edip gündelik başarılar uğruna futbol alanlarımızı pahalı/pahasız ve iyi/kötü yabancılarla dolduranlar ihanet odakları olarak görülmelidir.

Üç yüzbinlik İzlanda’nın 80 milyonluk Türkiye’yi dize getirmeyi alışkanlık haline getirmesi gerçek penceresinden görülmelidir. İzlanda Mucizesi değil de İzlanda Gerçeği’ni merak edenler bağlantıdaki yazıyı okuyabilirler.

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2016/10/10/izlanda-gercegi/

57f89696a781b645f43c8df7

Dün sahaya çıkan Türk takımının oyuncuları tek tek irdelenirse pek çoğunun adının Türk köklerinin yabancı olduğu da anlaşılmış olur. Bir kaç milyon Türk’ün yaşadığı Avrupa’nın da anavatan Türkiye’yi solda sıfır bırakacak bir sporcu yetiştirme etkinliği içinde olduğu görmezden gelinmemeli.

İçimiz kararmışsa kendimizi sıyıralım bu ruh durumundan!

Bu gibi felaketler ilk kez bizim başımıza gelmedi. Çok değil bir kaç yıl önceye dönüp futbol ustası Brezilyalıların kendi evlerinde Almanlar karşısında yaşadığı hezimeti anımsayalım.

Çözümsüz müyüz? Elbette hayır!

İnsanınmıza spor yapma olanağı verirsek başarı ve beceri göstereceklerdir. Futbol ya da başka bir alanda ileri gitmek ya da geride kalmak bir tercih sorunudur. Üç yüz binlik İzlanda futbolda aşama yapacağım ve ileri gideceğim dediyse ve bunu başardıysa 80 milyonluk Türkiye’nin önündeki engeller devede kulaktır.

Futbolumuz ne yazık ki tarihin en çorak dönemlerinden birisinden geçiyor.

Altınordu Futbol Kulübü çölde vaha örneği bir pırıltı sunuyor bizlere!

Bugün adları büyük eylemleri cüce futbol büyüklerimizin son yıllarda yetiştirdiği tek önemli futbol yıldızı sayabilir misiniz? Sayamazsınız! Çünkü, hepsi günün hastalığı olan parayla başarıya ulaşma histerisi içindedir. Parlak başarıları emek harcamadan elde etmeye çalışanların altyapı, futbolcu yetiştirme ve dişiyle, tırnağıyla kazıma gibi bir kaygısı olamaz. Milli başarı için öncelikle kulüpler düzeyindeki sefalete son verilmelidir. GS, FB, BJK ve TS başta olmak üzere futbolumuzun sözde büyükleri dün geceki hezimetin önde gelen ama adları anılmayan sorumlularıdır.

Altınordu’ya dönersek!

AltinorduLogo

İttihatçı köklere sahip bu tarihsel kulübümüz günümüzde sergilediği tutum ve stratejiyle özelde futbolumuzun, genelde sporumuzun gereksindiği modeli ortaya koyuyor.

“İYİ BİREY, İYİ VATANDAŞ, İYİ FUTBOLCU!” diyen Altınordu’nun kadrosunda tek yabancı futbolcu bulunmadığını anımsatmakta yarar var!

Bir kaç ay önce Milli Takım uçağında babası yaşındaki gazeteciye sille, tokat girişen sportif namus yoksunluğu Milli Takım’ın baştacı ve umut kaynağı olmayı sürdürüyorsa bu işte büyükçe bir yanlışlık var demektir.

Baştan aşağı yenilenme ve küllerinden doğma gerekliliği ortadadır.

Dün akşam yitiren formalarında hak etmedikleri bir onurla ayyıldız taşıyan futbolcu müsveddelerinin nezdinde beceriksiz futbol yönetimiydi. Üzülenler varsa bu gerçeği unutmasınlar!

Dün akşam kazananlar aklı, bilimi, çabayı ve emeği öne koyan iyi bireylerdi! Bu güzel insanlar bizim formamızı giymemiş olsalar da kutlanmayı, alkışlanmayı fazlasıyla hak ettiler.

“ALKIŞLAR İZLANDA’YA!”

KUPA SLAVYA’DA KALACAK

eurobasket
İki haftadır süren Avrupa Basketbol Şampiyonası Pazar günkü finalle sona erecek. Kupayı kimin kaldıracağı belli olmasa da SLAVYA’ya gideceği şimdiden bellidir.
Dün akşam Slovenya’nın İspanya efsanesine son vermesiyle meydan Slavlara kalmış oldu. Bu şaşırılacak bir durum değil. Slavların basketboldaki başarı ve yatkınlıkları bu şampiyonada çok da ezici bir Slav egemenliğine yol açtı demek yanlış olmaz.
Yugoslavya paramparça edilse de basketbol başarıları ortadan kaldırılamadı. Hatta, baştaki dert geçmişte yalnızca Yugoslavya iken günümüzde bu sayı artmış oldu.
Slovenya’nın ispanya’yı yerle bir eden başarısı kuşkusuz hayranlık uyandırıcı.
Bu başarı aracılığıyla birkaç milyonluk ülkenin eldeki insanına kitle sporu yaptırması karşısında 80 milyonluk Türkiye’nin kendi gençlerine basketbolu yasaklaması gerçeğiyle karşı karşıya gelmiş olduk.
1/16 maçında İspanya’ya karşı yitirmemiz sonrasında görsel ve yazılı basında yapılan hamaset dolu yorumlar gülümsetirken düşündüren nitelikteydi. Yüreğimizi koymuşuz bu maçta meğer. Bir sonraki şampiyonada herkes bizden korkmalıymış. Bu gibi soyut başarılar ödülle karşılık bulursa adımızdan söz ettirebiliriz ancak.
Yandaşlaştırma eğilimi basketbolu göz ardı edecek değildi. Bu furyada Hidayet Türkoğlu TBF Başkanı oldu. Hidayet Türkoğlu sportif kariyeriyle kendini kanıtlamış bir ad kuşkusuz. Ancak, bu başarının yönetsel ortamda yinelenmesi gibi bir güvence olmadığı da akıldan çıkartılmamalı. Yandaşlığı bir yana, Hidayet Türk basketboluna bir şeyler verebilir, bir takım hastalıklardan kurtulunmasına katkıda bulunabilir.
İşe Türk gençlerinin önündeki yasağı kaldırmakla başlarsa yol alabilir. Yok eğer, bizler Türk basketbolcuları kulüplerimizde mumla aramayı sürdürürsek bir sonraki şampiyonada da yüreğimizi koymakla, gönülleri fethetmekle yetiniriz.
Bu akşamki Sırbistan-Rusya maçı da en az Slovenya-İspanya maçı kadar heyecanlı geçecektir. Geçtiğimiz yıllardaki bocalamayı aşmış görünen basketbol devi Rusya ile basketbol markası Sırbistan’dan hangisi elenirse elensin herkes üzülecektir. Bu maçta Sırbistan kazanırsa kupa Yugoslavya’da kalmış olacaktır. Rusya kazanırsa Pazar akşamı Doğu Slavları mı yoksa Güney Slavları mı kupayı kazanacak sorusunun yanıtı belirlenecektir.
Türkiye kulüp takımları aracılığıyla Euroleaugue ya da bir başka Avrupa kupasını kaldırabilir. Ama, bugün geçerli olan yabancı oyuncu serbestisinde üstelersek Milli takım düzeyindeki silinmemiz bir sonraki şampiyonada da sürer.
Seçim bizlerin…

SPOR MEDYAMIZ

taipeiMilli Takım Teknik Direktörlüğü’ne getirilen Lucescu’nun çığlığı : “Milli Takım’a oyuncu seçmek için maçlara gidiyorum. Türk futbolcuyu ara ki bulasın!”
Geçenlerde bir gazeteye haber olmuştu. Maça 9 yabancı, 2 yerli futbolcuyla çıkan takımlarımız var. Takımların bütçesi sıkıştıkça Türk futbolcu sayısı artıyor. Neredeyse ekonomik darlığa düşmelerini dilemek geliyor insanın içinden. Yerli takım söz konusu olunca Altınordu’yu anmadan geçmek haksızlık olur. Yüzde yüz yerli takım kurmanın olası olduğunu gösterdikleri için teşekkür etmeliyiz onlara. “İYİ VATANDAŞ, İYİ BİREY, İYİ FUTBOLCU!” şiarı son derece önemli.
Sporumuzun hallerinden elbette yönetenler sorumlu. Onları da önce utanmaya sonra bu durumu düzeltmeye çağırmak gerekiyor.
Medyanın sorumluluğu da az değil elbette.
Gece, gündüz futbol geyiğiyle zaman öldüren zaten kavga dövüşle bezeli gündelik yaşamımıza akıldışı yandaşlık dayatmasıyla yeni gerilimler taşımaktan başka işe yaramayan bu programların sporumuza beş paralık katkısı yok ne yazık ki!
Türkiye’de Türk futbolcu sıkıntısı yaşanırken Almanya’nın Türk futbolcu yetiştiren bir tarla işlevi görmesi de bir başka ilginç nottur.
Futbol dışı sporlara medya ilgisizliği de hıyanete varan boyuttadır.
Şu günlerde Tayvan’da UNIVERSİADE (Dünya Üniversiteler Olimpiyatları) yapılıyor. Bundan 12 yıl önce bu düzenlemeye İzmir’in ev sahipliği yaptığını hatırlayalım. Türk sporcular bu oyunlarda ülkemizi temsil ediyorlar.
Bırakalım televizyonlarımızın bu önemli spor olayından canlı yayın yapmasını. Söz edildiğini, sporcularımızın başarılarının haber edildiğini duyan var mı?
Üşenmedim!
UNIVERSIADE internet sitesine girdim.

Eskrimde Enver Yıldırım’ın kazandırdığı 2.lik son derece değerli

Üniversiteli gençlerimizin 3000 metre engelli kadınlar koşusunda altın ve bronzla çifte madalya aldığını, bir eskrimcimizin final oynayarak gümüş madalya kazanarak kürsünün ikinci basamağına çıktığını, okçularımızın ciddi başarılar elde ettiklerini gördüm. Tekvandocu gençlerimizin her renkten madalyalı ciddi başarıları var. Bir yüzücü kızımızın bronz madalya elde etmiş olduğunu sevinerek fark ettim. Özellikle, yüzme gibi öteden beri başarıya hasret kaldığımız daldaki bu madalyanın çok değerli olduğunu düşündüm.
 Saçma sapan, akıldan ve gerçeklikten yoksun futbol geyiklerine tomarla para yatıran medyamızın olimpiyata eşdeğer bu spor olayını görmezden gelmesi medyaya zaten azalmış olan saygımın daha da aşınması sonucunu doğurdu.
 Yazıktır, ayıptır, günahtır…

BİR KUTLAMA, BİR KINAMA, BİR UMUT

8404066
Türk futbol geçmişi açısından tarihe geçen bir gece yaşadık! Belçika’nın Club Brugge takımı bugüne dek Türk takımları karşısında yenilmeme unvanını İstanbul’da Fatih Terim Stadı’nda bıraktı!

Doğrusunu isterseniz Başakşehir hem geçen hafta hem de bu gece iyi futboluyla teşekkürü de kutlamayı da hak etti. Uzunca zamandır bir Türk takımının yabancılarla maçında hop oturup hop kalkmadık. Hele bu gece deyim yerindeyse maçı göbeğimizi kaşıyarak izledik.

Maça ilişkin söyleşiler televizyonlarda izlenecek, ağdalı yazılar ise gazetelerde okunacaktır. Bu nedenle maça ilişkin sözlerimizi burada bitirelim.

Yazının başında adını andığımız Fatih Terim pek çoğunuzun içini cız ettirmiş olmalı. Kebapçı Fatih’inin elbette milli takımın başından uzaklaşması gerekliydi. Ancak, bu uzaklaş(tır)ma cüzdanını şişirmeye devam etmemeliydi. Kamu vicdanı bir kez daha derinden yaralandı bu gelişmeyle.

fatih-terim-issizlik-maasi-tazminat

Milli takım ününe ün katmışların parasına para kattığı yer olmaktan çıkartılmalı. Hem de ivedilikle! Bunun yerine milli takım geleceği olanların boy göstereceği yer olabilir. Parasal kazancın bu düzeylere erişmesi milli görevle de bağdaşmaz!

Bir söz de bir yerlere ad vermeye ilişkin edelim!

Dirilerin adlarının bir yerlerde yaşatılmaya başlanması doğal olarak yüksek riskli bir davranış. Fatih Terim’in adını Başakşehir’deki stada verirken günün birinde kebapçı Fatih’i olarak ünleneceğini öngöremeyebilirsiniz. Aslında, bu tür davranışların yaygınlaşarak aramızda dolaşanların adlarının ölümsüzleştirilmesi pek çok saatli bombanın bir yerlere yerleştirilmesi olarak da düşünülmelidir. Neredyse adı bir yerlere verilen dirilerle ilgili bir çam devirmese de başımıza dert açmasa yakarışı yapasımız gelecek!

Fatih Terim kadar Türkiye Futbol Federasyonu da sorumludur ortaya çıkan tablodan! Fatih Terim bulunmadık Bursa kumaşı mıdır ki işine son verildiğinde cebini dolurmayı sürdürsün! Parası bol sorumluluk duygusu ve vicdanı kıt bir kurumun yarattığı saadet zincirine örnektir.

Adı bugüne dek her fırsatta imdat diyen büyük takımlarımızla anılan Lucescu milli takımın başına geçirilmiş. Doğru ve yararlı olması beklenebilecek bir seçim! TFF günah mı çıkartıyor ne!

5181010jpg78CGKfKt

Günün modası oldu! Görevden ayrılan helallik isteyip başlıyor yeni yaşamına! Fatih Terim helallik istese sonuç ne olurdu dersiniz?

Başakşehir’e kutlama, Fatih Terim’e kınama yakışır…

Çalışkan bir futbol emekçisi tablosu çizen Lucescu’yla umutlanmak dileğiyle…

ŞAN, ŞÖHRET, PARA VE TATLI HAYAT…

arda_turan_ridvan_7743

Türkiye, gündem değişikliğinin an meselesi olduğu ülke olma konumunu bir kez daha sağlamlaştırdı. Arda TURAN’ın milli takım uçağındaki gazetecinin boğazına sarılması son birkaç günün başat gündem maddesi oldu.
Arda TURAN, pırıltılı yaşam özlemiyle yanıp, tutuşan yüz binlerce gençten birisiydi. Bu seçkin konuma erişebilen şanslı gençlerden pek azından birisi olarak dorukta bulunmanın tadını çıkarttı, çıkartıyor(du) son yıllarda. Hakkını vermek gerekirse Avrupa’da tutunmasını da bildi. Atletico Madrid ya da Barcelona gibi bir kulüpte değil futbol oynamak, antrenmana çıkmak bile iyi, kötü yetenek gerektirir.
Avrupa’da tutunarak lümpen kültür tutsaklığından kaynaklanan eksilerini unutturduğu bile söylenebilir.
Önemsiz olduğu kadar berbat bir maçın ardından sergilediği saldırganlık TBMM kürsüsüne varıncaya dek pek çok ortamda konuşulmaya değer bulundu.
Öyle ki, Rıdvan Dilmen işin içine doğrudan siyaset karıştırmaya vardırdı işi.
Fiziksel şiddet sergileyen Arda TURAN’ın bu kabul edilemez davranışını görmezden gelerek EVETÇİ olmasının bedelini ödediğini bile söyleyebildi.
Bütün bunların HAYIRCI olduğu için başına geldiğini söylese akla yatkın bulunabilirdi. Üzerinden çok geçmedi referandumun. Türkiye’de HAYIRCI olmak mı yoksa EVETÇİ olmak mı daha riskliydi? Bu sorunun yanıtı Rıdvan DİLMEN’in başını önüne eğmesine yeter de artar bile.
Diğer yandan, Rıdvan DİLMEN’in toplumdaki ayrılığı derinleştirici söylemlerde bulunduğunu söylemek de pekâlâ olasıdır.
Hatta, Türkiye’de bölücülüğün dağda silahla düz ovada ise elde kalem ya da dilde sözle yapıldığı bu örnek aracılığıyla ortaya çıkmıştır. Oysa, her şeye karşın Türkiye’de insanlar EVETÇİ’siyle, HAYIRCI’sıyla birlikte yaşamayı sürdürmektedir. Günde birkaç kez yolculuk yaptığımız kentiçi kitle taşıma araçlarında yanımda oturan ya da ayakta duran bir başkasının EVETÇİ mi yoksa HAYIRCı mı olduğunu sorgulamak pek çoğumuzun aklından bile geçmezken; Rıdvan DİLMEN adlı futbolculuğu alabildiğine başarılı ama teknik adamlığı ve spor yorumculuğu ters orantılı berbat birinin ipe, sapa gelmez sözleriyle uğraşmak da bir o kadar acı vericidir.
Lümpen kültürün tutsağı Arda TURAN’ın yaptığının bedeli hiç kuşkusuz milli formayı daha fazla kirletmesinin önüne geçmek için bulunduğu konumdan uzaklaştırılmasını gerektirir. Rıdvan DİLMEN gibilerine ise böylesi bir yaptırım söz konusu olmaktan uzaktır.
Haydi Rıdvan DİLMEN’e işverenler!
Utandırın bizi…

DÖRTLÜ FİNALİN ÇÖZÜMLEMESİ

imagesDörtlü finalde bu yıl Fenerbahçe’yi üst üste 3. kez izliyoruz. Yarınki finalde kupaya uzanması içimizden gelen dilek. Zeliko Obradoviç Avrupa’nın özgeçmişi en kalabalık ve elbette kariyerli koçu. Kupaya uzanmak onun açısından sıradan bir durum.

Obradoviç’in bir başka özelliği de gençlere önem vermesi. Bununla yetinmeyip gençleri özendirip, takıma yerleştirmesi. Fenerbahçe’deki ilk yıllarında bu özelliğini de öne çıkartmıştı.

Bu yılki dörtlü finalde ülkesiyle bağları en gevşek olan takımın da Fenerbahçe olduğunu saptamak durumundayız. Koçu bir Sırp. Oyuncuları Çek, Amerikalı, Sırp, Makedon, Yunan, İtalyan. Onlara eklenen iki Türk. İşin ilginci kadrodaki 2 Türk dün akşamki maçta değil dakika, saniye süre almadılar. Hem ilginç hem de düşündürücü bir durum.

Kuşkusuz yine sevineceğiz ve belki gururlanacağız. Ama, düşünmekten de alamayacağız kendimizi.

Günümüz dünyasında başka alanlarda olduğu gibi sporda da çokulusluluk kaçınılmaz bir durum gibi görünebilir. Ama, oluşturulan yıldızlar karmasına bir tek Türk oyuncu eklenememiş olması üzerinde düşünülmeye değer bir durum olsa gerek.

Örneğin, dörtlü finalin diğer takımlarından CSKA’da Ruslar var, süre de alıyorlar. Real Madrid keza öyle. Koçu da İspanyol.

Fenerbahçe’nin finaldeki karşıtı Olimpiyakos dörtlünün içinde kendi ülkesiyle en özdeş takım. Koçu Yunan olduğu gibi takımın önderi ve takıma önemli katkılar koyan oyuncular arasında Yunan olanlar birden fazla sayıda.

Bu açıdan bakıldığında dörtlü finalin en başarılı takımı yarın akşam belli olacak belki. Ama, en başarılı ülkenin Yunanistan olduğunu şimdiden söylemek olasıdır.

Obradoviç’in doğasıyla ve geleneğiyle ilişkisi olmayan bu durumun bir nedeni Fenerbahçe yönetiminin mutlaka kupa alınmalı isteği olabilir. Fenerbahçe’deki ilk yılında gençlere açıklığıyla bilinen Obradoviç’in bugünkü durumu başka türlü açıklanamaz.

Obradoviç gibi bir koç Türkiye’de yıllarını geçirirken hem Fenerbahçe’nin hem de Türk basketbolunun ondan olabildiğince yararlanması gerekir(di).

Pırıltılı başarı öncelenince ortaya çıkan manzara bu şekilde oluyor. Ülkeye ve ülke insanına odaklı tutum paha biçilmez kazanç sağlasa da izleyiciyi doyurmaktan uzak kalabiliyor.

Bu saptamanın doğruluğu tartışılabilir. Ama, en azından benim izlenimim budur. Önemli bir spor adamının Türkiye’ye ve Türk sporcusuna da katkısı olması gerekir.

İZLANDA GERÇEĞİ

Daha bir kaç ay önce gözler önüne serilmişti İzlanda gerçeği! Avrupa Futbol Şampiyonası’nda bu küçük ülkenin ortaya koyduğu başarı futbol yorumcusu Hasan ŞAŞ’ın cehaletini çıkartmıştı açığa! Futbol yorumcularının eski futbolculardan olması zorunluluğunun duvara çarpmazı kaçınılmazdı.

5064915

Dünkü İzlanda-Türkiye maçından sonra hemen her ortamda yapılan yorum kılıklı cehalet manifestolarına bakılırsa duvara çarpması gereken epeyce insan vardır ülkemizde. Sokaktaki vatandaştan, televizyondaki yorumcuya uzanan yelpazede sayısız kişinin okumadığı, araştırmadığı ve buna bağlı olarak da cehaletini sergilemekten geri durmadığını bir kez daha şaşırmaksızın izliyoruz.

Neymiş efendim!

Üç yüz bin nüfuslu ülkeye nasıl yenilirmişiz?

Futbol sahada 11’er kişiden oluşan takımlar arasında oynanmaktadır. Ülkenin kahvehanelerinde akıl yürüten, bilmediğini bilmeyenler topluluğunun futbolla ilişkisi izleyicilikten öteye geçmemektedir.

Sıcak yaz günlerinden birinde İzlanda üzerine yazılmış bağlantıdaki yazı okunursa İzlanda Gerçeği’nin “mucize” ya da “rastlantı” nitelemelerinden fazlasını hak ettiği bilmem anlaşılabilir mi?

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2016/06/28/ates-buz-ve-izlanda-mucize-mi/

Milli futbol takımımız ne zaman duvara toslasa aynı nakarat yinelenmeye başlıyor. Konu futbolcuların ve onların başındaki Türkiye Futbol Direktörü’nün (bu sorunlu direktörlük nitelemesi de bi başka yazıyı hak ediyor ya) cebine giren parayla ilgili oluyor kaçınılmaz şekilde.

00fe22373f7c2f864524c69b1f5c2318_izlanda-turkiye-maci-ne-zaman-saat-kacta-hangi-kanalda-canli-yayinlanacak_csfqmqpiuucnbxby6khmcgjpg_610x375

Fatih Terim adlı futbol ilahının cebine giren servet kendiliğinden mi çıkmaktadır TFF kasasından? O paraları onun cebine boca eden birileri yok mudur? Neden onlar bu tartışmadan bağışık tutulmaktadır?

Bir konuya dikkat!

İzlanda adlı haritadaki yeri bile pek çok kişi tarafından gösterilemeyecek ülkeciğin futbol konusunda yaptığı atılımlar bir yanda, Türkiye’nin gündemine damga vuran gündelik söylemler diğer yanda!

Evlatlarımızı uyuşturmak için Arapça’ya varıncaya dek sayısız parlak buluşun yaşama geçirildiği ya da devlet memuru olacaklara Reis’in sorulduğu yerde ülkemiz, ordumuz tehdit altındayken, Milli Futbol takımının başına gelenin sözü mü olur?

Bileşik kaplar kuramı gereğince yerlerde sürünen bir ülkenin futbolda doruklarda gezmesi olası mı?

Her alanda reislere olanak veren, sıcak bakan yerde futbol reisimizin karizmasını çizmek İzlanda’ya kısmet oldu bir kez daha!

Olumsuzluktan olumluluk çıkartmak gerekirse çürümüş, kokuşmuş, yağmacı yapının ağır yara alması şaşırtıcı değildir. Ayyıldızın saygınlığına gölge düşmese bu yazıyı yazmaya bile gerek olmazdı…

Aklın aşağılandığı, yerle bir edildiği ülkenin aklını kullanan İzlanda’dan aldığı futbol dersi keşke çok daha büyük ölçekte algılansa; kıssadan hisseye dönüşse demek geliyor insanın içinden!

Ceyhun Balcı, 10.10.2016