SKANDAL(!)

SKANDAL(!)

Skandalı bol bir ülkede yaşıyoruz. Basınımız skandal haberleriyle dolup, taşıyor. Geçen hafta İzmir sağlıkta skandal(!) haberiyle kim bilir kaçıncı kezsarsıldı.Doğal olarak bu haberbaşka bir çoğu gibi basında öne çıkartıldı. Haberin öne çıkartılmasına değil ama; işleniş biçimine ve altında yatan nedene ilgisiz kalınmasına itirazımız var!

 

Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ege Doğumevi’nde bir odada iki ameliyatın aynı anda gerçekleştirilmesi skandala konu olan haberdi. Öncelikle vurgulamakta yarar var! Bu, arzulanan bir durum değildir. Ancak, neden böyle oldu sorusuna yanıt aramanın da görevimiz olduğunu anımsatalım!

 

Sayısal verilergerçek nedene ulaşmamıza yardım edecektir. İzmir’de içinde bulunduğumuz yılın ilk sekiz ayında 35.000 (otuz beş bin) bebek yaşama merhaba demiş. Bu doğumların beşte biri “skandal(!)” yaşanan kurumda gerçekleşmiş. Bebeklerin % 60’a yakını Sezaryen’le dünyaya gelmiş. Sezaryen demek ameliyat demek!Ameliyat da ameliyathane gerektiriyor. Ege Doğumevi’nde içinde bulunduğumuz yılın ilk sekiz ayında gün başına ortalama 20’yi aşan Sezaryen girişimi yapılmış. Bu değer 2012’de 15 dolayındaymış.

 

Bu denli yoğun doğum işyükü altındaki hastanenin başka bir çok alanda nitelikli ve nicelikli bir hizmet sunmakta olduğunun yakın tanığıyız. Pek çok Sezaryen girişiminin de acil gereklilik sonucu uygulanmakta olduğunu unutmadan ekleyelim.

 

Örnek olması bakımından yararlı olacaktır. Kentimizdeki bir başka eğitim ve araştırma hastanesinde yine 2013 yılının ilk 8 ayında gerçekleşen doğum sayısı 300 (üçyüz)’dür. Bu olguların üçte birini Sezaryenle doğumlar oluşturmaktadır. Ege Doğumevi’nde gün başına düşen 20’yi aşkın Sezaryen’e karşılık bu kurumumuzda 2-3 günde bir Sezaryen’le doğum gerçekleşmiştir.

 

Sayılar her şeyi bütün çıplaklığıyla ortaya koymuş olmakla birlikte biz yine de adet yerini bulsun diye sözü bağlayalım. Kentimizde ve özellikle de metropol sınırları içinde olguların kurumsal dağılımının yetersiz değil, son derece kötü olduğunu bu sayısal değerlere bakarak kolaylıkla söyleyebiliriz.

 

Tam da burada akla gelebilecek bir soruya da yanıt vermekte yarar var. Günde ortalama 20’yi aşkın Sezaryen yükü altında ezilen Ege Doğumevi’nin bu işyükünden hastaları başka bir kuruma yönlendirerek kurtulması da ne yazık ki olanaksızdır. Ege Doğumevi son başvuru noktasıdır ve başvuran hastaları sonuçlandırmaktan başka seçeneği yoktur.

 

Bu kurumda çalışan başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının eleştiri bir yana; özverili ve insanüstü çalışmalarının karşılığında kutlanmayı hak ettiklerinin de altını unutmadan çizelim!

 

Şimdi sıra etkili ve yetkililere seslenmeye geldi!

 

Kurumun birisinde günde 20’yi geçen Sezaryen girişimi yapılırken kuş uçuşu bir kaç kilometre ötedeki diğerinde bir kaç günde bir Sezaryen yapılıyor oluşu akılcı bir durum olmasa gerektir. Ancak, bu akıldışı durumun acı gerçeğimiz olduğu da ortadadır.

 

Şimdi anlatabilmiş olmalıyız bir salonda iki ameliyatın aynı anda yapılması zorunluluğunun altında yatan nedeni! Sorun, olguların kurumsal dağılımında dengenin sağlanmasıyla kolaylıkla çözüme kavuşturulabilecektir. Hiç kuşkusuz bu dağılım dengesizliğinin de altında yatan nedenler vardır Ancak, bu nedenlerin hiç birisi giderilemez ve ortadan kaldırılamaz boyutta değildir.

 

Sonuç olarak, öne çıkartılan, skandalla yaftalanan bir odada iki ameliyatın aynı anda gerçekleştirilmesi olgusu, savunulabilir ve çağa uygun bir uygulama değildir. Olguların kurumlara dağılımındaki dengesizlik bu istenmeyen durumu kaçınılmaz kılmaktadır. Olaya bir de bu açıdan bakılması gereğini kamuoyunun bilgisine sunarız.

,

Yaprak Dökümü

 

Geçtiğimiz hafta iki önemli ve yeri doldurulamaz değerimizi ardışık olarak yitirdik. Oynadığı rolle özdeşleşen Tuncel Kurtiz gerçek adıyla olduğu kadar özdeşleştiği rolleriyle tanındı ve şu anda o rollerdeki adlarıyla da anılıyor.

 

Ramiz Dayı’nın yokluğuna alışamadan on parmağında on hüner Turgut Özakman’ı yitirdiğimiz haberiyle sarsıldık. Künyesinde tiyatrocu, yazar, tarihçi, Cumhuriyetçi, Atatürkçü unvanlarını başarıyla taşıyan Turgut Özakman yakın tarihin belleklerimize çivilenmesinde önemli işlev görmüştü.

 

Her ikisi için de öldü nitelemesini seslendirmekten kaçınıyoruz. Hem Tuncel Kurtiz hem Turgut Özakman gönül tahtlarımızdaki yerlerini çoktan aldılar. Çok iyi biliyoruz ki; yaşamları boyunca yaptıkları gibi aramızdan ayrıldıktan sonra da bizleri aydınlatmayı sürdürecekler.  Böyle insanlar ölmezler! Olsa olsa, bizleri bedensel varlıklarından yoksun bırakırlar.

 

Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz!

 

Ceyhun BALCI, 02.10.2013, Yurt Ege

ÜÇ TIBBİYELİ

ÜÇ TIBBİYELİ

 

Bu hafta köşemize üç “Tıbbiyeli”yi konuk ediyoruz.

 

Konuklarımızın ilki Prof Dr Coşkun ÖZDEMİR!  Şanlıurfa 1929 doğumlu. Nöroloji uzmanı. Sayısız meslektaşımızın hocası. Farklı deyişle hocaların hocası! Bir yandan hocalık yapmayı sürdürürken diğer yandan aydın ihanetine uğrayan ülkesinde aydın olabilmeyi ve çevresine ışık saçabilmeyi başarabiliyor. Coşkun Özdemir hoca nörolojinin önemli alanlarından kas hastalıkları konusunda yetkinleşmiş. Günümüzdeki baş döndürücü gelişmelere karşın ne yazık ki tıp kas hastalıklarının köktenci tedavisini henüz bulabilmiş değil.

 

Buna karşılık bu umarsız hastalığa yakalananlara hiç bir şey yapılamıyor da denilemez. İyi bakım koşulları sağlanarak, hastalar ve hasta yakınları bilinçlendirilerek sağkalım süresi olabildiğince uzatılabiliyor. Böylelikle, her geçen gün engelli olma yolunda ilerleyen hastaların toplumsal yaşama katılması da sağlanabilmiş oluyor!

 

Coşkun Özdemir 1978’de kuruluşuna öncülük ettiği Türkiye Kas Hastalıkları Derneği (KASDER) aracılığıyla hastalara ve yakınlarına hizmeti bir başka koldan da sürdürmüş. Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına dernek olduğu onaylanan böyle bir kuruma yine kamunun sahip çıkması, yardımcı olması ve hiç olmazsa gölge etmemesi beklenmez mi?

 

Bu soruya evet yanıtı verememek başlı başına acı verici bir durum!  Ne ilginçtir ki; geçmiş dönemlerde belediyelerin esirgemediği destek son yıllarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi kösteğine dönüşmüş durumda.

 

Geçtiğimiz günlerde olimpiyat serüveni yaşamış olan İstanbul’un belediyesi bu düzenlemeye gösterdiği ilginin pek azını bile KASDER’e gösteremiyor. Başka deyişle, olimpiyat evsahipliğine heveslenmiş olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi KASDER’i Yeşilköy’de kullanmakta olduğu belediyeye ait yapıdan çıkartıp sokağa terk etmeyi düşünmekte sakınca görmüyor.

 

Olay İstanbul’da yaşansa da, Türkiye’deki sayıları 100 bin dolayında olan kas hastaları ülkenin her köşesinde yaşamakta. İzmir’de de şubesi olan derneğin İzmir’deki kas hastalarına kol, kanat germe konusundaki duyarlılığının yakın tanığıyız.  Bu nedenle, KASDER’in başına gelenlerden kentimizde yaşayan hasta, hasta yakını ve kentlilerin haberdar olmasında yarar var düşüncesinden yola çıkarak bu kabul edilemez durumu paylaşmış oluyoruz!

 

 

 

 

Köşemizin bu haftaki ikinci konuğu kentimizden. İzmir Tabip Odası üyesi Prof Dr Süleymen KAYNAK! Süleyman KAYNAK hocamızın sıradışı etkinliği dolayısı ile önemli bir olguya değineceğiz! Süleyman Kaynak hoca da ışığını ve ilgisini hekimliğin ötesine taşıyanlardan. Bir şekilde karşısına çıkan fırsatı değerlendirmekten kaçınmayan, “benim görevim değil” demeyenlerden.

 

Geçtiğimiz günlerde İngiliz Avam Kamarası’na konuk olan Dr. Süleyman Kaynak Türkiye’de yaşama geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı farklı bir bakış açısıyla irdelemiş. Bugüne dek uygulayıcılarının tek yanlı güzellemelerine konu olan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ilgili olarak yine uygulayıcılarının kaleme aldığı olumlayıcı yazıların dünyanın saygın dergilerinde yer bulduğunu düşündüğümüzde sürecin tek taraflı bir propaganda bombardımanına dönüştüğünü söylemek abartılı bir saptama olmayacaktır.

 

Her ne kadar, Türkiye’de sağlıkta dönüşüm ile birlikte nicelik patlaması yaşandığı sayısal değerlerle ortaya konmuş olsa da, her bir Türk yurttaşının yılda 8.2 kez hekime başvurduğu bilinse de, acil servis gibi ciddi ve yaşamsal bir hizmet alanının 90 milyon/yıl başvuru aldığını saptasak da bu önemli bilgilerin topluma iletilmesinde güçlük çekmekte olduğumuz kesindi.

 

Prof Dr Süleyman Kaynak İngiliz Avam Kamarası’nda sunum yaparak bir yandan İngilizleri bilgilendirirken; diğer yandan da Türk kamuoyunu aydınlatmış oldu.  Bu sıradışı etkinliğin basında kendisine yer bulmuş olması; bilinip de anlatılamayanları, saptanıp da söylenemeyenleri ortaya koyarak kendisinden bekleneni fazlasıyla yerine getirmiştir.

 

Sağlıkta nicelik artarken, dibe vuran nitelik konusunda çırpınan duyarlı kesimlerin işini kolaylaştırdığı, toplumu gereksinim duyduğu bilginin aydınlığıyla buluşturduğu için Prof Dr Süleyman Kaynak’a  teşekkür borçluyuz.

 

*******************

 

Üçüncü konuğumuz da İzmir Tabip Odası üyesi. Dr Melek Sedef GÜRYAY,  ne yazık ki sağlık ortamının ayrılmaz parçası olma noktasına gelen şiddet deneyimi yaşayan hekimler kervanına katılmış. İzmir Tabip Odası’nın üyeleri arasında gerçekleştirdiği bir sormaca (anket) sonucuna göre her iki hekimden birisi meslek yaşamı boyunca şiddetle karşılaşmaktadır. Sözel şiddet kurbanı meslektaşımız kararlı davranıp, olayın üstüne gidince mahkemeye gidilmeksizin uzlaştırıcı aracılığıyla küfürbaz hastasından ödence (tazminat) alma fırsatı yakalamış.

 

Tam da bu aşamada meslektaşımız siz okurlarla paylaşmamızı gerekli kılan son derece saygıdeğer bir davranış sergilemiş. Kazandığı ödenceyi, Nisan 2012’de tedavi ettiği bir hastasının yakını tarafından Gaziantep’te silahlı saldırıya uğrayan ve ne yazık ki; yaşama tutunacak kadar şanslı olmayan Dr Ersin ARSLAN adına verilmekte olan öğrenci bursunda kullanılmak üzere Gaziantep Tabip Odası’na bağışlamış. Dr Melek Sedef GÜRYAY’ı hem kendisine yönelen şiddet karşısındaki dik duruşu hem de bu dik duruşu ile kazandığı ödenceyi bir başka şiddet kurbanı meslektaşımızın anısına kullanılmak üzere bağışlayarak sergilediği erdemli ve saygıdeğer davranışı nedeniyle kutlamayı ve sizlere duyurmayı unutamazdık!

 

Türkiye’de hekimliğin ve hekimlerin tarihten gelen duyarlılık, insancıllık ve yurtseverlik davranışı sergileme geleneğine sahip olduğunu anımsadığımızda; bugünkü yazımıza konu olanların pek çok benzerinin yaşandığını, yaşanmakta olduğunu ve yaşanacağını kolaylıkla söyleyebiliriz.

 

Hekimler, içinde bulundukları ve varlıklarını borçlu oldukları toplumun birer parçası olarak halka hizmeti hekimlik alanı dışında da sürdürerek toplumsal sorumluluklarının gereğini yerine getirme geleneğine sahip çıkacaklardır.Çünkü, Tıbbiyeli olmak hekim olmanın da ötesinde biraz da böyle bir şeydir!

 

HEKİMLER TEYAKKUZDA

HEKİMLER TEYAKKUZDA
Değerli Yurt okurları,
 
Bundan böyle her Çarşamba günü bu köşeden sizlere sesleneceğiz. İzmir Tabip Odası yönetiminde yer alan bizlerin imzasıyla yayımlanacak olan yazılarımızın kişisel olmaktan çok kurumsal düşünceler içereceğinin altını şimdiden çizmekte yarar görüyoruz.
 
Bu köşeden sizlere seslenme fırsatı veren Yurt gazetesine şimdiden teşekkür ediyoruz.
 
İzmir Tabip Odası on bine yakın üyesiyle kentimizin önde gelen meslek örgütlerinden birisidir. Çatı örgütü TTB (Türk Tabipleri Birliği) olan odamız 6023 sayılı yasayla kurulmuş bir kamu kuruluşudur. Doğal olarak varlık nedenimiz hekimler olduğuna göre onların her türlü sorunu ve güçlüğü öncelikli ilgi alanımızdır. Ancak, toplumcu bakış açımız gereğince sağlık ortamındaki her türlü sorun ve gelişmenin de ilgi alanımızda olduğunu eklemekte yarar görüyoruz. Hatta, hekimlere ait olduğu düşünülen pek çok aksaklık ve sorunun gerçekte topluma da ait olduğunu, toplumun sorunlarından ayrı düşünülemeyeceği kanısındayız. Bununla bağlantılı olarak, sağlık ortamına geniş açılı bir bakıştan yanayız. Sonuç olarak, hekimlere ait her sorunun, sağlık ortamındaki her aksaklığın toplumsal bir izdüşümü olduğu inancındayız.
 
Bu köşede hekimler yazacak!
 
Hekimlerin günlük meslek uygulamalarında en öne koydukları davranış nedene yönelmektir. Bunu yapmadıkları sürece hekimliğin de hekimin de başarılı olması söz konusu olamaz! Bu köşeden sizlere seslenirken, mesleğimizin gereği olan bu alışkanlığımızın başka sorunlara yaklaşımda da yararlı olacağı kanısındayız. Bu nedenle kişilerle ve tek tek olgularla ilgilenmek yerine olaylara ve onlara yol açan nedenlere odaklanmayı önemseyeceğiz.
 
Bunu yaparken, daha önce de değindiğimiz gibi meslek odası olduğumuz hekimlerin yanı sıra sağlık ortamındaki insanımızın da sesi olmayı önceliğimiz sayacağız. Çünkü, çok iyi biliyoruz ki; sağlık toplumsal bir ortamdır. O ortamdaki bileşenlerden herhangi birisinin sorunu diğerlerinin de sorunu sayılmalıdır. Bugün yalnızca hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sorunu gibi görünen sayısız aksaklık çözüme kavuşturulmadığında önünde, sonunda toplumsal yansımalara yol açacaktır.Belki de bu nedenle toplumun sağlık hizmeti hakkının yanı sıra hekiminkini de yine toplumsal gerekçelerle önemseyeceğiz.
 
Diğer yandan, doğrudan sağlıkla ilgili gibi görünmese de yaşadığımız kentle ilgili sorunlar da ilgi alanımızda olacaktır. Her şeyden önce burada yaşayan bir kentli olarak! Bunun yanı sıra da kentle ilgili pek çok aksaklık ve sorunun toplum sağlığını bozma potansiyeli taşıması nedeniyle!
 
Ayrıca, okurlarla etkileşim içinde olmak istediğimizin de bilinmesini isteriz. Bu köşede yer alsın ya da almasın her konuda bize yazarak (info@izmirtabip.org.tr)  görüşlerinizi, önerilerinizi ve elbette eleştirilerinizi paylaşmanızı diliyoruz.
 
Kişisel değil de kurumsal olduğunu bir kez daha vurgulama gereği duyduğumuz bu köşenin kentimize, bölgemize ve elbette ülkemize yararlı olmasını diliyoruz.
 
Değerli okurlar,

 

İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr Suat Kaptaner, Genel Sekreteri Dr Mete Güzelant ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr Ceyhun Balcı tarafından gerçekleştirilecek yazmaya başlarken hepinize Oda adına merhaba derken, saygılarımızı sunarız!