İZMİR’DEN BİR ÇÖP TOPLAMA ÖYKÜSÜ

İZMİR’DEN BİR ÇÖP TOPLAMA ÖYKÜSÜ

 

Tarih : 06.12.2012

Yer     : İzmir, Alsancak

Saat    : 19.20

 

Akşam yoğunluğunda Gündoğdu’dan, Alsancak Orduevi’ne doğru direksiyon sallama zorunluluğuna düşerek zaten cezayı kesmişiz kendi kendimize. Önümüzde 35 ERV 78 plakalı bir çöp kamyonu. Nedense plakası beyaz zemin üzerine… Taşeron işleri anlayacağınız! Günün bu saatinde, bu trafik yoğunluğunda çöp toplatan yetkililerin kulaklarını çınlatmayı denemekle yetinelim! Çuvaldızı başkasına batırmakla kalmayalım. İğneyi de kendimize batıralım!

 

Çöp kamyonunun peşine takılıp da dakikalık yol işkenceye dönüşünce olanı biteni gözlemlemek kaçınılmaz oluyor. Bir kez çöp toplayıcılarımız son derece hünerli ve hızlı. Basketbol yetenekleri oldukça gelişmiş. Çöpleri çöp arabasının haznesine hem de uzaktan ustalıkla sokabiliyorlar. Bir de çöpler çevreye yayılmasa!

 

Alsancak İzmir’in orta yeridir. Her bakımdan seçkin bir semttir. Bu özellik her nedense insanların çöp depolama alışkanlıklarını pek de olumlu etkilemiş gibi görünmüyor. Çöp konteynırı olmayan yerlere atılmış olan ve toplanmayı bekleyen çöpler insanın içini burkuyor. Sıvı, katı ayrıştırması alışkanlığının yokluğu çöp toplama işinin halk sağlığı sorununa dönüşmesi anlamına geliyor. Yırtık torbalardan basketçi çöp emekçilerinin hünerli hareketleriyle sıvı, katı her türden çöp çevreye bir güzel yayılıyor. Çöp toplanıyor görünse de gerçek farklı! PVC borular, geriye dönüştürülebilecek gibi olan her türden ambalaj artıkları, boya tenekeleri, vb atıklar gelişi güzel şekilde çevreye yayılmış durumda.

 

Yönetenleri terziye benzetecek olursak eğer onları her koşulda eleştiriyoruz. Oysa, “terzi kötü ama, kumaş çok mu nitelikli?” sorusu da yanıtlanmayı hak etmiyor mu?

 

Kentin orta yerindeki “seçkinler” atıklarını doğru dürüst biriktirip toplayıcılara sunamıyorsa alacağımız çokça yol yok mudur?

 

Ceyhun BALCI, 06.12.2012

 

İHANET BUDUR

İHANET BUDUR

 

Fındık Türkiye’ye özgü bir değer. Dünya üretiminin % 70’den fazlası Türkiye kaynaklı! Dolayısı ile fındık Türkiye’nin önde gelen dışsatım kalemlerinden birisi. Dört milyondan fazla insana geçim kaynaklığı etmekte. Hasat döneminde ülkenin belirli yerlerinden Karadeniz’e göç hareketi olduğu da bilinen bir durum. Fındıkta bu denli başat konumda olan Türkiye’nin bu alandaki gücünü dünya pazarlarında fındık fiyatını belirlemeye yöneltemeyişi de üzücü bir başka gerçekti!

 

Fındık yalnızca lezzetli ve yararlı meyvesiyle değil; kabuğu ile yakacak olmakta, yaprakları ile gübreye dönüşmekte, yağı ile de sofralarımıza ulaşmaktadır.

 

Türkiye’nin fındık dışsatımcılığının geçmişi 600 yılı aşkın süre geriye uzanır!

 

Bu alanda öne çıkması ve belirleyici olması beklenen Türkiye’de gerçek anlamda bir utanç yaşandığını gazete haberinden anlıyoruz.

 

Sıkı durun!

 

Türkiye fındık dışalımı yapmaktadır. Niceliğinin hiç önemi yok. Birkaç ton da olsa gerçek budur. Bu inanılması güç gerçek fındık alanında etkili çevreler tarafından da doğrulanmakta. Fındık ülkesi Türkiye, ABD’den fındık dışalımı yapmış! (Aydınlık, 01.12.2012)

 

Bu inanılmaz ama bir o kadar da utanç verici gerçeğe “ihanet budur” demek aşırı bir niteleme midir?

 

Ceyhun BALCI, 03.12.2012

 

 

BAYANYANI

BAYANYANI

Bu yazıda yansıtılanlara tarafımdan tanıklık edilmiştir.

 

Bizim kuşağımızın çoğu “bayanyanı” terimiyle tanışıktır. Eskiden otobüs yolculuklarında bilet düzenlenirken tek başına yolculuk yapacak kadınların yanına mutlaka bir başka kadın yolcu yerleştirilirdi. Bu yapılamazsa koltuk boş bırakılırdı.

Otobüs yolculuklarındaki bu geleneksel uygulamaya havayolu yolculuklarında rastlanmazdı!

İstanbul-İzmir uçuşu için (01.12.2012) THY uçağındayım. İşadamı sınıfı bölümüne hiç bu kadar yakın olmamıştım. Ekonomi sınıfının en önüdeki sıradayım. Önden ikinci sıranın koridorunda oturmakta olan bir erkek yolcuya kabin görevlisi tarafından birşeyler anlatılıyor. Yerini değiştirmesi öneriliyor. Kişi karşı çıkmaksızın bu öneriyi yerine getiriyor. Söz konusu koltuğun boşaltılmasından sonra ekonomi sınıfından tesettürlü bir anne ve oğlunun boşaltılan koltuğa yerleştirildiğine biraz da şaşırarak tanıklık ettim. Söz konusu ana-oğulun bizinıs sınıfında uçma hakkı olup olmadığı başka bir tartışma konusu olabilir. Bayanyanı olgusunun THY’de de yaşama geçirilmeye başlandığının resmi midir bu olgu? Biraz daha beklersek bu merakımız da giderilecektir.

Bir saati bile bulmayan bu uçuşun sonlarında kaptanın daha başta uyardığı gibi biraz sarsıntılı, şimşekli ve gökgürültülü bir ortam vardı. Yolcuların bu ortamdan ürkmeleri ve korkmaları doğaldır. Uçaktan inerken uçuş personelinin aynı uçakla geri döneceklerini ifade ederek yolculardan kendileri için dua etmelerini istemeleri kısa zaman aralığında yaşanan ikinci şaşırtıcı olaydı.

Dünyada teker koymadık havalimanı bırakmayacağı anlaşılan THY’nin bu büyümeyi gerçekleştirirken çalışan niteliğini koruyamadığına ilişkin bir örnekti çalışanlarının korku ve ürkülerini dışavuran bu amatörlük.

Çalışanlarını teknolojik olanaklar (SMS) kullanarak işten atan THY’nin biraz da bu gibi amatörlüklere yönelmesi dileğiyle.

Ceyhun BALCI, 02.12.2012

KANNABİS DOSTLUĞU

KANNABİS DOSTLUĞU

Cannabis sativa. Türkçe adıyla Hint keneviri. Etken maddesi ise Tetrahidrokannabinol. Liflerinin çuval, halat, çanta ve ağ yapımı gibi işlerde kullanıldığı ilkokul bilgilerimizdendir. Dişi Hint kenevirinden ise esrar elde ediliyor. Atlantik’in karşı kıyısında Marihuana olarak biliniyor. Keyif veren, insanı günlük sorunlarından kurtaran etkisiyle özellikle gelişmiş ülke toplumlarının başının derdi olan uyuşturucu bağımlılığının önde gelen öznesi.

ABD’nin, kendi toplumunu bu dertten korumak adına özellikle arka bahçesi Latin Amerika’da sayısız eyleme giriştiğini işitmişizdir. ABD’de Colorado ve Washington eyaletlerinde geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen bir halkoylaması sonucunda kişisel gereksinim düzeyinde Marihuana bulundurulması ve taşınması suç olmaktan çıkartılmış. Avrupa’da, Hollanda ve Portekiz’in de benzer bir tutum içinde olduğunu biliyoruz.

Yasaklamacılığı sınırları dışına taşırmış ABD’nin kendi sınırları içinde bu gibi bir uygulamaya gitmiş olması çelişkili bir yaklaşım gibi görünmektedir.

Bu serbestleştirme yaklaşımının gerekçeleri de akla yakın ve mantıklı. Öncelikle bu konuya ilişkin statükonun iflas ettiğini öne sürenler olduğunun altı çizilmeli. Yasaklama politikasının tüketimi azaltmadığı da bir başka önemli gerçek. Serbestleştirmenin çetelerin önünü kesmede, uyuşturucu edinimi sürecindeki suç olgularını azaltmada etkili olacağı varsayımını destekleyenler hiç de az değil.

New Scientist dergisinin 17 Kasım sayısında konuyla ilgili olarak rastladığım bu konuyla ilgili bir yazı “Şimdi anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi!” dedirtecek türdendi.

Araştırmalar sonucunda esrardaki temel maddelerden olan Kannabidiol’un kanser hücrelerini yok etmede, Dravet Sendromu olarak da bilinen çocukluk çağı epilepsisini tedavide ve ağrı kesmede umutlandırıcı sonuçlar verebileceği anlaşılmış.

Hatta, bazı araştırmacılar Cannabis sativa’nın tıpta çeşitli alanlarda kullanımı açısından hazineye eşdeğer bir madde olduğunu bile öne sürmekteler.

Colorado ve Washington’daki “Kannabis dostluğu”nun bu tartışmalı bitkinin tıbbi potansiyelinin açığa çıkartılması bakımından bir ilk adım olduğunu düşünmeden edebilir misiniz?

Hele hele kimi bilimciler bu durumu “Canlı laboratuvar açılıyor!” diye nitelendirirken…

Colorado ve Washington’daki “Kannabis Dostluğu”nun, “Big Pharma” dostluğuna giden yolun ilk adımı olup olmayacağını zaman gösterecek.

Ceyhun BALCI, 23.11.2012

Experimenting with drugs in the US

THE war on drugs is far from over, but we may be seeing the beginning of the end – at least for cannabis. On 6 November, two US states voted to legalise the drug, putting it on a similar footing to alcohol and tobacco (see “Cannabis legalisation launches living laboratory“). Colorado and Washington thus became the first states anywhere in the world to legalise an illegal psychoactive substance since war was formally declared in 1971.

One of the reasons legalisation passed was the failure of the status quo. If the main aim of drug policy is to reduce consumption, prohibition has not worked. It has arguably been counterproductive, putting a lucrative trade into the hands of violent gangs, saddling millions of people with criminal records, expending vast amounts of money and distracting attention from harm reduction. This has been obvious for years, but the taboos surrounding prohibition have remained largely unbroken.

Until now. Colorado and Washington have jumped first, but similar moves are afoot elsewhere, especially in Latin America.

What happens next will exert a huge influence over international drug policy. If legalisation does what its supporters say it will – reduce consumption and policing costs while raising revenues – the prohibitionist position will be further weakened.

But it could go the other way. Prohibitionists expect marijuana use to rise, and they may be proved right. Legal drugs are consumed at vastly higher rates than illegal ones, and where marijuana possession is decriminalised – meaning the police turn a blind eye – use tends to rise.

But there is also evidence in the other direction. When Portugal decriminalised possession of all drugs in 2001, there were dire warnings of an epidemic of use. Those fears proved groundless.

The bottom line is that we don’t yet know what legalising marijuana will achieve. Supporters of a more rational, evidence-based drug policy (including this publication) have long seen legalisation as one possible alternative to prohibition. The bold experiment being undertaken by the people of Colorado and Washington will soon tell us whether we are right.

New Scientist 17 November, 2012

Cannabis legalisation launches living laboratory

The new laws in Colorado and Washington should provide a testing ground for health effects and for how people behave when drug laws are relaxed

Editorial: “Experimenting with drugs in the US

TWO states in the US are now more cannabis-friendly than many parts of Europe. Thanks to ballot initiatives passed by Colorado and Washington last week, people there now have legal access to as much recreational marijuana as they can grow, sell or smoke.

This is still illegal under US federal law, but if the states are left alone, the legalisation could launch a living experiment into how people behave when drug laws are relaxed, and into the public-health implications and the effect on the drug cartels.

“The Feds now have to decide whether to make that experiment impossible,” says Mark Kleiman, a professor of public policy at the University of California, Los Angeles.

The Obama administration has yet to give its response to the votes, but a statement from the US Drug Enforcement Agency, which treats marijuana as an illegal drug, said: “The department’s enforcement of the Controlled Substances Act remains unchanged.”

Robert Mikos of Vanderbilt Law School in Nashville, Tennessee, says that federal agencies have the authority to arrest anyone possessing marijuana, but they cannot stop the states from passing the laws, or make the states enforce federal law.

Still, the federal government could make life very difficult for the new industry, Mikos says, by seizing growers’ assets or prohibiting banks from opening accounts for people committing federal crimes. But even if the US government does crack down, Mikos says, it is not going to make much of a difference. “It will put a dent in the industry, but it will also affect the shape of it.” Small businesses will learn how to fly under the radar, he says, and state regulators will have to craft their new laws around federal law.

The biggest impact of full legalisation might be to permit research into cannabis that is currently impossible. No country has ever completely legalised marijuana. Portugal has decriminalised it and other drugs, but not legalised them. And in the Netherlands, where pot can be readily obtained in “coffee shops”, possession of small amounts of cannabis is decriminalised, and producing and selling the drug remains illegal. To understand the effect of cannabis on health, researchers need to measure individuals’ exposures to the drug over time and relate that to their health problems, says Matthew Hickman of the University of Bristol, UK. Doing such long-term studies in large groups of people is very difficult when use is illegal. “We can’t even get good self-reported use levels,” he says.

Even in the Netherlands, properly documented large-scale health studies have not been done because it is hard to convince people to reveal the kind of information needed. Under full legalisation, this should be possible. “It will be a natural experiment”, both into the impact of the policy on drug use and of drug use on users, says Christer Hyggen of Norwegian Social Research in Oslo.

Legalisation should also give researchers insight into how cannabis affects psychological problems, including settling the debate on whether it causes psychosis. Another big question is its impact on alcohol and tobacco use. People who use marijuana are more likely to drink alcohol than non-users, but researchers are not sure whether the two forms of intoxication reinforce one another or substitute for one another. If it is the latter, then legalising marijuana might be the best thing a state can do: alcohol generates a lot more social harm, says Jonathan Caulkins of Carnegie Mellon University in Pittsburgh, Pennsylvania.

David Nutt of Imperial College London, former head of the UK government’s Advisory Council on the Misuse of Drugs, points out that “alcohol-related traffic deaths in Colorado fell 14 per cent after they legalised medical marijuana”.

That is one of the few effects of medical marijuana that has been measured. Cannabis for medicinal use is legal in 18 US states, and the legal dispensaries have data on its effects – but no one is using the data. “People at the National Institutes of Health would like to assess the therapeutic benefits, but under US law they aren’t allowed to,” says Nutt. Research by the US National Institute on Drug Abuse, says a spokesperson, only “focuses on the negative aspects of drugs”.

The legal limbo between federal and state governments won’t be sustainable for much longer, many people feel. “Obama’s got a tough decision on his hands,” says Caulkins. Several medical dispensaries in California that allegedly sold to anyone were shut down earlier this year, but “for every one they close down, another pops up”, says Mikos.

Obama also faces international pressure to make a decision. Mexico’s incoming president, Enrique Peña Nieto, has said his top priority is to decrease drug violence rather than to clamp down on drugs. If people in the US start buying American-grown marijuana, it could deal a significant blow to Mexico’s violent drug cartels. Research from the RAND Drug Policy Research Center in Santa Monica, California, estimates that marijuana trafficking accounts for about 20 per cent of the cartels’ income: about $6 billion to $8 billion. Another study published in October by the Mexican Institute for Competitiveness estimated that legalisation in Washington alone would subtract $1.4 billion from the cartels’ profits, but it is unclear whether this would reduce the violence. In response to the states’ laws, Luis Videgaray Caso, head of Peña Nieto’s transition team, said he was not sure whether Mexico could continue to enforce marijuana laws in the current confusing legal state.

“This is a watershed moment,” says Caulkins. “If this goes well over the next few years, the weight of public opinion could change quickly.” Mikos agrees, and says that if those states generate a lot of money from tax revenues, their neighbours may adopt similar measures. If so, “these laws could fundamentally change America’s relationship with marijuana”.

A pharmaceutical treasure trove

The legalisation of cannabis in the US states of Washington and Colorado might improve our patchy understanding of the health effects of cannabis, but what about lab experiments on the drug itself?

We already know that a compound called cannabidiol (CBD) shows particular promise. It seems to kill cancer cells (Breast Cancer Research and Treatmentdoi.org/bwm7k8), and is being tested inpreclinical trials for a childhood epilepsy disorder known as Dravet syndrome.

Marijuana can also contain varying amounts of tetrahydrocannabinol (THC), the mood-altering ingredient, and more than 100 other cannabinoids. Many of these have not yet been tested for their pharmacological effects. “It’s a treasure trove,” says Jon Page of the University of Saskatchewan in Saskatoon, Canada, who was part of a team that published a draft genome sequence of Cannabis sativa last year (Genome Biologydoi.org/cc8xts). Further research, both on cannabinoid pharmacology and on the genomics of cannabis, “could help unlock the medical potential of this controversial plant”, he says.

What’s more, anecdotal evidence from the medical marijuana industry suggests that plants with different amounts of these components are useful for different conditions. High levels of THC are good for relieving pain, for instance. Research on cannabis with different ratios of these chemicals could put this on a stronger scientific footing, says Page.

It might be possible to study cannabinoids, for instance, to learn how they exert their effects, he says, but getting funding to show the medical benefit of the different types in people is likely to be very difficult, wherever you are based. “The controlled-substances laws make it difficult to get approval to work on the plant,” Page says.Sara Reardon

New Scientist, 17 November, 2012

 

İZMİR’DE ATATÜRK, TUNCELİ’DE SEYİT RIZA!

İZMİR’DE ATATÜRK, TUNCELİ’DE SEYİT RIZA!

Türkiye Cumhuriyeti yıkılırken ana muhalefet partisindeki Seyit Rıza tartışmasına ne dersiniz? Fatih İstanbul kapılarını zorlarken meleklerin cinsiyetini tartışan din adamlarına benzemiyorlar mı? Bölücülükte birleşenlere katılım çabası da saymalı mı? Cumhuriyet’e ve kazanımlarına saldıranlara eklemlenen bir CHP! Cumhuriyet’i ve altı oku kim savunacak?

Biraz akıl, biraz da sağduyu diyecektim ama vazgeçtim! Bu çağrılar geçmişte çokça yinelendi! Bu kez biraz namus diyelim!

Seyit Rıza! Özerk davranmaya alışmış, kendi etki alanının derebeyi olmuş bir kişilik. Kula kulluk sürecinin tek etkili ve yetkilisi! Altı ok partisindeki bir şaşkın onu sahiplenme hevesinde. Neyse ki aklını peynir ekmekle yememiş olanlar sayıca fazla! Parti içinde geçit vermiyorlar bu derebeyi destekçisine! Böyle bir şeyin tartışma konusu olması bile fazlasıyla ürkü ve kaygı verici.

Dünyanın hiçbir yerinde devrimler kendileri için tehdit oluşturan yapılanmalara hoşgörülü davranmıyorlar. Bu durumun tek ayrıcalığı son yılların Türkiyesi olsa gerek!

Altı ok partisinin genel başkanı da esip yağıyor! Partiyi başkalarının yönetmesine izin veremezmiş. Cumhuriyet’i kuran partiyi, Cumhuriyet yıkıcılığına sürükleme ayıbını göz ardı ediyor.

Biraz namuslu ve ilkeliyseniz eğer eşyanın tabiatına aykırı bu durumu sürdürmekten vazgeçersiniz! Ne dünya, da ne de Türkiye’de çağdışı anlayışı benimsemenin yasaklanması söz konusu değil. Bu kervana sizin de katılmanızda hiç olmazsa sizin açınızdan sakınca olmayabilir.

İlkeleri, programı ve hedefleri sizin Seyit Rıza aşkınıza uygun yepyeni bir parti kurup farklı bir sayfa açabilirsiniz. Böylelikle, ilmek ilmek örerek, dişinizle, tırnağınızla partinizi ve oylarınızı büyütebilirsiniz.

Elbette yüreğiniz yeterse!

Her şeyi hazır, oy verecek yurttaşları da hep var olan bir partiyi kendi çağdışı anlayışınıza alet etmek uyanıklığını da nereden çıkardınız?

İzmir’de Türk Bayrağı ve Atatürk çevresinde birleşip Tunceli’de Seyit Rıza’ya selam durmak da neyin nesidir?

Karakolda doğru söyleyip, mahkemede şaşanlardan mısınız?

Bu durumu açıklamanızı isteyebilir miyiz?

Ceyhun BALCI, 22.11.2012

Not : Fotoğrafta Atatürk’e eşlik eden Tuncelili Diyap Ağa’dır. Milli Mücadele’den başlayarak namuslu davranmış ve doğru yerde durmuştur. Bugün onun adını anan olmayışı ilginç değil midir?

KUTSAL MEKKE’DE SARIŞIN FIRTINA

 

 

FİLİSTİN’DE DEHŞET, KUTSAL MEKKE’DE SARI(ŞIN) FIRTINA!

 

Yazının başlığına anlam veremeyenler biraz sabırlı olsun!

 

Bundan önce kim bilir kaç kez gösterime giren filmin yeni sürümü bir kez daha gösterimde. Yedi buçuk milyonluk İsrail 300 milyonluk Arap kalabalığı karşısında. Mazlum edebiyatının bini bir para. Araplar bu kez farklıymış. İsrail ayağını denk almalıymış. Filistin artık gelişmiş silahlara sahipmiş! Gerçekten de zavallı sıfatını hak eden bu kalabalıkların silahları kadar akıllarını da kullanacakları günü görebilecek miyiz? Monarşilerini ya da diktatörlüklerini korumak için emperyalizmle dans edenlerin aynı emperyalizmden Filistin’i koruması bekleniyor. Ortadoğuda akıl süresiz izinde! Parayla her şeyi satın almaya alışmış olanlar topraklarını savunmanın para karşılığı söz konusu olamayacağını bir türlü öğrenemiyorlar.

 

Üçyüz milyonluk niteliksiz çoğunluğun neden bu halde olduğunu anlatan bir başka olaya dönelim.

 

“Paris Hilton kutsal Mekke’de fırtına estiriyor!” http://edition.cnn.com/2012/11/20/world/meast/paris-hilton-store-mecca/index.html?hpt=hp_c4

 

Vahşi Batı’nın sosyetik çılgınının Mekke’de çantacı mağazası açtığını öğreniyoruz haberden. Ecyad Kalesi’ni yıktırıp Kabe manzaralı lüks otel diktiren kafanın olduğu yere çantacı açılmış! Çok mu?

 

Suudi Arabistan’da kadın motorlu taşıtın sürücü koltuğuna oturamaz. Kara çarşafla dışarı çıkabilse de dünyaya çıplak gözle bakamaz! Toplamda yarım insan bile etmez erkek karşısında. Siz hiç çarşaflı bir kadının lokantada yemek yeme çabasına tanık oldunuz mu? Saraybosna’da otelin lokantasında görmüştüm. Çarşaflı ve peçeli kadının bir lokma yemeği ağzına sokabilmek için gösterdiği çaba ilginç ve bir o kadar da utanç vericiydi.

 

Toplumdan kopartılmış, insanlığı tartışmalı kadınlar, Paris Hilton’un çantacısından son moda binlerce dolarlık çantalara sahip olabilecekler. Şaka gibi mi diyelim? Yoksa çekilen bunca eziyet karşılığında teselli ikramiyesi mi?

 

Akıldan bu denli kopmuş kalabalıklar değil 300 milyon 1.300 milyon olsa ne yazar? Üçyüz milyon akıl bir araya gelip, aklını değilse bile elinin altındaki petrol musluğunu kapatmayı düşünemedikçe 7.5 milyonluk İsrail’e düşen rol bu güruha dayak atmayı sürdürmek olmayacak mıdır?

 

Ceyhun BALCI, 20.11.2012

AÇLIK GREVİNİN ARDINDAN

YENİ BİR SAYFA

Açlık Grevi çevresinde dönen dolapları tanımlamak için daha birkaç gün önce “Koçbaşları” deme gereği duymuştum. https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2012/11/15/kocbaslari/

Açlık Grevi gerçekten de bir kayıkçı kavgasıymış. Sürecin kendi iradelerinin dışında gelişeceği kaygısı birilerine açlık grevi oyunu oynama görevini yüklemişti. Başarılı da oldukları ortada. Öcalan’ı sürece ortak etmek ve var idiyse onun üzerindeki tecridi sonlandırma hedefine varıldı. Öcalan’ın sürece egemenliği perçinlendi. Açlık grevinin sonlan(dırıl)ması siyasi otoriteye de puan kazandırdı. Onlar da kazandığına göre yola devam edilmeli!

Bugünkü Milliyet’te yayımlanan bir yazı olayı özetlemiş görünüyor. http://siyaset.milliyet.com.tr/-hukumete-destek-ve-moral-verecegiz-/siyaset/siyasetyazardetay/19.11.2012/1629129/default.htm

Taraflar süreç üzerindeki güç denemesini kendi açılarından başarıyla tamamladıklarına göre yola işbirliğiyle devam etmenin sırasıdır. Utangaç ve kaçamak tavırlara yer yoktur bu stratejik ortaklıkta.

Anadilde savunma ve Apo üzerindeki tecridin kaldırılması hedefleri tamamdır. Yaşama geçirilebilir olsa Anadilde Eğitim de çoktan kotarılırdı. Orta ya da lisede coğrafya dersini Kürtçe analatacak denli hem dile hem de dala egemen insan kaynağına sahip olsalar bunu da yarına bırakmazlardı. Akıl tutulamasının tavana vurduğu günümüzde Kürtçe yüksek öğrenim görüp iş sahibi olacak bir gencimizin nerede ve nasıl iş sahibi olacağı sorusu sorulmadığı için budalalığın sürdürülmesinde hiç ama hiç sakınca yoktur.

BDP eşbaşkanı Demirtaş’ın ortaya çıkan durumda kimin kazandığının ne önemi var, bundan böyle bu konuda hükümetin var gücümüzle yanındayız demesi yeni bir sayfanın açılmış olduğunu fazlasıyla doğrulamış olmuyor mu?

Ülkeyi her türlü iç ve dış tehditten korumakla ödevli TSK yeryüzünde eşi benzeri bulunmayan bir uygulamayla eşkıyayla savaşmak için sivil iradenin iznini beklerken; eşkıyanın validen izin almak gibi bir lüksü yoktur. Böylesine asimetrik bir kurguyla karşı karşıya olan TSK evlatlarının her gün üçer beşer toprağa düşüşünü umarsızlıkla izlemek zorunda kalırken; bölme-parçalama cephesindeki biçimsel çatışma da yerini tarihsel işbirliğine bırakmış olmaktadır.

Bundan böyle bu sürecin baş döndürücü bir hızla yol alması hiç kimseyi şaşırtmamalı! Elbette halk izin verirse!

“Anadolu başka yerlerde inanılmaz olanların sıradanlaştığı bir coğrafyadır!” sözü akıldan çıkartılmamalı…

Ceyhun BALCI, 19.11.2012